0. BAŞLARKEN :
Ben bilimin insan aklının eseri olduğunu ve bunu hayatımıza mal ettiğimizi düşünüyorum. O halde tarih içinde bilimin getirdikleri yanında insan-bilim ilişkisinde bir analizin yapılması gerektiğini anlamış oldum. Altın Çağ ile ilgili çalışmalarda ekonomi-sosyoloji-fizyoloji ve psikoloji ağırlıklı düşüncelerle ilgili yorumlamalar yapma imkanı buldum. Bunlar dışarıdan gözlemlenebilen olgular olduğu için kendimi daha kolay yorumlar yapabilme şekline sokabildim. İlkokuldan itibaren bilim perspektifli bir eğitim misyonu seçildiği halde bilim ile insan ilişkisinde bir sentezin boşluğu herkes tarafından gözlemlenebilmektedir. Bu noktadan hareketle bu boşluğu doldurmayı hiç değilse bir başlangıç yapmayı gerekli gördüm. Kitabı tasarlamamdan bu yana altı ay geçti. Bu arada kendimi ve yaptıklarımı algılama fırsatı buldum.
Yeniden yazmaya başlarken geçmiş tecrübelerimi de kullanabilmek bakımından yazdıklarımın hemen hemen hepsini okudum. Ne yalan söyleyeyim yazdığım her şeyi beğendim. Demek ki çabalarım boşuna değilmiş. Bu durumda 14 Ağustos 2008 sabahı gördüğüm rüyaya göre görevimi başarmanın ve geri kalan 25 yıllık ömrümü sağlıklı yaşayabilmek maksadıyla kendimi yeniden hayata yöneltmeyi uygun buldum. Tasarladığım üç kitaptan önceliği bilime vermemin nedeni kapsamında yer alan hususların benim tahayyülümle açıklanabilecek özellik taşımasıdır. Zaman ilerledikçe İnsanlık Tarihi ve Türk Kılavuzu kitaplarını da yazmayı sürdüreceğim.
Geçen gün İdris peygamber hakkında bilgisayarda araştırma yaptım. İnsanlığa dilleri öğreten bu mukaddes insan dünya oluşumunun temelini atmıştır. Benim kendisiyle boy ölçüşebilecek bir yeterliliğim olmadığını biliyor olmama rağmen bende insanlığa geri kalan 25 yıllık ömrümde hizmeti sürdürmek istiyorum. O halde son 10 yıl içinde yapmayı düşündüğüm her şeyi yavaş yavaş insanlığa kazandırmayı deneyeceğim.
Allahın biliminin sınırı olmadığı doğru olamaz ama bizim bu dağarcığı doldurma potansiyelimiz bu beceri yapısıyla öyle zannediyorum ki çok daha uzun seneler çalışmamızı gerektirecektir. Bugün din ile bilimi birleştirmeyi başarmış olan insanlık bilimin gerçekçi yapısını da anlayabilecek özelliklere kavuşmuş durumdadır. İnsan düşüncesinin ve insan tahayyülünün sınırları yoktur. Bu özellik Allahın gölgesi olduğumuz gerçeğini bize örneklemektedir. O zaman kendimizi sınırlamak yerine sınırları zorlamak durumunda olduğumuzu anlamalıyız. İnsanlık “yaratma” tezini zorlamalıdır. Zira Hazreti Allah beni ve insanlığı göreve sevkederken bize yaratmayı öğreteceğini müjdelemişti. Bu düşünce beni on yıldır sürekli etkiledi. Altın Çağ çalışması sırasında bundan bahsetmedim. Zira kendime göre yapmış olduğum kabul ADN cenneti kurulduktan sonra Hazreti Allahın dünyamızı şereflendireceği şeklindeydi. Bu kabul belki doğruydu belki de yanlış. Ama geçen zaman içinde gördüklerimiz ve benimle İdris Peygamber ilişkisi benim bu konuyu bir daha düşünmeme neden oldu.
Yazmak özellikle yazdıkların içinde okunabilir değerler olduğunu hissetmek bence en güzel duyguyu yaratmaktadır. 10 gün kadar önce sevgi-saygı-sorumluluk üçgeninde bir çalışmanın başlangıcını yapmıştım. O da çok etkili bir çalışma olacak ama onu daha derinlemesine göremedim. Eğer o çalışmayı yapabilirsem öyle sanıyorum ki çok faydalı bir sonuç yaratmış olabileceğim.
1. İNSAN VE DÜŞÜNCENİN BOYUTLARI :
İnsanı duyuları ile algılayan ve bunu beyinde çözümleyen hafızasındakilerle ve ruhunun etkisinde anlaşılır kılan bir mekanizma olarak görebiliriz. Düşünce duygularla renklilik kazanan bir sonuç olarak karşımıza çıkar. İnsanın hayal gücü ise hafıza ve duygularla betimlenen bir sonuç olmaktadır. Bütün bu oluşumlarda ruhun kesin bir etkisi söz konusudur.
Bebeği düşünürsek hafızasında yer etmeye başlayan o kadar az şey varken onu bize gülümseten ve bize iletişim kurma yönelişi yaratan tabiî ki ruhun ve duyguların etkileşimidir. İlk insanı düşünürsek daha kelimeler ve kavramlar üzerine bir oluşum olmadığı halde güdüleri etkisinde yaşayan bir oluşumu yarattığını anlayabiliriz. O zaman düşünsel beceri hem tarihsel hem de insan evresinde gelişim gösteren bir özellik taşımaktadır. Eğitim mekanizmaları ve ihtisas oluşumları hep düşünsel boyutu yaratmayı ve geliştirmeyi hedef almaktadır. Bu durumda bugün için bir profesörün bile % 15 dolayında beynini kullandığı gerçeği bize gelecekte % 40 lara varılması gereken bir düşünsel beceri ile donatıldığımızda ne kadar etkinlik yaratacağımızı göstermektedir.
Ben düşünceyi algılama ve duygulama bütünlüğünde bir oluşum olarak düşünüyorum. Böyle olunca konuşma-iletişim kurma gibi sonuçlar beynin bir diğer aşaması olarak düşünülmelidir.
Kavramlar bazında bir birikim yerine duygulama temelli bir birikim beyinde kümelenmektedir. Öğrenme duygusu, yorumlama duygusu ve hatta düşünme duygusu gibi bir başka duygu kümesini beyin için tanımlamamız gerekecektir diye düşünüyorum. Bu bir anlamda bilgisayarda 0-1 kodları gibi bir kodlama sistemi olmalı. Ancak böyle bakabilirsek kendimizi daha iyi anlayabiliriz diye değerlendiriyorum.
a. Kelimeler- Kavramlar – Fikirler :
Her dilde aşağı yukarı aynı veya benzer manalarda kelimelerin oluşmuş olması bize insan düşünsel boyutunun temel mekanizmalarının benzerlik gösterdiğini açıklamaktadır. Kelimelerin oluşumu ve kullanımı sosyal bir etkileşim sonucudur. Bu nedenle halkların tarihsel ve etnik birikimleri bize dilleri ortaya koymaktadır. Her kelimenin varlık veya soyut karşılıkları duygusal bir etkileşim ortaya koymaktadır. Bilgisayarda nasıl tek düze birliktelik ifade eden kelimeler veya komutlar kullanılıyorsa bizim beynimizde de duygusal oluşumlu ruh yönetimli bir sistematik çalışmaktadır. Bunları belki de hiçbir zaman tam manasıyla algılayabilecek yeteneğimiz olamayacak ama bu açıklamayla düşünsel boyutta bir aşama kaydedebileceğimizi umuyorum.
Kelimeler soyut ve somut varlık veya oluş adları olduğu gibi bir fiil yada bir davranışı manalandırabilmektedir. Bu kelimeler bize iletişim alanında bir duyarlılık ortamı yaratmaktadır. Konuşarak kurduğumuz bu iletişim mekanizması duygularımızla yönetebildiğimiz ölçüde iletişimden zevk alırız. Hangi tip yöneliş olursa olsun bize zevk veren bir yapıdaki oluşum bizim için geliştirici ve eğitici olmaktadır. Bu kapsamda sosyalizasyon bilincini yaratabilmek ve bunun rasyonalitesini oluşturmak temel dayanak noktalarımız olmalıdır.
Kelimelerle anlam kazanan düşünsel yeteneğimizin temel çıkış noktasının duygularımız ve dolayısıyla ruhumuz olduğu esastır. Bu noktadan hareketle doğayı tüm varlıklarıyla kendi betimleme kabiliyetimiz içinde yorumlama yeteneğimiz eğitimin temel dayanağı olacaktır. Nasıl bebeği kelimelerle hareket kazandıran bir yaklaşım beynimizin oluşumunu sağlıyorsa bunun bir doğal yaradılış gerçeği olduğunu anlayabilmemiz lazım. Demek ki insan beyni temel dokusunda duygu oluşumlu bir mekanizma taşırken kelimelerle manalanan bir yorum kabiliyetini muhafaza etmektedir.
Ben eğitim konusunda temel hareket noktasını kavramları algılamadaki etki ile yorumlamıştım. İşte insanlarda farklılık yaratan temel öğe budur. Ben iddia ediyorum ki beyninin % 60 ve daha fazlasını kullanabilen herkes bir peygamber statüsü yaratabilir. O zaman Tevratta yer alan gelecekte herkesin bir peygamber olabileceği ayeti doğrudur.
Kavramın; bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımına baktığınızda ne demek istediğimizi daha iyi anlayabilmektesiniz. Bu durumda temel husus iletişim bakımından anlaşılabilirliktir. Belki de konuşma ölçümlemesinde kullanılan kelimelerden çok kavramsal etkileşim becerisi önem kazanacaktır. Bir kavramı veya bir fikri anlaşılabilir yapma yeteneğimizi geliştirebilir ve ölçülebilir yapmadan sosyalizasyon temelli oluşumları yönlendirebilmek mümkün olamaz.
Bizim farklılığımızı yaratan temel öğe olan kavramları yorumlama yeteneğimiz aynı zamanda bize sonsuz bir beceri sahası yaratmaktadır. Mesela ben söylediğim veya yaptığım bir açıklamayı daha sonra şöyle deseydim daha anlaşılır hale getirebilirdim diye tekrardan gözden geçiririm. Bu benim kendi kendimi geliştirebildiğim bir yaklaşım olarak görülmelidir. Dolayısıyla eğer insan ruhu ile bilgi yada yönelişini taşıyor olmadığına göre her hayat kendi oluşumuyla renklilik ve başkalık gösterebilmektedir. Bunu yaradılışın temel bir gerçeği olarak görmeli her hayatı benimsemeyi ve önemsemeyi öğrenmeliyiz.
Özellikle ilk okulda kavramlar bazında oluşturulacak bir çalışma ile temel anlayış indoktrinasyonu sağlandığında eğitimde büyük bir başarı farklılığı yaratılabileceğine inanıyorum. Evet bu biraz zor ve emek isteyen bir yöntem. Ama bunun için gerek zaman ve gerekse emek bakımından yeterince potansiyelimiz olduğuna inanıyorum.
Fikir anlamındaki hususa gelince. Fikir bir düşünce bir mülahaza bir mütalaadır. Demek ki bir oluşum karşısında bizi etkileyen bir tavırdır. İnsan fikirlerinin tarihsel bazda şartlandırılarak yaratılan zorlama süresini geçmiş bulunuyoruz. Ama cennet başıboş bir düşünsel ortam mıdır? Hayır. İşte bu nedenle ben sizin beyninizi anlamanızı sağlayacak çalışmaları yapıyor ve size kalan kısımlarını sizin yönetmenizi istiyorum. İnsan doğasına dönüşüm ve doğayı yaradılış temelinde anlama yaklaşımının açıklaması ancak bu olabilir.
İnsan özgürlüğünün temel hareket noktasını belirleyen fikir yaklaşmasının tüm insanlıkta kendine özgü ve üretici yaklaşımı hayat sevincimizin temelini oluşturmaktadır. Bu noktadan hareketle insanı sosyalleştiren ve sevgi bütünlüğü içinde yaşam mutluluğu veren temel öğe fikirlerin indoktrinasyonudur. Zaman boyutunda insanlığı üretkenlikten ve değişimden alıkoyacak yönelişlerden kaçınılmalıdır. İşte bu nedenle doktrin veya doğma yenilenebilir kalıplarla kullanılmalıdır.
b. Öğrenme – Anlama – Düşünme :
İnsanlık öğrenme becerisine dayalı olarak inkişaf eden bir özelliğe sahiptir. Tecrübeler-düşünceler teorileri oluşturmuş, gelişen insan dimağı bilimi yaratmıştır. Gerçekte bilim gözleme dayalı tasarımdır. Bu tasarımın temeli doğayı kullanma ve anlama isteğinde yatmaktadır. Bundan 500 yıl önce toplumların Allah vergisi ekonomilerine dayalı yaşamları bugün değişmiştir. Nitekim modern bir toplum bireyi bilim temelli eğitime tabi tutarak bireyin toplumsal üretkenliğe katkı sağlamasını böylece hayatını daha mutlu ve zengin yaşamasını öngörmektedir. Bizim kurduğumuz yapı temelde sosyolojik ve ekonomik oluşum temelli bir yapıdır. Tabiî ki bu sistemde öğrenilecek çok şey vardır. Öğrenme bilginin anlaşılmasını sağlayan bir mekanizma gibi düşünülebilir. Öğrenme olabilmesi için öğrenilecek şeyin belirginliği ve bunun insanda öğrenme isteği ile bütünleştirilmesi gerekir. İşte dikkat ve konsantrasyon öğrenme yönelişinin temel öğeleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Öğrenme bir davranış, anlama ise bir sonuçtur. Biz öğretimi denetlerken anlama becerisini ölçmeliyiz. Bu ise ancak yorumlama ile olabilir. Anlamayı tek düze öğretilenleri kontrol ederek ölçmeye çalışmak bireyi anlama yerine ezberlemeye yöneltir. İşte bu hiçbir işe yaramayan bir sonuçtur. Nitekim İslamiyet bilgiye dayalı anlama yaratamadığı için hakimiyeti elden kaçırmıştır. Tabiî ki Hıristiyan ve Yahudi topluluklar hem bunu daha iyi görmüşler hem de uygulamışlardır. Ancak her yönelişin tarihsel bir bütünlük içinde üstünlükleri vardır ve bugüne sürüklenmiştir. İnsanın temel dayanağı kendini Allahın sisteminde korumak, toplumun dayanağı ise insanı mutlu yaşatmak olmalıdır. Bu noktadan hareketle her bir bireyin dengeli ve ahenkli duygusal varlığı toplum hareketinin temel hareket noktasıdır.
Düşünmeye gelince; düşünce bilginin çözümlemesinden başka bir şey değildir. Bilgiyi analiz edebilme yeteneğidir. Bir hedefe yönelişin tercihini yapabilme becerisidir. Bu durumda düşünebilmek için bilgiye onu analiz edebilmek için yorumlamaya ihtiyaç vardır. Bunlar insanın vazgeçilmez öğeleridir. Böyle bakınca eğitimin hedef bazındaki yönetimi anlam kazanmaktadır.
Düşünmeyi bir alışkanlık haline getirmeden ve bunu hayatımıza uygulamadan mutlu olunabilmesi mümkün değildir. Mutluluk sadece bir haz değil aynı zamanda bir başarı olmalıdır. Böylesi, büyük bir sevinç ve tatmin yaratacaktır.
İnsanı hayvanla mukayese edenler düşünebilen yönünü farklı bulmaktadırlar. Ama bugün toplumun yüzde kaçı düşünsel beceriye sahiptir. Bu tamamen toplumsal örgütlemenin beceriksizliğinden başka bir şey değildir.
c. Yorumlama – Tasarım – Felsefe :
Yorumlama bir çözümdür. Bilgi-şartlar ve istek arasında bir sonuçtur. Yorumlama akılcı ve sistematik olduğu ölçüde etkin olur. Eğitimin bir yorumlama becerisi içinde uygulanması ancak bize düşünebilen insan sonucunu verebilir. Bu nedenle aktif sistem olarak ezbere dayalı bilgi tekrarı yöntem olamaz. Yöntem bilginin isteklere yöneltilmesi olmalıdır. Bunu yapabilme kabiliyeti kazanmadan hiçbir şekilde entelektüel kimlik kazanılamaz.
Tasarım ise oluşların ilişkilendirilmesidir. Bir araba tasarlamak, bir yemek tasarlamak veya hayatını tasarlamak hep tercihleri sıralama ve disipline etmeyi gerektirir. Bu nedenle tasarım yeteneği cennetin bir bireye kazandırması gereken bir alışkanlığıdır. Hayat bireysel farklılıklarda oluşan tasarım becerilerine dönüştüğünde mutluluk anlam kazanacaktır.
Felsefeyi anlaşılır hale getirmeyi; doğayı anlaşılır kılmak için onu ayrıştırarak anlaşılır biçimde yorumlamak olarak görmeliyiz. Bu nedenle bireyin kendini ve hayatı doğasıyla ilişkilendirmenin yolu felsefeyi araç olarak kullanmaktan geçer. Hiçbir şekilde hayat tek düze bir boşluk değildir. Bunu boş boş oturup Allahı zikretmek olarak görmek ilkçağ oluşumudur. Biz Altın Çağdan bahis etmekteyiz. Bunu hak etmek ve yaşama yansıtmak ancak detaylardaki muvazene ile mümkün olabilir.
Unutmamak gerekir ki “bildiğin yol en kısa yoldur”. Bu bize kendimize güvenmeyi ve karar vermeyi göstermektedir. Her birey karar mekanizmasında mutlaka kendi yapısını idealize etmeye öncelik verecektir. Hayatı yaşadıkça anlamlı kılan bir anlayışı tesis etmeliyiz. Bu da bütünüyle insanları birbirine yakınlaştırmakla mümkün olabilir.
d. Okuma Becerisi Hakkında :
Lisan bize doğayı anlama ve yorumlama fırsatı vermektedir. Yazılanlar ise bize savunulan bir tasarımdır. Bu nedenle kendimizi tasarım yapabilir hem de en iyisini yapabilir düzeye çıkarmak amacımız olmalıdır. Buna gidebilen yol hiç şüphesiz okumaktan geçmektedir.
Ben eğitim ile ilgili çalışmada öğrencilere tasarlama ve yazma fırsatları verilmesi üzerinde çok durdum. Konuşma düşüncelerin hizaya sokulması bakımından ne kadar önemli ise yazma da o kadar önemlidir. İnsan yazınca düşüncelerinin taşıdığı anlamı daha iyi görebilmektedir. Bu nedenle yazı yazanın bir anlamda o konudaki savunması olarak görülmelidir.
