BAŞLARKEN
Benim strateji ile karşılaşmam Harp Akademisi yıllarına dayanmaktadır. Clausewitz’in, Mahan’ın çağımıza kadar gelen stratejik düşünceleri ile tanışınca insanların gücü tarif eden yönelişlere strateji dediklerini anlamıştım. Yani önce bir güç oluşturuyorsun sonra bu güce dayalı yönelişleri kontrol ediyorsun. Daha sonra Silahlı Kuvvetler Akademisinde okuyordum. Komutanımız Korgeneral çok değerli ve çalışkan biriydi. Bize strateji yazdırmaya çalışırdı. Yani hedef koyduğunuz bir oluşu başarmanın reçetesi. Ben bunu da öğrenince gerçekte yaşamın stratejik bir yöneliş olduğu bilincine vardım. Her kesin bir stratejisi olmalıydı. Devletin de, kurumlarında ve bunlar bir mantık bütünlüğünde doğru doktrine edilmeliydi. 1992-1995 yılları arasında Deniz Harp Okulunda çalışırken eğitim sisteminin bir stratejik çözümleme olduğunu düşündüm. Sahip olduğumuz imkanları en etkili şekilde kullanan bir işletme sistemine dönüştürmeye çalışmıştım.
Ben içimde insanlığın garip düzenini anlaşılır ve yaşamaya değer bir ortama dönüştürme isteğini taşıyordum Bir gece Deniz Harp Okulunda çalışırken düşündüm; kendimi yetiştirmek için bunca yıl uğraş vermiştim. Allahım dedim bana niye fırsat vermiyorsun, bende bir Atatürk veya Hazreti Muhammet olmayı başarabilirdim.
1995 yılının başında emekli olmayı düşünüyordum lisan sınavına enteresan bir şekilde girdim. 1995 yılı Ağustos ayında Naval War College’de buluverdim kendimi. Hedefim dünya evrensel değerlerinde stratejik düşünceyi yakalamaktı. Burada kendimi Kuran’ın doğruluğu esasına dayalı bir yönelişle ortaya koydum. Dört ay sonra benim Kuran ve Kutsal kitap dışında üçüncü kitabı yazacağımı söyledim. Hedefim büyüktü ve dünya konjonktüründe gelişen olaylar bana dünyayı tek başıma değiştirebileceğim düşüncesini veriyordu. ABD liderdi ve Kuran’a inanmıyordu. İşte çocukluğumdan beri üzerimde taşıdığım Kuran’ın doğru ancak bugün için yetersiz kaldığı inancıyla rolümü dikkatle oynamaya başladım.
Benim için ismimin Saddam’a benzediği görüşünü söylediler. Bende neden SATAN olmasın dedim, nereden bileceklerdi. Bir insanın dünyayı değiştirebileceğini söyleyince dikkatler daha çok üzerimde toplandı. Evet bende üstün bir şeyler vardı ama hiç fırsat bulup kendimi pazarlayamamıştım. Medeniyetler Çatışması yönelişini tek başıma protesto ettim ve Türkiye’ye döndüm. Türkiye’ye dönünce başlangıçta benim için her şey bitmişti. Ama ben gösterdikleri tarihte yeni dünya düzeni kurulmayınca nedeninin ben olduğumu anladım. Beynimi zorlayınca görevimi ve kudretimi görme fırsatı buldum. Evet bir yıl önceki serzenişime tanrı cevap vermişti. Dünyada hiçbir insanın beceremeyeceği hatta düşünemeyeceği bir görevim vardı. Cenneti kurmak. Kuralları çok net şekilde koydum. Kendimi çalıştıracak ve motive edecek unsurları belirledim. Aradan geçen 10 yıl içinde hedefimin başlangıç noktasını belirleyen gelişmeyi sağladım. İşte bu yazdıklarımın verdiği tecrübe ile dünya insanlığının aslında stratejik bir bileşke üzerinde Allahın yönetim takdirine dayalı bir biçimde gelecek çağa yöneleceğini anladım. Bu düşünceden hareketle düşünebilen bir varlık olarak insanın yaradılışının gerçekte bir stratejist olduğunu sizlere göstermeye çalışacağım.
Zaman ve gelecek insanın hayatıdır. Zamanı yönetmek yaşamın ahengini belirler. Bunlar doğruysa benim tezimde yani her insanın stratejist olması gereği de doğrudur. Ve mutluluk bir anlamda tasarlanan mutluluğu yaşayarak öğrenilir. Biz her hayatımızda yeni yeni şeyler öğrenmek için yaşamaktayız. İşte stratejimizi doğru hedeflerle donatabilirsek o zaman en olgun mutluluğa ulaşma şansımız olacaktır. Biliyoruz ki cennet insan için ulaşılabilecek en kıymetli hayattır. O zaman biz cenneti özlediğimiz ve becerebileceğimiz en ince detaylarda düşünerek yaratacak ve yaşatacağız.
1. STRATEJİK DÜŞÜNCE YAPISI :
İnsan dimağı zaman boyutunu düşünülebilir yapmıştır. Aslında eğitim ve düşünme kabiliyeti doğayı ve toplumun doğasını algılamamıza yardım etmektedir. Demek ki insan ürettiği bilgiler ve edindiği tecrübeler paralelinde geleceği kontrol edebilmektedir. Ben Zaman Serilerinin Analizi isimli bir ders almıştım. Bu dersi zamanı sistematik olarak toplum doğası üzerinde analiz edebilme yeteneği kazanmayı isteyerek özenle ve zevkle öğrendim. Daha sonra kitabını tercüme ettim. Böylece bilimin zamana bakış perspektifini yakalamayı düşünmüştüm. Her insanın hayata bakış yaklaşımının bu olması gerektiğini düşünüyorum. Daha sonra Harp Akademilerinde strateji öğrenmeye başladığımda zamanla stratejinin ilişkisini daha iyi görme fırsatım oldu. Einstein zamanın dördüncü boyut olduğunu söylemesiyle açıklanan iletişim formasyonu insan beyninde şekillenen gelecek ile beşinci boyutu strateji yapmaktadır. Bu boyut insana özgü ve insan için geçerlilik gösteren bir özellik taşımaktadır. Doğrusunu da Allahın insanı kainatı ehlileştiren varlık olarak yaratılmasına dayanmasından ortaya çıkmaktadır.
O zaman strateji geleceğe yöneliş olmaktadır. Bunun ana etki eden mekanizması geçmişte oluşturduğumuz kabiliyetlere dayanmaktadır. Geleceğe yöneliş bir hedef doğrultusunda olmalıdır. Bu hedefin doğru seçilmesi ve yönelişin doğru yapılması insan bilinciyle olur. Bu husus bir anlamda insan liderliğidir. İnsanı bağımsız ve özgür yaşatan tanrı sosyalizasyon yapısı içinde hayatı sahip olunanlarla geleceğe yöneliş olarak bize yaşatmaktadır.
Mahan’ın stratejik görüşü ABD’yi bir dünya imparatorluğuna götürmüştür. Kısacası geçiş ve düğüm noktalarına hükmeden denizlere hükmeder, denizlere hükmeden dünyaya hükmeder. Bu görüş ve anlayış Amerika’yı dünya tarihinin görmediği güç ve ihtişamda bir donanma kurdurmuştur. Hava unsurlarıyla da desteklenen bu güç dünya milletlerinin topyekun hareketine bile cevap verebilecek bir mahiyettedir. Böyle bir oluşum ABD’ye dünyaya sahip olma sorumluluğu yüklemiştir. Ekonomik ve teknolojik güçlerin organizasyonunu yapma yeteneği yaratmıştır.
Demek ki strateji bir oluşum görüşüdür. Her özel ve tüzel kişiliğin kendine özgü bir stratejisi olmalıdır. Bu yaklaşımla hayat mücadeleye dönüşecek ve mücadele hayatı renklendirecektir. Bugün artık ekmek savaşları dönemi bitmelidir. Mücadele üstünlük-güzellik mücadelesi olmalıdır. Böylece insan rekabet ortamında sürekli araştıran ve gelişen varlık niteliği kazanacaktır. İlk çağlar Allahın bereketinde yaşanıyordu, yakın çağ bize insanın ekonomi yarattığını gösterdi. Altın Çağ ise sosyo-ekonomik disiplin içinde üretkenlik becerisi vermelidir. Bu üretkenlik hem bedensel hem de zihinsel olmalıdır. Bunları organize edip düzene koymak ve böylece insanı mutluluk arayan ve bulan varlık haline getirmek uğraşımız olmalıdır.
Ben bir Mahan değilim, ben hayatı sizlere öğretmeyi kendine amaç edinmiş biriyim. Benim yazdıklarım benim dünyamın dışa yansımasıdır. Tabii bende kendimi göstermeyi istiyorum ama bunu anlaşılır ve beğenilir oluşum içinde becermeye çalışıyorum.
a. Tarihsel Veriler :
Strateji tarihsel her oluşumun içinde vardır. Strateji mevcut imkanları harmonize ederek geleceğe taşır. Toplumsal durumları kanalize eden dönem Yakın Çağ ile başlamıştır. Bunun öncesinde oluşumlar seyrek ve lidere dayalı gerçekleşmiştir. İngiltere 16 yy da halkı etkileyecek “demokratikleşme” kapsamında hareketlere başlamamış olsaydı, ne sanayi devrimini gerçekleştirebilir nede üzerinde güneş batmayan imparatorluğu kurabilirdi. 20 yy ABD öncülüğünde yaşanan bir stratejik oluşumu yaşamış ve 21 yy da da benzer oluşumlar hareketlilik kazanmaktadır.
19 yy da Avrupa’daki savaşların temel stratejik oluşumu halkı modernleştirmeyi başarmıştır. Demek ki bugün kalkınmış ve halklarını çağdaş medeniyete ulaştırmış devletler halklarını iyileştirmeyi hedef alan stratejiler uyguladılar. Türkiye’nin kuruluşunda stratejik yaklaşım Yakın Çağ standartlarında bir devlet kurmaktı. Aradan geçen 85 yılda önümüzdeki 20 yıl içinde Avrupa standartlarında bir devleti oluşturacağımız konuşulur duruma gelmiştir.
Demek ki halkların stratejileri evrimsel gelişime uygun tarzda olmalıdır. Suudi Arabistan İslam oluşumunun merkezi olmasına rağmen dünya çağdaşlığından nasibini alamadığı için halkını geliştiren politikalar üretememektedir. Kuran-ı Kerim bir anlamda her şey olarak görüldüğünde insana hiçbir şey kalmamaktadır. İslam ülkelerinin strateji geliştirememesinin ana nedeni budur. Halbuki dünya Kuran-ı Kerimden nasibini almış ve onun çok daha ilerisinde kavramlar içinde çalışan toplumlar yaratmıştır. Bu gerçeği Atatürk görmüş ve Yakın Çağ oluşumunda bir devleti kurabilmiştir. Diğer İslam ülkelerinin bunu görebilmesi daha uzun zaman alacağa benzemektedir.
İnsanında kapitalist sistem içinde yaşam sürecine sıkıştırdığı stratejileri vardır. Eğitimin yaygın olmadığı dönemlerde insanlar doğuştan gelen vasıflarına dayalı olarak özellik taşımaktaydılar. Yakın Çağın insanı eğitilerek dünyaya katkı sağlayabilir nitelik kazanarak yaşamaktadır. O zaman benim inancım odur ki kendini tanıyan insan toplum içindeki yerini yaratabilmek için kendine takip edeceği bir yol çizecektir. Bu yol hiçbir şekilde yamanma ve sığınma olmamalıdır. İşte devlet organizasyonunun temel sosyal devlet anlayışı bunu sağlamak olmalıdır. Eğer bunu devlet sağlayamıyorsa o zaman her şey ilkel ve çağdışı demektir.
Modern toplum yaratma tecrübesi aslında İngilizlerde mevcuttur. Benim düşünceme göre seçilecek özelliklerdeki insanlar hareket planlaması bilinciyle halkı etkileyecek duruma getirilmelidir. Böylece halk kendine gösterilen disiplini daha çabuk ve kolay benimseyecektir. Bugün teknoloji bir toplumu ekonomik ve kültürel olarak 5 yılda farklı bir toplum haline getirebilir özellikler kazanmıştır. İnsan öncelikle kolay olanlara yönelir. Doğrular her ne kadar açık olursa olsun en basiti ile hayata sunulmalıdır.
Osmanlı İmparatorluğu Yeni Çağ düzenini dikte ettirdiğinde büyük güç oluşmuştu. Bu gücün stratejik temeli Tımarlı Sipahilerdi. Gerektiği zaman 100000 kişiden oluşan eğitimli bir ordu oluşturmak esasına dayanan güç gösterisi Avrupa’yı zor durumda bırakmıştı. Nitekim Avrupa aydınlanma hareketiyle 200 yıl sonra sanayi devrimini yakalamış ve ulus devlet modeliyle Yakın Çağı dünyaya uygulatmıştı. Bizim hareketimizin temeli yine ulus devlet olmakla beraber plural ekonomik merkezler ve global yönetim öngörmektedir. Nitekim 1946 da kurulan Birleşmiş Milletler teşkilatı global yönetim yaklaşımının alıştırma dönemini başarmıştı. Bugün iletişim teknolojileri ile daha detaylı ve merkeziyetçi bir global yönetim bilinci yaratılabilir ve ulus olarak demokrasiyi öngören sistematik bir disiplini yaratabiliriz. Geri kalmış ülkelerin geliştirilmesi ve organizasyonu 20 yıl içinde tüm etkinliği ile realize edilebilecek bir durumdur. Madem ki tüm insanlık olarak dünyayı değiştireceğiz o halde kendimizi yapacaklarımıza konsantre etmemiz gerekir.
b. Bugünü İrdeleme ve İhtiyaçlar :
İlk Çağlarda toplumlar tarım ekonomisi girdileri ile yaşadılar. Bu nedenle ekonomi ve siyasi yaşam üretim mekanizmalarının kısıtlılığı ile sınırlıydı. Sanayi devrimi sonrası gelişen şartlar toplumları ihtiyaçlar bazında üretken yapılaşma içine itmiştir. Hem devlet hem kurumlar hem de birey strateji bilmek zorunda yaşamaktadır. Gelecek daha da fazla stratejik düşünce sistemini geliştirecektir. Mutluluk tasarımı da stratejik bir olaydır.
Devletler gerek iç uygulamalarda gerekse dış politikada menfaatleri geliştirici üretkenliği arttırıcı ve nihayet rasyonel örgütlenme gereklerine uygun olarak çalışmak durumundadır. Zaman, mekan ve teknoloji eğitim becerileriyle yoğrulduğunda üretken ve saygın devleti ortaya koymaktadır. Kitleleri çağın gereği örgütlenme yapılarına yöneltmek eğitsel gereklilikleri karşılamak ve organizasyon deneyim ve gereklerini geliştirmek kolay işler değildir. Bu nedenle devlet yönetsel kabiliyetini gelecek için stratejik yaklaşımlarla geliştirmeyi sürdürmelidir. Bir yanda konjonktürel değişim ve fırsatlar değerlendirilirken bir yandan da kendine özgü üretkenlikleri yönetmek kapsamlı zaman kullanımı ve irade üstünlüğü gerektirir. Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde insanları üretken kılmak oldukça güç bir işlemdir. Nitekim Avrupa Birliği maskesi altında reformlar ve değişimler süratle uygulanabilir duruma getirilmiştir. Gerçek şudur ki Türkiye’de çok az insan uygulanan konjonktürel rehabilitasyonun farkındadır. Bilgi toplumu gereklerini anlayabilen çok az insan vardır veya yoktur. Koca koca adamların boş boş konuştuklarına bakılırsa kimsenin umurunda değildir. Türk toplumunun nasıl olmuşta bir Atatürk yetiştirmiş olduğunu anlayabilmek oldukça zordur. Demek ki Allah Türkü korumaktadır.