Ben hikaye, şiir ve anlamlı sözlerin okunmasını çok önemsiyorum. Zira bunlar bize düşünce dağarcığı oluşturan çok özel sonuçlardır. Bir süre sonra göreceksiniz ki sizin hayatınız da aslında bir hikayeler bütünüdür. Hayatınızda yaşadığınız esprileri, enteresan rastlantıları ve tabii ki duygusal etkilenmenizi yazmalısınız. Bunu hem sizden sonraki nesiller hem de çevreniz okuyabilmeli.
Toplumda tek düze okuma becerisi hakkında özendirme yapılmalıdır. Ben gerçekçi olarak söyleyebilirim ki geçen yıl uygulamasına başlanan 20 dakikalık okuma uygulaması son derece faydalı bir uygulamadır. Zira çocuklara 20 dakikalık bir süre ile okuma alışkanlığı kazandırılması bunların sabır ve yeteneklerine katkıda bulunacaktır. Bu nedenle ben bir adım ileri gidip her anne – babanın her akşam hiç değilse 10 dakikalık bir okuma disiplini yaratmasını öneriyorum. Böylece aile içinde bir yaklaşım yaratabilir. Ailenin ortak kültür yaratabilmesi bakımından birlikte yüksek sesle 10 dakikalık bir hikaye yada şiir okuma alışkanlığı kazanması da bence çok önemlidir. Biz fertleri ortaklığa alıştıracaksak her fırsatta bunu ön plana çıkarmalıyız.
e. Yazma Sanatı :
Aslında sözlerle ifade edilen mana anlamlıdır. Bu nedenle konuşmayı ve yazmayı manalandırmak bireysel bir sanat olarak karşımıza çıkar. İnsan doğası düşünme ve konuşma yetenekleri ile gerçek bir sanatçı yaradılışına sahiptir. Eğitim bir anlamda ihtisas diğer anlamda da sanatçı kişilik kazandırmak olarak algılanmalıdır.
Konuşmak ile yazmak arasında bir benzerlik köprüsü vardır. Konuşmak istediklerimizi yazarak hem kendimize hem de okuyucumuza mana bilimi çerçevesinde fikirleri ve düşünceleri açıklar ve ispatlarız. Bu çok kapsamlı bir fonksiyondur. Şu söz çok manalıdır. “kısa yazacak kadar iyi bilmiyorum.” İşte maksat bilgiyi ve istekleri kısa ifade edebilir hale getirebilmektir. Veciz söz ve deyişlerin ne kadar kapsamlı bilgiyi taşıdığını hepimiz biliriz. İnsan hayatını en az bir veciz söz yaratma dürtüsü ile geçirebilmelidir. Böylece bir konu hakkında ne kadar derin bir birikime ulaştığını hem kendine hem de çevresine gösterebilmiş olacaktır. Aslında gerek bilim gerekse duygusal birikim son derece kapsamlı genişlik ve detay taşımaktadır. Bu detayları görebilmekte eğitimin bir parçası olmalıdır.
İnsanları asgari lise seviyesinde eğitmek belki 100 yıl sonra yetersiz kalacaktır. Ama lise seviyesinde eğitimin kalitesi arttırılarak elde edilen sonuç tatminkar kılınabilir.
Yazmayı sanat olarak görmek gerekir. Yazı bir anlamda yazanın aynasıdır. Bir kişiyi yazdıkları ile çok detaylı olarak inceleme imkanı yaratabilirsiniz. Bu noktadan hareketle yazı bir bilgi ve hedefe göre bir sentez imkanı sunar. Bunun beğenilme derecesi uzmanlığı ve beceriyi ortaya koyar.
Ben lise mezunu her kesin yazması gerektiğini düşünüyorum. Hayatını, duygularını gözlemlerini veya yaşadıklarını hikaye edebilmeli herkes. Böylece insanların deneyimleri hakkında diğer insanlar bilgi edinebilme fırsatı yakalayacaklardır. Amacımız hem bireyi üretkenliğe yöneltmek hem de ortaya çıkan sonuçları insanlık yararına kullanmaktır. Aslında insanlarımız iletişimsiz olarak ne kadar yalnız ve çaresizdirler. Yazmak bir anlamda iletişim olanağı vermek bakımından önemlidir.
f. İletişim Teknikleri :
İletişimin temel unsuru konuşmadır. Bu dilin verdiği kültürel bir davranıştır. Bunun tekamülü ve iletilmek istenen manya göre her bireyde farklı bir stil ortaya koyacağı açıktır. Bu nedenle özgürlüğü yaratacak çabanın sarf edilmesi gerekir. Bu stili insan kendisi yaratmaktadır. Kullanılan kelimeler, fikirlerin sıralanması, önceliklerin verilmesi hep kişiye özgüdür. İletişimin yardımcı unsuru muhakkak ki yazıdır. Yazı kişinin bu mana stiline göre bir kalıp taşıyacağı açıktır.
Kişiyi bir konuyu takdiminde anlatım kabiliyeti yaratma becerisiyle donatmak gerekir. Böyle bir kabiliyet kişinin etkinliğini, konuşma ve yazma becerisini çok olumlu etkileyecektir. Gelecekte kulüp, sosyal etkinlikler gibi aktiviteler de kişinin bu alışkanlığa ve beceriye gereksinimi olacaktır. Bugün bilgisayar marifetiyle bu kabiliyet kullanılabilir hale getirilebilir. Böyle bir kabiliyet bireyi dışa dönük karakter özellikleri ile donatacaktır. Bu da bireyi daha kolay anlaşılabilir yapabilir.
i. Konuşma becerisi :
Konuşma becerisi bugün büyük çoğunluğun sadece kendi kendine öğrendiği kadarıyla kalan bir durumdadır. Duyguları ifade, fıkra anlatımı, şiir okuma gibi etkinliklerle geliştirilmelidir. Ben özellikle fıkra anlatımı ve şiir okuma bazında bireylerin etkin duruma getirilmesinden yanayım. Böyle bir uygulamanın kişiye kendini ifade açısından büyük kendine güven kazandıracağı inancındayım.
ii. Takdim :
Belli bir konuyu anlaşılır hale sokmak, bir değerlendirmeyi ifade etmek veya bir bilgiyi sunmak maksadıyla kullanılan yaklaşımdır. Bireyi çalışma hayatında çok etkileyebilir.
iii. Görsel etkinlikler :
Takdim veya sunum sırasında etkiyi arttırıcı yardımcı efektlerdir. Bunlar anlaşılırlığı kuvvetlendirici, hatırda kalıcı unsurlardır.
2. BİLİM ÜZERİNE :
Bilimin çeşitli kabullere göre değişik tanımları vardır. Ben bilimi “insanın düşüncesinde doğayı tanımlama becerisi” olarak görüyorum. Evet bilim denenerek ve gözlenerek ortaya çıkıyor. Ama her gözlem ve deney belli faraziyelere yani belli şartlara bağımlı kalıyor. Bu nedenle bilimin kesin doğruluğu kavramı yanlıştır. Biz Allahın ilmini kendi kapasitemiz dahilinde anlayabiliriz. Mesela ruhu gördük ama hiçbir zaman ona ulaşamayacağız. Dolayısıyla Allahın karşısında her zaman aciz kalmaya devam edeceğiz. Bu nedenle de bükemediğimiz bileği her zaman öpeceğiz.
Bu kitabı bilime genel bakış çerçevesinde insanla ilişkili olarak bir yorumlama şeklinde yazacağım. Böyle olursa bir bilgi kitabı olarak görülmekten ziyade benim anlayabildiğim şekliyle insan doğası ile bilim arasındaki ilişkiyi size gösterebilirim. Beğenmezseniz veya daha iyisini yapabilirseniz, hoş geldiniz derim ben size. Dini bilimle gözlemleme yapısını sizlere kurdum. Şimdi bilimin ve insanın boyutunu analiz etmeye çalışıyorum. Ben yorumlarımla, öğrendiklerimle ve tabiî ki rüyalarımla sizlerin hizmetkarıyım. Böyle görürseniz kendi küçüklük ve büyüklüğünüzü daha iyi algılayabilirsiniz.
İnsan beyni ile ruh arasındaki ilişkiyi öyle zannediyorum ki hiçbir zaman açıklamak mümkün olamayacak. Duyguların, sezilerin, hislerin kaynakçası mutlaka ruh ve biz bunu belki çok dikkatli analiz ederek kendi hayatımıza adapte edebiliriz. İnsanın bu karmaşıklığı sanıyorum ki çok işimize yarayacak. Zira her bireyin farklı bileşkelerdeki duygusallığı hayatı renklendiren ana faktör olarak görülmelidir. Düşünsenize karşınızdakinin ne tepki vereceğini bilerek davranışta bulunduğunuzu. Ne kadar yavanlaşır o zaman hayat.
Eşinizin bile keyfinin gelişine bağımlı olmanın güzelliğini düşünün. Sizin esiriniz gibi davranmaması ve sizi reddetmesi ne kadar farklı duygularla yüklüyor sizi. İşte hayatın güzelliğini burada arayacaksınız. İnsanları beklenen şekli ile yaşasınlar diye Allah göndermiyor buraya. Hayatı değişkenliği olmadan düşünemeyiz bile. Birde 180 yıl yaşayacak olan sonraki kuşakları düşünün. O nedenle ben her türlü farklılığı muhafaza etmek gerektiğini öneriyor ve bunda ısrar ediyorum.
a. Bilimsel Olguların Tarihi :
İlk üniversitenin Avrupa’da 1000’li yıllarda kurulduğu, bilimin temelini kuran Farabi’nin 12.yy da yaşadığı, Mardin’de kurulan ilk üniversitenin de 9 yy da kurulduğu göz önüne alındığında bilimin bir örgütlenme bazında ortaya çıkışı 1000 yıllık bir geçmişe sahip. İlk çağlarda bilgelik esastı. Hükmedenler falcılar, büyücüler ve tabii ki tanrının gücünden istifade etmeye çalışmışlardı. İnsanın bütünüyle eğitilmesi gereksinimi Yakın Çağ ile ortaya çıkmıştır. Sanayi devriminin insanı ekonomik yeterliliğe ulaşınca soylulara benzemeye çalışmış ve bu benzeme potansiyeli dünyayı geliştirmeye başlamıştır. Bugün Batı’da yüksek tahsil yapmamış birey kalmamış gibidir. Bilgi toplumu denilen bu oluşum insanı üretken ve katkı sağlayan özelliklerde yaşatmaktadır. Nitekim Türkiye’de son üç yıldır uygulanmaya başlayan eğitim sistemi düşünsel olarak öğrencileri çok değişik bir dünyaya hazırlamaktadır. Bilimin sonu bence hiçbir zaman gelmeyecektir. Evet önemli aşamalar 20 nci yy da kat edilmiştir ama gelecek çok daha detaylı çalışmalara sahne olabilir.
b. Bilimin Bugünü :
Teknolojinin ortaya koyabildiği kadarıyla insanoğlu uzaya gidebilmekte, Marsa insansız araç gönderebilmiş durumda, Hubble teleskobu uzayın fotoğraflarını çekmekte, tıpta insanlar sıkıntılarını önemli ölçüde giderebilmekte, arabalarla orta mesafelere ulaşabilmekte, uçaklarla dünyanın her noktasına birkaç saatte gidilebilmekte, televizyon ve bilgisayar süratle inkişaf eder bir durumdadır.
Bugünkü teknolojide imkanlar geniş olmakla beraber hala enerji sorununu halletme olanağı bulunamamıştır. Bu gelecekle ilgili beklenti ve gelişmeleri oldukça büyük oranda etkilemektedir. Sadece güneş enerjisine dayalı bir medeniyet bile mümkün kabul görebilir. Ama benim arzum ve beklentim çok daha hareketli ve çok daha güzel ve kolay bir hayat. Biliyorsunuz ki ADN kitabını ancak çözüm rüyasından sonra yazmaya başladım. Ve şimdi aklıma yatıyor. Hayatı önemsemek gerektiğini biliyorum. Ama o kadar uzun süre pasif bir hayat yaşadım ki kendimden de aklımdan da şüphe eder duruma geldim.
Netice olarak bugün insanlık için yepyeni bir hayatı tanımlayabilecek kadar bilime aşinayız. Gelecekle ilgili beklentilerimiz yüksektir ve yüksek kalmaya devam edecektir.
c. Bilim – Teknoloji ve Felsefe :
Bilim bize açılımlar verdiği ölçüde teknolojiyi geliştirmekteyiz. Teknoloji “yapabilme kabiliyetimiz” dir. Felsefe ise bizim hayatı yorumlayabilme açılımımızdır. Herkes bir ölçüde filozof olmalıdır. Zira liderlik temelde etkileme becerisi olarak ta adlandırılabilir. İstediğiniz kadar somut strateji belirleyin bunu felsefe ile ancak işlediğinizde inandırıcı ve yönelmeye değer görebilirsiniz. Bana ağabeyim “din bir felsefedir” demişti. Ben bunu ne kadar yanlış ve ne kadar doğru olduğunu ispatlama fırsatı buldum. Demek ki bazı beyinler iman yerine böyle bir ikna yöntemi geliştirmişler. Bu bize güzel bir örnek vermektedir. İnsanları ikna etmenin yolu bilimi görünür kılan teknoloji gibi felsefede yorum becerisiyle aşikar kılacaktır hayatı.
Bilimin eski Yunan’da ortaya çıkış hamlelerini felsefeyle birlikte yürüttüğünü unutmamalıyız. Felsefe bize bilimin güzergahını genişleten bir açılım sunabilmektedir. Bu görüş ile algılama serüveni bir felsefik açılımdır. Dolayısıyla nasıl bugün politik olayları 13 boyutlu analiz ederek insanlığa başka başka şeyler algılatıyorlarsa bilimde felsefeyle kendi güzergahını çok boyutlu yapabilir. Matematiği nasıl geçen yüzyıl içinde deterministik-probabilistik şeklinde ikiye ayırdıysak bilimin her sahası görünüş ve düşüncede n boyutlu algılanabilmelidir.
Hayatı ve duygularımızı düzene koyarken bilim bize felsefe ve teknoloji ile yol gösterecektir. Bu yolu iyi çizebilmek için çok geniş kapsamlı ama belirgin açıklamalara ihtiyacımız vardır. İnsanoğlu düşündükçe üretecek ve üretim kendi açılımını yapabilecektir. Sadece lisanların mana bilimi perspektifinde sonsuz açılımlarının olduğunu belirtmek isterim. Konuşturulan insan düşünecek, düşünen insan üretecek ve böylece sonsuza kadar insanoğlu hem üretecek ve kendini yenileyecektir.
Başında acaba kanunları mı yazacağım diyerek yola çıkmıştım. Ama Altın Çağ düşünce perspektifini yazabildim. Bugün bu satırları yazarken insanoğlunun benim beklentimdeki üstünlüklerini görür gibiyim. Unutmayalım yaratmak ve öğretmek peygamberliktir. İşte size yolu. Demek ki bundan 2500 yıl önce bugünleri görenler varmış. Biz sadece görevimizi yapıyoruz.
d. Bilimsel Düşüncenin Temeli :
Bilimsel düşüncenin temeli bilgiye şüphe ile bakmakla başlar. Daha sonra beyin kendine göre gerçekçi bulduklarını temel alarak düşünsel açılım kurmaya başlar. Bugün dünyadaki eğitim sisteminin yanlışlığı düşünsel boyutu kapamış olmasıdır. Yani iman eder gibi bilime ve teorilere inanmak yanlıştır. Biz nasıl insanlar arasındaki ilişkilerde riskleri görmeliysek bilim ile izah edilenlerin doğruluk risklerini de doğru algılamamız gerekir. İnsanları düşünsel boyutta geleceğe hazırlamak bina yapmaya benzemez. Doktrinlerin ne kadar büyük ölçüde insanları hissizleştirdiği ve toplumsal oluşumlarla üretkenliği ne kadar azalttığı ortadadır. Evet insanlar ilk çağlarda bilimsel backroundları olmadan sosyalize edilirken doktrinler kullanıldı. Bugün bile insanlar kanun yaparken doktrin yaratmaya çalışmaktadırlar. İstisnalar üzerine kural koyan salaklar insanları anlayamadıkları bir boşluğa sokmaktadırlar. Bu nedenle kuralla felsefeyi birlikte aşılamadan insanları geleceğe götüremezsiniz. Evet zaman geçer ama insanın düşünsel açılımı zamanın farkına varamaz.
Bugüne kadar davranış temelli eğitsel açılımlar ön planda tutulmuştu. Biz insanı bunu kendi belirleyebilir bir formasyona götürerek farklılık yaratmayı böylece düşünsel boyutu çoğaltmayı kendimize rehber aldık. Benim amirlerimle çalışmalarımda kendilerinin düşüncelerini daha değerli görmemin kararsızlık olarak algılamalarını ben anlıyabiliyorum, ama onlar beni anlayamadılar. Kendi aczlerini bana mal ettiler. Amir eğer emir vermeyi bilmiyorsa ben ne yapabilirim ki. Nitekim Amerika’da inisiyatif kullanmam gereği sezgilerime dayanmış ve kendimi gösterme fırsatı olarak değerlendirmiştim.
Hayatı bilimsel öğreti ile değil duygularımızla yönetmeliyiz. Bu nedenle bilimsel yeterliliğin duygularımız üzerindeki etkisi iyi analiz edilmelidir. Sadece bu işlem sonsuza dek sürebilecek bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimsel düşüncenin objektifliği ölçümlenme ile belirginlik kazanır. O zaman matematik tüm bilimlere ölçülebilirlik üretmeyi sürdürecektir.
e. Bilimin Genel Tasnifi Üzerine :
Bu bölüm üzerinde en çok düşünülmesi gereken konu herhalde. Pozitif bilimler, sözel bilimler ve karma bilimler olarak ayrışım her şeye yetebilir herhalde. Pozitif bilimler matematiği kullanan ve deneysel olarak anlaşılabilirlikleri mevcut olan bilim sahalarıdır. Matematik, fizik, kimya, biyoloji, istatistik, elektrik, elektronik, makine, endüstri mühendisliği, tıp, deniz bilimleri, meteoroloji, ekonomi, jeoloji, astronomi, gibi bilim sahaları pozitif bilim içinde mütalaa edilmelidir. Sözel bilim sahaları; sosyoloji, psikoloji, felsefe, edebiyat, estetik ve güzellik, mimarlık, iç dizayn, mutluluk, sanatın her bir kolu, dil bilimi, gibi bilim sahalarıdır. Karma bilim sahaları ise; rasyonalizasyon, sosyalizasyon, hukuk, eğitim, strateji, diplomasi, tarih, coğrafya, siyaset bilimleri, toplum bilimi, mana bilimi gibi çalışma sahalarıdır.
Farabi bundan 9 asır önce Fen ve Sosyal bilimler başlıklarıyla kapsamını belirlediği bilimi biz bugün matematik ve deneyim kullanılabilirliği ölçüsünde bakış açısı ile üç gruba ayırmak zorunda kaldık. İnsanlar eminim ki bu ayırımı daha kapsamlı bulacaklardır. Bizim tahayyül gücümüzde işte bu kadardır.
f. Bilim ve Doğanın Detayları Üzerine :
Doğa kelimesi gerçek manada Allahın kainatı yönetim gücünü açıklamak için kullanılmaktadır. Bizim hedefimiz bu gücü anlaşılır kılarak kendi hakimiyetimiz altına almaya çalışmaktır. İşte bilim bu manada ölçümsüz, limitsiz bir enginliğe açılmak demektir. Yani bilim insanlığın Allah ile boy ölçüşmesi yaklaşımıdır. Doğa değişken olmamakla beraber Allahın yönetsel kabiliyetleri ile fonksiyonel olmaktadır. İşte bu Allahın bize öğretmediği üstünlüğüdür. Ve bir anlamda bizi aciz bıraktığı kısmıdır. Doğayı çözmeden yaratmayı becerebilmemiz mümkün değildir. Benim düşünceme göre Allah insanı işletmeci olarak görmektedir. Böyle olunca bilimin izahı bize doğayı işletecek gücü sağlayabilecektir. Bu kabul ve beklenti cennetin anahtarıdır. İnsanlık var olduğu sürece bu açıklamayı kabul ve tatbik yolunu tutacak ve hiçbir zaman haddini aşmayacaktır.
Allahın bize ipucu verdiği dört tanrı bilgisi bile bizi milyonlarca yıl uğraştırabilecek derinliğe sahiptir. Duyguların bilimsel ölçüm ve izahı bir o kadar engin bir denizdir. Netice alamayacağımız halde biz bu yaklaşımlarımızı sürdürmeyi amaç edineceğiz. Bilimin her insanın özelini incelemesi bile muazzam bir çalışma sahasıdır. Bunları anlaşılır kılabilmek ve tecrübeleri zaman boyutunda alınan derslere çevirmek çok kapsamlı ve teferruatlı bir çalışma alanıdır.
İklimlerle ilgili uzay bilimlerinin getirecekleri kimbilir ne kadar çok detay vardır. Daha uzun zaman boyutunda yıldızların oluşumları, uzay derinliklerinde mevcut gezegenleri yaşanabilir hale getirmek, hatta yıldızlara yaşanabilir gezegen kazandırmak bilim ve doğanın enginliğinde daha milyonlarca yıl çabanın var olduğunu bize müjdelemektedir. Kainatın resmini çekebilmek bir başarıdır ama Samanyolu Galaksisi içinde etkinlik ve işletme becerisi sağlamak çok büyük bir iştir. Biz daha gezegenimizi bile imha etmeden yaşamayı becerme aşamasını yeni geçiyoruz. Bu büyük hedefler bize çalışma azim ve iradesi verebilmelidir.
g. Kuantum Teorisi ve Düşünsel Boyutu :
İnsanlık 20.yy başında atomun en küçük parça olduğunu düşünüyor, oluşumunu çekirdek ve elektronlarıyla açıklıyordu. Teori ve teknoloji 20.yy ikinci yarısında çekirdeğin oluşumu ve elektronlar konusunda daha kapsamlı görüşler üretti. Buna Kuantum teorisi dendi. Kuantum aslında atomdan küçük partikül demekti. Teori ise atom içindeki kuantumların oluşum ve dağılımını anlaşılır kılmaya çalışıyordu. Özetlersek ne elektronlar sabit yörüngelere sahipti, ne proton ve nötronlar belirgin oluşumlara. Bir olasılıklar ortamındaydı atomun kuantumu.
Ben kuantum teorisini oluşum başkalığı olarak görmekteyim. Hayata da insanlara da bu gözle bakmaktayım. Duyguların bireydeki değişkenliği de aslında aynı teorinin açıklamalarında etkili oluyor diye düşünüyorum. Evet rüyamda gördüm, biri bana kuantum teorisinin ilerisi diyordu. Hatırladığım resimde dört oluşumdan biri etkiliydi. Bunu nasıl izah edebileceğimi bilemiyorum ama ben alternatif çözümlerimi deneyeceğim.
Birincisi yaratanın tılsımıydı maddeye kumanda eden bir ruh olmalıydı. Enerjiyle madde arasındaki ilişkiyi bu etki belirlemekteydi. Ben bunu ispat edemem, insanlık anlamaya ve yorumlamaya çalışacak. Ben sadece düşüncelerimi ve inançlarımı ifade ederek geçeceğim.
İkincisi maddenin oluşumunda müstakil bir etki var, ama bu etkiyi sadece oluşumun bir zerresi yaratmaktadır. Bu yaklaşım bize atomun içinde canlılık taşıyan bir öğe olduğunu göstermektedir. Bunun ispatı mümkün müdür bilemem. Ama bilim adamları gözetsinler.
Üçüncüsü maddeyi oluşturan zerrelerin etki bileşeninde biri üzerinde düğümlenen bir açılım olmalı. Nasıl kitle çekimi diye bir şey var, bunun merkeziyetini sağlayan bir çekim yapısı oluşturuyor. Böyle bir doğa anlaşılabilir mi bilmiyorum.
Dördüncüsü bu üçünün olasılıklarla birlikte mütalaa edildiği durumdur. Bu yaklaşım konuyu daha karmaşık yapacaktır.
Allahın yaratma yöntemi genetik resimdeki tecrübelere dayanarak bir belirginlik ve sadelik taşımaktadır. Teoriler birbirine yakın ve aşina kalıplara yakışmaktadır. Bu düşünsel yaklaşım bireylerin toplumsal oluşumdaki rollerinde de geçerli görülmektedir. Liderlik hususu grup etkisi olarak incelenmelidir. Bir grupta fikirler ve yaklaşımlar ahenkle yönetilirse lider rotayı belirler ve grup müşterek hedefe yönelir.
Demokrasiyi bu bağlamda bir beceri olarak görmemiz gerekir. Liderliğe açık olmayan demokrasi yaşayamaz, anarşi yaratır. Bunu insanlık yaşadıkça anlayarak çözecektir. Çıkış noktasını demokraside bir karar etkisi olarak görmek gerekir. Yırtınmak, reddetmek yanlıştır. Her yöneliş gerçekte doğru kabul edilebilir. Önemli olan hayrı yaratacak teşebbüsü benimsemektir. Binlerce yıllık insanlık tarihi liderlerin etkisinde dalgalanarak bugüne gelebilmiştir. Dikkatli ve verimli olunduğu sürece insanlık hep gelişecektir.
Biz diyemeyiz bu sondur. Bunu zaman ve konsantrasyon yaratacaktır. Bilelim ki Allah her zaman açık kapı bırakır, stratejisi mutluluğu yakalamaktır.
h. İzafiyet Teorisi ve Zamanın Etkisi :
Bilinmesi gereken odur ki zaman kainatın her yerinde ve tabiî ki tanrı katında da aynı zamandır. Biz zamanın esirleriyiz.
İzafiyet teorisi bir merkeze göre diğerlerinin algılanma farklılığını izah etmektedir. Bu şu demektir. Gördüğümüz veya duyduğumuz bir zaman değişikliği taşımaktadır. Bizim orijin olarak algıladıklarımız aslında geçmişin birer kopyasıdır.
Bu teori bize kainatın gözlemlenmesinde doğru bakış açısı yaratırken, yörüngelerine hareket eden gökcisimlerinin gerçekteki mevkileri hakkında da hesaplama yapabilme kabiliyeti sunmaktadır. Aynı düşünce elektrik, manyetik ve diğer etkiler içinde geçerlilik taşıyabilir. Hareket halinde olan her şeyin bir izafiyet izdüşümü olmalıdır. Ve teoriler bunu kapsamalıdır.
İzafiyet teorisi hayatın değişkenliğini bize anlatmada da anlayış bütünlüğü sağlamaktadır. Toplumların sağduyu ve hissiyat bilinçleri de bu düşünceden etkilenen olgulardır. İnsanların insanlarla etkileşimi, yönetim oluşumunun yarattığı mekaniğin duygusal etkileşiminin ve düşünebildiğimiz değişken her şeyin izafiyet teorisi bakışıyla anlaşılırlığını denememiz ve oluşumun izdüşümü gerçekliği ile hareket ve bereketi çözümlemeye çalışmamız esastır.
Ben insanın psikolojik, sosyolojik hatta fizyolojik etkilerini hep kuantum ve izafiyet teorilerinin düşünsel boyutunda aradım. Demek ki bu iki teori insanlığın öncelikle anlayarak hayata bakış açısı kazandıran özellikle uygulamaya alınması önemlidir. Eğitim mekaniği ve dokusunda bu iki teoriye öncelik verilmelidir. Düşünsel manada değişkenliği ve zamanın izdüşümünü yakalayabilirsek mutluluğu da zevki de hazzı da yönetebiliriz. Bunu çok iyi algılamamız önemlidir diye düşünüyorum. Bu bir kalıpsızlık doktrini olarak ta görülebilir.
i. Bilim ve Strateji :
Strateji değişimin yönetimi demektir. Yani geleceğe yöneliştir. Bilim bize bakış verir, neticede birikimle geleceğe akar gideriz. Bilimi anlamadan stratejiyi algılayamayız. Strateji zaman serileri teorisiyle zamanın gelecekteki boyutunu bilim vasıtasıyla ortaya koyabilir. Bu nedenle her strateji bilimsel bir bakış ile anlam ifade edebilir.
Zaman üretkenliği ve birikimi sağlar. Strateji üretimi ve birikimi planlar ve insan bunu yönetir. O zaman hayat stratejik bir yaklaşımdır. Birikim ve üretimi olmalıdır. Hayatı renkli kılan bunların yönetim ve birikiminin sağladığı mutluluktur. O zaman mutluluğu birey stratejik anlayışta aramalıdır. Duygusal etkinliği ve zaman yönetimini insan kendi kafasında canlandırabiliyorsa ve canlandırma gerçek hayatla mutabıksa o zaman hedef erişilebilir manasına gelmektedir.
Proje yapmak ve geliştirmek stratejinin yan koludur. Proje üretimi ve birikimi realize tekniğidir. O halde her birey proje olarak alışkanlık ve yöneliş bilgisine sahip olmalıdır. Stratejik düşünce hayata endeksli olarak bireysel örneklilik kazanmalı ve her birey projeleriyle birikimi ve üretimi yönetebilmelidir. İşte yaşamsal disiplin yaratacak olan bilimsel yaklaşım budur.
Mutluluğu projelendirme ve stratejik düşünceyle mutluluğu geliştirme bilinci yaşam alanının aradığı vazgeçilmez oluşumdur. İnsanın görevi mutlu olmak olduğuna göre mutluluğu eğitimsiz ve düşünce kıvılcımları saçmayan beyinlerin yakalaması mümkün olabilir mi?
Bilim ve her şey aslında insanın mutluluğu için vardır. Bize düşen görev bekamızı sağlarken mutluluğu kovalamaktır. Mutluluk ulaşıldıkça yeni mutluluklara yönelişe zemin hazırlamalı ve düşünsel olarak yakalanması arzulanmalıdır.
3. BİLİMİN GELECEĞİ :
Bilim her ne kadar yeterli denebilecek açılımı sağlamışsa da insanlığın hedefleri büyüktür. Bilimin teknolojiye yansıması ise sanıldığı kadar basit bir etkileşim içinde değildir. Bu nedenle ben öyle zannediyorum ki belli dönemlerde gelişim yavaşlasa da arada sıçramalarla gelişmeye devam edecektir. Sadece dünyanın dönüşünden ortaya çıkan kinematik kuvvetlerden yararlanma olanaklarının gelişmesi işlemi birkaç asırlık bir çalışma ile yeterliliğe dönüşebilir kanaatindeyim. Soğuk füzyon ile ilgili tekamülün ise ne kadar sürebileceği konusunda hiçbir fikrim yok. Enerji-madde ilişkisi boyutlarında ise belki de sonsuza kadar çalışma yapılabilecektir.
Organik dünya başlı başına bir olaydır. Genetik bilimin ortaya çıkardığı çalışmaların tekamülü ve hayata geçişi çok renkli bir dönemi başlatabilecektir. Diğer yandan dünya atmosferi üzerinde etkinlik kurularak meteorolojik oluşumları istenen şekle sokmak beklentisi çalışmaları ayrı bir geniş sahadır. Kimyasal olarak maddenin değişimi olayı da hatta elementlerin dönüşümü bile çok uzun soluklu çalışmalardır.
Uzayda ışık hızından daha süratli hareket edebilmek mümkün olabilir mi? Televizyonda iyon-jet prensibiyle çalışan bir motordan bahsedilmişti. Sürekli hızlanan böyle bir teknik bizi mutlaka çok uğraştıracaktır. Uzayın, diğer gezegenlerin, hatta kuyruklu yıldızların güneş sistemine yaklaşmalarının getirdiği avantajlar nasıl kullanılabilecektir? Bunlar insanoğlunun Samanyolu galaksisindeki hareketliliğini destekleyen çalışmalar olabilir.
Uzay ile ilgili belkide gözlemlediğimiz sürenin bize göstermediği başka olanakları da olabilir. Anti madde ile bağlantılı gök cisimleri olabilir. Dolayısıyla bilim bence insanlığı sonsuza kadar meşgul edebilecek potansiyele sahiptir ve bu çok güzel bir durumdur.
Bilgisayar teknolojilerinde sağlanan gelişmeler ve yapay zeka uygulamaları çok kapsamlı ve etkili çalışma sahalarıdır. Bu nedenle insan beynine ulaşım yetersizliği bile bu konuda sonsuz çalışma imkanı verebilecek boyut yaratmaktadır.
a. Bilgisayarın Getirdiği Kolaylıklar :
Bilgisayar 20.yy da ortaya konmuş en büyük gelişmedir. Bilgisayarın gelişen teknolojilerle hayatımızı ne kadar çok etkilediği ortadadır. Bir cep telefonunun bugün kazanmış olduğu kabiliyetleri düşünsenize. Hele nano teknoloji imkanlarının kullanılmaya başlayacağı birkaç on yıl sonrasını düşünün. Bu nedenle bilgisayar teknolojileri üzerindeki beklentiler çok yüksektir. Bu teknolojiler hayatımıza girdikçe getireceği renkliliği tahayyül etmek bile ne kadar güç.
Bugün kameralı şehir trafiği ve insanların trafik ihlallerini izleyebilme ne kadar etkili kullanım yaratmıştır. Bu gözlemlerin gelişmeye devam etmesi ve insanların vücutlarının enerjileri ile takip edilebildiği imkanları düşünün. Ve hatta insan düşüncesinin merkezi bir bilgisayar vasıtasıyla kontrol edilebildiğini düşünün, o zaman insanların ne kadar ehil ve dikkatli yaşayacaklarını düşünün. Belki de düşünsel olarak isteklerimiz ilerde kendiliğinden olabilecek. Bunu beklemek belki de 100 yıl önce imkansız olarak adlediliyordu.
b. Genetik Bilimin Beklentileri :
Hücre-doku derken 20 yy genetik bilimi keşfetti. Genom projesi hakkında ne kadar az bilgiye sahibim. Canlının genetiğinin kodlarını okuyabilmek ne kadar sonsuz bir açılımı bize müjdelemektedir. Acaba insanoğlu gelecekte kendi kodlarını yaratabilecek mi? Kodların birlikte kullanımının bile ne kadar geniş bir imkanı sunduğu ortadadır. Allahın canlılığı kontrol mekanizmalarını bilebilecek miyiz?
Ben kıyameti Hazreti Muhammet’in çöllerin meyve bahçelerine dönüşmesini sağlayabildiğimiz zaman olduğunu söylediğini duyduğumda çok etkilenmiştim. Demek ki o büyük peygamber her türlü takdire layıktır. Ve insanlığın bu kadar eşsiz dehalara ulaşabileceği örneğini insanlığa sunan Allaha şükürler olsun.
Allahın benim üzerimden konuştuğunu sandığım zaman yaratmayı öğreteceği sözü hiç aklımdan çıkmıyor. Acaba insanoğlu hakikaten yaratabilecek mi? Rüyalarımın benim göremediğim kısımları hakikaten var mı? Ben insanlığa bu konuda neler getirebildim?
c. Mekanik Bilimin Beklentileri :
İnsanlığın tekerleği bulduğu zamanı kimbilir ne kadar heyecanlıydı. At arabalarının kullanılmaya başlaması bile kimbilir ne kadar heyecan yaratmıştır. Bugün gerek enerji üretiminde gerekse kinetik enerjinin kullanılmasında ne kadar farklı boyutlara geldik. Erke’nin ortaya çıkaracağı etkinliği düşünebilmek bile ne kadar güç. Özellikle kalp krizi geçirdiğimde her şeyin bir hayal olduğunu düşünmüş ve çok üzülmüştüm. Allah bu kadar büyük bir projeyi bir garip ferdine nasıl yaptırabiliyor? Yazın şöyle düşünmüştüm; tek başıma köyleri dolaşıp insanlarla birlikte onlara yardım ederek yaşasam ne kadar mutlu olurum diye. Ben o akşam görevimi tamamladığımı ve 25 yıllık bir tatille ödüllendirildiğimi öğrendim. O gün büyük oğlumun doğum günü idi. Ben itiraf etmeliyim ki hiç çocuk istemedim. Ama Allahın verdiği dört emaneti Allaha duyduğum hayranlık kadar kutsal bildim. Onların aranızda sizlere hizmet edebilecek potansiyele sahip olmaları için dua ediyorum.
Gelelim biz işimize : sürtünme-yerçekimi-sürat gibi çok etkili sorunlar var önümüzde. Bunlar öyle zannediyorum ki çok uzun süreler insanlığı adım adım gelişmelerle oyalayacak hususlar. Belki yerçekimini kinematik kuvvetlerle yenebilmek mümkün olabilecektir. Demek ki erke ile ortaya çıkan yeni saha mekanik bilimine çok anlamlı boyut katacaktır. Ben Amerika’dan döndüğümde evde televizyon seyrederken Einstein’ın soğuk füzyon konusunu işleyen zeka ile ilgili bir film vardı. İnsanlığın probleminin bu olduğunu anlamıştım ama bunu benim çözebileceğimi hissetmemiştim. Demek ki bu konuda benim getirdiğim bilgi kuvantum teorisi detaylarında gizli. Ve bu mutluluğu öyle sanıyorum ki Allah size yaşatacak.