Kurumların teknolojik ve işletme becerilerinde ki gelişmeleri takip yeteneği kazanması bile ne kadar önemli bir konudur. Türkiye’de iktidar kisvesi altında yönetsel bir yenileme mekaniği vardır. Bu hem iyi hem de kötüdür. Kurumsal kültürlerini 85 yılda birikime tabi tutamamış insanların geleceği yönetmeleri kolay bir olay olamaz. Kurumların verimliliği ve üretkenlik ölçüleri gerçekte çok anlamlı olmalıdır. Bunları yönetebilmek ancak belli vizyona giden stratejileri belirlemekle mümkün olabilir.
Bireylere gelince; ataerkil aile disiplini dağılmış bireye dayalı çekirdek aile oluşumuna geçilmiştir. Çekirdek aileyi geleceği gören ve yönelen birimler haline getirmek önemlidir. Orta vadede bireysel mutlulukları teşvik eden hayat modelleri ortaya çıkacak ve bireyin stratejisi daha anlamlı hale gelecektir. Hayatı bir yönetim becerisi yapacak olan insanlık böylece geleceğini düşünerek yaşayacaktır. Bugün hala heyecansız bir monotonlukla sürdürülen ömür boyu sistemi hayat evreleri bakımından renkli şekillere bürünecektir. O zaman stratejik birliktelikler ve zevkli hayatlar yaşamak becerisi aranılır olacaktır.
c. Geleceğin Analizi :
Zaman serilerinin analizi tekniklerine göre geçmiş gelecek hakkında belli olasılıklarla bize bilgi verebilmektedir. Geçmiş geleceğe ulaşımında bir trent olayı var. En etkili beklentiyi bulmak bu trent ile mümkün oluyor. Bir diğer etki mevsimsel etki. Bu da bize zamanın belli yerleri hakkında kanaat oluşturuyor. Bu durumda akıllı bir insan gelecek hakkında bilgi üretebilir durumdadır.
Bir kurumun veya devletin ya da bireyin disiplinli hayat akışı içinde gelecekle ilgili mutlaka beklentileri olmalıdır. Bu konu üzerinde çalışılmalı ve gelecek anlaşılır hale getirilmelidir. Bugünün havasına bakarak yarının hava durumu hakkında %50 doğrulukta karar verebiliriz. Risklerin ve olasılıkların insan hayatına gelecekte önemli ölçülerde yansıyacağını düşünüyorum. Böylece lise seviyesinde matematik uygulanabilir bir toplumsal iletişime ulaşılacaktır. Böyle olursa hayat daha renkli ve daha güzel olabilir.
Teknolojik beklentiler gibi devletin konjonktürel beklentileri de olmalıdır. Beklenen fırsatlar üzerinde çalışılmalıdır. Müteşebbis ama belirgin yaşam anlayış ve yaklaşımı hedefimiz olmalıdır. Hayatı olasılıklarla belirginleştirmek kaderi okumak demek değildir. Normal gelişim şartlarına göre yarından insanın beklentisinin olması gayet doğaldır. Böylelikle iyimser olgulara dayalı düşünce sistemi gelişecek ve insanlar beklentileri bazında geleceğe kavuşacaklardır.
Hayatı rasyonel ama girişimci görmek ve gayreti zenginliğe dönüştürmek geçerliliğini hep koruyacaktır. Allahın zengini de bilginliği de kontrol ettiği doğrudur, ama o kontrolün belirginliği hak etmeye dayanmaktadır. O zaman geleceği hak etme perspektifinde planlamak ve yaşamak son derece olağandır. Gelişmiş ülkelerin birey bazındaki tecrübelerini dünya insanıyla paylaşması çok süratli bir deneyim dağılımı sağlayabilir. Madem ki kardeşlik bazında bir yaşantıyı öngörüyoruz o halde birbirimize katkımız olmalı.
d. Vizyon Tespiti ve Gerçekler :
Strateji çalışması ile vizyon arasında önemli bir ilişki vardır. Strateji gidilecek hedef ister, bu da vizyondur. Vizyon gelecekteki durum, görünüş olarak açıklanabilir. Hayatı bir zaman bölümü olarak düşünürsek strateji bu hayatın yolu, vizyonda sonu olarak ele alınabilir. Vizyon daha çok nitelik açısından özellikle belirlenir. Çağdaş kurumlar geleceği genellikle etkinlik ölçüsünün belirlendiği bir ölçü ile ifade edeceklerdir. Türkiye’nin vizyonu önümüzdeki 5 yılda 10000 dolarlık kişi başına düşen milli gelirdir. Nitekim AKP bu nedenle 2 kişiden birinin oyunu alabilmiştir. Diğer partiler hiçbir ölçü veremedikleri için yerlerinde saymışlardır.
Deniz Kuvvetleri için stratejik vizyon otuz yıl içinde kendi firkateynini kendi yapar duruma gelmek olabilir. Türkiye’de hemen hemen hiçbir kurumun vizyonu yoktur. Böyle olunca da inkişaf olmamaktadır. Mesela ABD 500 gemi vizyonuyla aynı etkinliği daha az gemi ile yapma vizyonu yaratmıştır. İşte vizyon böyle olur.
Gerçeklere gelince; bunlar teknoloji ve verimlilik ölçeğinde görünen geleceği belirleme ihtiyacını gösterir. Teknolojideki sürekli gelişme hayatı etkilemeye devam edecektir. Bunu hayatımızın bir parçası haline getirebilmek ayrı bir önem taşır. Bugün dünya geri kalmış ülkelere de gereken önemi göstermektedir. Dünya az gelişmiş ülkeler kalkınma hızı %8.5 lara ulaşmıştır. Bu gösteriyor ki dünya emin ellerdedir ve yakında dünya cenneti kurma yolunda yeni stratejiler ortaya koyacaktır. Benim vizyonum da cennet olunca tasarımımım mana ifade eder durum kazandı. Yazdıklarımın birçok örneği bugüne ait ama 100 yıl sonrasının resmini belirlemeyi hedefliyor. Bugün örnekli açıklamalar bize çıkış noktamız hakkında bilgi vermektedir. İnsanlık yarın bugünlerin ilkelliğini unutmuş olacaktır. Nasıl ilk çağı yazmıyorsak bizde Altın Çağ birikimini Yakın Çağdan almaktayız.
e. Stratejik Plan :
Bir birimin vizyonu bir ölçüyken stratejik planını vizyona ilişkin konsept belirler. Konsept gelecekteki işletme tasarımıdır. Bu deniz kuvveti ise harekat konsepti olur, tarım ve köy işleri bakanlığı ise tarım alanındaki üretim planlama konsepti olur. Kısaca konsept bir oluşumun işletim tasarımı olarak hazırlanacaktır. Stratejik plan ise tasarlanan konsept üzerinden ihtiyaçların belli bir zaman içinde karşılanması ve aktif hale getirilmesi işlemini kapsar. Demek ki stratejik plan; sipariş, ödeme planı, tedarik, işletime alım, eğitim ihtiyaçları, personel ihtiyaçları gibi konuyla ilgili her işleme açıklama getirmelidir. Proje adını alacak bu konu çok önemlidir, planlaması gibi, fizibilitesi, uygulama sorumlulukları, yönetimi hep ayrı özellik taşıyan hususlardır.
Ben Deniz Kuvvetleri stratejik hedef planı isimli dokümanı 27 yaşımda gördüm ve çalışmalarına destek verdim. Daha sonra ABD’de aynı çalışma planı üzerine ders aldım. Aynı şekilde uygulanan strateji çalışmalarını şimdi tüm insanlığın kullanımına özetliyorum. Çalışanlarına da bu benim yazdığım açıklıkta anlatırsanız kendileri öncekini kopyalama yerine anlayarak kendi bilinciyle sisteme katkı sağlayabilir.
Stratejik plan tabii ki insan hayatı içinde geçerli olabilecek bir çalışmadır. Ancak daha çok varlıklı ailelerin bu imkanı olabilecektir. Gelecekte bireysel projeler ekonomik olarak destek bulabildiği takdirde eminim IQ su 120’nin üzerindeki herkes kendisi için stratejik plan yapabilecektir. Müteşebbis kişiler de bir anlamda kafalarında stratejik plan yapmaktadırlar. AB içine girilme kriterlerinde projeler bu kapsamda yazılı hale geldiğinde o zaman insanlar konsept ve stratejik plan kavramlarıyla daha yakından ilgileneceklerdir.
2. BİREYİN STRATEJİK YAKLAŞIMI :
Dünya son yüzyıl içinde çok büyük değişim yaratmıştır. Bilim pek çok alanda hayatı büyük ölçüde etkilemiştir. Son yirmi yıl içindeki yenilikler baş döndürücü boyutlardadır. Dolayısıyla eğitim bilinci kuşaktan kuşağa geçmek yanında ortak öğrenilenlerle yenilenmektedir. Bugün çocuk yaştaki bireyler geleceği sorguladıklarında büyük yeniliklerle karşılaşacaklarını algılıyorlar. Zira bilim-kurgu filmleri ile geniş bir tahayyül imkanına ulaştılar. Bizim çocukluğumuzda her şeyi öğreneceğim diyebilmek mümkünken kırk yıl sonra ihtisaslaşmanın uzmanı olacağım denebiliyor.
Birey okula başladığında hayatın teorilerle anlatılmaya çalışıldığından başka şeyler bulmayı beklemeli. Öncelikle nasıl öğrenileceği konusunda teknikler üzerinde durulmalı. Daha sonra sosyal olanaklar çapında hayatın kendisine sunduğu imkanları öğrenmeli. Ve daha sonra sağlıklı yetiştiği takdirde geleceğin meslekleri kapsamında bilgi edinmeli. Böyle olursa birey çocukluğundan itibaren kendisini geleceği hakkında yönlendirebilir duruma gelebilir. Gelecekte çocuğunun ülkeyi yönetecek kişi olabileceği inancının doğru olduğuna ben inanmıyorum. Batı bireyi doğru niteliklere ulaştığı için eğitim olanaklarını doğru kullanır duruma gelebilmiştir. Demek ki bizim öncelikle bireyin kişiliği üzerinde durmamız gerekmektedir. Birey kanaat ve kararlarını evrensel değerler üzerine oturtamamışsa toplumun organizasyonunun rasyonel olabilme imkanı yoktur.
Atatürk Türkiye’si 84 yıllık geçmişine rağmen hiçte bireysel yeterlilikte kabul edilebilir sınırlara ulaşamamıştır. Ben askeri okulda okudum. Maaşım genç rütbelerde çok düşüktü. Bu şartlarda ideal geliştirmek hemen hemen imkansız. Görev bilinci ile hayat beklentileri arasında bir denge kurulması gerekir. Tesadüfen benim ailem bana yeterli sayılabilecek olanakları sundu. Ya ötekiler. Hiç eline fırsat geçip te kullanmayan olmuş mudur? Dolayısıyla para ile insanların beklentileri kapsamında bugün sadece İngiltere ve Amerika da belli faaliyet alanlarında denge vardır. Dünyanın geri kalanında bunun varlığından bile söz edemeyiz.
İnsanlara Altın Çağ fırsatları adil vererek bireyin hayat felsefesine uygun bir düzeni kurabilmeli. Ben hayatını çalışmaya adamış bir insanım, gerçi hayat bana istediğim değeri bulma imkanı vermişti ama ben istemeyerek reddettim. On senedir dünyanın sorunları üzerinde çalışıyorum. Yan komşum ilk okul mezunu. Allem etmiş kalem etmiş hayatın çarkını lehine çevirmiş. Şimdi bugün için benim standardım ile kendisinin olanakları adil mi? Belki ben belki de Allah benim böyle çalışacağımı öngördü. Hangisi doğruysa yazabildiklerimi gördükçe insanlığa hizmetin umut ve beklentilerle oluşacağı gerçeğini ispatlamış oluyor. Eğer ben gördüklerimle beklentilerimi geliştirmeye yönelmeseydim, bugünkü oluşuma ulaşamazdık. Demek ki hayat öyle çabuk becerilebilecek bir durum olmamalı. Türkiye gibi bir ülkede daha oturmamış eğitimsizlik ile yarı cahil eğitildiğini sananlar sistemi işletebilecek yeterliliğe sahip değiller. Ben Amerika’da Türkiye için iki nesil sonrası için taahhüt vermiştim. 10 yılını kullandık ama zannediyorum oldukça yol aldık.
Bireyin kendinden bekledikleri olmalı ve bunları arayarak çıkan fırsatlardan istifade ile onlara yönelmeli diyorum ben. İnsanlar bilgi toplumu şartlarına emek vererek gelebilmeli. Bu emeğin ölçüsü ve yolu doğru yaratılamazsa toplum oluşumunu gerçekleştiremez. Hayatı stratejik bir hedef halinde yaşayabildiğimiz takdirde alternatif hedeflerle de olsa ulaşıldığında yaratılacak mutluluk çok büyük olacaktır. Hayatın başlangıç aşamasında kısa-orta ve uzun vadeli görüşlerimiz vardır. Ben çocuk yaşta Deniz lisesine girince meslek sorunum hemen hemen hiç olmadı. Deniz Kuvvetleri bana bulunması çok zor bir laboratuar imkanı verdi. Çalıştıkça daha fazlasını yapmak istedim. Öğrendiğim temel doğru hayatın bir üretim mekanizması olduğudur. ABD’de Yöneylem Araştırması okumamın verdiği birikim ile İşletmenin detaylarını gözlemleyebiliyordum. Okuduğum kitaplarda dünyada insanlığın ürettiklerini öğrendim. Kendime büyük hedefler koydum. Çıkan fırsatlarda emeğimi esirgemeden öğrendim. Şimdi bu yazdıklarımı satırlara dökerken dünyadaki en tecrübeli insanlardan biri olduğum bilinci hakim oluyor bana. İşte strateji ve oluşum bu.
Eğitimi nasihat ortamına dönüştürmeyelim. İnsanlar ezberlediği şiirlerle değil, yazabildiği şiirlerle muteber olurlar. Çalışan demir ışıldar diye boşuna söylememişler. O zaman eğitimi aktif ve tecrübe yaratıcı unsurlarla donatmalıyız. Tekke tipi eğitimle başarımız normal dağılım ise tecrübe bazlı eğitim ile başarımız üstsel dağılım olacaktır. İşte strateji budur.