Nano teknoloji imkanlarıyla bezenen kontrol mekanizmalarını düşünün. İnsanın hareketliliği temelinde ne kadar hayal gücümüz var bugün. Belki de insan küçük mekanizmalarla yer çekimini yenebilecek ve hareketliliği çok daha başka boyuta taşıyabilecek.
d. Biyo-mekanik Çalışmalar :
25 yıl kadar önce biyonik adam filmi televizyonda yayınlanıyordu. Bugün hemen hemen buna ulaşmanın mümkünlüğü ortaya çıkmış durumda. Dün çarşıda dolaşırken bir engelli gördüm. Tam bir hilkat garibi. Allahım dedim bu insan yaşama enerjisini nasıl buluyor? Ben bu kadar özelliğime rağmen bu kadar yalnızlık çekiyorum, bu insan ne yapıyor? Demek ki ruh kendi çapında bir başkalık yaratıyor. İlk düşüncelerimde engellilerin acı çektiğini bu nedenle bu dünyadaki misafirliklerini kısa sürdürmelerinin daha uygun olduğunu sanmıştım. Ama dünyayı yönetenler bunun bir bilgi ortamı olduğunu düşündüler sanıyorum. Hümanist olan benmiydim yoksa dünyayı yönetenler mi?
İnsanlığın çok yakın gelecekte engelli bırakmayacak kadar kapsamlı bir birikimi ortaya koyabileceklerini umuyorum. Belki de bu insanlar kısa süre sonra gelişmeler paralelinde diğer insanlardan daha mutlu olabilecekler. Kimbilir belki de siz haklısınız.
Biraz önce saygı-sevgi-sorumluluk üzerinde düşünüyordum. Aklıma duyguların bu üç duygu – davranış profilinde bütünleştirilebileceğini düşündüm. Dolayısıyla insan duygularının yönetim üzerinde belki de çok önemli bir ışık bu.
Nano teknoloji ile biyonik kabiliyetler bütünleştirilebildiğinde çok daha kapsamlı bir yaradılış öyküsü ortaya çıkabilir. Ben öyle sanıyorum ki nano teknoloji insanlık için çok kapsamlı yenilikler sunacak. Biyo teknolojiler ise bambaşka bir uğraşı alanı. Yapılacak çok şey var diye bir taraftan seviniyorum. Zira en kötü şey yapılacak bir şey kalmaması. Ben emeklilerin ne kadar sıkıcı bir hayat yaşadıklarına şahidim. Hele benim gibi sürekli düşünen biriyseniz aylaklıktan işte böyle saplantılara kapılıyorsunuz. Beni yönlendiren psikologların bazen beni çok riske attıklarını düşünüyorum. Zira ben kötümser yaklaşımlı biriyim ve böyle olmaktan çok sıkıntı çekiyorum.
Netice olarak bu saha çok cazip heyecanlar ortaya çıkarabilecek potansiyele sahiptir. Ben kısıtlı bilgime rağmen bunları yazarken bile heyecanlanıyorum.
e. Sanatın Bilimsel Yönü :
Sanat bir yaratıcılıktır. Bu önce tasarım, hissediş ve yöneliş becerisidir. Ben insanın gerçek kimliğine sanat aktiviteleri ile ulaşabileceğini düşünüyorum. Bu biraz zor gib görülebilir. Biliyorsunuz biz zoru hemen yaparız. İmkansız 10 yıl aldı. İnsanoğlunu küçümsemeyiniz. Az önce kendimi düşünmüştüm. Hayatımdaki beni en mutsuz eden şeyin insanüstü özelliklere sahip olduğumu öğrenmem olmuştu. Sizler ne kadar şanslısınız. Mutlu olabileceğiniz o kadar çok şey var ki!
Yaratıcılığı temel alan husus öncelikle konsantrasyondur. Çığır açmak, yeni bir boyut kazandırmak tabii ki herkesin harcı olmayacaktır. Ama bir müzik ne kadar çok karmaşık gibi görünen bir sahadır. İşte bu sahada seslerin diziliş, kullanılış ve hatta çok seslilik ne kadar kapsamlı bir sahadır. Tabii kabiliyetler bazında sanat sahasında yetenekler konuşacaktır. Sesleri duyamayan kulağın müzikte yenilik görebilmesi mümkün müdür? Sabır ve yetenek çözümlemenin başlangıcıdır. Eğitimde bir sabır işidir.
Resim konusu bambaşka bir olgudur. Her insanın bu kabiliyetini ortaya koyması gerekir. Ben ortaokulda resim öğretmeni yağlı boya ile resim yapıp getirmemi istediğinde ne kadar çaresizdim. Ben bunu becerememişsem diğerleri nasıl becermiştir anlayamıyorum. Üçüncü sınıfta resim öğretmeni değişti. Kara kalemle yaptığım resmi hatırlıyorum. Öğretmen bir harika olduğunu söylemişti. Lagla eğitim olmaz. Denemeden alıştırmadan sonuca gidilmez. Belki ben şöyle hissediyordum: beğenmediğim bir şeyi neden yapayım ki? Beğenmek için kendini ve yapabilirliğini tanıman gerekir. Fırçayı nasıl tutacaksın renkleri nasıl seçeceksin basitten karmaşığa nasıl yapabilirliğini geliştireceksin. Hiç karmaşık bir bilgisayar programıyla eğitime başlangıç yapılabilmesi mümkün mü? Resimde öyle bir şey.
Yaratıcığı insan kabiliyeti haline getirmek önemlidir. Bir hikaye yazmakta bir yaratıcılıktır. Bu hikayenin konusunu nasıl bulacağın konusunda hiçbir fikrin yoksa o zaman yazamazsın. Mesela ben bu konuda insanlar arasında hayatları dinlemenin en etkili kaynak olduğunu düşünüyorum.
Uydurmak farklı bir kabiliyet. Ama normal bir insanın ancak örnekleme-benzetim yoluyla yaratıcılığı yakalayabileceğini göz ardı etmemeliyiz. Görebilmek, kritik edebilmek ancak derinlemesine bir düşünsel kabiliyetle mümkün olabilir. Merkezi yayın yapan televizyonlar olmalı, bu olmasın demiyorum ama yerel televizyon aktivitelerinin insanları daha çok etkilemesi gerektiğini savunuyorum. Programlar ve ortaya konulanlar çok yavan ve yetersiz. Konuşmaların içeri ve şekli son derece sıkıcı. Böylesi bir uydurma düzen değil benim beklediğim.
İnsanların ilgileri, bilgileri, öğrenme yönelişleri, merakları hep istatistik olarak araştırılmalı ve ortaya konulmalı. Kabiliyetler insanların etkilenmeleri yönüyle geliştirilmeli. Bunlar karmaşık görünen ama son derece önemli hususlardır. Unutmayalım ki rekabet ve stres insanın kamçısıdır.
f. Sanat ile Yaşam Örgüsü Üzerine :
Batı medeniyeti son beş asırdır kültürel birikimini sanatçılarının elinde yaratmıştır. Bir Şekspir her Batılı tarafından oyunlarının karakterleriyle bilinir. Klasik müziğin eserleri yaygın olarak sevilir. Demek ki toplumsal tasarım sanatçıların elinde yaygınlaşmaktadır. Batının değerleri gerçekte hayal mahsulüdür. Bu nedenle medeniyet için merkez özelliği taşımamaktadır.
Sanatın en önemli özelliği yaratıcılık yönüdür. Bu özellik insanları etkiler ve sanatçı toplumu değiştirir ve geliştir. O zman sanatçı evrensel değerlerle bütünleşmeli ve farkını gelişmeye yöneltmelidir. Böyle olursa toplum aydınlanır ve geleceğe yönelir. Dinler bilinmeyen ama korkulu değerler getirmişlerdir. Cehennem korkunç bir yerdir. Bugün bile insanlar cehennem sözünden hala etkilenmektedir. Zebanilerle anlatılan fıkralar, toplumun dinsizliğe karşı yarattığı korumanın örneklerindendir. Küçükken çocuklara cadılar, ejderhalar anlatılır ve ürkmeleri sağlanır. Demek ki can çok tatlıdır. Bu doğal yapısı onu muhafazakarlaştırır. Toplum değişime karşı muazzam direnç taşır.
Sanatçıya önem vermek yanında sanatçı yönelişini etkileyecek tedbirler uygulamalıyız.
g. Güzel – Mükemmel Kavramları :
İnsanoğlunun özü güzele yönelmedir. Hayatını bu olgu üzerine kurar. İyiye ve güzele hayrandır. Gerçekte de böyle olmalıdır. Erkek güzelliği kadının yüzünde ve vücut hallarında arar. Zengin erkeklerin büyük çoğunluğu kendilerine gerçekten güzel kadın alırlar. Fakirlikten kurtulmaya temayül etmiş erkeklerde çoğunlukla karılarını değiştirirler. Bu son derece güzelliği anlamama öyküsüdür. Kadınlar önceliği zenginlere verirler. Sonra meslekleri düzgün olanlar gelir. Çok az kadın gerçek manada aşkı arar. Erkeklerde kadınların bu tercihlerine boyun eğerler.
Gerçek güzellik ruhtadır. Çok güzel olmamasına rağmen kocasını gerçekte çok mutlu eden kadınlar vardır. Bu kadınlar gerçekte tanrıçalığı hak edenlerdir. Medeniyet fakirliği kaldıracağından aşk ön plana çıkacaktır. Aşk çocukları cenneti donatacaktır. Aşk çocuğu zekidir, çalışkandır ve sevecendir. Gelecek kuşakları bu gözlemle yaratacak ve yaşatacağız.
Güzel demek beğenilen demektir. Beğeni öyküsü ayrıcalık verir. Bu nedenle güzele meyledilir. Güzelden kaçmak günahtır.
Güzele temayüllü insan soyu düşündükçe güzeli tasvir eder. Bu tasvir gerçekte mükemmeli aramaktır. Mükemmel ise erişilmezdir. Erişilmezlik mükemmeli aramaya sevkeder insanları. Hiç kimsenin mükemmeli kimseye benzemez. Bu nedenle de mükemmel bulunamaz. İşte bu insanın toplu yaşamasının gerçek manadaki birleştiriciliğidir. Bize göre Allah mükemmeldir. Ama ona ulaşamayız. Kendimizi güzel yapmaya çalışırız. Kültürü oluşturan temel öğe kendimizi güzelleştirme arayışıdır. Bu beğenide, uygulamada yaygınlık yaratır. İnsanlar birbirlerinden çok etkilenirler. Kıskançlık, hoşgörü, alçakgönüllülük gibi duygusal davranışlar hep bu etkilenmeden doğar.
Esas manada her insanın kafasında bir mükemmel oluşur. Kendini de çevresindekileri de bu mükemmellikle karşılaştırır. Ama bu gerçek olmadığından sadece etkisini yapar.
İslamı uygulayanlar gerçek İslamın bu olmadığını söylerler hep. Kafalarında ne canlandırıyorlarsa kendilerini redderler. Mükemmel olan yol gösterici olmalıdır. Mükemmeli ancak Allahın göstermesi halinde insanlar bulabilir. Diğer durumda kendi aczlerini kabul edeceklerdir.
h. İnsan Yaşamı ve Bilimin Katkısı :
Bilim iki yönlü olarak insan yaşamına etki eder. Birincisi teknolojinin getirdiği kolaylıklarla alışkanlıklar değişir. İkincisi yaşam felsefesini etkileyen düşüncelerle hayat anlayışını yönlendirir. Burada dünyadaki hayatın temel yönelişini Batı örneklemektedir. Batının bu değişimi kendi bünyesinde denemesi bütün dünya için bir avantajdır. Fransa ihtilaliyle oluşan Yakın Çağ yaşam tarzı bugün Avrupa ve Amerika’da çağdaş kabul edilen bir yaşam tarzını oluşturmuş durumdadır. Bu özellik insanlığın yeni aşaması olan bilgi toplumunu yaratmıştır. Bilgi toplumunda temel çalışma disiplini fikir yoğun çalışmadır. Yani burada insanlar daha çok araştırma geliştirme çabalarını ve ileri teknoloji üretim alanlarını donatmaktadırlar. Batı gerisinde kalan dünyanın diğer bölümü ise sanayi toplumu çabalarını taşırlar. Aslında bu bölge insanı Batı için emek yoğun çaba içindedir.
25 yıl içinde akıllı robotların ortaya çıkması beklenmektedir. Bu durumda önce Batı’da sonrada yavaş yavaş dünyanın geri kalanında robotlarla üretim ve hizmet ortaya çıkacaktır. Böylece dünya evrimini sürdürecektir.
Düşünsel olarak dünyada insanlığın gerek peygamberlerden öğrendikleriyle gerekse hayatı tasavvur etmeye çalışan dangalakların uydurmaları ile Tanrı temelli bir yaratıcıyı öngörürler. Dinlerin Batı’da sosyalizasyon temelli bir olgusu vardır. Bu bölgede dinde sorumluluk bilinci olmadığı için insanlar eğlenmek için dinle ilişkilenirler. İslam bölgesi farklıdır. Bu bölgede Kuran şeriat ve bilgi temelli bir kitap olarak çok etkilidir. Türkiye haricindeki diğer İslam ülkeleri din temelli bir yönetsel zihniyeti sürdürmektedirler. Türkiye ise politik temelli olarak insanlara dini görevleri ön plana çıkarmaktadır. Peygamberle dalga geçmek insanı yakar. Zira peygamber Allahın insanlara eğitim amaçlı görevlendirdiği kişilerdir. Üç semavi din saygı-sevgi ve sorumluluk temelli aşılanmış ümmetler yaratmıştır. Burada durulması gereken Kuranın ayetlerinin kapsamıdır. Dinler takip ettikleri için insanların çok dikkatli olmaları gerekir. Son din en doğru olması gereken bilgilerle mücehhezdir. Müslümanların anlamadıkları önemli ayet Tevrat, Zebur ve İncili de anlamaya ve uygulamaya mecbur oldukları bilincidir.
i. İnsan ve Teknoloji :
Teknoloji insanın doğayı kullanabilme kabiliyetidir. İnsan öncelikle kendi gereksinimleri paralelinde teknoloji geliştirmeyi becermiş daha sonra toplumsal ihtiyaçları da buna katmıştır. Yüksek teknolojiyi temelde geliştiren ana düşünce milletlerin milletler üzerine hakimiyet kurması isteğidir. Aslında bütün bunlar birbirleriyle ilişkili ötelemelerdir. Teknoloji kısaca insanın kabiliyetidir. Zira bilim ile teknoloji arasındaki ilişki son iki yüzyılın eseridir. Bilim düşünsel boyut teknoloji ise yapılabilirliktir.
Teknolojinin insan hayatına kattığı her yenilik insanı düşünsel olarak olduğu kadar hayatın kolaylıkları bazında da etkiler. Örneğin bilgisayar, örneğin cep telefonu. İnsanın uzaya çıkışı da bir insanlık becerisidir. Teknoloji bu kabiliyeti vermiş, insanda uzaya kurduğu imkanlarla hem teorilerini kanıtlama hem de kainat hakkında bilgi toplama imkanı yaratmıştır.
Askerliğin teknoloji ötelemesiyle büyük ilişkisi vardır. Son iki yüzyılda oluşumlar teknolojiyle yaratılan askeri güç bugün bilimin ve teknolojinin tüm insanlığa mal edilme fırsatını vermiştir. Demek ki insanlığın topyekun kaderi gezegenimiz için bir hayat iksiridir.
j. İnsan Evriminin Analizi :
İnsan ruh ve bedenden oluşur. Canlılığın evrimsel boyutu doğru olduğu kadar insanında evrimsel boyutu vardır. Bugün genetik teori getirdiği çözümlemelerle canlılığın evrimini doğrular nitelikte bir genetik benzerliği ispatlamıştır. Ademi gördüğümüze göre Hazreti Allah canlılığın evrimini insana dönüştüren tılsımıyla insanlık varlığını gezegenimizde başlatmıştır. Arkeolojinin insan türü olarak gelişimi hakkında yaptığı açıklamalar doğru olduğu kadar takriben 250000 yıl önce iki ayaklı yürüyebilen canlının rahmine ruh üfleyerek Hazreti Adem’in doğumunu sağlamıştır. Ademin her canlı gibi topraktan olduğu gerçektir ama realizasyon bu şekilde gerçekleşmiştir. Hazreti Ademin iki ayaklı yürüyebilen canlı ile cinsel ilişkisinden Hazreti Havva dünyaya gelmiştir. Hazreti Havva’nın Hazreti Adem’in hem kızı hem de karısı olduğunu düşünmekteyim.
Daha sonra insan soyu Adem ve Havva’dan türemiştir. Ben sadece Adem aleyhisselamı gördüm. Bu nedenle bugünkü insanın değişimi hakkındaki mütalaaları kendim düşüncemde yaratıyorum.
Her canlının bir evrimsel yapılanması olmalıdır. İnsanda gerek çevresel etkiler, gerek toplumsal etkiler nedeniyle evrim geçirmektedir. Bu evrimin iyiye güzele olduğunu unutmamak gerekir. Evrimin Allah kontrolünde mi yoksa canlının doğasında mı olduğu konusunda kesin yargıda bulunamam. Ama Allahın her iki durumda yaradılış temelli parmağının olduğuna kesin gözüyle bakıyorum.
Allahın bize gösterdiği, insanın kainata hakimiyet kuracak şekilde yönlendirildiğidir. Dolayısıyla doğa ve Allah yönetimi insan ile değişim ve özellik kazanmaktadır. Bilimi ve teknolojiyi bu bağlamda görmek gerekir.
Evrim bir gelişimdir. Bu gelişimin her canlı türü için oluş mekaniğini incelemek üzere bir tedbir almanın gerektiğini düşünüyorum. Evrim belki de kainatla canlı organizma arasındaki başkalaşımın anahtarı olabilir.
Netice olarak ne evrim teorisi ne de din ile bize öğretilenler yorum farklılığı dışında kavramsal yanlışlık taşımamaktadır. Ruhu göremediğimiz için insanı da hayvanlarla birlikte mütalaa etmemiz doğaldır.
k. Kainatın Genel Çözümü Hakkında :
Kainatı Tanrı katından görüldüğü şekli ile görebilmiştik. Teorik olarak galaksiler bazında işlevsel bir oluşum taşıdıklarını düşünmeliyiz. Hareket halinde yıldız ve gezegenlerin hatta diğer gök cisimlerinin birbiri üzerinde doğan bir etkisi olmalı, bu etki galaksinin yaşam oluşumunu kontrol ediyor olmalı. Yıldızların ve çevrelerindeki oluşumların güneş sistemi yaklaşımlı bir oluşumu yönettiklerini düşünmeliyiz. Enerji etkileşimi, radyasyon ve kütle çekim kuvvetleri madde formasyonunda bir zamansal değişimi mekanize ediyor olabilir. Bu etkileşimin şiddet ve mesafeleri başka başka yapılanmaları tetikleyebilir. Hareket noktamız dünyamız olmalıdır. Dünyayı bir oluşum düşüncesinde galaktik formasyona sokabilrsek belki de Samanyolu galaksisinde bizde sonraki dünyaları yaratabiliriz. İnsanlığın limitinin Allahın limitleri olduğunu düşünüyorum. Ama bu ne kadar zaman alır bilemem.