Bireyin dünyayı algılama doğruları yanında dünya organizasyonu içinde kendisinin yerini görebilmesi de çok önemlidir. Devlet kitabını yazarken toplumsal organizasyon ihtiyacı ve bu oluşumun felsefesini yaratmaya çalışmıştım. Şimdi strateji kitabını yazarken organizasyon bilincine dayalı eğitim mekanizmasının bireye indirgenmiş halinden bahsediyorum. Yaptığım çalışmalar yapılma paternine uygun olarak incelenmeli. Dolayısıyla ben hiç bilmediğim medeniyeti size detaylandırarak yaratmaya çalışıyorum. Her ne kadar başlangıçta düşündüklerimle bugün yazdıklarım arasında çelişki yoksa da bunu inceleyen insanlar ortaya koyacaktır.
a. Sosyal Mevki ve Hak etme bilinci :
İnsanlığın bugüne kadar bilemediği nokta daha öncesinde yaşamış olduğu bilgisidir. Allahın büyük kader olarak karşımıza çıkardığı bu gerçek bu dünyada doğuştan gelen mevkiimizdir. Kimimiz zengin, kimimiz yoksul olarak geliriz bu dünyaya. Allahın muazzam sisteminde insan kendini arayan bir varlıktır aslında. Kainattaki on binlerce alemin hepsinde milyarlarca insan yaşamaktadır. Bu alemlerin insanlığın inkişafı paralelinde zamanla tamamı cennete dönüşecektir. Belki de yeni alemler doğacak bazı alemler sönümlenecektir. Konuştuğumuz 100 milyar yılı aşkın bir zaman dilimidir. İnsan kendini önemsediği kadar yetiştirmeye yönelmelidir. İşte bunun temeli hak etme bilincidir. Eğitim sistemi, sosyalizasyon olguları hep hak etme bilincine hizmet etmelidir. Benim tekke tipi eğitim diye adlandırdığım bugünkü sistem son derece ilkeldir. Zaten ben bunu söylemiyorum. Eğitimcilerin hepsi benim söylediklerime katılıyorlar.
Allahın bu dünyada bize sunduğu hayat bizim hak edişimizle bugüne gelebilmiştir. İşte İngiliz yönetiminin insanlığın doğrusuna kurduğu bu yaklaşım insanlık için çok önemli aşama kaydetmesine olanak vermiştir. Şimdi görevimiz insanlık için çok önemli bir aşamasına gelindiği gerçeğiyle ideal sistem içinde yaşamayı becereceğiz ve bu düzen gelişerek sonsuza kadar sürecektir.
Her insan başkalarına bakarken kendisinin hak ettiği sosyal mevkiden onları görebilmelidir. Kıskanmak veya özenmek işin diğer boyutlarıdır. Biz size öyle bir düzen kurmaya çalışıyoruz ki siz sosyal mevkiinizi fizyolojik olgularınıza dayandırarak istediğiniz mevkie çekebileceksiniz. İnsan kayırma, torpil, hatır – gönül meseleleri bir anlamda bitmelidir. Bugün birkaç defa merhabalaştığım hiçbir samimiyetimiz olmayan biri bana bir tanıdığının çocuğu için hatır yaratmamı istedi. Çocuğu ne gördüm ne de bilirim. İnsanlarımız emekli bir deniz subayından tanıdıklarına yaranmak için nasıl oluyor da bir başka kuvvette bir meseleyi halletme isteğinde bulunuyorlar. Ben kimseden bir şey istemedim. İstemeyeceğim de. Allahtan sadece bana şans vermesi için dilekte bulunuyorum. Zaten içinde bulunduğumuz duruma kendim yönelttim kendimi. Böyle olunca hiçbir şekilde şikayetçi olabilme şansım olmamalı diye düşünüyorum. Bir çalışma masam bile olmadığı halde zamanımın önemli kısmını yazarak geçiriyorum. Hem de yatağa uzanarak yazıyorum. Kendi kendime bilgisayara giriyor ve sonra fotokopi ile çoğalttırıp kitap yapıyorum. Eğer yazdıklarıma inanmasam bunları kaleme alır mıyım? Bazen ümitsizliğe kapılmıyor değilim. Hatta neden bu kadar zora soktum hayatımı diye düşünüyorum. Ama yazdıklarımı beğendikçe şartları uygun seçtiğim kanaati hasıl oluyor bende. Ben sosyal mevkiimi bilerek hayatımı doldurduğum tecrübeleri kullanarak, tahayyül gücümde oluşturduğum açıklamaları satırlara döküyorum. Bazı bölümlerde kendi duygularımı yazıyorum. Böylece kendi dimağınızdaki oluşumlarla benim hakkımda daha fazla bilgi ve mukayese imkanı ortaya çıkacaktır.
b. Kısa-Orta ve Uzun Vadeli Hedefler :
Kapitalizm düşüncesinin temel itici unsuru strateji bilmeye dayanır. ABD menşeli ve İngiliz temelli şirketler hep stratejik planlamalarla dünyayı etkilemişlerdir. Bireysel olarak başarının da temel öğesi stratejik düşünebilme yeteneğidir. Ben Deniz Kuvvetlerinden hep ayrılmayı düşündüm. Zira Deniz Kuvvetlerinde çalışma ortamı irrasyoneldi. Ne kadar çalışırsan çalış hayatın değişmiyordu. Ben teğmen çıktığımda memur olduğumu anladım ve stratejimi şöyle oluşturdum. Elime geçen her fırsatı değerlendirip kendimi yetiştirecek ve Deniz Kuvvetlerinden ayrıldığımda kendimi bir potansiyel yapacaktım. Nitekim Deniz Kuvvetlerinde hep bu stratejiye dayalı olarak çalıştım. Önüme gelen her işi kendime beğendirerek yaptım. Böylece kendimde geniş bir güven oluştu. ABD’de eğitime gidince bütün tecrübelerimi kullanarak ve kendime güvenerek buradaki insanlara meydan okudum. Zira ben daha geniş kapsamlı bir proje içinde çalışmak istiyordum. ABD’den dönerken bunu başardığımı hissediyordum. Zira ben blöf hiç yapmadım. 1998 senesinde medeniyet kapsamını belirlediğimde iki yıldır yazdığım kitapların içeriğini düşünmüştüm.
Demek ki bireysel strateji öncelikle insanın kapasitesi ile ilgili bir şey. İnsan öncelikle eğitim sırasında kendini tanıyacak ve tanıtacak. Bunu bir toplumsal stratejik çıkış noktası olarak görmemiz lazım. Batı bireyi IQ su kapsamında öğretmenleri marifetiyle değerlendiriyor. Bütün dünya buna benzer bir sistematiği kurmalıdır.
Birey daha çocukluğunda erişilebilecek hedeflere yöneltilmelidir. Her hedef ele geçirildiğinde çocuk mükafatlandırılmalıdır. Böyle olursa birey bütün hayatını toplum için yararlı yönelişlere konsantre edebilir. Toplumda sürekli kendine hizmet üreten bireyleri mükafatlandırmalıdır. Bireyi dışa dönük yapacak ana yönlendirici unsur mükafatlandırmadır. Böylece birey kendini rasyonel olmaya ve üretken olmaya itecektir.
Orta vadeli hedefler genellikle 10 yıl gibi sürede ulaşılmak istenen hedeflerdir. Bu hedeflerde bireye yol gösterici olmak gerekir. 10 yıl sonrasının hayal gücü kolay yaratılamaz. Çevresinde yoksa çocuk 10 yıl sonra olacakları düşünemez bile. Büyüdükçe de bu durum aynı kalır. Ben insanların üretkenliğine ve yaratıcılığına güveniyorum. Bunu kendisinden bilebildiğim içinde ısrar ediyorum. Birey yönlendirilmelidir. Bireyi yönlendirmeden devletin stratejileri, kurumların stratejileri gelişemez. Zira birey çalışacak kurum yada devlet kazanacak. Hiçbir zaman zenginlik hak etmeden gelmemeli. Gelirse mutlaka toplumsal olarak daha sonra ortaya çıkacak sorunlar yaratacaktır. İnsanların yaratılışla ilgili tuhaf tarafları nesillerin nesilleri yetiştirmesidir. Ve yakın çağın sorunu çekirdek ailedir. Çekirdek ailede çocuk yeterince olgunlaşmamış bireylerin eline kalmaktadır. Hayatın evleninceye kadarki bölümünü eğitimde geçirmiş olan birey hayatı hiç öğrenemeden çocuk yetiştirme sorumluluğunu yüklenmektedir. Böyle saçmalık olur mu? İnsanlık değişimi geleceğe yönelişte nasıl olgunlaştıracak. Şimdi yaygın olarak gençlerin sorumsuzluğundan bahsediliyor. Batı da da aynı sorunlar var aslında.
Demek ki işin felsefesini ve oluşum doğasını anlamadan geleceği yönetemeyiz. Çocuk bir taraftan da hayat için kendini sosyalleştirmek zorundadır. Batı bireyin sosyalliğine önem veriyor zira sosyalleşmemiş birey başarısızlığın timsalidir.
Denizcilik asosyal bir oluşumdur aslında. Bu nedenle denizciliği normal olarak kimse sevmez. Ve enteresandır akıllı insanlar denizci olmazlar. Hem güçlüğünü bildikleri için hem de yaşam şeklinin muteber olmadığını anladıkları için. Denizcinin her limanda sevgili bulması mümkün olsa bile acaba istenilecek hayat bumudur? Bulduğu karı belli ki orospu olacaktır.
Uzun vadeli hedefe gelince. Bu çok ender insan için tutacak bir seçim olayıdır. Zira her insanın milletvekili yada cumhurbaşkanı olabilmesi mümkün değildir. Ama üstün yeteneklilerin yönelmesi için kendilerine böyle hedefleri almaları gerekir. Toplum uzun vadeli hedeflere yönelik muteber örgütlenme kurmalıdır. Onları eğitmeli, kendilerine kapsamlı çalışmalar yaptırmalıdır. Böyle olursa insanlık hem kendi liderlerini doğru seçmiş olur hem de liderliğe hazırlananlar kapsamlı çalışmalar yapma fırsatı bulacaklardır.
Eğitimde nasıl profesörler bilime hizmet gereği ile paye kazanıyorlarsa siyasette de bu kapsamdan geliştirdikleri projelerle itibar kazanmalıdırlar. Böylece insanlar kendilerine hizmeti bir itibar yolu haline getirebilirler. Siyasi partilerin proje tasarımında faaliyet gösterecek şekilde çalışmaları en doğru yaklaşım olarak görülmektedir. Böylece insanlık hem rasyonel davranışlara yönelecek hem de bireysel rasyonalite sağlanacaktır.
c. Seçilen Hedefe Ulaşmada İzlenecek Yolların Belirlenmesi :
Bireysel stratejinin zihinsel oluşumu azim ve iradedir. Bugün bilgi ve ihtisas karmaşası içinde beceri ve hüner gizli kalmaktadır. Aslında toplumsal varlık için beceri ve hüner ön planda olmalıdır. Her insanın merak ve ilgisini harekete geçirecek etkileşimler yapılmalıdır. Aile ve çevre çocuğu geleceğe yönelten bir pozisyon yaratmalıdır. İlgi sahasını belirledikten sonra bu sahaya ilişkin kısa ve orta vadeli hazırlıklar yapabilmelidir. Böylece seçilen saha hakkında stratejik bir oluşum başlayacaktır. İnsanın düşünsel olarak becerisini gösterebileceği sahalar o kadar fazladır ki saymakla bitmez. Önemli olan bir konu hakkında kendini geliştirecek malzeme bulabilsin. Bugün bilgisayarın internet sayfaları sonsuz bilgi donatımına sahiptir. Bu bilgiler kolay kullanılabilir düzene sokuldukça insanlarımız kendilerini daha kolay yetiştirebilir duruma geleceklerdir.
Bilimin hayata uygulanması sonsuz seçenek yaratmaktadır. Önemli olan bireyin kendini seçeceği konularda üstün duruma getirebilmesidir. Bu kapsamda insanları yorumlamaya alıştırmak gerekir. Yerel gazeteler bireylerin bilimi hayata uyarlaması kapsamında yarışmalar düzenlemelidir. Tekdüzelikten kurtarmak bakımından çalışma sahalarına göre dernekler, cemiyetler oluşturmakta faydalı olacaktır. Şehirler bu kapsamda örgütlenmelidir. Her şeye maydanoz olmak yerine küçük bir grubun kendine göre bir konu hakkında çalışma yapması çalışmanın oluşumu açısından yüreklendirici olabilir.
Stratejik hedef mutlaka bu konunun uzmanlarına yol gösterici bir çalışma gerektirebilir. İnsanların birbirlerine yol göstermeleri ve desteklemeleri ne kadar güzel ve mutluluk verici bir olaydır. İnsan kendi hedeflerini bilgi bazında geliştirmeyi ve öğrenmeyi stratejik bir beklenti için yapabilmeyi becerecek yeterliliğe sahiptir. Bugünkü dünyada insanlar kazanacakları parayı düşünmekten ve fırsatların azlığından şikayetçi olmaktan başka yaşam alternatifleri yoktur. Çaresizlik gerçekten de çok kötü bir durumdur.
İnsanlar hayatı ve hayata katkılarını görebilir duruma geldiklerinde sorunlarda çözülebilir boyutlara indirgenmiş olacaktır. Gerçekte insanların düşünebilme yeteneklerini harekete geçirip çalışkanlık kapsamında yönelişlere itirdiğimizde mutlaka çok farklı bir ortam ortaya çıkacaktır.
Hiçbir hedef imkansız değildir. Hedefi insan için insanca bulmak ve koymak gerekir. Organizasyon bilinci içinde kurumların kendilerine gelecek çizmeye çalışması çok katkı sağlayıcı bir yöneliş olabilir. Kurumlar bireylere gelecek kapsamında yöneltici kabiliyet kazandırmalıdırlar. Bu toplumsal bir fonksiyon olacaktır.
Stratejik yöneliş bireyin yetenekleri bazında görülmelidir. Yetenekleri geliştirmek üzere yakın gelecekte çok kapsamlı çalışmaların yapılabileceğine inanıyorum.
d. Fırsat Teorisi :
Allahın herkesin rızkını verdiği doğru bir tanımlamadır. Benim sizlere anlatacağım fırsat teorisi de bu noktadan hareket alan bir açıklama, öyle zannediyorum ki rızk teorisinden bir adım ilerisi. Toplum ekonomik ve sosyolojik yapılanmasıyla bir bütünlük yaratır. Bu oluşumun temeli arz ve talep yönetimidir. Bireyler yönelişlerinde kendi rızklarını yaratmak için çaba gösterdikçe yeni yeni ekonomik oluşumlar ortaya çıkacaktır. Bunun için bireylerin bir miktar eğilimli ve müteşebbis olmaları gerekir. Devlet organizasyonu ve sanayi bireyleri ihtiyaçları doğrultusunda örgütler. Bu özellikle çağımızda yaygın olarak varlığını gösterir.
Bireyler eğitim sisteminde diploma almalarına rağmen diploma karşılığı çok az iş yeteneği kazanılır. Bu insanın içinde olması gereken bir durumdur. İşte fırsat teorisi buradan hareket alır. Birey kendine bir iş yada meslek türü seçecek ve kendini bu saha için hazırlayacaktır. Bir konudaki ihtisaslaşma diğer konularda da işe yarar derecede etkinlik yaratır. Bu durumda birey karşısına toplumun çıkardığı işi benimseyecek ve onu başarmak için elinden geleni yapacaktır.
Eğitilmiş bireylerin toplum mekaniğinde yararlı bir konum almaları kolaydır. İşin özü benimsemeye ve çalışkan olmaya dayanır. Hiçbir iş küçümsenmemelidir. Bugün için dünya geleceğe hazırlanan bir emekleme safhasını yaşamaktadır. İşler daha çok bilgisayar marifetiyle realize edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla bireyin okuduğunu anlar beceriye ve bilgisayarı yeterince kullanma etkinliğine sahip olması şarttır. Türkiye’de bilgisayar yeni yeni yaygın eğitime alınmaktadır. Okuma bile bilmeyen bir sürü adam vardır. Demek ki üretim ve beceri arasında o kadar boşluk var ki bu kadar da işsiz var.
Fırsatı tabii ki müteşebbisler yaratacaktır. Müteşebbislerin projelerini bankalar geliştirerek realize edecektir. Toplum bu kadar hareketsiz iken fırsat teorisi değil rızk teorisi bile işlememektedir. Demek ki insanların adam olmalarını da istemek gerekir. Dernek ve kurumların küçükleri özel müteşebbislik bazında ufuk açacak şekilde kurslara tabi tutmaları gerekir diye düşünüyorum.
e. Toplumun Bireysel Stratejiye Katkıları :
Çetin Altan insanımızın mesleği yok diye yazdıklarını hatırlıyorum. İki de yazar oğlu var. Bir mesleği analiz edip kitaba mı yazmışlar da toplumu tenkit ediyorlar? Türkiye sanayi toplumu mu oldu, yoksa bilgi toplumu oldukta haberimiz mi yok. Biz fakir ve örgütsüz bir ülkeyiz. Tenkit etmek hele bu toplumun fertlerinin böylesi acımasızca tenkit edilmesi yerine bir köşesinden kurtuluşu yönetmeleri gerekir. Ben kendi çapımda “Mesleklerimiz” konulu bir şiir kitabı yazdım. Eğer Altın Çağ yazma yoluna girmeseydim meslekleri analiz eden kitaplar yazardım. Ben okuyucu olarak bunu görebiliyorum.
Toplum bireye kitaplarda kahramanlar marifetiyle veya televizyon programlarıyla katkıda bulunabilir. Akılda kalacak şekilde yazılan veya işlenen bu gibi şeyler peşlerinden insanları sürükleyebilirler. Mahallelerde sohbet merkezleri olmalı diye düşünüyorum. Emekliler hayatı nasıl kazandıklarını gençlere-çocuklara anlatmalılar. Böylece hayatı stratejik bir olguya dönüştürebiliriz.
Kuru kuruya kimsenin kimseden haberi olmadan yaşayan toplumlar mutsuz ve gelecekleri karanlık olabilir. Evet dünya yavaş yavaş geliştirilmektedir. Ama değişimi süratlendirecek alternatif yaklaşımlarımız da olmalıdır. Hele bugünkü durumda çok yetenekli taraflar beceri zafiyeti geçirenlere destek olmalı. Unutulmamalı ki cehalet öğretilemez. Geliştirilmeye insanlar açık değildir. İnsanları tohumlama yöntemiyle yavaş yavaş değiştirebilmekteyiz. Değişimi kabul edici zorunluluklar yaratılmadan değişim hızlandırılamaz.
Allahın yönetiminde toplumun gelişim patern ve yapısı bellidir. Biz bunu bozmaya veya tekamül ettirmeye çalışıyoruz. Bu da bir nevi Allahın yönetimidir. İnsan ile Allah arasındaki benzerlik ve denge buradan hareket alacaktır. Eğitim ve yönetim ilkesel ve katılımcı olmadan istenen rasyonalite sağlanamaz. Bu da bizim aradığımız önemli bir konudur.
f. Hayatın Anlamı ve Bereketi :
İnsan ve Allahın kurduğu sistem çok kapsamlı bir tasarımdır. İnsan hak ederek yaşamak ve kendini ehlileştirmek durumundadır. Bugün biliyoruz ki İslamiyet ruhu eğiten ve bu dünyayı ahiretle ilişkilendiren bir gerçektir. O halde Allahın bize gösterdiği yolda hayatı anlamlı kılmak bizim görevimizdir. Halihazır durumuyla dünyadaki hiçbir toplum insan için idealize edilmiş özellik taşımamaktadır. Toplumu insan için bereketli kılmak bir organizasyon işidir ve düşünen özel insanlara gereksinim vardır. Benim çalışmalarım insanlığa hayatın ne kadar renkli ve heyecan verici olduğunu göstermek içindir. Benim çizdiğim haritada düşünen ve yaşayan toplumlar organizasyon mantığında ortaklaşa mutluluk taşıyan bir yapı kuracaklardır. Hayat mukaddestir. Bugün için var olan zorluklar birkaç on yıl içinde ortadan kalkacak ve insan zamanını mutluluk esaslı planlamalar ile geçirmeye başlayacaktır. İşte bu durumda strateji bilmek ve kendini hayata daha pozitif değerlerle bağlamak çok önemli olacaktır. Strateji ve diplomasi insanın hayattaki duruşudur.
İnsanlık yaratıldığından bu yana kendini geliştirerek birikim sağlayabilmiştir. Gelecekte bireysel tecrübelerimizin de özelden herkese yansımaya başlayacağına inanıyorum. Böylece duygusal yönetim çoğalacak birey ruhuyla bütünleşecektir. Ruh terbiye edilmeye şartlandırılarak değil düşündürülerek devam edilecektir. Cennet olgusu bir gerçekliktir. Ve cenneti tanıyan biri hiçbir zaman cennetten kaçmak istemeyecek ve hayatını hak etme bilinci üzerine kuracaktır. İnsan yaradılış olarak rahat ve düzeni arar. Bu arayış onu tekamül eden bir ortama sürüklemiştir. Nitekim Hıristiyan aleminin Hazreti İsa’nın gelecek şeklindeki beklentisi boşuna bir heves değildir. Hayatı doğru yorumlamadır.
Unutmamak gerekir ki Allah insanlığa üstünlüğü aşama aşama öğretmektedir. Ben öyle zannediyorum ki Hazreti Allahın insanlığa öğreteceği daha çok şey vardır. Biz insanlar Allahın gücüne hayranlığımız yanında saygı göstermeyi de bilmeliyiz. Hayatın bereketi birbirimize duyduğumuz saygıyla artacaktır.
g. Salih Amel Bilinci ve Strateji :
Salih Amel açılımı insanı fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik doğası içinde mutluluğa ve iyiliğe davet eden bir öğüttür. İnsan kendini ve hayatı Salih Amel bilincinde bir geleceğe hazırlamalıdır. Hayatı somut bir gelecek olarak görebilmek stratejik yaklaşımla mümkün olabilir. Ortalama olarak insan ömrü ve genel olarak yaşam biçimi örnek olarak alındığında her insan bu ömrü kendini doygunluğa taşıyacak bir disiplin içinde yaşamaya yöneltmelidir. Hayat içine girdikçe bereketli ve anlamlıdır. Ne kadar dışında kalırsanız o kadar yalnız ve çaresiz olursunuz. Sosyalizasyon bilinci bir anlamda insanları zaman bazında göreve davet etmektedir. Arkadaşlıklar, dostluklar, birliktelikler hep güzel ve anlamlı olmalıdır.
Benim gördüğüm kadarıyla hayatı kendi birikimi ile kazanma bilinci insanları egoist yapmaktadır. Dinin görev kıldığı mutluluk ve iyiliği toplumsal yapılaşmada bir zorunluluk olarak görmek bizi zamanını değerli kılan olaylara itmektedir.
Salih Amel olgusunun ibadet bazındaki etkinliği ruhu yetiştiren bir eğitim olgusu olarak benimsenmesi gerekir. Her insan bir dünyadır. Bu dünyayı insanların bütünlüğünde paylaştırmak evrensel disiplindir. İşte benim yapmaya çalıştığım işlem budur. Hayatı her birey kendisi yaşayacak ve sorumluluğunu kendi taşıyacaktır. Bu gerçek bize çocuğu ana-babasının kucağından başlayan disiplini yaratmayı göstermektedir. Hayatın 3-4 nesil birliktelik içinde yaşanmasının getirdiği avantaj yeni yetişen nesilleri dikkatli ve muteber olarak bilinçlendirme imkanıdır. Ekonomik yapılanma üretken nesli lider yapmaya zorlamaktadır. Sosyal yapılanma yaşlıları emeklilik günlerinde kendi kendine yetebilmeye götürmektedir. Bu büyük olasılıkla dengeli bir biçimde gelişerek sürdürülecektir. Hayatın ekonomik olgusu cömertleştikçe insanlar daha sosyal ve meraklı olacaklardır.
3. KURUMSAL STRATEJİK PLANLAMA :
Ben 25 yıl kadar önce üsteğmen rütbesinde Deniz Kuvvetleri için yapılan stratejik planlamanın içinde buldum kendimi. Mantık şöyleydi. Çalışma yani operasyon veya harekat konsepti oluşturularak gelecekte nasıl bir kuvvet istendiği ortaya konuluyordu. Yani 10 yıl sonra teknolojik, operasyonel ve tatbik edilebilir kabiliyetlerde bir kuvvetin tasarımı yapılıyordu. Sonradan her bir oluşum için birer proje geliştiriliyordu. Daha sonra 1995 yılında aynı sistemi Amerika’nın da uyguladığını öğrendim. Demek ki kurumlar teknoloji ve çalışma şartlarını 10 yıl sonrası için tasarlayacaklar ve bunu realize edecekler. Aynı işlem tüm kurumlar içinde uygulanabilir geliyor bana.
Proje geliştirmek ve realize etmek ayrı bir beceri işi. NATO projelerinde şu aşamalar uygulanmaktadır.
- Harekat İhtiyacının Belirlenmesi : Bir çalışma ortamı için gerekli sistem veya oluşumu ihtiyaç olarak ortaya koymak gerekiyor. Bunu daha çok teknoloji ve uygulama birimlerinin önermesi ve ortaya koyması doğru olacaktır.
- Ön Fizibilite Çalışmasının Yapılması : Bu aşamada harekat ihtiyacını kısıtlayacak tasarımın teknolojik olarak gerçekleştirilebilme olasılığının ortaya konması sağlanıyor.
- Harekat İhtiyacı Tanımlaması : Ön fizibilite çalışmasından sonra projeye esas harekat ihtiyacının tanımlaması yapılıyor. Böylece yapılabilir, gerçekleştirilebilir bir tasarım ortaya konuyor
- Fizibilite Safhası : Harekat ihtiyacı tanımlamasına esas olarak projenin realizesine olanak sağlayacak her türlü araştırmanın yapılması safhasıdır. Böylece proje hangi şirketlerce ne kadar zamanda ve hangi imkanlarla karşılanacak belli oluyor.
- Realize Safhası : Projenin inşa ise inşa üretimse üretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi aşamasıdır.
- Projenin Destek İşlemleri : Realize olmakta olan proje için personel tefrik ve eğitim şartlarının geliştirilmesi, diğer destek olanaklarının oluşturulması
- Projenin Uygulamaya Alınması Safhası : Realize edilen projenin kullanıma sokularak planlanan süreyle aktif işletilmesini kapsamaktadır.
- Bakım – Tutum – İdame : Proje oluşumunun rasyonel işletim için gerekli şartların sağlanması işlemleridir.
- Hizmetten Çıkarma : Kullanım efektifliği sonunda projenin devreden kaldırılması oluşumunu kapsar.
Her proje bu aşamaları derinlemesine ve dikkatle gerçekleştirilecek ve kurum bu projenin yöneticisi olacaktır. Bu bir gemi inşa projesi olabileceği gibi tarım alanlarının etkinliğinin arttırılması projesi de olabilir. Önemli olan bu performans işlemlerini gerçekleştirmektir.
Stratejik plan özetle tasarlanan gelecek konseptini uygun olarak ortaya konulan projeleri kapsayan bir çalışmadır. Bu bizim çalışmamız konsept olarak bir yaklaşımı özetleyen bir özellik taşımaktadır. İsteyen kurumunu bu konsepte uyumlu bir şekilde kendine özgü bir sistematiğe sokabilir. Bu yol gösterici kalıbı göz önünde tutarak planlamayı ve gelişimini yönetme disiplinini şartlar ve insanlar sağlayacaktır.
Kurum mutlaka yönetsel ve verimlilik açısından ölçümlendirilmelidir. Performansı kontrol edilmeyen insan kitlelerinin verimi olmaz. İnsanları bir araya getirmek kurumlaşmak demek değildir. Önemli olan insanların verimliliği ve katılımcılığıdır. Eğer insanlar doğal olarak bereket yaratabilselerdi bu çalışmaları yapma gereksinimi olmazdı. Hayatını kurumun stratejik oluşumuna vermiş ve başarmış kişiler ne kadar mutludur. Kurum olmak demek yoğunluğu kadar yetenek demek olmalıdır. Kurumu yönetenler yönetilenlerin ortaya koyabileceği değer ve yaklaşımları arttırıcı tedbirler alabildikleri ölçüde rasyonalite sağlayabilir. Kurum felsefesini bireylerin emekleriyle yoğuracak ve kendi kültürünü yaratacaktır.
a. Kurumun Kuruluş Vizyon ve Durumu :
Kurumlar hatta kuruluşlar toplumun bir ihtiyacını karşılamak için tesis edilirler. Dolayısıyla toplum kurumdan gelecek için beklentilere sahip olmalıdır. Kurum bu görüşle ve geleceğe yönelik vizyonuyla tesis edilmelidir. Atatürk Türkiye’sinin bugüne kadar yaygın olarak kurumları evrensel değerlere sahip hizmetler sunabilecek yeterliliğe ulaşamamış durumdadır. Toplumun fakirliği ve insanların eğitimsizliği bunun tam bir göstergesidir. İnsan eğer hedefi varsa ve teşvik görüyorsa etkinlik gösterebilir. Kuru kuruya değirmen dönmez. İnsanları çalışkan insanlardan farklı bir statüde tutmazsanız tembellik ve cehalet hakim çıkar. Benim çalışma hayatım boyunca duyduğum en yaygın söz “bu paraya bu kadar çalışılır” sözüydü. Ben insanları anlayamazdım. Hele Silahlı Kuvvetlerde bu zihniyet varsa diğer kurumlar kimbilir ne rezalet durumdadır. İnsanları çalışma disiplini altında verimli kılamazsanız sisteminiz yok demektir ve sistem yoksa insanlar üretmez.
Batı sistematik olarak insanları çalışır duruma getirebildiği için zenginleşmiştir. İnsanın içindeki altın bugün dünyayı bugüne taşımıştır. İnsan yaradılış olarak çalışma ortamı için tasarlanmıştır. Allahın üstün yaratma gücü bu yapımızda hayatımızın tüm yönünde etkili bir kabiliyet üretmiştir. İnsanın Altın Çağ için en etkili kullanacağı organı beynidir. Hayatı kafamızda canlanan şekli ile yaşamıyor muyuz? Vücudumuzu sanayi devrimi oluşumunda yeterince kullandık, hala dünya ekonomik ortamının önemli bir parçası insan emeğine dayalı olarak üretmektedir. Bizim hedefimiz insanın çalışma gereği kalmadığı bir çağı yaratabilme azim ve iradesidir. Evet bu biraz uzun zaman alacak ama imkansız değildir.