Kainatı enerjiden oluşturan bir yönetimi Allahın başlattığını ve bu etkileşimin enerji madde ilişkisiyle sürdüğünü düşünmeliyiz.
l. Madde ve Enerji Bilgisi :
Maddeyi enerjinin durağan hali olarak düşünmeliyiz. Enerjinin kinetik ve potansiyel unsurlarının oluşum ve çözümü hakkındaki bilgilerimiz zamanla büyük enerji düşüncesi ve bunun kontrolü kapsamında düşüncelerimiz geliştikçe teorilerimizin de doğruluğu artacaktır.
Belki bugün bilemediğimiz enerji türleri ortaya çıkabilecektir. Nitekim Erke kinematik enerji kavramını ortaya koymuştur. Dünyanın güneş etrafında dönüşünün, güneş sisteminin Samanyolu galaksisi içinde hareketinin yarattıkları hakkında bugün hiçbir bilgimiz yoktur. Radyasyon öğelerini çalışma zorluğu nedeniyle yeterince anlayabildiğimizi sanmıyorum. Radyasyonun madde – enerji ilişkisinde katalizör rol oynadığını söyleyebilirim. Bu nedenle radyasyon bir kirlenme öğesi yaratmaktadır.
Enerjiyi güçle, gücü işle anlayabildiğimiz için bunun yönetimini kolay yapamamaktayız. Madde ile enerji ilişkisinde biz maddeyi kullanıyoruz. Bu özellik bizi daha durağan yapmaktadır. Demek ki başka çıkış noktaları aramalıyız.
Madde – enerji ilişkisinde kuvantum bilgisi ve yaklaşımının derinliği üzerinde durmalıyız. Maddeyi oluşum merkezli detayda çözümleyebilirsek enerji ile ilgili daha fazla bilgi üretebiliriz. Enerjinin madde üzerindeki fonksiyonları ile yaşadığımız bugünün gelecekte enerji temelli farklılıklara dönüşebileceğini umuyorum. Enerji hakkında yürütebileceğimiz teorilerin yaradılışla ilgili düşüncelere de ışık tutabileceğini düşünmemiz lazım. Enerji – madde – organizma üçlüsü bize enerji birikiminin fonksiyonel düşüncesini yaratmaktadır. Biz yaradılışı madde de, enerjiden maddeye dönüşte aramalıyız. Bundan sonra canlılığı yakalamayı düşünebiliriz.
Enerjinin temel niteliğini ısı ve ışık oluşturmaktadır. Bu ikisini ortaya çıkan kirlenme ile dengeleyebileceğimiz doğru olabilir. Isı ve ışığın temel dinamikleri defaten dikkatle incelenmelidir. Madde – enerji ilişkisi belki de bu ikisinin mekanik beraberliğinden ilham almaktadır.
m. Atomun Genel Kimliği :
Bugün sahip olduğumuz teknolojik imkanlar atomun temel resmi hakkında daha fazla bilgi sağlamıştır. Atomun maddenin temel taşı, elementinde hayatı oluşturan oluşumların hareket noktası kabulü doğru olmalıdır. Atomun taşıdığı enerji madde zerresinin temel taşlarında gizlidir. Atom yapı olarak değişik kuvvet ve etkileri birlikte taşımaktadır. Bu durumda nerji ile madde arasındaki ilişkiyi atomu oluşturan dengeler dışında aramalıyız. Atomun oluşum mekaniği çok kapsamlı bir doğa olayıdır. Elektronların sadece bir elektrik yükü gibi düşünülmemesi gerektiğini savunuyorum. Proton ve nötronların elektronlarla kurduğu dengenin element olarak ortaya çıkışı bir tesadüf olamaz. Dolayısıyla atom hakkında kuvantum teorisi paralelinde yeni yeni kapsamlı teorilere ihtiyacımız vardır. Bu konu belki de hiçbir zaman mutlak doğru haline getirilemeyecek bir husustur.
Elementleri oluşum teknik ve gereklerinde incelemek bize atom hakkında daha pratik bilgiler verebilir. Molekül kimyası bambaşka bir sahadır. Dolayısıyla atom – molekül ilişkisi hakkındaki hünerlerimiz kolaydır.
n. Canlının Temeli Üzerine :
Evrim teorisinin basitten karmaşığa gelişme eylemi bize bunun bir doğası olduğu izlenimini vermektedir. Genetik bilimin bu doğayı açıklamaya gücü yetmeyebilir. Bu durumda zaman boyutunda canlı türlerinin değişim mekaniklerini takip etmemiz gerekecektir. Bu da uzun soluklu bir çaba olacaktır.
Hayatı, canlılığı insan haricinde bir ayrı değer olarak algılamalıyız. Bunun doğası bize hükmetme olanağı vermektedir. Canlının psikolojik, sosyolojik ve fizyolojik oluşumlarını karakterize etmeden bunlar hakkında doğal sonuçlar çıkaramayız. Canlının psikolojik doğası olur mu demeyin. Bununla kastedilen yönetsel strestir.
Bizim gözlemlerimiz detay hakkında kanaatleri oluşturur. Bunlar objektif olabildiği gibi olmayabilir de. Bu sahanın çalışanları çok titiz ve dikkatli olmalıdır. Aceleyle üretilmiş yanlış teoriler insanlığı dar boğaza sokacaktır. Bu nedenle teorileri çabuk benimsemeyelim ve gelişime açık tutalım.
o. Sosyolojik Olguların Analizi :
Toplum halinde yaşayan insanın sosyolojik yönünü toplumun bilinci ve kültürü belirler. Toplumun bilinci örf ve adetler ve ahlak parametreleri üzerinden oluşur. Bunları analiz etmek her bir olgunun etkinliğini ölçmeye çalışmakla mümkün olabilir. Kültür ise yaşam anlayışının yarattığı alışkanlıklar ve bu alışkanlıkların çevreye yansımasıdır. O halde yaşayan bir toplumun bilincini kurallar oluşturmakta yaşam bakışını da çevreye yansıttığı unsurlar oluşturmaktadır.
Geçmiş ile ilgili sosyolojik çalışmalarda bulunan veriler yanında o dönemin olması beklenen düşünsel etkilerini de anlamaya çalışmak gerekir. Dolayısıyla sosyoloji toplumun yaşam disiplinini ve bunun yansımalarını analiz etmeye çalışacak ve bu bulguları tarih ile irtibatlandıracaktır.
Geleceğe yönelik sosyolojik tasarımlar için insanlık çok fazla birikime sahiptir. Belirtilen öğeleri topluma benimsetmek ve toplumu daha mutluluk ve iyilik bazlı bilinçlere sevketmek görevimiz olarak telaki edilmelidir.
p. Duygusal Çözümleme Üzerine :
İnsan ruhunun parıltısı olan duygularımız bizim iç dünyamızın aynalarıdır. Dolayısıyla duygularımız sonsuza kadar sürecek yaşam kırıntılarının önemli yapı taşlarıdır. Duyguların eğitimi bilinci çok önemlidir. Bu dünyada mutluluk temelli oluşumlara yönelirken iç dünyanızı da disipline etmemiz gerekir.
İnsanın iç dünyasını disipline edebilmesi için düşünebilme ve hissetme yeteneklerine sahip olması gerekir. Bu durumda tüm duygular saygı, sevgi ve sorumluluk duygusal davranışlarına dönüştürülerek bilinçlenme sağlanacaktır. Bu üç duygusal davranışın teorik olarak dinlerle yaklaştırılan yaşam disiplinleriyle ilişkili olduğunu anlamalıyız. Bunlar diğer duygularımız üzerinde disiplin sağlayacaktır. Psikolojik ve sosyolojik öz disiplin ancak bunlarla gerçekleştirilebilir. Duyguların etkinliğinin ölçümü konusunda insanların sonraki aşamada bilinçlenmeleri doğru olabilir. Bu biraz zor ancak uygulanabilir bir yaklaşımdır.
q. Yönetsel Becerinin Ölçümü Hakkında :
Yönetim teşkilatın etkinliğini sağlamak bakımından bir takım disiplinler yaratmak zorundadır. Bu disiplinleri kolay uygulanır şekle sokmak bakımından kurumsal kültür önerilmiştir. Dolayısıyla kurumsal beceri insanlığın süre giden zamanının canlı öğesidir. Bu beceriyi ilke ve prensiplere dayalı olarak gözlemlemek ve etkinliği ölçülebilir boyutlara indirgemek bence mümkündür. O zaman her kurum veya teşkilat prensiplerini, ilkelerini doğru ve kontrollü yaratmak ve yaşatmak zorundadır. Bunların neticesinde doğan disiplinleri etkinlik çerçevesinde analiz ederek gerek bireysel bilinci gerekse kurumsal tedbirleri ortaya koymak mümkün olabilecektir.
İnsanların birlikteliğinin üretkenlik kapsamında değerlere dönüştürülen bir zaman anlayışı en faydalı ve geçerli husustur. Üretkenlik; fikir olur, eğitim olur, bilinç olur her durumda bir iletişim ve katkı ağı yaratabilir. Bunları gözlemlemek ve alışkanlıkları bu kapsamda geliştirmek insanlığı çok etkiler duruma gelecektir.
4. ANLAŞILABİLİRLİK KAVRAMI :
Hayat insanın beynindeki resimdir. Gerçekte bir rüya gibi algılanan bir dünyayı yaşamaktayız. Duyularımızın bize öğrettiği bir şekilde hayatı yaşamaktayız. İnsan kendi örgütlenmesiyle ortaya çıkan bir tabloyu boyamaktadır. Şirketler, firmalar, devlet, millet, bilim, teknoloji bu hayatın tutunulan parçacıklarıdır. Böylece ortaya çıkan sonuç yaşadığımız hayat olur. Düşünsenize bundan 1000 yıl öncesinde yaşayan insanlar vardı bu dünyada. Bugün gelinen nokta ve yarınları düşünebilen insanlık.
Bütün bu tabloyu yaşamın parçası haline getirilen insan boyamaktadır. Toplumsal örgütlenme gereği her insan hayatın bir parçası haline gelmektedir. İnsanı hayatın bir parçası haline getiren sistemi insan öğrenmekte ve kendi yaradılış gerçeği ile bu sisteme hizmet etmektedir. Bunun temel özelliği bilim temelli oluşum olup kullanılan lisan ile insana açıklanmaktadır. Böylece insan anlayabildiği kadarıyla sisteme katkı sağlamaktadır. Bazen sistem tartışılır, bazen insan. Sürtüşmeler, uzlaşmalar ve nihayet dönüp duran dünyada insanlar değişmektedir.
Eğitim dediğimiz insanın bu anlaşılırlığını realize eden komple sistemdir. Çalışma hayatımız sisteme olan hizmettir. Özel hayatımız kendimizi yaşanabilir kılan öğelere süslediğimiz süreci isimlendirir. Yaşam alanımız ise dünyada bize düşen parçacıktır.
a. Bilim ve İnsanın Öğrenme Becerisi :
Hayatın bu dünya gibi alemlerde belli bir ömür üzerine oluştuğu bir kainatta, Allahın yönetiminde kader becerisinde bir noktadan dünyaya merhaba deriz. Konuşmayı öğrenir, yavaş yavaş dünyayı tanımaya başlarız. Okul yaşantısı bize dünyaya bizden önce gelenlerin öğrendikleri hakkında bilgi verir. Sonra hayatın bir parçası oluveririz.
İşte bu serüveni anlamlı kılmayı amaçlayan bir sistematik yaratmaya çalışmaktayız. Bu sistematiğin oluşmasında var olan doğa bize bilimle açıklanır. İnsanlığın birikimini yansıtan bu oluşum aslında sürekli genişleyen bir karakter gösterir. Zira her insan bu anlaşılabilirliğin bir tarafına bir şekilde katkıda bulunmaktadır.
Bu dünyadaki açılan pencereyi yöneten büyük yaratıcı ruhumuz üzerinden önceki yaşamların belli bir oluşumunu bize tanıtmaktadır. Bu oluşum bize bu dünyayı algılama açısından bir kolaylık sağlamaktadır. Yani kısacası insan ruhunun taşıdıkları doğduğu yeri boyamay hazır bir usta niteliğindedir. Öğrenme temel manada bu doğuşun ustalığıdır. Yani zekamız, duygularımız ve beynimizin kıvrımları öğrenme becerimizi belirleyen bir yapı arzeder.
Bilim ve onun uygulama tahtasını oluşturan eğitim insana bugüne kadar kendisini anlatma olanağı bulamamıştır. İnsanın gerçek manada ne olduğu konusunda bilimsel bir yeterlilik yoktur. Böyle olunca bunun dışındaki açıklamalar gündeme getirilir ve insan kendini öğrenemeden yaşamını tamamlayıp gider. İnsana kendini öğretmeyi Hazreti Allah peygamberleri vasıtasıyla gerçekleştirir. Bu eğitim dindir. Dinin hayata kattığı anlaşılabilirlik insanın zihnini etkiler ve ona boyut kazandırır. İnsanlar böylece hayatı daha anlamlı ve yaşanabilir bulurlar.
Öğrenme bir tekniktir aslında. Bilgi denen parçacıklar halinde insanı konsantre ederek beyne yüklediğimiz anlamlardır. Böylece hayatın bir parçası haline geliveririz. Zaman bize bu yapıda bir boyut kazandırmaktadır. Böylece hayatımızın anlamlı bir yapıya dönüşmesini sağlarız. Öğrenmenin olabilmesi için şartların anlaşılabilirliğinin sağlanması gerekir. İşte bu da bir bilimdir aslında. Temel insan yetenekleri olan bir yaklaşımla dünyadaki bilgiyi insana yükleme bilimi.
İnsan yeteneklerini insan ruhu belirler. Bu nedenle insanı zeka, hafıza, yorumlama yeteneği ve irade olarak gözlemleriz. Zeka anlama mekanizmasını işleten doğal olgudur. İntibak yeteneği de denir. İnsanları farklılaştıran öğenin bu olduğu sanılır. Aslında sıralanan 4 etki birlikte vardır. İnsan hafızası öğrenmeyi kümüle eder. Öğrenilenlerin anlamları üzerine inşa edilen bir birikimdir bu. Bu özellikte insandan insana değişir. Yorumlama kabiliyeti ise ruh ve aklın bir ürünüdür. Zeka hafızadaki bilgileri kullanarak bir sonuç çıkarır ortaya. Nihayet irade ortamdaki oluşu yöneten bir mekanizma halinde ortaya çıkar.
Öğrenmeyi ölçebilme yeteneğine sahip sayılırız. Bu da ayrı bir tekniktir aslında. Netice de bilim bilgiyi hazırlamaktan insana sunulan ortamı incelemekten, insanı anlaşılır yapmaktan ve nihayet insana bir amaç vermekten sorumludur. Bugün gelinen seviye bilimle din müşterekliğinde insanı mükemmelleştirmeyi amaçlayan bilgi açılımını yaratma gereğidir. Bilimde dinde ortaklık kazanmaktadır. Aslında ikisinin de amacı insanı sağlıklı, mutlu ve emin bir dünyada yaşatmaktır.
b. İnsanların Yöneliş Karakterinin Analizi Üzerine :
İnsanın yönelişini idare eden mekanizmaya irade diyoruz. İrade; kendini tanıma ve böylece ortaya çıkan kendine güven, insan beyninin karar verme mekanizmasının tutarlılığı ve en önemlisi insanın kendine inancının bir ürünüdür. Her insanın irade oluşumu farklıdır. Benim yapmakta olduğum çalışmalarda bütünlük dahilinde insanı tanıtmak, dünyadaki hayatın felsefesini yaratmak amaçlanmaktadır. Eğitim, sosyalizasyon ve rasyonalizasyon düşünsel mekaniğin bilimselleştirilerek etkinliğini arttıracaktır. Strateji ve Diplomasi bilimleri ise insan duruşunu kuvvetlendirecektir. Bu bilincin yaratılma sürekliliği insan iradesinin yapılaşmasını sağlayacaktır. Böylece insanın temelde bedeninde yaratacağı dayanıklılık üzerine inşa edilmiş egemen ve etkin bir hayat ortaya çıkacaktır. Bu hayatı mükemmelleştirecek olan insanlığın örgütlenmesi ve insanın kendisidir. İşte cennet bu açıdan bakıldığında insanın bırakmak istemeyeceği kadar güzel bir hayatı bize sunmaktadır. Bu hayat temelde insan yaradılışında var olan malzemeyi kullanmakta ve bunu rasyonel hale getirmektedir.
c. Toplumsal bilinç ve Oluşumu :
Toplum bir yandan sevgi bağları, bir yandan yaşam disiplini ve diğer yandan liderlik etkinlikleriyle bir sarmal yapı halindedir. İnsanlar, hayvanlar gibi güdüler dışında birde duygularıyla etkinlik yaratırlar. Bu durumda duyguları etkileyecek tarafı çok hassastır. Zira duygular ruhların etkileşimini sağlamaktadırlar.
İnsanlık dünyada uçuşan bilgi ve olayları değişik bağlamda ama mutlaka hissederek yaşamaktadırlar. Bu hissiyatı harekete geçirme çabaları toplumsal bilinci etkileme girişimi olarak adlandırılır. Bugün televizyon aracılığı ile tüm ülke duygusal etkileşim yaşamaktadır. Terör olaylarının dinamiği, endişe ve korku bağlamında bir acıma duygusu pekişimi sağlar. Ben bundan yirmi yıl kadar önce toplumları münferit olaylarla değiştirmenin ve etkilemenin mümkün olduğunu düşünmüştüm. Daha sonra bunun zaten uygulanmakta olduğunu fark ettim. O zaman üzüldüm. Zira insanların endişe ve stres altında yaşamaları bana yanlış gelmişti. Ama bir diğer gerçek var ki insanlar kolay kolay yola gelmiyorlar. Yine de ben duyguların pozitif değerlerle ödüllendirilme bazında harekete geçirilmesinden yanayım.
d. Kavramsal Olarak Allahın İnsan Üzerindeki Etkisi :
İnsan gerçekte yalnız bir varlıktır. Enteresan tarafı gün gelir güvenecek hiç kimsenin olmadığını anlar insan. Bu özelliği onu sosyalize etmesine rağmen kendi güdüleri onun duyguları üzerinde etkili olur. Tarih buyunca insanı bu bağlamda değiştirmektedir Allah.
Benim yaşadıklarımdan pay çıkarırsak Allahüteala insanlığı ortaklık anlamında birbirine yaklaştırmaktadır. Allah insanı sevmesine rağmen ona acımamaktadır. İnsanın acı çekmesi çoğu zaman düşünsel değerlerini harekete geçirmektedir. Hazreti İsa’nın fakirleri Allahın daha çok sevdiği kapsamındaki açıklamaları bu açıdan ele alınmalıdır. Nitekim büyük liderler hep halkın arasından çıkmaktadır. Dünyadaki uygulama da gösteriyor ki insanlar yeterliğe yakın yaşam şartlarında daha verimli oluyorlar.