Kurumlar yine var olacaklar. Zira insan rasyonaliteye sarıldıkça her zaman daha verimlisini ve etkinini yaratacaktır. İnsan aklının bugün göremediği kim bilir ne yaklaşımlar doğacaktır, rekabet ve kendini ispatlamaya çalışan insanların emeklerinde.
b. Sahip Olunan Maddi Olanakların Durumu :
Kurum gerekliliği bazında projeler geliştirmelidir. Bugüne kadar fakir ülkelerin dışa bağımlılık açısından problemleri vardı. Dünya Bankası proje bazında çok daha etkili teşvikler yaratmalıdır. Kurumlar kendilerine devletin tahsis ettiği yapılanma kaynaklarını azami verimli şekilde kullanmalıdır. Aslında zenginlik bir anlamda gerekli projeleri realize etmeyle gerçekleşmektedir. Ancak fakir ülkelerin insan kaynakları da gelişmemiş durumdadır. Böyle olunca hayatı Allahın verdikleri bazında yaşayan insanlar grubu ortaya çıkmaktadır. Benim anlayamadığım Batı’nın fakir ülkelerin insan kaynaklarında neden hiçbir somut etkinlik yaratmadığıdır. Türkiye bir anlamda kendi tohumlama potansiyeline bağlı ve batı’nın etkisiyle insan kaynaklarını nispeten yaratmış bir ülke. Diğer ülkeler neden bu kadar çaresiz bırakılmış?
Özel sektör tabii ki karlılık gösteren sektörlere kaydırılacaktır. Ama benim düşüncem odur ki kurumlar gerekli ihtisasları koruyup faaliyetlerini veya işletmelerini özel sektör ağırlıklı çalıştırmalıdır.
Dünya konjonktürü gelecek için sürekli zenginleşen bir dünya yaratacaktır. Böyle olunca kurumların disiplinleri önem kazanacaktır. Ben yaptım oldu zihniyeti yerine gerekli ve verimli çalışmamalara öncelik vermek her zaman esas olmalıdır. Devlet planlama teşkilatı kurumların stratejik planlarını öncelikli projeler bazında değerlendirebilmelidir. Ben eminim ki bu kadar eğitim imkanı sağlanmasına rağmen bireyler eski tas eski hamam durumundan nemalanmaktadırlar. Özellikle sadakat nevinden personel politikaları değişim ve yenilenmeyi zorlaştırmaktadır. Silahlı Kuvvetlerde sadakate dayalı terfi ve belli süre görev yapma yaklaşımı son derece tutarsızdır. Görevi alan kişi zaten bir yılda alışıyor ikinci yılda da vedalaşıyor. Böyle saçma sistem olur mu? Bir kurum rehabilitasyonu en az 10 yıllık bir emek ister. Bu bir tasarım işidir. Ben şöyle düşünüyorum. Kurumun başına geçirilmeye aday olanlar kurum hakkında stratejik bir plan hazırlasınlar. Ve kendi yeteneklerini ortaya koysunlar. Türkiye’de bakanların bile görev süresi ne kadar kısa sürüyordu. Böyle olunca herkes kafasına göre takıldığı bir yönetim zihniyetini yaratıyordu. Eğer bir millet böyle kandırılacaksa diyeceğim yok. Eğer milletlerin kötülüğü isteniyorsa orada durun işte. İnsanlara cefa çektirme yetkisini kimse kimseye vermedi. Ben bundan 25 yıl önce bile niye insanların bu kadar çaresiz bırakıldığını anlamaya çalışıyordum. Şimdi yaptığım çalışmalardan sonra insanların gerçekte ne kadar gaddar olduğunu öğreniyorum. Hayata, örgüte ve kendine karşı bu kadar sorumsuz olan insanların Allahtan cennet beklemelerine de şaşıyorum doğrusu. Demek ki Allah bu kadar çaresizlik içinde bile mutlu olan insanları mükafatlandırıyor.
Kurumlar sahip olduğu maddi olanakların etkinlik ölçüsünü çıkarmalıdır. Bu profesyonel bir iştir. Ama yapılabilir. Böyle olursa kurum etkinliğini görür ve nasıl arttıracağı konusunda planlar yapabilir.
c. Alternatif Çalışma ve Üretme Becerileri :
Dünya çalışma mekanizmalarını süratle teknoloji ve yönetim becerilerine bağlı olarak yenilemektedir. Bu yenileme işlemi belki de uzun yıllar daha sürecektir. O zaman kurum çalışma dinamiklerini geliştirici araştırmalar yapmalıdır. Eğer bir üretim söz konusu ise bu üretim tekniklerinin gelişen teknoloji olanakları ile yenilenme periyotları yaratılmalıdır. Dünya bireyin yetenekleri bazında kurumlarını etkileyebilmelidir. O zaman bireyleri yönetsel becerilerini ortaya koyma yönünden teşvik etmeliyiz. Kamu kurumlarında statükocu yönetim ağırlık kazanmıştır. Yenilenme ve değişim planlaması hemen hemen yok gibidir. Özel sektör bu açıdan daha şanslıdır. Personel politikaları yanında eğitim etkinlikleri de faydalıya doğru yenilenme göstermelidir.
Yönetim yapılanması konusunda planlı ve programlı çalışmaya özen göstermelidir. Böylece personel beklentileri bazında çalışma yapabilir. Unutmamak gerekir ki doğrular evrensel boyut kazanmadan her zaman risk taşır. Evrensel işletme teknikleri konusunda dünya çapında bir bilgi havuzu yaratılmalıdır. İşletme ve yönetim becerileri konusunda insanlığın ortaklaşacağı çok deneyimi vardır. Batı’nın bunları Doğu’ya aktarması halinde bireysel gelişim hızlanabilir.
Kurumların konsept ve stratejileri açık olmalıdır. Bu yapılırsa hem kontrol mekanizmaları doğacaktır hem de herkes kurumun etkinliği konusunda fikir sahibi olabilecektir. Kurumları kardeş ve ihtisas yönüyle etkili ülkelerle işbirliğine yöneltmek dünya etkinliğini kısa sürede ortaya çıkarabilecek bir durum olabilir. Amacımız bireysel becerileri yok etmek değildir ama bireysel becerileri evrenselleştirdikçe insanlığa katkımız daha büyük boyutta olacaktır. Hedefimiz tüm insanlığı geliştirmektir.
d. Milli Ekonominin Tekamülü Kapsamında Kurumsal Teknolojiler :
Dünya ne kadar globalleşse de milli etkinlik oluşumu devam edecektir. Bugün dünyada teknoloji yoğun çalışmalar genel olarak Batı inisiyatifinde gerçekleşmektedir. Batı’nın know-how verişine bağlı olarak Uzakdoğu ülkeleri üretim esas çalışmaları yapmaktadır. Dünya bu oluşum içinde mutlu hissedebilir kendini. Ama her zaman ulus devlet niteliğinde yeterlilik taşıyan bir mantalite korunmalıdır. Benim üretim perspektifinde bölgesel ekonomik planlamalar yapılması konusundaki görüşüm halen sürmektedir. Bu şekilde hareket edilirse kurumların teknoloji üretim ve kullanma hareketleri de planlanmalıdır. İhtisas sahalarının teknoloji ihtiyacını düşünmemiz gerekeceği gibi kendi potansiyel birikimimizi de düşünmeliyiz.
Kurumların milli ekonomiyi etkileyen teknoloji ve üretimsel etkileri çok önemlidir. Bunlar teknoloji üretmeyi desteklemek yanında geniş çapta istihdam da yaratmaktadır. Böyle olunca ülkeler kurumlarının ihtisas alanlarını belirleyebilir. Bugün için özel sektörde yabancı sermaye ile milli ekonomiyi geliştirici bir faktör durumundadır. Dünya önümüzdeki orta vadede önemli gelişimler yaşayacaktır. Bu değişim yaratacak ve insanlar daha dikkatli ve üretken olmaya çalışacaklardır. Hayatımızı kurumların etkinliğine katkı sağlayacak şekilde kurgulamalıyız. Personel politikalarında tutarlılık yanında pozitif ve katkı sağlayıcı insanlarımıza gerekli özeni göstermeliyiz. Doğrusu bireydir. Sistem bireyle çalışır. Sistem eğer bireyi harcıyorsa yanlıştır. Bu yanlışlık Türkiye’de çok kapsamlı şekilde yapılmaktadır.
e. Müttefik İmkanlar Açısından Kurumsal Teknolojiler :
Ben bu başlığı NATO kapsamında Avrupa ülkeleri arasında geliştirilen projeleri örnek alarak attım. Ülkelerin kendi gereksinimlerini yalnız başlarına karşılamaları rasyonel olmayabilir. Böylece hem bilgi transferi hem de ortak çalışma yapma olanağı doğacaktır. Ortak savunma projeleri olabileceği gibi diğer kurumların ortaklaşa geliştireceği teknolojiler de olabilir. Bu gibi çalışmaların bireysel gelişim ve tecrübeyi arttırabileceğini düşünüyorum.
Silahlı Kuvvetler geniş kapsamlı ileri teknoloji düşündüren bir sahadır. Ucu bucağı yoktur. Bu nedenle ülke teknolojik birikimine önemli katkılar sağlamaktadır. Bundan yirmi yıl önce bir NATO toplantısında Türkiye’nin de ortak savunma projelerinde yer alabileceğini söylediğimde toplantıya katılanlara ilginç gelmişti. O vakitler demek ki bu insanlar Türkiye’yi ilkel kalmaya mahkum bir ülke gibi görüyorlardı. Bu tecrübe Batı’nın diğer insanları ve devletleri nasıl gördüğüne dair güzel bir örnektir. İnsanı bir lüzumsuz varlık gibi görme zihniyeti ne kadar acımasız bir aşağılık durumdur.
f. Kurumun Uluslar arası durumunun Analizi :
Gelişmiş ülke insan örgütlenmesi aslında dünyaya örnektir. Geri kalmış aslında gelişememiş ülke demek daha doğru olur, ülkelerde kurumlar Atatürk Türkiye’sinde olduğu gibi içi boştur. Bunun içinin dolması eğitilmiş insan gücüne ve ilgili bilgili personel yapısına bağlıdır. İnsan yetiştirmek ne kadar zorsa kurum oluşturmak ta o kadar zordur. Batının örnek yaratma fonksiyonu çok önemli olabilir. Ama ben daha çok kurumun stratejik oluşum takvimi yaratmasını öneriyorum. Böylece insanlar üreterek pozisyonlarını donatmayı öğreneceklerdir.
Her kurumun mutlaka evrensel ölçülerde bir değer analizi olmalıdır. Nasıl insan sınavdan not alıyorsa kurumda bir not ile evrenselliği kapsamında değerlendirilebilmelidir. Böyle bir ölçü yada analiz ortaya konulduğunda stratejik vizyon yada stratejik plan otomatik olarak ortaya çıkabilecektir. Amacımız ne yaptığını bilen ve geleceği bir birikim oluşumuna sokan bir yaklaşım yaratmak olmalıdır.
Bugün dünyada rasyonel kurum yetenekleri ölçüsü olmadığından her kurum eşitmiş gibi davranılıyor. Bu bir aldatmaca ve tembellik iksiridir. Madem ki hayat bir büyük kader olgusudur devletlerde kaderlerini değiştirecek çabayı halklarına öğretmelidir. Bunu bir yaşamsal veri olarak almak gerekir.
Kurumun etkinlik, verimlilik ve üretkenlik bazında durumunu ortaya koyabilmek ince bir yaklaşımdır. Ben mesela Deniz Kuvvetleri olarak ABD donanmasının imkanlarıyla Türk donanması imkanlarını mukayese edebilmeliyiz diyorum. Bu bir anlamda kompleks yaratabilir ama her küçüklük büyüyebilecek bir ortam aramalıdır. İnsanlarla ilgili emeği ve zenginliği dikkatli oryante etmek en üstün meziyettir. Liderlere dayalı kısmı işin bir tarafı örgütsel konumu diğer kısmı. Bu durumda dikkatimizi işimize yol gösterici olarak verebiliriz.
Ben hurda Amerikan gemilerinde göreve başladığımda pek şaşırmadım. Ama Amerika’da bunları size biz verdik dediklerinde bende “fark etmez” dedim. Yani sen bana hurdaları vererek iyilik yaptığını san sonrada biz her şeyi yapmayı kendimizde hak görüyoruz de. Kim kimin ruhunu esir alabilir. Esir olan bedendir. İnsanın yaradılışı budur. Ölüm belki de bu manada bu mekandaki esaretten kaçıştır. Belki de ölüme böyle bakmalıyız.
Ülke değerlendirme kurumları var bugün. Ve etkili şekilde kurumlar vasıtasıyla ülkelerin ekonomilerine not veriyorlar. Bu uygulama geliştirilmeli. Belki zamanla insanlarda kategorilenecek böylece insanlar önem taşıma özelliği kazanmak maksadıyla daha etkili bir yarışma içine girecekler. Bunu bugün değil ama yirmi yıl sonra yaşamaya başlayacağız diye düşünüyorum.
İnsanlık geliştikçe detaylar daha etkili olmaya başlamaktadır. Bu bir ilgi meselesidir. İlgisini odaklayan ve zamanını bu oluşa ayıran insan nasıl o oluşun etki taşı haline geliyorsa insanın detaylara hükmü bir anlamda gelecektir. Detaylar daha ince ayrıntılarda açıklık kazanarak gelişim sağlanabilmektedir. Allahın sonsuz ilmi bu detaylardaki çözüm zenginliğine dayanmaktadır.
g. Eğitim ve Yönetsel Gelişim Politikaları :
Her kurumun teşkilatına göre bir eğitim yapılanması olması gerekir. Deniz Kuvvetleri gibi bir kurum ise ihtisasına uygun eğitim kurumlarına sahip olması doğaldır. Diğer kurumlarında eğitim yapılanmaları gerekli görülmektedir. Eğitim bir anlamda kurumun indoktrinasyonunu sağlamalıdır. Eğitim kurumlarının da bir anlamda vizyon ve stratejileri olmalıdır. Eğitim ortamını günü geçirmek olarak görmemek gerekir. Kullanılan her zaman diliminin hedef ve yaklaşımları olmalı ve bunlar ölçülmelidir. Böyle olursa eğitimin katkısı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Yönetimin gelişimi açısından profesyonel katkılardan istifade edilmelidir. Artık yönetim bir bilim gibi algılanmalı ve profesyonel yönetim analizcileri yetişmelidir. Kurum bir anlamda kendini geliştiren bir yapı kurabilmeli ve bunu istikrarlı bir şekilde geliştirebilmelidir.
h. Kurumun Kısa, Orta ve Uzun Vade Fonksiyonel İhtiyaçları :
Kurum en doğal haliyle yıllık bir bütçe planlamasına ihtiyaç gösterir. Bu işlem kısa vadeli programlama işlemi olarak görülmelidir. Uzun vadede kurumun stratejik vizyonuna ulaşma hazırlıkları kapsamında yapacağı işlemleri belirlemesi gerekir. Stratejik hedef planında yer alan hususları gözden geçirerek orta vadeli programlamasını yapıp bunları projelendirmesi gerekir. Aslında her konsept bir projeleme gereği ortaya koyacaktır. Projeyi dikkatli bir hazırlık içinde gerçekleştirmesi önem kazanacaktır.
Projelerin realizesi ulusal teknoloji birikim çalışmaları ile birlikte ele alınmalıdır. Böylece diğer kurumların teknoloji birikiminden istifade etmesi merkezi bir teşkilat tarafından gerçekleştirilebilir. İşte Devlet Planlama Teşkilatının görev alanlarından biri budur.
Bir kurumun fonksiyonel ihtiyaçlarının belirlenmesi mutlaka bu işin profesyonel elemanlarının işi olmalıdır. Bu seviyede düşünsel beceriye ulaşmamış insanların yapabileceği iş olarak görmemek gerekir. Aslında profesyonel bir ekip kurarak kurumların stratejik çalışmalarını bu ekibe yaptırmak en doğru yoldur. Böylece hem kurumların tekamülü kolaylaşır hem de kurumların ellerindeki örnek çalışma yüksek bir gerçeklik değerine ulaşır.
Ben Deniz Kuvvetlerinin her bir kuruluşunu kendim konsept açısından belirlemeyi ve işletim şartlarını geliştirmeyi uygun bir yol olarak görmüştüm. Ama bu düşüncemi realize edemedim. Zira kimseye açamadım düşüncemi. Diğer taraftan da kimsenin umurunda değildi zaten bu yaklaşım. Kurumların sahipliliği sorunu için mutlaka çözüm geliştirilmelidir. İnsanlar kendi hayatları bazındaki gelişimlerle daha öncelikli olarak ilgileniyorlar. Kendini vakfetme yani işini öncelikli olarak hayatının parçası görme oluşumu kolay bir şey değildir. Hele toplama su ile hiçbir zaman bu elde edilemez.
İnsanları değiştirmek veya onlardan olmayan bir özelliği istemek doğru olamaz. Bu nedenle rekabet ve kontrol mekanizmaları her zaman gerekli olacak işlemlerdir.
i. Kalite ve Performans Açısından Fonksiyonel İhtiyaçların Karşılanma Politikaları :
Kurumun kendi ihtiyaçlarını karşılama açısından gerçekçi bir devlet politikası oluşturulması esastır. Yani gerekli kalite ve performansı tutturabilmek için bunu hakikaten istekle ve gerekli ölçülerde teknik kaliteye ulaştıracak emeği oluşturmak gerekir. İnsanların çıkar olarak gördüğü kolaya kaçma ve ucuzu kakalama meyilleri yanlıştır. Bunları dengeleyecek bilgi ve tecrübe birikimi devletçilik anlayışı yaratmakla mümkün olur.
Devlet kendini ve halkın organizasyonunu mantık ve felsefe açısından besleyemiyorsa hiçbir zaman gelişemez. İnsan ile devlet anlayışı arasında büyük bir farklılık vardır. İnsan çıkarlarıyla devlet mantık ve felsefesi aynı paralele getirilemez. Bu nedenle devlet teşkilatı için her birim kuvvetli indoktrinasyona sokamazsak hiçbir şekilde devleti tekamül eden yönelişe sokamayız.
Halkın örgütlenme mantalitesi de örgütsel olarak belli bir yönelişe sokulmalıdır. Halk devleti saygın bir teşkilat olarak görebilmeli ve onu anlayabilmelidir. Ancak böyle bir ortam sağlanırsa devlet-halk bütünleşmesi gerçekleşebilir. Halk devleti oluştururken kendinden seçkinlerin bu teşkilatı oluşturmasına imkan verilmelidir. İnsanların ilk çağ yaşam disiplinleri bu yönüyle çok farklıdır. İşte benim zaman zaman vurguladığım çağdaşlık yaklaşımı bu noktada açıklık kazanmaktadır. İnsanlar genellikle kendilerine söylenilenler bazında konuşurlar. Halbuki düşünebilseler benim anlattıklarımı daha iyi anlayacaklar ve katkı sağlayacaklardır.
Kurum tabiî ki yönetimin performansı ile ilişkili bir beceri sağlar. Bunun rasyonel olmasını sağlamak bir anlamda siyasi partilerin işlevsel kontrolü ile olacaktır. Siyasi partiler her kurum için performans kriteri yaratmalıdır. Eğer böyle bir rekabet ortaya konulabilirse rasyonalizasyonun ne kadar çabuk ortaya çıkabileceği görülecektir. Netice olarak kurumları irdeleyen mekanizma siyasi partilerin yöneliş felsefesini yaratacak ve iktidar partisi işlevsel olarak eleştirilebilir duruma gelecektir.
j. Kurumsal Stratejik Gelişim Planı :
Devletin veya devlet kontrolünde bir örgütün kurumsal gelişim mantalitesi kapsamında bir enstitü kurması en faydalı yaklaşım olarak görülmelidir. Bu enstitü kurum mantalitesi formasyonunda yapacağı çalışmaları kurum yöneticilerine aktarabilir. Bunun işletim ve yönetimi mutlaka bu işe gönül vermiş stratejistlerce yapılmalıdır. Stratejist yetiştirmek zor bir işlemdir. IQ yanında geniş bir teknolojik ve örgütsel birikimi üzerinde toplamış üstün yetenekli bireyler yetiştirilmelidir. Aslında insan beyni bu tip gelişimleri sağlayabilecek kabiliyete sahiptir. Ancak ilgi ve istek konusunda uygun kişileri tespit etmek ve bu yola kanalize etmek beceri ister.
İnsanları stratejik düşünme temayülünde alıştırmak en az beş nesillik bir yöneliş olarak görülmelidir. Buna uygun eğitim buna uygun toplum ve nihayet buna uygun hayat olanakları yaratmak gerekir. Yani değişim bu anlamda olursa hareket ve bereket sağlayacaktır.
4. DEVLETİN STRATEJİK GELECEĞİ :
Yakın Çağ ile ulusal anlamda örgütlenmeyi öngören devlet yapısı ortaya çıkmıştır. Halk örgütlenecek ve yüksek refah yaratacak şekilde geleceği yönetecektir. 20 yy sonlarına doğru dünya çok gelişmiş Batı bölgesi ile geri kalanı tanımlamasına uyan bir diğer bölge meydana gelmiştir. Globalizm perspektifinde desteklenen bir yeni süreç başlatılmıştır. Ekonomik olarak dünya Doğu üreten Batı’da tüketen bir özellik taşımaya başlamıştır. Batı bilgi toplumuna dönüşürken Doğu özellikle uzak doğu sanayi devrimini yapar bir görünüm kazanmıştır. Bu gelişme bir konjonktürel durumdur. İki nesil sonra akıllı robotlarla üretim gerçekleştiğinde bütün dünya bilgi toplumuna dönüşecek hatta bilgi ötesi toplumsal yapıya geçiş başlayacaktır.
Dünyanın bu global perspektifine uygun olarak devletler bölgelerinde demografik üstünlük yaratma girişiminde bulunmalıdırlar. Dünya kabul etmelidir ki ABD dünyanın her zaman çekim gücü olacak ve cenneti inşa ettirecektir. Her devlet sosyokültürel değerlerinin öncülüğünü yapmak durumundadır. Dünya yeni yenilikleri destekler manada bir tutum içinde olmalıdır. Böylece insanlık kendini sürekli geliştiren bir yapı kazanmalıdır. İnsan beyninin mükemmelliği bize bugün tasarlayamayacağımız ölçüde tutarlı ve dengeli gelecek verecektir.
Devlet stratejik varlığının bilincinde olabilmesi için Birleşmiş Milletler onaylı stratejik gelişim planlarına sahip olmalıdır. Bugün dünyanın az gelişmiş bölgelerinin ana sorunu eğitimdir. Örgütsel mantığı olmayan eğitim oluşumları insanlara doyurucu ve tatmin edici gelmemektedir. Dolayısıyla eğitim devletin stratejik geleceğine uyumlu planlanmalı ve uygulanmalıdır.
Devletler 20.yy’da ortaya çıkan toprakları ile bir varlık haline gelmişlerdir. Bundan sonra halkların müttefikliği demek olan plural yaklaşımlar ön plana alınmalıdır. Devletler varlıklarının temelini somut yeterlilik üzerine inşa ettikçe varolma olasılıkları büyüyecek ve dünya konjonktürünü takip ederek yüksek refah yolunda gelişeceklerdir. Unutmamak gerekir ki devlet halkın gelecek için organizasyonudur. Bu fonksiyon hiçbir zaman canlılığını kaybetmeyecek ve insanların birlikteliğinin mantığına dönüşecektir.
Dünya mevsimleriyle değişim yaşayan bir sürekliliği insanlara sunmaktadır. Dolayısıyla tabiatı kontrol edebilse bile insan için yaşam sürecinde izlenecek sürekli farklılıklar vardır. Bu farklılıklar hayatın heyecanı ve güzelliğidir. İnsanların birbirleriyle kaynaştığı sosyalizasyon temel çıkış noktası olarak algılanmalıdır.
Netice olarak devletin stratejik geleceği konjonktürle desteklenen sürekli halkların gelişim ve refahını gözeten bir mantalitedir. Bunun bir planı bir yöneliş haritası olmalıdır ve bu harita gelecektir.
a. Devletin Halka Hizmet Kapsamındaki Faaliyetlerinin Mantığı :
Kanun bir tasarımın kabul yapısını oluşturur. Yasama bilinci ve teknoloji geliştikçe tasarım mükemmelleşecek ve insanlar daha pratik ve mantıklı bir oluşumu yaratacaklardır. Bu noktadan hareketle devlet halka organizasyon bilincini aşılarken açık ve şeffaf olmalıdır. Bu organizasyon bilinci ihtisas ve çıkarlarla ilişkili olarak yaratılmalıdır. Amaç tüm insanlığın katılımcı olduğu bir medeniyeti inşa etmektir. O zaman insan kendisine aktarılan bilgiye güvenebilmeli ve mantığıyla kendi katkısını yaratabilmelidir. Bugün birey kendi varlığını yaratma mücadelesi içindedir. Böyle bir hayat stres ve beklentileri yanlış saptama riski taşımaktadır. O halde devlet bireyleri kendi stratejik geleceğine planlı bir yapı içinde yöneltecek disiplini kurabilmelidir.
İnsan-kurum-devlet oluşumu ve varlığı disipline edilmesi gerekli bir birlikteliktir. Bu yasama organı vasıtasıyla ortaya konulan yönetim bilincini yaratmaktadır. O zaman insan bilinç ve yöneliş mantığı insanlığa hizmeti ve kendi varlığını bu yönelişle geliştirme olanağına sahip olmalıdır. Kurum insanın kabiliyetlerini devlete ve halka hizmete dönüştürebilmeyi amaçlamalıdır. Ve nihayet devlet halkı organize eden ve belirlenen stratejik hedefler doğrultusunda üreten ve yöneten bir mekanizma haline getirilmelidir.
Halkların çıkarları ile devletlerin stratejik geleceği arasında bir ilişki olmalıdır. Bu durumda her bireyin kazandığı mantık esas alınmalıdır. Devlet ve birey tek vücut haline getirilebildiği ölçüde yüksek refah yakalanır ve birey huzur bulur. Yaşamın ve mutluluğun başlangıç noktası gerçekte budur.
b. Devletin Duruş kabiliyetini ilk çağlarda askeri güç belirlemiştir. Bugün ekonomik ve demografik güç belirlemektedir. Teknolojik güç demografik gücün bir anlamda itici kabiliyeti olmaktadır. Gerçek şu ki örgütlenme becerisini devletler öncü devletlerden öğrenmektedir. Halkları harekete geçiren düşünce ve fikirler merkezlenmiş olarak Batı’dan çıkmıştır. Bunun yapıcı unsurunun İngiltere olduğunu hemen hemen herkes biliyor olmalı. ABD bir potansiyel çekim gücü yarattığından geleceğin itici fonksiyonunu burası planlamakta ve yönetmektedir. Bu durumu insanlık için bir fayda olarak görmek zorundayız. Ve bunun yarattığı konjonktürel oluşu benimsemek zorundayız.
İnsanlık çaresizlik ve faydasızlık dönemlerini yenmiştir. Allahın vaat ettiği cenneti ancak bu yaklaşımla kurabilirdik. Ve bugün teknolojik olanaklarımızla yarını planlayabilen bir akla ve insanlığın geleceğinin mutluluk olması gerektiğini anlayan bir bilince sahibiz. Yapacağımız organizasyon bilincini devletin duruşuna çevirmek ve milletleri gelişime ve geleceğe yöneltmek olmalıdır. İnsanın yaradılış olarak taşıdığı ana potansiyel beynidir. Teknolojinin getirdiği kolaylıkları hayatımıza mal ederken kendi duruşumuzu iyi anlamalı ve geliştirmeliyiz. Kolaylık tembellik demek değildir. Rekabet ve özenti insanın itici gücü olmalıdır. Bugünkü iletişim ve telekomünikasyon imkanları devletleri yönlendiren fikir ve oluşumları bireye ulaştırma imkanı verebilmektedir. Halkın devletin duruşunu destekler ve geliştirir bir yönelişe sahip olabilmesi için siyasi partiler üzerlerine düşenleri yapmaya çalışmalıdırlar. Hayatı ve çevreyi kontrol eden insan kendini ancak böyle ehil hissedecektir. Hayatı geçmişten koparmadan geleceğe taşımak büyük bir beceri işidir.
Devlet stratejik yaklaşımlarını halkın ölçülerini beğenilir seviyelere çıkarmak için çalışmalıdır. Siyasi partilerin fonksiyonel olarak her duruş kabiliyeti için politikalar üretmeleri gerekir. Her birey kendini boş zamanlarıyla siyasi partilerin etkinliklerine katılarak katkı yaratmalıdır. Böylece birey harekete geçecek ve toplumsal oluşumlar hızlanacaktır. Halkı hareketsiz ve bereketsiz kılan fakirlik süratle aşılmalı ve insan kendini yöneten bir mekanik yapıya kavuşturulmalıdır. İnsanı değerli kılan duygularını yönetebilmesidir. Toplumsal işlevleri bu açıdan harekete geçirmek önemli bir yaklaşım bilincidir.
Milli güç unsurları bazında geleceği yönetmek ve geleceği ölçülebilir kılmak yönetimin temel fonksiyonudur. Devlet duruşunu aktiviteleri ve halkın becerisiyle kazanır. Halk nasıl gelişmiş toplumlarda mutluluğu bireysel olarak arayan varlıklar haline gelmişse bu durum bütün dünyaya yaygınlaştırılmalıdır. Netice olarak bireyler stratejik geleceğin maratoncuları yapıldığı sürece her zaman ulaşılacak bir hedef bulunacaktır.
c. Devletin Dünya Konjonktürel Duruşu :
Bugün Globalizm perspektif altında genel bir ekonomik ve siyasi konjonktür yaratılmış durumdadır. Bu konjonktüre göre devletlerin ulus kabiliyetleri kendilerine yeterli planlı kapitalizm görüşü altında geliştirilmektedir. Dünyanın geri kalmış bölgelerinin temel sorunu sosyolojiktir. Sosyalizasyon çalışması bu noktada temel hareket noktasını belirleyici bir çalışmadır. Ben size dünyayı anlayacağınız görüntüyü yazmaya çalışıyorum. Böylece birey büyük organizasyonun mantığını yakalayacak ve kendini dünya insanlığının bir parçası haline getirecektir. Bu çalışmaları kendi kendime yapmak ne kadar sağlıklı oluyor bilemiyorum ama ben yinede elimde bir çalışma olsun istiyorum.