Medyumların, cinlerin neleri izleyebildikleri ve ne kadar geleceğe hükmedebildiği konusunda hiçbir fikrim yok. Ama genel olarak insanlığın kendi geleceğini kendinin çizdiğine inanıyorum.
e. İlkeler ve Kurallar Üzerine :
Ben hayatım boyunca kurallarla detayları ayırmaya çalıştım. Kuralların detaylardan ana farkı kuralların doğruluğudur. Detaylar ise önemsenmelerine rağmen kuralları etkilememeleridir. Benim çıkış noktalarımdan biri Allahın varlığıydı. Kuran-ı Kerimi Hazreti Muhammet’in Allah yardımıyla tasarladığını kabul etmiştim. Böyle bakınca konulan kuralların bir maksadı olmalıydı. Bu maksadı görünce yani insanlığın sosyal manada dengeli bir birlikteliğe sürüklenmesi ihtiyacı anlaşılıyordu. Bu durumda insan için doğru olan kuralların insan doğası ve insan geleceği için beklentilerden kaynaklanacağını anladım. Bugün gelinen nokta bize Allahın peygamberler vasıtasıyla öğrettikleri kapsamında bizim geleceğimiz önemlidir. Nitekim ben tasarımıma başlarken önce her şeyi reddettim. Daha sonra bir vizyon çizmeye çalıştım ve bu vizyonu esas alan incelikleri yani kuralları koymam gerektiğini anladım. Benim beyin kabiliyetlerim ve ruhsal özelliklerim insanlardan farklı bu nedenle üretkenliğimi kontrol edemiyorum.
Peygamberlerin inzivaya çekilmeleri gibi bende insanlardan uzak yaşıyorum. Bunun iki nedeni var: birincisi gözlemlerimi objektif yapmak zorundayım, ikincisi düşünmeye ihtiyacım var. Ben öyle zannediyorum ki aynı zamanda insan beyninin üretkenliğini, yaratıcılığını sizlere göstermek istiyorum. Bunlardan daha sonraları için mutlaka anlam çıkaracaksınız.
İlkeler kurallara imkan tanımaktadır. İlkeler vizyona sahip olabilmek için vazgeçilmezdirler. Gerçeklerle ilkelerin ilişkisi vardır. Kurallar isteklere göre belirlenirken ilkeler gerçeklere göre sabit kalmalıdır. İlkelerle kurallar karıştırılmayacağı gibi detaylarda da ilişkilendirilmemelidir. Detaylar verimlilik bazında çok önemlidir. Ama unutulmamalıdır ki detaylar hiçbir zaman kurallar kadar önemli değildir.
İnsanlık işte bu kapsamda bir düşünsel disiplinin yaşam alanında varlık göstermektedir. İnsanı insan yapanda aslında budur.
f. Medeniyet ve İnsan ilişkisi :
Medeniyet gerçek manada bir tasarımdır. Tasarımı insanlar yapmaktadır. Bugün biliyoruz ki bizim birbirimize ihtiyacımız var. Hiçte kendimizden emin olabilecek durumumuz yok. Gerçek kurtuluş peygamberliği hedef alan bilgelikte. Cennet her insanı bireysel bazda olgunluğa götürebilecek kadar doygun bir disipline sahiptir. Bu bağlamda medeniyet insan için kendine uygun bir disiplin demektir. Benim yaptığım çalışmalar size bu disiplini kendinizin yaratmasını sağlayacak imkan vermektedir. Dolayısıyla ben hiçbir zaman detaylarla ilgilenmedim. Yanlışlar hakkında zaten sizlere nasihat vermeyi sürdüreceğim. Allahın beni liderlik kapsamında rahatlatmasının sebebi benim sizleri anlama ufkumun kaybolmasından kaynaklanmaktadır. Çalışmaları tamamladığım için sizlerin artık her yönelişi kendinizin becereceğine inanmam gerektiğini gösterdi bana. Ben sizden biriydim ama artık yalnız biriyim. Zira sizi tarafsız olarak gözlemlemek ve yönelişlerinizi değerlendirmem gerek. Allahın yaptığı her şeyin gerçek manada anlaşılması gerekir.
g. Mutluluk Analizi :
Mutlu olmak için mutlaka zafer kazanmak veya büyük bir iş yapmak gerekmemektedir. Hayrı ve şerri Allahın bildiği bir dünyada insanlar her zaman mutlu olabilirler. Polyanna isimli bir çocuk kitabı var. Bunu anlamaya çalışmamız gerekir. Yaşam devam ediyorsa şükredilebilecek bir şeyimiz var demektir.
İnsanın düşünsel olarak olasılıklar bazında duygularını yönetmesi ve böylece verdiği kararların duyarlılık kısmını görmesi gerekir. Ben %70 nefret ediyorum demek o insan hakkındaki yargılarını ne şekilde yönettiğini anlamak demektir. Ölçünün bu kapsamda subjektifliği objektifliğe taşıması mümkündür. Bu nedenle duygularımızı yönetirken tarafsız olmayı öğrendiğimizde emin olun dünya çok daha fazla renk kazanacaktır.
Karar verirken bilinmezler hakkında bir beklentimiz vardır. Bu beklenti duygularımızın etkisinde şekil alır. Bu beklentiyi hiçbir zaman göz ardı etmeyiz ama yine de kararımızı vermek zorundayız.
Mutluluk bu açıdan doğru kararlar verme sanatı olarak adlandırılmalıdır. Hayatı gerçek manada tanımaya başladığımız için mutluluk çok önemlidir. Hayatın gerçek manasının mutluluk olduğunu anlamak bence herkese görev yüklemektedir. Organizasyondan bireysel disipline herkes kendisini mutluluğa taşıyacak disiplini istemektedir. Bu disiplinin tasarımı sizlere sunulmuştur. Her noktada nasıl karar verdiğimi ve nasıl düşündüğümü de izlediniz.peygamber doğrular dışında yönelişi olmayan demektir. Sizlerde geleceğin peygamberleri olarak kendinize kendi özgünlüklerinizi arayıp bulun.
Dünya hala çok bakirdir. Bilimsel veriler ve yakın gelecek bize çok daha geniş kapsamlı ufuklar açacaktır. İnsan genetiği ile bile oynayabileceğimiz gelecek sizi mutlaka mutlu etmelidir. Her şeyden vazgeçin ama mutlu olmaktan vazgeçmeyin. Bazen sahip olduklarınızı tekrar bulmayı deneyin. Yeni gözle yaşamı görmeye çalışın.
i.İnsanın Doğal Yönelimi :
İnsan öncelikle güdülerinin etkisindedir. Güdülerini yenmeden duygularını harekete geçiremez. Temel güdüler beslenme, yaşama-beka, çoğalma, barınma, kabul edilebilir bir refah, onursal duruştur. Bu güdüleri dikkatli ve dengeli her bireyde canlı ve düzenli yaşatmaya devam etmeliyiz. Bu güdüleri dengeleyen insanın duygularını harekete geçirecek temel ihtiyaç sosyalizasyon bilincidir. Bu bilinci rasyonel kalıplara sokma arayışı mutluluğu harekete geçirecek ana öğe olacaktır.
İnsanları eşya gibi değil bir değer olarak görebilmeyi anlamalıyız. Dünyadaki her canlı bize ilham verecek çok detaylı bir tasarımın ürünüdür. Biz bilgimizde bu tasarımı hissedebilir ancak ona hükmetmeyi beceremeyiz.
Mutluluk arayışında liderlik önemli bir çıkış noktasıdır. İkinci noktada hiç şüphesiz iyiliktir. İyilik etki olarak düşünüldüğünde etkiyi yaratabilecek bir potansiyel varlığından söz ediyoruz demektir. İşte mutluluk o potansiyeldeki beceri de yatmaktadır.
ii. Mutluluk ve Hayat felsefesi ilişkisi :
Mutluluğun temel çıkış noktası insanın kendisindeki başkalığı fark etmesine dayanmaktadır. Ruhun getirdikleri kapsamında sizlere bahsettiğim konu budur. Kendinizi tanımak, kendiniz gibi olmak sizin görevinizdir. Ancak o zaman mutlu olabilirsiniz. Bu çok karmaşıkta olsa insanı burada değerlendirecek ana unsur budur.
Hayat felsefesi işine gelenden çok önem verdiğin bakış açısıdır. Benim annemden öğrendiğim ve çok benimsediğim “işten artmaz dişten artar” felsefesi çok kapsamlı bir disiplin sağlamıştır bende. Ve benim bugünkü duruşumu ben bu felsefeye borçluyum. Kayınvalidemden öğrendiğim “bol bol yiyeceksin Allah bol bol verecek” düşüncesi kendi hayatında da görülen mutsuzluğu yaratmıştır. İnsan için mutlaka ölçü olmalıdır. Ben ölçülü olmayı tercih ettim. Evet ikinci felsefede saygıdeğer olabilir ama düzenini kurmuş ve bu düzende ruhları kontrol edebilen bir mekanizma yaratmışsan doğru olabilir. Yarınını düşünmeyen hiçbir yaklaşım doğru olamaz. Babamdan öğrendiğim bir diğer sözü de bu arada ekleyeceğim. Babam “varlığa darlık olmaz” derdi. Bu da ne kadar doğru bir düşünce. Cimriliğin ne kadar kötü olduğunu anlatmak işte bu sözü anlamakla mümkündür.
Benim yönetsel manada zengini sorumlu tuttuğum ve hayatın inceliğini kapsayan bir düşünceye döneceğim. “Zengin fakirin patronu ve koruyucusu olmalıdır”. Zenginliğin paylaştıkça artacağı düşüncesi genel sistem için doğrudur. Bende bu nedenle genel sistemi gidip esir aldım. Ve onlara dedim ki “Dünya paylaşıldıkça zenginleşen bir yerdir”. Allah bana yardım etmeseydi bugünleri ve bütün bu yaşadıklarımı beceriye dönüştüremezdim. Allahın yardımı beni böylesi dengeli ve önemli bir ruh ile donatmasıdır. Benim hayattaki en büyük düş kırıklığım kendimin normal bir insan olmadığımı öğrendiğim andır. Nasılsa başaracağım bir yolu izleyecektim. Bu beni çok mutsuz etti. Siz bunu yaşamayacak ve kendiniz olmaktan hep mutlu olacaksınız.
iv. Hayatın Anlamı Üzerine :
Biz tanrının kontrolünde yaşayan insanlar kendimize bir kişilik nasıl vereceğiz? Ben bunu kendimizle yarışma olarak özetleyebilirim. Ben hayatım boyunca hep kendim olmaya özen gösterdim. Liderleri şartların yarattığına inandım. Lider olabilmek için çalışmam, öğrenmem ve en önemlisi tecrübe kazanmam gerektiğine inandım. Benim olduğu gibi her insanın bir yaradılış gayesi var ve ben buna tüm kalbimle inanıyorum. Kendinizi küçümsemeyiniz. En düşük zekaya sahip birinin bile eminim ki insanlığa katkı sağlayabilecek bir rolü vardır. Bunu aramak ve başardığımız her işin daha iyisini yapabilir miyim diye yönelmek en doğru hareket tarzı ve hayatı renklendiren bir yaklaşımdır.
Hayatı benim gibi büyük ideallere herkesin ulaşabileceğini düşünerek yaşamasını doğru bulmamla beraber hiç değilse beyninizin %50 sini kullandığınız bir yaşamı tercih etmenizi tavsiye ederim. Bunu başardığınız takdirde eminim ki çok mutlu olacaksınız. Hayatınızın bütünüyle size ait bir roman olduğunu hiçbir zaman unutmayınız. Bu romanı yazan kişi olarak karakterinizi hazır buluyorsunuz. Oyunun hakimiyetini siz sağlayacaksınız. Ne kadar güzel bir roman yaşarsanız kendinizi o kadar mutlu hissedersiniz ve bu sizi çok mutlu edecektir.
Hayat yakın gelecekte herkes için çok güzel olacaktır. Bu güzelliğe katkınızı düşündükçe mutluluğu daha çok yaşayacaksınız. Hayat bize Allahın bir lutfudur. Cennete ulaşma vizesi almış bütün kader kardeşlerim bunu hak etmenin bilincinde olacaktır. Cenneti anlamış insanlar olarak cennetten kopmayacağınızı biliyorum. Allahın hiçbirinizi küçümsemediğini ve çok değer verdiğini bilmenizi isterim. Bu nedenle duruşunuzu, sosyal etkinliğinizi kendine güvenen ve hayatını kendi oynayan rolde olmanızı tavsiye ederim. Yakın bir sürede hiç kimsenin kimseye hizmet etmek gereği kalmayacaktır. En eğitimsizinden en eğitimliye kadar herkesin mutlu yaşamaya hakkı olduğunu unutmamalısınız.
Hayatınızın anlamını yaptığınız iyiliklerle ölçebilirsiniz. Eğer kendinizde yeterli potansiyel oluşturduysanız bu sizi çok mutlu eden bir yaşantıya götürecektir. İyilik merkezli mutluluk yaratmak anlamlı bir hayat demektir. İyilik yapabileceğiniz insanları bulabildiğiniz ölçüde Allaha ve kendinize şükredin.
Iv. Öğrenmenin Tadı :
Tevrat insanlığın ürettiği ilk kutsal kitaptır. Aynı zamanda Yahudilere hayatı öğreten, tarih, ziraat, ticaret ve hayat bilgisi taşıyan bir kitaptır. Yahudilerin böyle bir kitap üretmeleri gerçekten üstün bir ırk olduklarını gösterir. İnsan hayata yaşamak için gelir. Eğitim sistemi ne öğreteceğine emin olmayan insanlar tarafından üretilmiş bir yapı arzetmektedir. İnsanları bilim adamı yapmayı amaçlayan bu yaklaşıma insana hayatı öğreten kısımlar eklenmediği için özellikle geri kalmış ülkelerde öğrenciye motivasyon sağlanamamaktadır.
Öğrenmeyi yöneten bir mekanizma yapılmamıştır. Öğrenci kendi doğasına göre öğrenmeyi denemektedir. Halbuki insana rehber olacak bir doküman olması gerekir. Bu rehberde entelektüel kimlik sahibi bir kişi için asgari yeteli öğrenmesi gerekli konuların isimleri yazılmalıdır. Hatta burada her devlet kendine has kültür oluşumu bakımından okunması gerekli roman ve hikayeleri de yazmalıdır. Birey kendisini makul seviyede öğreneceklerinin takibini yapar duruma gelebilmelidir. Bunu uyguladığınız takdirde öğrenme sorununun önemli bir bölümünü halletmiş olacaksınız.
Öğrenmenin kişiye konu bazında ilginç gelmesini sağlayacak etkiler yaratmalısınız. Böylece birey kendini yöneltebilsin. Eğitimin başlangıcından itibaren seneleri sayarak geçirilen zaman çoğu öğrencide zaman geçirme süreci olarak izlenim bırakmaktadır. Her yıl her okulda öğrenim birikimi kapsamında yarışmalar ve ölçüler çıkarılabilmelidir. Bunlar o kadar yaygın olmalıdır ki başaran her birey mükafat alabilmelidir. Böyle olursa birey öğrenme yarışını kendi ile yapar hale gelecektir.
Yorumlama ve bilgi üretme bazında insanlar ve öğrenciler yarıştırılmalıdır. Bilgi üreten her insan teşvik edilmelidir. Böylece entelektüel toplum, çalışan ve düşünen insan yapılandırması sağlanabilecektir. Öğrenmeyi kendi haline bırakmak ve insanları yalnızlığa yöneltmek yanlıştır.
Ben kendimi örnek verirsem o kadar eğitim almama rağmen önüme çıkan fırsatlarla kendimi yetiştirdim. Halbuki elime filozof olmak için bir rehber verilmiş olsaydı bunu başarmayı hedef alabilirdim. Dolayısıyla her hayatın bir emeği olacaktır. Bu emeği rehberleyebilecek imkanlara sahibiz. Kendi yaradılış özellikleri uyan herkesin her şey olabilmesini sağlamamız gerekir. Bu öğrenmeyi zevkli hale getirebilir.
v. İletişimin Ahengi :
Doğumuzdan itibaren iletişim başlamaktadır. Her birimizin bir ana lisanı oluyor. Ben şahsen yedi lisan konuşmayı isterdim. Belki bun kalan ömrümde gerçekleştiririm. Sebebi de her lisanın kendine özgü disiplininin tadını çıkarmak.
Hiçbir şekilde iletişimi fazla lisan ile özleştirmek istemiyorum. İletişim aslında fikir, duygu yorumu ve düşünce alışverişi bazında anlam ifade eder. Alışveriş için veya bir arkadaşınızı gördüğünüzde hatır somak için konuşulmaz. Lisanların taşıdığı on binlerce kelimeyi hayatımız boyunca en az onar defa kullanmamız gerekir. Kullandığımız kelimeleri sayarsak 400 ü geçmez. Ne kadar az ve ne kadar sığ bir hayatımız olduğunu bununla ölçebiliriz.
İletişim bir sanatsal oluştur. Bize özgü bir tarzı vardır ve bu zevk verici bir anlam taşımalıdır. Fıkra anlatmak, espri üretmek veya kendi duygularımızı ifade etmek bizi konuşma açısından geliştirecektir. Ben her kesin en az 3 – 4 karakter olacak şekilde tiyatro oynamasını isterdim. Böylece iletişimi bir ahenk içinde yerine getirmeyi öğreneceğimizi sanıyorum. Okullarda aktif sistemi canlandırarak çocukları konuşturmalıyız. Öğretmenler özellikle çocuk ve gençleri etkileyememektedirler. Okullara yığılan bu yaramazların alışkanlıklarını ilgilendikleri yöne kaydırmak ve eğitim sistemini sıkıcılıktan kurtarmak zorundayız. Eğitimi etkileyen yaramazlarla onların sorumluluk üstlendiği durumda ancak baş edebiliriz. Aileleri yeterli olmayan çocukların hayat görüşleri olmasını bekleyemeyiz.
Özellikle ilk okullarda sınıfını susturamayan öğretmeni incelemek gerekir. Ya sınıfında arsızlar toplanmıştır ya da öğretmen beceriksizdir. Beceriksiz öğretmen olmamalıdır. Öğrencilere gelince öğrenci susma ve dinleme eğitimine tabi tutulmalıdır. Alışkanlıkları bu bazda oluşmamış bireyler eğer yeteneksiz öğretmenlere düşmüşlerse doğal olarak serseri olacaklardır. İletişim bir denge unsurudur. Konuşulanlar ancak sessiz bir ortamda anlaşılabilir. Bunları sağlamaktan aciz toplumları değiştirmeliyiz.
vi. Birliktelik Zevki :
İnsanların birbirini merak etmeleri ve birbirinden öğrenilecek şeylerin olduğunu kabul etmeleri gerekir. İyiliği de bununla birleştirmek mümkündür. İnsanları konuşturmaya alıştırmamız gerekir. Evet sükut altındır ama konuşan varsa. Bu nedenle daha çocukluktan itibaren konuşma konuları geliştirerek insanların birbirine aktaracağı şeyler olduğu bilincini aşılamalıyız. İnsanlar kültürlerinde temizliği ve güzelliği esas almalıdır. Birbirini rahatsız eden koku, ağız kokusu gibi hususlarda terbiye oluşturmak gerekir. Benim diplomasi kapsamında düşündüğüm her insanın her konuda bir duruşu olmalıdır. Aile ve eğitim sistemi bireye kendi duruşunu hazırlamalıdır. Bunun örneğini soylular öğretebilir.