Dünya kendini alanlar bölmüş durumda. OECD ülkeleri kavramı bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Ben bütün insanların mutluluğundan sorumluyum. Her insan daha doğrusu bu dünyadaki her insan cenneti hak etme yeteneğini göstermiş durumdadır. Allahın sisteminden zerre kadar şüphem yoktur. Bizim bu günkü pozisyonumuz 2100 yılında ulaşacağımız medeniyet düzeyidir. Dolayısıyla 5 nesil içinde dünya insanı cennete uygun yaşayan bir statü kazanacaktır. Cennet insanın eğitsel, sosyolojik, psikolojik ve fizyolojik sorunlarının kalmadığı bir yaşam biçimidir. Burada insan mutluluk tasarımı yapar ve beyinsel olarak sosyalizasyonun tadını çıkarır. Sanat ve spor hayatın temel taşları durumuna gelmiştir. Genel organizasyon idealize edilmiş olduğundan yönetsel olarak davranış terbiyesi oluşmuş olacaktır. Yine cennet insanların farklılığına sahne olacaktır. Ama fırsatlar yaradılış gerçeğinde tatminkar olduğundan insanlar kendi kabiliyetlerini kabul edecek şekilde yaşama olanağı verecektir.
Dünya konjonktürünü devletleri teknolojik olarak destekleyen ve sosyolojik oluşumları terbiye eden şekle çekebileceğimize göre bundan sonrası planlı ve programlı olarak realize edilebilir. Biz dünya insanının yönelişini özendirici ve faydalı biçimde geliştirmeliyiz. Milletlerin tarihsel becerilerini analiz etmek ve sosyolojik oluşumlarını incelemek akılcı ve geliştirici bir birikim sağlayacaktır. Dünya geçmiş ile ilgili işleri analiz ettikçe kendini ve dünyadaki yaşamı daha açık olarak tanıyabilecektir. Arkeolojik ve tarihi kalıntılar restore edilerek insanlığın kendini ilkellikte tanıması açısından kullanılmalıdır. Bu insanlara merak ve heyecan verecek bir uygulama olacaktır.
Dünya konjonktürü halkların yetenek ve sosyalizasyonları geliştikçe fırsatları arttıran bir perspektif izlemelidir. Gelişmiş ülkelerde sosyalizasyon açısından kendi yeteneklerini geliştirici davranmalıdır. Amacımız tüm dünya insanını kendini ve kainatı tanıyan bir yapıya ulaştırmaktır. İnsanlığın stratejik araştırma merkezleriyle oluşturacağı siyasi ve iktisadi davranış profillerini inceleyerek gelişimi yönetmek gerekecektir.
d. Teknoloji Politikaları Esasları :
İleri teknoloji üretimi konusunda nasıl bir birikim gerektiği ortadadır. Gelişimin temelde insan dikkatine ve motivasyonuna bağlı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Şu da bir gerçek ki konusuna göre dikkat gösteren bilgi özel insanlarda gizlidir. Bir Einstein gelir ve konuya bakış açımız değişir. Bu tip üstün insanların tüm dünyaya hizmet anlayışını yaratmalıyız. Dolayısıyla ABD’de kurulmuş olan merkezler konularına uygun olarak diğer milletlerinde katılımına yaygınlaştırılmalıdır. Üniversitelerin araştırma merkezleri ilişkilendirilmesi ve bu kapsamda daha yaygın olarak teorik düşüncenin geliştirilmesi teşvik edilmelidir.
Dünyada bizim anlayabildiğimiz manada mutlak doğrular kısıtlıdır. Bu nedenle bilim sahaları genişlemeye ve gelişmeye açıktır. İhtisas sahalarını değişik disiplinlerle zenginleştirmek önemli bir olaydır. Bu kapsamda yetenekli insanlardan istifade edebileceğimizi unutmamalıyız. İhtisaslar geliştikçe doktora seviyesi oluşumlar kuvvetlenecektir. Global değerlendirmeler detaylara dönüştürüldükçe araştırılacak ve incelenecek konular genişleyerek artacaktır. Bu nedenle insanların düşünen ve yakıştıran yaklaşımlarına değer vermemiz gerekir. İnsan her ne kadar taklitte ederse de genel eğitim bilinci yorumlama esas olursa insanın katkı sağlayan tutumu artacaktır. Allah bize mütekamil toplum ve insan vermiyor. Demek ki bunu biz araştırarak bulacağız ve insanlığın faydasına sunacağız. Unutmamak gerekir ki her insan hayatı kendi ruhunun enginliğinde algılanmaktadır. Ruhu duygularla beslenmiş bir hayatın oluşum ve katkısı daha da yüksek olacaktır.
Benim getirdiklerimle diğer insanların getirebilecekleri aynı kaba sığamaz. Benim temel oluşumum düşünsel olarak üstünlüğe dayanmaktadır. Ben tek başıma bir insanlık hazinesi sayılırım. Böylesi bir oluşum Allahın yönetsel becerisinin bir tezahürüdür. Benim çalışmalarımın temel gayesi ise beni tüm ayrıntılarda düşünsel olarak tanımanız ve böylece genel düşünsel yapılanmada bana benzeyebilmeniz içindir.
e. Devletin Dünya Konjonktüründen Etkilenen Davranışları :
Devletleri kurumsal olarak işlevsel kılmaya çalışırken temel felsefe ve yaklaşımları belirlemeye çalıştık. İnsana dayalı tahayyül becerisi ve bilinç yerleşik hal almadan kurumların ve devletin yetenek kazanması düşünülemez. Bugünkü dünya son derece yapmacık ve beceriksiz insanlarla sürdürülen bir komedi sahnesidir. Gizliliğe dayandırılarak konuşma metinleriyle oluşturulan siyasi konjonktür ne kadar gayri samimidir.
Demokrasiyi teşvik ve motive eden unsurlarla insanlar mal edebiliriz. İnsanların çok azı üstün sayılabilecek yeteneklere sahiptir. Bizim görevimiz işte bu tür liderleri yetiştirerek toplumların yönelişlerine etkilerini sağlamaktır. Hissetmeden yönetim becerilemez. Filozof ne demiş dünyayı ve devleti yönetecek insanlar mutlaka filozof yeteneğinde olmalıdır. Ezberlenen metinleri heyecansız ve isteksiz insanlara yuttrumaya kalkarsanız başarılı olamazsınız. Bu nedenle hafıza ve yorum kabiliyetiyle ikna yeteneği oluşturamayan dalkavukları sahneden çıkarmak gereklidir.
Siyasi partiler bu bağlamda bir araştırma yapılması içinde olmalıdırlar. Dikkati, öngörüsü ve yeteneği olan insanlar eğitilmeli ve liderliğe yöneltilmelidir. Evet siyasi parti isabetli bir lider yakaladı mı daha iyisini üretinceye kadar onun etrafında kalmalıdır. İnsan kolay yetişmez. Değerleri bulmak ve kıymetini bilmek önemlidir.
Siyasi oluşumları halkla birlikte ve halk için yöneltmek bir başarı olmalıdır. Bunun içinde sosyolojik bir örgütlenme ihtiyacı vardır. Sivil organizasyonlar sahalarına göre devletçe desteklenmeli ve özerk çalıştırılmalıdır. Birikim sağlandıkça kendilerine güven artacak ve zamanla kendilerinden beklenen ortaya çıkacaktır. İnsanları etkin hale getirmek zaman alacaktır ama imkansız değildir.
f. Devletin Egemenlik Esas Duruşu :
Dünyada yaşayan hiçbir insan aptal değildir. Bu nedenle olmayan bir şeyi insana söylemek onu mutlu etmez. Geçmişe yönelik olarak tarih bilgisiyle insanlık egemen davranışa geçemez. Bu toplumsal olarak eksik olan bir durumdur. Türkiye’de ne kadar işlediği de ortadadır. İnsanların kendine güveni ancak sorunları yendiği takdirde gelebilir. Bu da örgütselden çok genel bir durumdur. Ama insanlar geleceğe yönelik olarak beklentilerini sağlam dokular üzerinde gördüklerinde kendilerini egemen duruşa geçirebilirler. Dolayısıyla biz insanları kandırmayacağız. Eğitip kendisiyle barışık hale getirecek ve hayatı için fırsatların olduğunu kendisine göstereceğiz. Yönetimin esas çıkış mantığı burasıdır.
Biz ne biliyoruz? Büyük kaderimizin gereği olarak bu dünyadayız. Biz hak ettiğimiz yerde olduğumuza göre gelecek esas duruşumuz, dünyanın bize sunduğu olanaklardır. Dünya değişim ve gelişimini sürdürmektedir. O halde Allahın bize vaat ettiği cenneti hak etmeyi becereceğiz. Bunun toplumsal yönü içinde bulunduğumuz devleti kalkındırmak ve yüceltmektir. Böylece bize düşen görevi yaptığımızda kendimizi kurtaracak ve yaşadığımız toplumu yüceltmiş olacağız.
Yaşayan her milletin dolaylı veya dolaysız dünya medeniyetine tarihsel bir katkısı olmuştur. Ama birey bazında ama devlet oluşumuyla. Dolayısıyla her birey kendi milliyeti ile gurur duyabilir. Özgürlük ve başarı hayatı yenme becerisindedir. Böyle olunca bireye yeterli özgürlüğü veren ortam söz konusu olmalıdır. İnsanlık toplumların oluşumları hakkında da kanıtlar bulabilmelidir. Bulamıyorsa bu oluşumu Allah bizden gizliyor olarak algılamamız gerekir. Böyleyse biz bunun üzerinde durmamalıyız.
Dünya irrasyonel bir birikim geçirmiştir. Bu uygulama insanı harekete geçiren bir olguyu yanlış değerlendirmeden kaynaklanmıştır. Biz bu yanlışı yok edip insanı kendi doğasında mutlu olabileceği yönelişe sokacağız.
Netice olarak ben nasıl Türk olmaktan gurur duyuyorsam diğer milletlerinde gurur duyabilecekleri değerleri olmalıdır. Bu değerler mutlaka doğru ve anlamlı bir şekilde belirlenmelidir. Türklerin gururu Arapların gururundan az mıdır? Türkler cennette Arapça konuşulduğunu düşünebildiğine göre Arapların duruşu daha kıymetli sayılabilir.
g. Halkın Demografik Gelişim Politikaları :
Demografik gelişimden kasıt, örneğin okuma yazma oranı, eğitim seviyesi, spor yapma oranı, satranç bilme oranı, gibi bireysel yeteneği gösteren değerleri geliştirmek anlatılmaktadır. Bu özellikler öyle zannediyorum ki toplumları en süratli şekilde etkileyebilir. Kimi etkileyecek, politika merkezlerini. Bunlar halkı harekete geçirecek malzeme üreteceklerdir. Mesela satranç oynamayı Allahın daha çok sevdiğini söyleyecekler, veya master seviyesinde ve ortalaması 3.5 üzerinde olanlara 100 bin dolar verilecek, veya doktorasında tez olarak başarılı sonuç bulana 1 milyon dolar verilecek gibi politikalar. Aynı zamanda insanlar özellikleri ile ilgili olarak sosyalizasyon oluşumunda kendilerine pay bulabilmelidir. Böylece insanlık sürekli kendini geliştiren bir yapılanma içine girmiş olacaktır.
h. Adalet Mekanizmasının Tekamülü :
Adalet mekanizmaları istatistik açıdan toplumun kanunlarla uyumu noktasında bize çok sağlıklı bilgi üretebilmektedir. Böylece sosyologlar bireyin sosyal davranışlarını geliştirici çalışmalar yapabileceklerdir.
Adalet mekanizmalarının çabuk ve süratli kararlar üretmesinin yolları araştırılmalıdır. Adalet mekanizmalarının karara götüren oluşumları ehlileştirilmeli ve insanlara güven veren bir şekle dönüştürülmelidir. Yalan makineları, psikologlar, bilgi toplama gibi faktörler yanında ailenin saygını diye bir oluşum yaratılarak kararlarda bu kişilerin değerlendirmesi sağlanarak kullanılmalıdır. Ailenin saygını aile içinde bireylerin seçtiği dürüst ve emin insan olmalıdır. Her ailede aşağı yukarı böyle bir birey vardır ve adalet mekanizmaları bu oluşumu kullanmalıdır. Kararın doğruluğundan çok sosyal beklentilere uygunluğu önemli olmalıdır. Böylece insanlar kendilerini toplumsal varlık olarak değerli hissetmelidir.
i. Ekonominin Dünya ve Ülke Kapsamı :
Biz biliyoruz ki Allah örneği bir birey üzerinden insanlığa göstermektedir. Ve yine biliyoruz ki bu örnek mutlaka yerinde oluyor. Böyle bir kabulle insanların topyekun sorumluluğunu siyasi lidere yüklememiz doğaldır. O zaman dünya insanlığı bir anlamda dünyadaki varlığını paylaşarak geliştirecektir. Bize şu anlamı çıkarmak kalıyor. Biz bu dünyada birbirimiz için varız.
Bu görüş ve düşünce ile her toplumu yol göstererek geliştirmek ve her bireyi hayatı anlayabileceği ve katkıda bulunabileceği şekilde eğitmek ve yaşatmak görevimizdir. O zaman zenginliğin temeli olan ekonomik oluşum global perspektifte düşünülecek ve ülkeye düşen yapılanma ortaya konulacaktır.
j. Eğitim Açısından Stratejiler :
Eğitimden beklediğimiz iki temel oluşum vardır. Birincisi bireye kazandıracağımız kendine güven, ikincisi ihtisas ve beceri. Bu perspektiften bakıldığında sorumluluk bireyde olmaktadır. Bugün okullarımızda eğittiklerimizin ne oranda bu oluşumları kazandıkları ortadadır. Eğer öğrencinin içinde varsa zaten kendini belli farklılığın içine sokabilmektedir. Bu durumda bireylere daha özgür kendini yetiştirme olanakları verilmelidir diye düşünüyorum. Dershane ve kurs uydurmacasıyla çocukların sömürülmesi son derece yanlış bir uygulamadır. Sorumluluğu kimse yüklenmiyorsa bu yapı yanlıştır.
Bireye kendini yetiştirme fırsatı veren bir yapı kurmadan kendisinin matematiğin her problemini çözer hale getirmesini bekleyemeyiz. Bu durumda yaptığımız çalışmalar son derece izafi ve nispi sonuçlar doğurmaktadır. Batının eğitim konusunda daha başarılı olmasının temeli bireye olan saygısında aranmalıdır.