Arkadaşlık, akrabalık, kulüp, parti gibi fırsatlar geliştirilmelidir. Zaten her gün dans edecek olan sizler birlikteliği anlamlı kılacak politikalar geliştirmek zorundasınız. Ben öyle zannediyorum ki dans uygulaması insanları çok etkileyecektir. İnsanlar annelerinden başka güvenebilecekleri bireyler kazanacaklardır. Böylece yalnızlık ve boşluk ortadan kalkacaktır.
vii. Eğlence ve Zevk :
Artan refah koşulları insanların daha fazla renkli zaman geçirmelerine olanak sağlayacaktır. Bu işlem hem ekonomiyi yaratacak hem de insanları eğlendirecektir. Eğlence mutlu insanın zamanını etkin şekilde geçirebileceği bir ortam ve işlemdir. Ben eğlenceyi her türlü toplu oyun ve birlikte zaman geçirilen bir atraksiyon olarak düşünüyorum. Bu kapsamda insanlar sosyal olma bilinçleriyle hareket etmelidirler. İnsanları oyalayacak çok çeşitli konularda çalışma ve faaliyet düşünülebilir.
İnsanın entelektüel kişiliği eğlence ile birleştirildiğinde çok farklı bir öteleme yaratılacaktır. Fkra toplantıları ve yarışları insanları kimbilir ne kadar eğlendirir. Mahalle tiyatrolarında oyunlar yaratmak kim bilir ne kadar değişiklik yaratacaktır. Sportif aktivitelerde eğlence türü ile çeşitlendirilebilir. Folklor oyunları, dans yarışmaları, söyleşiler, bilgi yarışmaları daha belki de binlerce örneği oluşturulabilir.
Zevk almak hoş vakit geçirmekle ilişkilidir. Toplumun tabiatına uygun eğlence kültürü zevk üzerine tesis edilmelidir. İnsanlar eleştirel ve beğeni merkezli katılım sağlamalıldır.
viii. Mutluluk tasarımı :
Benim düşündüğüm hayat 150 yıllık bir serüvendir. Hastalık olmayacağına göre sağlıklı yaşama bilinci ile insanların günlük programları olması gerekir. Bu program içinde haftalık yaklaşım belirlenmelidir. Böylece insan haftalık olarak bir yıllık, beş yıllık ve 20 yıllık stratejik hedefler belirlemelidir. Bu stratejik hedefler bir gezi, bir üretim, bir lisan öğrenimi, bir ihtisas açılımı, bir hobi etkinliği gibi hatta birlikte yaşadığı karşı cinsi değişik milletten seçme bile olabilecek ve hatta yaşadığı şehri değiştirecek bir tasarım planlayabilmelidir. Böylece insan hayatı sürekli yenilenen bir atmosfere dönüşebilir. Hayatı böyle görebilmek bunun uzmanlarının örneklemesiyle yaygınlık kazanabilir. Hayatı verimli ve dengeli yaşama bilinci belki önümüzdeki on yıl içinde sağlanacak gelişmeler paralelinde çok etkilenecektir.
İnsanlığı insana çevirme girişimi insanlığın başarısıdır. Cennet bu nedenle yaşanmaya değer yerdir.
ix. Hayatın Örnek Stratejisi :
Ben tasarladığım cennette doğsaydım ne yapardım. Bunu yazmalıyım çünkü yazdığım bunca kitaptan sonra benim kafamda canlanan cennet fikrini ancak böyle anlaşılır yapabilirim.
150 yıllık hayatın içine iyi bir eğitim saykılı yerleştirirdim. Böylece en az bir konunun hiç olmasa bölgesel manada otoritesi olmak isterdim. Sosyalizasyon bilinci içinde yaşadığım sürece günde en az yedi arkadaşımla iletişim kurardım. Gençliğimde tipime ve sosyal duruşuma en uygun kız arkadaşımla sürekli birliktelik yaşardım. Böylece hayattaki yalnızlığımı ortadan kaldırırdım. Hayat arkadaşı olarak büyük bir olasılıkla bu genç kızı ömür boyu mutlu edecek stratejiler üretirdim. Böylece hem onu daha detayda tanıma fırsatı bulurdum hem de onu kendimle uyumlu yaşayan varlık haline getirirdim. Onu kölem değil tanrıçam yapmaya çalışırdım. Buna ulaşabilmek için sürekli değişiklik ve yenilik yaratırdım.
Dünyanın en az 7 ülkesinde uzun süreli yaşamayı isterdim. Böylece 7 lisan öğrenme isteğimi gerçekleştirmiş olurdum.
x. Çocukluk Dönemi Mutluluk Alışkanlıkları hakkında :
Çocukluk dönemi hayata bakış açısı yaratması bakımından önemli bir dönemdir. Birinci husus çocuğun düşünmesini sağlamaktır. Bunu anne veya babanın günde 10-15 dakika çocukla konuşması sağlayacaktır. Yöntem olarak masallar ve hikayeler kullanılabilir. Hatta kendi uyduracağınız masallar çok daha etkili olacaktır. İkinci husus çocuğun değerli olduğunu hissetmesidir. Bunu ona yer açmanız ve konuşmalarına önem vermenizle sağlamanız gerekir. Üçüncü husus çocuğun arsızlığını yenmesini sağlamanızdır. Bunda izlenecek yol kararlı bir şekilde çocuğu dengeli isteklerle yaşatmanızdır. Bu tamamen sizin becerinizdir. Dördüncü husus çocuğun özellikle duygularını paylaşmasını sağlamanızdır. Böylece çocuk kendisini ifade etmesini öğrenecektir. Beşinci husus çocuk yaramazlık yaptığında anne baba benzer tavrı takınmalarıdır. Biri gevşek biri başka türlü davranmamalıdır.
Öyle sanıyorum ki bu hususlar bilim adamlarınca teferruatlı şekilde incelenecek ve yöntemler bilime dönüşecektir.
5. SANAT VE BİLİM :
Sanatı neden bilim olarak gördüğümü açıklamalıyım. Hangi sanat dalı olursa olsun bir tasarım işlevi ile ortaya çıkmaktadır. Bu tasarımı yaratma olarak görmek gerekir. Sanat yaratıcılıksa bunun bir disiplin altına alınması ve böylece herkes tarafından uygulanabilecek işletme bazlı bir yapılanmasının oluşturulması gerekir. Sanat insanı sakinleştiren dinlendiren ve en önemlisi büyük haz veren bir uğraşıdır. Gerek yaratıcılık olarak sanat gerekse eleştirmen olarak sanata bakış insana estetik ve güzellik katacaktır. Sanat bugünkü doğal haliyle bile hayatımızda ne kadar renkli yer tutmaktadır. İnsanların sanat eseri üzerine hayal güçlerini kullanmaları onların entelektüel kimliklerini hazırlamamıza fırsat verecektir. Sanat evrensel gözle bakılabilecek bir sahadır. Ekonomimizde bugün için önemli bir yer tutmaması nedeniyle o kadar yönelinen bir özellik taşımaz. Ama her insanın kendisini ispatlamak için en az bir sanat dalında ihtisaslaşması göreceksiniz ortak konuşma fırsatları yaratacak ve bu durum sosyalizasyon bilincini önemli şekilde etkileyecektir.
a. Genel sanat bakışı :
Önce romandan başlayalım. Eğer bugün Batı medeniyeti entelektüel kimliği yaratmışsa bunun son üç yüz yıldır üretilen romanlara dayandığını anlamalıyız. Roman bir hayat veya hayattan bir kesiti aktarır. Gelecek tasarımı elimizde olduğuna göre insanları cemiyet kuralları ile dengeli yaşama açısından örneklemelerin yer alacağı romanları yaygın olarak üretmeliyiz. Bunun konularını ve roman oluşumlarını yönlendirici mekanizmalar yaratmalıyız. Hatta konu ve senaryoya göre roman yazılması bakımından teşvik yaratabilmeliyiz.
Tiyatroya gelince. Ben tiyatrodan çok şey bekliyorum. Her mahallede küçük ölçekli tiyatroların dolu dolu olacağını düşünüyorum. Her mahallede bir tiyatro yazarı yetişmeli. Mahalle kendi kültür ve dinamiklerini kendileri yazıp oynayabilmeliler.
Şiir konusunda çok önemli beklentilerim var. Şiirler hayat felsefesini kalıcı yaparlar. Bu nedenle herkes kendi mesajlarını şiirler vasıtasıyla verebilir. Böylece hem konuşulacak konu çıkar hem de kişi dışa dönük bir avantaj yaratır. Şiir okumakta güzel bir olaydır. Şiirin duygusal yapısını dile getirmek insanları çok etkiler. Şiirlerle bezenmiş bir iletişim ortamı insanların morallerini yüksek tutar.
Şarkı sözlerinin taşıdığı felsefik açıklamalar insanların uzun vadeli düşünsel etkinliklerine çok katkı sağlayacaktır. Batıda gençlerin müzik yoğun yaşamaları kişiliklerinin gelişmesine büyük katkı sağlamaktadır. Şarkı söylemekte ayrı bir sanattır. Beste yapmak mutlaka özel kulak ister. Ama ben öyle sanıyorum ki konsantrasyon halinde mutlaka seslerin sanata dönüşümü özellik kazanacaktır.
Resim çok özel bir sanattır. Bunun bir beceri istediğini görebiliyorum. Ama insanların kendilerini yansıtan bu beceriyi kazanmak için gayret sarfetmeleri gerektiğini de biliyorum. Heykel ve diğer aktiviteler de yaratıcılık ortaya koyabilmek bakımından özel fırsat verirler. Zamanı dikkatli ve üretken geçirmenin ayrıca sabır yeteneğini geliştirmenin en etkili yolu olduğunu görebilmemiz lazım. Sanat bize gelecekte çok kapsamlı katkı sağlayan unsur olacaktır. Sanat zamanı değerlendirme bakımından çok özel bir sahadır.
b. Sanatın Geçmişi :
Sanatın her bir dalında çok değerli ustalar yetişmiş ve bugünkü birikim ortaya çıkmıştır. Bugün ekonomik olmadığı için pek rağbet olmayan bu saha gelecekte hem ekonomik alan haline gelecek hem de insanların zaman ve paraları bollaşacağı için çok rağbet görecektir. Sanat isterseniz bir hobi isterseniz bir meslek isterseniz bir rekabet unsuru olabilir.
Her sanat dalının tarihsel birikimi açısından açıklaması olmalı, ayrıca sanatın icrası bakımından yeterlilik taşıyan dökümantasyonu olması gerekir. Sanat tarihi milletlerin en az sosyal tarihleri kadar önemlidir. Geleceğe yönelik çalışmalarda sanata çok önem verilecektir.
Geçmişte sanat bu kabiliyeti bir şekilde kazanan ve buna kendini vakfeden insanların emekleriyle oluşmuştur. Sanat bir milletin canlılık eseridir. Duyguların, yaşam felsefesinin yaygınlaştırılmasını ve topluma mal edilmesini sağlar. Atatürk “her kes her şey olabilir ama sanatçı olamaz” demiştir. Doğruluk payı mutlaka var ama sanattan beklentilerimiz paralelinde daha geniş görebilmeliyiz.
c. Bilimsel anlamda sanat :
Sanatın bilimselliğini yaratıcılık, etkileyicilik, yenilik gibi kollarda görmek gerekir. Sanat ne kadar yaygın olursa o kadar insanlar detayda anlam katabilir duruma gelecektir. Bunlar istatistik ve analiz teknikleriyle sürekli yenilenebilecek karakter arz edecektir. Dolayısıyla sanatın duygusallığı etkileyen yönünü keşfettikçe insanlar daha üstün vasıflar kazanacaktır.
Sanat aslında fark yaratmanın en güzel yoludur. Duygusallığıyla, insanın zekasıyla, yaratıcılığı pekiştirmek ancak bununla mümkün olabilir. Yoksa sanatı kuru kuruya bir eser gibi görmek yanlıştır. Bir Monalisa tablosunu neredeyse eğitilmiş herkes bilir. Bu yaratıcılığın eşsizliğinin örneğidir. Nasıl yapılabildiği anlaşıldıkça insanlar çok etkili bir şekilde katılacaklar ve zevk alacaklardır. Karikatürde bir sanat koludur. Kendinizi hicvetmek ve bir sosyal konuyu resmetmek çok keskin zekalı insanların yapabileceği şeylerdir. Duygularını insanların harekete geçirme becerisi belki bilimselliği daha net açıklayabilir. Bu nedenle ben sanatın her bir kolunu bilimsel bir etkinlikle izah edilebileceğini düşünüyorum.
d. Sanatın bilimsel tasnifi :
Sanatı ses, görsel ve anlamsal manada üç guruba ayırabiliriz. Şiir okumak bir ses sahası olmak yanında aynı zamanda şiir yazmak anlamsal manada bir sahayı içerecektir. Dolayısıyla müzik başlı başına bir sanat sahasıdır. Güfte anlamsal manada düşünülürken beste ses kapsamında ele alınacaktır. Seslerin insan duygularını ahenge sokma yönünden bir etkisi vardır. Bu nedenle müzik ruhun gıdasıdır denmektedir. Zamanla ben inanıyorum ki belli tarz müzik parçaları duygularla bağlantılı izah edilebilecektir.
Sanat bir anlamda ruhun bilimsel anlayışının bir açılımı olarak görülmelidir. Görsel sanatlarda mutlaka estetik ve güzellik bağlamında anlam çıkarılan ölçülerle anlatılabilir duruma getirilebilir. Anket ve istatistik bize çok geniş perspektifte anlayış yaratabilir. Bu nedenle dar çerçeveden değil de daha geniş açıdan hayata bakabilmemiz bize zevklerinde ölçülebileceği ortamı yaratabilir. Bu da insanlar açısından bir uğraşı alanı olacak şekilde geliştirilebilir.
e. Sanat ve Sanatçı :
Bugün okullarda çocuklara müzik, resim gibi alanlarda bir fikir verecek eğitim yapılmaktadır. 35 dakikalık ders süresinde bunun etkinlik sağlaması beklenemez. Hiç olmazsa 3 haftada bir 2 saat etkinlik yapılmalıdır. Okullarda ders saatleri bu şekilde planlanır ve beden eğitimi, müzik, resim dönüşümlü olarak rutin zamanına ilave olarak üç haftada bir üç derslik ilave etkinliğe dönüştürülebilirse sanıyorum sağlanan başarı çok daha iyi olacaktır.
Sanatın ilerleyen zaman içinde sanat merkezlerinde eğitim ve icra yönüyle etkinliğe dönüştürülebileceğini sanıyorum. Sanatçı mutlaka bu işi severek yapmak yanında severek te öğretebilmelidir. Bu yeteneğin daha da gelişmesini sağlayabilecek bir durumdur. Sanatçı berduş olmamalı boş zamanını daha yararlı şarj edici şekilde renklendirmelidir. Eğitim ortamı nasıl bilimsel manada bir birikimi sağlıyabiliyorsa sanat eğitimide aynı geçerliliği yaratabilmelidir. İnternet ortamında belli sanat gruplarının iletişim imkanı geliştikçe sanıyorum duygusal etkileşim süratle gelişecektir.
f. İnsanın Sanatçı Yönü :
İnsan kendi duruşunu zevkleriyle ortaya koyarken sesiyle de etkileşim yapar. Giydiğinin yediğinin konuştuğunun kesinlikle sanatla ilgisi büyüktür. İnsan kendi kendini yaratmakta ve yaşamaktadır. Gerçekte hayatı yaşamasını becermek bir sanattır. İnsanın bu nedenle estetik ve güzelliklerden kazanacağı çok şey vardır. Sanat içine derinlemesine girildikçe çok fazla şeyin görülebildiği ortaya çıkacaktır. Belki de sanat eğitimi etkinliği duygusal zekanın çok kapsamlı gelişimine katkı sağlayacaktır. Sanatta duygusal yönde yer aldığından bence bilimsel çalışmalardan çok daha yöneltici ve zevk verici bir karakter taşıyacaktır.
Bugüne kadar görebildiğimiz kadarıyla her sanatçının belli bir hayat görüşü onun tarzını ortaya koymasına etken olur. Benimde savunduğum nokta budur. Her birey kendi farkını sanatın bir kolunda daha net görebilir. Bir insanın yaratıcılığına sanat çok şey katmaktadır. Hayatı bir sanatçı edasıyla yaşamak ben öyle zannediyorum ki çok heyecan verecektir. Dünyanın her köşesinin güzelliği büyük yaratıcının gerçekte en büyük sanatçı olduğunun açık delilidir.
g. Sanat – Dikkat İlişkisi :
İnsanın dikkat kabiliyetini geliştirmek bence sanatla mümkündür. Dikkatin gelişmesi zekayı önemli ölçüde etkileyebilir. İnsan baktığı zaman ne kadar fazla detayın bağlantısını kurabiliyorsa o kadar zekidir. Bunu ancak sanat sağlayabilir. Bilimin bu yönünü sanatla birleştirdiğimizde öyle zannediyorum ki hayal gücü büyük bir sıçrama yapacaktır. Bu sıçrama mutluluk ve yaratıcılık açısından insanın boyutlarını değiştirebilir.
İnsanların birbirlerine gördüklerini, hissettiklerini anlatması insanlığın gelişiminin hızlanması demektir. İnsanların hayat görüşleri de böyle değil midir? Bir yaşam alanında etkin birinin düşünceleri diğerlerini de etkilemez mi? Bugün geldiğimiz nokta yaradılışla Allahın insan üzerindeki etkisi ile büyük bir aşamadır. Kendimizi geleceğe açarken her birimize büyük bir sorumluluk düşmektedir. Bunu iyilik bağlamında ele alıp kendimizi ve çevremizi etkileyeceğiz. Bunun iyi ve güzel bağlamında süratleneceği açıktır. Her insan hayatı kendi yapıştığı yerden çıkarak yorumlamaya başladığında güzellikler çığ gibi büyüyecektir. İnsanların yenilenme kabiliyetleri yine sanat etkinliğinde olacaktır.
h. Sanatın Sosyalizasyon Etkisi :
Sanatı hem kitle hem grup bazında çok kapsamlı bir sosyalizasyon unsuru olarak görüyorum. Zevkleri ve incelikleri paylaşmak iminim ki sizlere büyük haz verecektir. Bunun yaşama yansıtılması bakımından örgütlenmeyi ve yerleşmeyi çok iyi yönetmemiz gerekir. Her kesin sanat bilinci geliştikçe öyle sanıyorum ki evde oturmak bile istemeyecek kendimizi daha daha uzun bir etkinliğin içine sokmak isteyeceğiz.
Sanat çeşitleri için her birine ayrı bir stratejik yaklaşım gereklidir. Bunu açılımlı bir strateji ile yönettiğimiz takdirde kendinizi ve insanları rahatsız etmezsiniz. Unutmayalım milyonlarca yıllık yaşam alanı oluşturuyoruz ve biz bizden sonra tufan diyemeyiz. Hem kendimiz hem de sonraki nesilleri güzelliğe ve mutluluğa sürüklemek görevimiz olmalıdır. Böyle mukaddes bir görev insanlık bilincine dönüştürülmelidir.
Sosyalizasyon mantalitesi gelşiştikçe sanat yanında spor ve kültürel etkinlikler de çok anlamlı bir şekil alacaktır. Bunları yönetmek geliştirmek gelişimine katkı vermek mutlu olunacak şeylerdir. İşte bunlar görev olarak ele alınmalıdır.
i. Hayat ile Sanat İlişkisi :
İnsanın hayatını bir sanatçı duygusallığı ile görebilmesi ve yaşaması yaratıcılığı körükleme yanında her değişiklik katkısı mutluluk verecektir. Sanat farklılık olarak detayda ortaya çıkan güzelliktir. Eşinize söylediğiniz bir söz veya eşiniz için çaldığınız bir gitar parçası hatta belli bir parçayı eşinizle birlikte kendi parçanız olarak seçebilmek bile hayat için bir değişikliktir. Zamanı kös kös geçirmek demek olmayan cennet yaşamı ancak bu şekilde zevkli ve ahenkli olacaktır. İlk çağda dinlerin teşekkülü artık gereksizdir. İnsanlar güzellikleri tanıdıkça düşünsel derinliklerini şekillendirecekler ve kendilerini tanıdıkça beğeneceklerdir. Böylece gurur kibir yada ego değil alçak gönüllü hoşgörülü nazik insanlar yetişecektir. Durağanlık insan beyninin çalışmasını değil üretmesini önler. Dinler bu nedenle sosyalizasyon oluşum temelini yaratmışlar ancak yaratıcılığı köreltmişlerdir. Bugün dinin gerekleri ile hayatın gerekleri kapsamında insan mutluluğu yönetebilecek etkinliğe ulaşmış durumdadır. Allahın bı yöntemi ileride olası yanlışlıkları düzeltmede bir referans olarak görülmelidir.
j. Sanatın İnsana Verebilecekleri Üzerine :
Sanatı duygusal manada etkileşim olacak şekle dönüştürmek başarılıncaya kadar estetik ve güzellik bağlamında gelişim olarak ele almalıyız. Dikkat etkinliği ve kritik becerisi detaydaki zarafeti yakalama bilincine dönüşecektir. Bunlar toplumun sosyalizasyon yanında bireysel manada gelişim ve oluşum yapılanmasını yaratacaktır.
Sanat bir ruhsal iletişim ortamı yaratmalıdır. Yoksa vakit geçirme çaresi değildir. İnsanları düşünen ve yaratıcı kisvesini harekete geçiren özelliği olmasa ne diye ben size sanatı bu kadar detayda anlatmaya çalışayım. Benim hayatım anlatım bazında bir sanatçı edasına dayanmaktadır. Allahın detaylardaki görüş ve yaratma yeteneği ne kadar hayranlık uyandırıyorsa benim yazdıklarımdan da zamanla aynı hazzı alacaksınız. Ben size detayda değil ama bakış açısında bir derinlik yaratmaktayım. Doğruyu ve detaydaki güzelliği insanlık yaratarak yaşayacaktır. Allahın size durup dururken bildiklerinizi hizaya sokmak ve manalandırmak gereği olmasa Mesih gönderir mi? Sizlerde örneği ile yaşadığınız birikimi kendinize uyguladıkça kendinizi peygamber yapabileceksiniz. İşte her birinizin hayatı bu denli önemli.
k. Sanatçı Olabilme Yöntemi :
Bir şey olmak için gerekenlerden biraz daha fazlası gereklidir sanatçı olmak için. Birincisi istek olmalıdır. Sanatın yaygınlaştırılması bağlamında bu konu özendirici tedbirlerle harekete geçirilebilir. Her yerleşim birimi bu maksatla kaynak üretebilir. Böylece kabiliyeti kazanan mükafatlandırılır. Ya da yine aynı kaynakla kabiliyeti kazanana ödül olarak icra etme fırsatı verilebilir. Böylece kişi hem kazanmak hem de önemli olmak için isteklendirilebilir. İkincisi bilgi – eğitim olanağıdır. Bunun için devletin örgütlenerek okullarda sanatçı yetiştirmelidir. Üçüncüsü dikkattir. Dikkatin sürekliliği isteğin ve motivasyonun ölçüsü olarak karşımıza çıkar. Daha önce bahsedildiği gibi dikkat derecesi arttıkça insanın detaylara ulaşma kabiliyeti gelişecektir. Dördüncüsü icra fırsatıdır. Öğrenen uygulayabilmeli ki kendine mal edebilsin. Kabiliyet oluşunca ben şöyle bir ilave husus katacağım. Kabiliyeti kazanan en az bir veya iki kişiye öğretme yöntemi uygulasın. Böylece öğretirken öğrendiklerini kendine mal edecektir. Bu uygulanırsa hem kabiliyetin yayılma hızı artacak hem de ustalık derecesi yükselecektir.
Sanatçı belli kabiliyetleri eksik olanlar haricinde her kesin ulaşabileceği bir özelliktir. Demek ki Batı bunu uygulamayı becermiştir.
l. Yönetim İle Sanat İlişkilendirmesi :
Sanattaki beceri bireyin hassasiyetini ve duygularını yönetim becerisini ortaya koymaktadır. Bu nedenle sanatçı kişiler daha sakin mizaçlı ve hassas yapıdadırlar. Yönetim oluşumunda sanat yeteneği birinci derecede kabiliyet görüntüsü olacağından amirlerin daha çok dikkatini çekecek kişiler olacaklardır. İkinci önemli husus sanatçı eğitimine sahip kişilerin dünya kültürünü daha hassas bir şekilde anlamaları beklenmelidir. Sanatçı kişilik aynı zamanda insan sevgisi ve insana saygı ölçülerini gösterir.
Bugün nasıl sanat entelektüel grubun ilgisindeyse amacımız kekresi entelektüel kimliğe ulaştırmak olduğuna göre sanat insanı aşama aşama entelektüel yapacaktır. Bilgi toplumunun gelişmiş ve sonrasını düşündüğümüzde sanatın insanlar tarafından sadece sosyalizasyon amaçlı değil aynı zamanda insan kalitesinin göstergesi olarak önem kazanacağını görebilmeliyiz. Bu husus sanatla – insan ve bilim üçlemesinde özellik taşıyacak bir duruma gelecektir. Dolayısıyla yönetim kalitesi sanatla daha artacak ve insanların hem insan sezgisi hem de ruh disiplini bakımından çok önem kazanacağını düşünmeliyiz.
m. Büyük Sanatçı Nasıl Olunabilir?
Büyük sanatçılar doğuştan gelen üstün yeteneklerin yanında iradeleriyle kendi kabiliyetlerini pekiştirmektedirler. Evet herkes büyük sanatçı olamaz. Ama yetenekli ve değerli sanatçı olabilir. Mesela ses sanatını ele alalım. Sesin ahenkle kullanımı her ne kadar eğitimle çeşitlendirilse de doğuştan gelen bazı ayrıcalıklar yoksa amacımız boşa çıkabilir. Büyük sanatçılar yönelişleriyle kabiliyetlerini etkin hale getirebilen kişilerdir. Bu kişilere saygı duymalıyız. Bu doğal liderlik gibi bir şeydir.
Büyük sanatçıların yarattığı farklılıkları insanlığın paylaşması gerekir. İnsanlık etrcihine göre kabiliyetlerini üstün iradeli bu özel insanlara benzetmeyi düşünebilir. Bu tabii ki yoğun emek isteyen bir durumdur. Diğer taraftan gerçek şudur ki her kes her şey olabilir. Olabilme yeterliliği ve başarısı belki tartışılır ama herkes asgari yeterlilikte bir kabiliyet örgüsüne sahiptir. Liderlikle sanat arasında önemli ilişki bulunacaktır. Liderler görebildikleri detaylarda fark yaratırlar. Sanat detayda ustalık yaratacağından bireylerin liderlik kabiliyetlerini de etkileyecektir.
n. Sanat Bir Bilim Dalımıdır?
Sanat bir kabiliyet göstergesidir. Bunun bilimle ilişkisi uygulamada ortaya çıkan hususlarda yatar. Sanatı bir yaratıcılık göstergesi olarak kullanacağız. Yaratıcılık bilgi toplumu ve sonrasının önemli bir isteğidir. Bilim teknolojinin imkanlarını hayal gücü gelişmiş insanlar efektif olarak kullanabilirler. Sanat bir estetik duruş olarak ele alındığında bireylerin zevklerine göre bazı ölçülerle ifade edilebilir duruma gelinebilir. Bu da bilim olarak sanatı görme ihtiyacı yaratmaz. Ama ölçü bazında bize değerlendirme yapma imkanı kazandırabilir.
Pratikte uygulama tecrübeleri bize sanatla insan arasındaki ilişkinin bilançosunu verebilir. Bu bakış açısıyla her branşta sanatçı kendinin ölçüsünü görebilir. Arttırmak için alınması gereken tedbirler ve ilave çabaları görmek ve hayata geçirmek önemli sayılabilir. Atatürk her şey olunabileceğini ama sanatçı olunamıyacağını söylemiştir. Bunun doğruluğu yanında eksik kısımları da vardır. Gelecek bireye kabiliyet yükleme açısından çok popülarite yaratacaktır.
6. SONUÇ :
İnsan ve bilim sonsuza kadar anlaşılabilirlik bazında incelenmeye ve yorumlanmaya devam edecektir. Benim yaptığım bu çalışma hiçbir şekilde son değildir sadece bir başlangıçtır. Benim bu çalışmayı yapmaktan muradım sizlere bir perspektif verebilmektir. Çalışmanın kısa olması sizi yanıltmasın ben detaylara açılmadan üst seviyeli bir yaklaşım yapmak istedim. Umarım faydalı olmuştur. Konularının farklı açıklamalarına sahip uzmanlar eğer beni yetersiz bulmuşlarsa kusura bakmasınlar.
Hayat insan beyninde renk kazanmaktadır. Bilim aslında buradan vücut bulmaktadır. Bilimin kainatın doğası hakkında açıklama olması bize onun mutlak olduğu doğruluğunu vermez. Bu nedenle her zaman daha geniş boyutta açıklamalara ihtiyacımız olacaktır. Benim burada yazdığım hemen hemen her cümle kendi içinde bir mantık bütünlüğüne sahiptir. Ama bu demek değildir ki yeterlidir. Her madde kütüphaneler dolusu kitaplarla açıklık kazanabilecek zenginliğe sahiptir. Bu dediğim gibi sizlere bir perspektif yaratmayı amaçlamıştır.
a. Geleceğin Bilgi Analiz Yöntemleri Hakkında :
Sosyal içerikli bilgilerin geliştirilmesi bakımından internet ortamında küresel bir ortak hareket yaratılabilir. Pozitif bilimlere gelince bunlar zaten branşlarına göre konferans ve seminerlerle popülarite ve uygulama etkinliği yaratmaktadır. Dünyanın bugün büyük bir çoğunluğu bilgiden de habersizdir. Ben Allahın yönetimine olan inançla bilgi üreticileri doğru yere kanalize ettiğini biliyorum. Ancak harekete geçtiğimiz nokta tüm insanlığı entelektüel yapma yönündedir. Bunu becerdiğimizde farklı kültürlerdeki özgün fikir yaratıcılığı dünyaya başkalık getirebilir.
Bilgisayarın bilgi üretme bazında ilerde belki de fonksiyon kazanması mümkün olabilir. Böyle bir durum ne kadar büyük bir yarış yaratacaktır. İnsanın o kadar bilgiyi bilgisayarlarla tasnif edip yine bilgisayarlarla geliştirmesi büyük bir aşama yaratabilir. İnsanlığın yakın geleceği bile ne kadar parlaktır. Cennetin insan yönelişinde ne kadar üstün bir hayatı vaat ettiği ortadadır.
b. İnsanın Bilime Katkı Performansı :
Düşünebilen insan tiplemesi hakkındaki düşüncelerimiz ve uygulamaya koyduğumuz yapılanma iki nesil sonra benim gibi yaşayan ihtisaslaşmış insan sayısını çoğaltacaktır. Böyle bir birikim ihtisas alanlarında ne kadar büyük bir tekamül yaratabilir hayal bile edemiyorum. Bugüne kadar insanlığın yaşadığı bilinmezlik stresi çözümlenmiş ve daha da ileri giderek hayatı objektif örgülerde algılayabildiğimiz bir bilimsel örgü ortaya konmuştur. İnsanlar kendilerini biraz adayarak eminim ki aşama aşama çok büyük inkişafa neden olacaklardır. Ruhların getirdiği bazında kim bilir kaç tane Einstein yetişecektir. Bunlar gerek sosyalizasyon örgüsünde gerek rasyonalizasyon ölçüsünde ne kadar büyük inkişaf yaratabilecektir.
Allahın eşsiz yönetim kabiliyetinden hiç şüpheniz olmamalıdır. Bizi bu kadar önemseyen Allahı şükran yanında emeğimizle yarışarak mutlu etmeliyiz. Bizim mutluluğumuz bunun açılımında çok daha güçlenecektir.
c. Toplumsal Örgütlenme ile Bilim :
Toplumsal örgütlenme bütünüyle toplumsal tasarımın bir tezahürüdür. Gelişen teknoloji ve insandan beklenenler kapsamında sürekli değişen bir karakter gösterir. Üretim, birikim, eğitim sürekli canlı oluşumlardır. Bu nedenle bu örgütlenmeyi rasyonel düşünce ile sürekli denetlemek gerekir. İşte bilim bütün olanaklarıyla bu oluşumun analiz ve tekinliği bazında yol gösterici bir rol üstlenmelidir. Verimlilik ve üretkenlik sürekli canlı oluşum elemanlarıdır. İnsanı grup ve toplum olarak formülize etmek zordur. Bu nedenle istatistik ve karakteristik uyum yanında duyguların yönetimi de önemli bir faktördür.
İnsanı ve üretkenliğini açık ve anlaşılır yapmadan zeki ve çalışkan insan modelini tesis edemeyiz. Bu çok kapsamlı bir oluşum arayışıdır. Toplum örgütlenmesi neticede bireysel kalitenin bir bileşkesi durumundadır. Bireyleri sistematik bir şekilde yenilenen ve isteklilik içinde üretken yapabilmek teşkilatın ana hareket noktasıdır. Bugün insanlarımız mevkilerini ilk çağ tevekkülü ile doldurmaya çalıştıklarından bunu pek fark edemiyoruz. İnsanın zihin kabiliyeti kontrol ve motive edilerek her şeyin çözümü bulunabilir. Nitekim insanlığın bugüne gelmesi de bununla olmuştur.
d. Sosyolojik Olguları Geliştirme Bilinci :
Sosyalizasyon çalışması temel olarak insan duyarlılığı ile toplum etkileşiminin düşünsel felsefesini ortaya koymaya çalışmıştır. İnsanların kültürel gelişimleri bazında geleceğe yönelişlerini seçilecek sosyolojik olgularla gerçekleştirmesi mümkündür. Dolayısıyla bilim adamları sosyalizasyon tercihlerini projelendirirken seçilecek stratejileri bu detayda belirleyebilirler. Bunların değişkenliği ve değişiminin zamana ihtiyaç göstereceği ana prensip olmalıdır.
Toplumların teknolojik etkinliklerle değişmeleri yanında psikolojik-sosyolojik hatta fizyolojik gelişme ihtiyaçları vardır. İdealize gelecek bir anlamda sosyolojik beklentilere dayandırılabilir. İnsanları bulduğumuz gibi değil istediğimiz gibi yaşatmalıyız. Böyle olursa hayatın üstün bir bilinçle yaşanacağını anlamalıyız. Eğitimi insan doğasına ilave olarak sosyolojik olgulara yaklaştırma olarak görmeliyiz. Eğitim aslında insanın beklenen yeteneklerde insan olmasını sağlayan bir süreç ve çabadır.
e. İnsanın Bilimden Genel Beklentileri :
İnsan bilimden kendini ve dünyayı dolayısıyla varlığını öğrenmek istemektedir. Bugün gelinen seviye kendini ve dünyayı başlangıç olarak anlaşılır kılan açıklama ve ispatlara sahiptir. İnsan bunları anlamaya çalıştıkça bilim açılmakta ve insanlık bilinci sonraki zincirinin baklasına yönelmektedir. Düşünün bir kere iki bin yıl önce insanlara Hazreti İsa cenneti öğretmeye çalışırken ne kadar etkilenilmişti. Bugün bu cenneti kendimiz kuracağımızı öğrendiğimizde ne kadar uçsuz bucaksız bir işi başlattığımızı gördük. İnsanlığın bugün yönelişlerini belirlediği bu yaklaşım yakında daha genişlik kazanan bir özellik kazanacaktır.
İnsanın ikinci nesil bilimden beklentisi hayatını kolaylaştırmak ve kendisine mutluluk tasarımlı uzun bir yaşam yaratmaktır. Bugün yakın gelecekte bu beklentileri karşılayacak duruma gelinmiştir.
İnsanın üçüncü büyük beklentisi güneşten sonra Saman yolunda hayatı idame edebilecek beceriyi yakalamaktır. Bugün bu kapsamda bir çok gözlem ve yetenek daha tasarım aşamasındadır.
f. Mutluluk Kapsamlı Bilimsel Oluşumlar :
Hayattaki yaşamsal öteleme yanında yaşamımızı çekilir kılan sebep ve izlenimler bulmamız gereklidir. Aile, çocuk, hep bana göre hayatın yardımcı etkinlikleridir. Ben ailenin felsefesini yazmaya çalıştım, bu karşı cinslerin ortaklığında bir anlayış sağlayacaktır. Aile mutluluk temelli bir davranış kültürü yaratmalıdır. İşte bu bilimsel bir yaklaşımdır. Ailenin çocukla ilgili davranış ve eğitsel kültür bilinci oluşmalıdır. İşte bir diğer bilimsel yaklaşım. Ailenin romantizm bilinci ile yarattığı anıların etkinliği ayrı bir bilimsel yaklaşımdır.