Ben eğitim fonksiyonunu alışkanlıklar bazında okulda yapılmasını uygun olarak görüyorum. Öğrenim teknikleri çocuğa öğretilmeden çocuğun performansının artması beklenemez. Çocuğa ihtisas için gerekli çalışma becerisi gösterilmeden onun kendi kendine yeterli, düzeye getirmesi beklenebilir mi? İnsanların anlatarak değil tatbiki olarak yaşayarak öğrenmesi gerekir. Eğitimi bu yapıya sokmadan hiçbir şekilde başarı sağladığımızı söyleyemeyiz.
Hayata teknik ve teknoloji zekayı kullandırarak geçirilmeli. İnsanın duygusal olarak eğitiminin yollarını geliştirmeliyiz. Bu da tiyatrodur. Tiyatro oluşumuna uygun çalışmalarla önce konuşmayı sonra düşünmeyi öğretmeliyiz gençlerimize.
Hayatı bir yaşamsal oyun gibi görmek gerekir ve bunu duygularımızla pekiştirmeliyiz. Ancak bu şekilde kendimiz olabiliriz.
k. Maliye Politikaları :
Muhakkak ki devletin gelirleri ve giderleri dengeli bir yapı içinde olmalı. Ancak şurası da muhakkak ki ekonomi şişmediği takdirde büyüme olmaz. Demek ki bu büyümenin yaratılması gerekiyor. Ben işletmeleri muhasebe kayıtlarının çok ince detaylarda tutulduğu ve bu nedenle de aşağı yukarı hiçbir işletmenin doğru vergi vermediğini çok iyi biliyorum. Buna gerçekçi bir çare bulmak gerekir. Bence özellikle küçük işletmeler vergi vermemeli. Yada çok cüzi bir vergi vermeli. Böylece insanlar müteşebbis oldukları için kendilerini sahtekar hissetmezler.
Vergi oranlarının çok yüksek olduğu da bir aşikar. Hiç adam bir milyon kazandıysa yarısını vergi olarak devlete verir mi? Bunlar ne kadar doğru uygulanabilir ki? Sonra devlet bu kadar parayı alıp ne yapıyor.
Türkiye’nin topladığı toplam verginin %70i petrol ve diğer dolaylı vergi üzerinden gerçekleşiyor. Müesseseler büyüdükçe çalışma disiplinleri daha da artıyor olmalı. Herhalde amaç şirketlerin büyümesi.
Kuralların uygulanabilir ve halkı sıkmayan yaklaşımlarla belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
5. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER STRATEJİK ÖNGÖRÜSÜ :
Bu bölüm benim yönetimim çerçevesinde milletleri yönlendirecek bir direktif olarak hazırlandı. Dünya bugün gelişmiş ve geri kalmış yöreleriyle bir bütün. Zira biliyoruz ki ulaşmak istediğimiz hedef büyüktür. İnsanlar değişecek, alt yapı tekamül edecek ve yepyeni bir dünya oluşacaktır. Hedef aldığımız 100 yıl bir anlamda uzun bir anlamda kısa bir zaman dilimidir. İnsanlara pozitif dünya görüşü kazandırmak ve onları organize ederken mutlu olmalarını sağlamak temel beklentimizdir. İzleyeceğimiz yolları eleştirenler, benimsemeyenler, değişime karşı çıkanlar olacak. Bu nedenle yapacaklarımıza öncelikle kendimiz inanacağız ve çevremizi de etkilemeye çalışacağız. Unutmayalım insanların halen büyük çoğunluğu tembel ve sabit fikirli. Çalışkan becerikli bir topyekun hedefine ulaşmak kolay bir beklenti değildir.
Ben gerek devleti gerek insanı ve gerekse toplumu şartlandırmadan onlara bir yaşam bilinci verecek çalışmayı yaptım dolayısıyla bu anlamda öğreteceğim bir şey kalmadı. İlave olarak eğitim mekanizmasını eleştirdim ve sosyalleşen insanın mantalitesini yazdım. İlaveten yönetimin felsefesini oluşturan rasyonalizasyon, strateji ve diplomasi çalışmalarını yaptım. Geriye Birleşmiş Milletler yapısı içinde ve kekresi etkileyecek bu direktifi yazmak kalmıştı.
Ben size dört tanrıyı anlatmadım. Allahın yönetimini ruhlarımız üzerinden kontrol mekanizması iyilik, mutluluk, kader ve ruh tanrıları ile sağlanmaktadır. Yani biz Allahın robotu değil ancak sıkı kontrolünde olan bağımsız varlıklarız. Çalışmalarım insanlığa bilinç oluşturmak ve güven kazandırmaya yöneliktir. İyisi kötüsü bizler aynı bilginin ışığıyız. Aklımızın erdiği kadar geleceğimizi yaratacağız.
İslamiyet olmasaydı, Batı medeniyeti bu kadar kendini kanıtlayamazdı ve tabiî ki bana Allahın gösterdikleri olmasaydı bu duruma gelemezdik. Kendinizi ifade edin ve cennetin kurulmasına azami bireysel katkı yaratın. Ben zamanımızın elverdiği ölçüde detaylardaki yeteneklere yön vermeye çalışacağım. Beni bir öğretmen olarak görün ve kendinizin anladıklarınızı geliştirmeye çalışın. Biliniz ki bizler cennet çocuklarıyız ve dünyanın geçmişiyle bugünü – yarını tahayyül ederek kendinizi imana getiriniz.
a. Ekonomik Konjonktürel Direktif :
Ekonomi kısıtlı kaynakların paylaşımı ilkesine dayandırıldı. İnsanlar çalışacak hak edecek ve kazandığıyla ekonominin tüketim çarkını çalıştıracak. Teknolojinin gelişmesi ve gelişme trentleri bize geleceğin çok parlak olduğunu göstermektedir. En etkili teknolojik gelişimin akıllı robotlar olacağını sanıyorum. Bilgisayar teknolojisinin ve telekomünikasyon kabiliyetlerinin bize kazandıracakları çok fazladır. Nano teknoloji ile sağlanacak kabiliyetler ise neredeyse sınırsızdır.
Dünyanın çalışma düzeni özellikle istihdam yaratmak bakımından öncelikle dört-dört günlük şekle dönüştürülecektir. Böyle olunca hafta 8 güne çıkarılacak ve dört gün çalışılacaktır. Her iş böyle örgütlenmede iki kişi tarafından yapılacaktır. Sanıyorum ki 20-25 yıl sonra haftanın gün sayısını dokuza çıkaracağız. Böylece bize kalan zaman çoğalacak spor, sanat, hobi, aile içi zenginlik yaratılmış olacaktır.
İnsanların zamanlarını üretken olarak kullanmaları ve yaptığı işten zevk almaları önemlidir. Bu nedenle hayatı ve geleceği renkli kılmaya özen gösterilmelidir. Hayatı sadece iş olarak görmek tarihte kalmış bir yaklaşımdır. Hayatı aşkta, sevgide, eğitimde, sosyalizasyonda arayacağız. Bu sahalara kendimizi verip geliştireceğiz.
Dünya sahip olduğu potansiyeli ile bize en az beş milyar yıl yaşam alanı olabilecektir. Bundan sonrası için Saman Yolu galaksisi içinde alternatif yaşam alanları aramak gerekeceğini bilmeliyiz. Kimbilir belki de dünyayı başka bir yıldızın yörüngesine götürürsünüz, bu sizin beceriniz. Unutmayalım imkansız yoktur.
Kalite esastır. Ekonomik üretimin kalite yeterliliği sağlanmadan tatminkarlığı söz konusu olamaz. Bu nedenle kural her üretim hattının beklenen kalite değeri üzerinde kabul edilebilir bir değer yaratmamızdır.
Para mekanik bir değer aracıdır. Bence yeri doldurulamaz gibi görülüyor. Ben suni olduğu nedeniyle kaldırılması gerektiğini düşünmüştüm. Ama herhalde başarıyı ve hayatı tanzim edecek daha kullanışlı bir değer bulunamaz.
b. Sosyolojik Hedefler ve Politika Beklentileri :
Dünyanın sosyolojik olarak gelişimi sonsuza kadar sürecektir. Bu nedenle her zaman kısa, orta ve uzun vadeli hedefler yaratılabilir. Entelektüel insanın yaratma ve yorumlama kabiliyeti uçsuz bucaksız bir özelliktir. Hedefimiz entelektüel yaşam tarzı oluşturmak ve insanları bu yaşama alıştırmaktır. Her ülkenin hatta her ülkenin her bölgesinin farklı kültür dokusuna sahip olması sosyalizasyon mantığını sayımsız bir enginliğe götürmektedir. Bu durumda izlenecek politikalarla hedefleri her yerel birim kendisi belirleyecektir.
Sosyolojik gelişimi yönetmek ve geleceğe yöneltmek üzere her yerel birim bir çalışma mekaniği yaratacaktır. Önce bölge kendini tanıyacak sonra gelişime yönelecektir. Bu çok anlamlı ve esaslı bir çalışma sahasıdır. Kapasitesi olmayanların sadece öngörüleri yaşayacağı gerçeğini göz ardı etmemelidir. Bu çalışmalar yerel idareleri politika üretmeye yöneltecek böylece düşünülenler hayata geçirilmiş olacaktır.
c. Teknolojik Yönetim Kimliği :
Teknolojinin gelişim yönetimini son 100 yıldır ABD üstlenmiş durumdadır. Dolayısıyla bunu değiştirmek değil geliştirmek gerekebilir. ABD diğer ülkelri de teknoloji gelişimine katkı sağlar duruma getirmelidir. Evet teknoloji geliştirmek önemli bir birikim gerektirir, bu doğrudur. Ama unutmamak gerekir ki insanlarımızın ruhlarının getirdiklerini de sisteme katmak en doğrusudur. Bugün insanlığın çok büyük bir bölümü kullanılan teknolojileri anlayabilecek düzeyde bile değildir, nasıl katkıda bulunacaklar diyeceksiniz. Bun sağlayabilmek için ülkelerin içlerinde aydınlanma istasyonları tesis etmek gerekir. Böylece bu ihtiyaçlar bu ülkenin heves ve getirilerini kendilerine çeken bir oluşum yaratacaklardır. Bu oluşum dünya gelişim yaklaşımına katkı sağlar şekilde yönetildiğinde eminim ki insanlık daha fazla şeyler açığa çıkarabilecektir.
Teknolojinin finansman ve yönetimi dünya ekonomik olgularını yaratmaktadır. Bunların tabiî ki merkezden yönetimi gayret israfını önleyecek ve gelişim hızını yükseltecektir.
d. Yönetsel ve Bireysel Davranış Gerekliliği :
İnsanların gelişim ve değişimleri özel bir liderlik gerektirir. Bu özelliği yöneltmek ve tecrübelerini arttırmak her ülkenin alacağı tedbirlerle olacaktır. Unutmamak gerekir ki liderleri şartlar yetiştirir. Bu canlılığın genel kuralıdır. İnsanları zor şartlarda yaşatalım demek istemiyorum ama insanları beceri ve üretkenliğe yöneltmek için onları çaresiz bırakmak gerekmez. Bizim amacımız insana kendini aşan hedefler vererek onları zorlamak böylece kendilerine güven tesis etmektir. Bunu her yönetim erki kendi içinde gerçekleştirmelidir. Bugün insanlık tasarımını simüle ederek deneyebilmektedir. Böylesi bir olanak insan eğitiminin belki de en özgün örneğini yaratmaktadır. Tasarım, simülasyon ve değerlendirme işte eğitimin varak noktası bu olmalıdır. Birey kendini böylelikle sistem olgusunun içine çekecek ve ona katkı sağlayacaktır.
e. B.M. Gelişim Zinciri :
Birleşmiş Milletler yönetim bilimleri sahalarındaki birikimi ülkelere denemek üzere tavsiye edebilmeli ve ülkeler bunu deneyerek sonuçlarını insanlığa mal edebilmelidir. Böylesi bir davranış sonucu Birleşmiş Milletleri ülkelere tavsiyelerde bulunan ve ülkeleri düşünmeye yönelten bir gelişim paterni yaratılmasını sağlayacaktır. Hiçbir oluşum son olamaz bu nedenle rasyonalizasyon düşüncesini esas alarak yönetsel davranış zinciri yaratmalıyız.
Birleşmiş Milletler kendi içinde bir yönetim bilimi konulu çalışma merkezi oluşturmalıdır. Böylelikle insanlık için bir yönetsel davranış tarihi ortaya çıkacaktır. Gelecekte bunu evrimsel bir bakış açısıyla incelemek mümkün olacak ve böylece yönetsel davranışta mükemmelliğe ulaşılacaktır.
f. Dünya ile BM İlişkili Personel Politikaları :
BM formatında görev yapmak diplomatik bir ayrıcalıktır. BM her ne kadar devletlerle eşit statü taşısa da BM devlete karşı bir tavır içinde olabilmelidir. Bu üstünlükten ziyade bir başkalık olmalıdır. Bunu sağlayabilmek için BM personeli ülke karakterleri üzerinde çalıştırılmalıdır. Unutmayalım tavır bilgi ve tecrübenin hayata yansımasıdır.
Personeli başka hissettirecek politikalar önemlidir. Zira personel bir yerlerden kendine güven yaratabilmelidir. Örneğin BM personeli diğer diplomatlardan daha saygın ve yetenekli olmalı ve daha fazla maaş almalıdır. Bunu sağlamadan sistematiği oturtmak mümkün olamaz.
g. Dünyanın 100 Yıllık Vizyonu :
Dünya önümüzdeki 100 yılda hem gelişmesini sürdürecek hem de geri kalmış insanları çağdaş yapılaşmaya ulaştıracaktır. Bilimin ve teknolojinin sağladığı imkanlardan azami istifadeyle insanları yaradılışlarına uygun ancak tutarlı ve istikrarlı bir anlayışla mutluluk ve iyilik üreten mekanizmalarla yaşatmak hedefimiz olacaktır.
Bu noktadan hareketle varağımız cennet olmakla beraber 100 yıllık vizyonumuz;
“Ulaşacağımız en iyi yaşamı aramak ve bulmaktır. “ şeklinde söylenebilir.
Bir anlamda çağdaşlık esnek ve gelişen bir perspektif yaratacak böylece milletler arasında bir yarışma doğacaktır. Milletler politikalarını rekabette bireye indirgediklerinde çözüm ortaya çıkacaktır.
h. BM Çalışma Direktifi :
BM personeli veya çalışanı; kendini yüksek bir ruhla görevine ada, kendinde mutlaka sisteme katacak bir çaba bulabilmelisin. Sana verilen görevi en hassas şekilde ve en samimi davranışlarla yapabileceğinin en iyisiyle ortaya koymayı düstur edineceksin. Dünya insanlığı senin gayretlerinden etkilenmeli ve her çabanı dünya insanına maletmeyi kendine görev bilmelisin.
Doğruluk, çalışkanlık ve disiplin vazgeçilmez değerlerin olsun, sen seçkin kişiliğinle geleceğin mimarı ve yönlendiricisisin. Tecrübelerini senden sonrakine aktarmadan görevden ayrılma. İnsanları kendine köle değil kardeş bil. Unutma ki insanlar seni farklı gördükleri zaman senin çalışmalarından daha fazla etkileneceklerdir.
19 Mayıs 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder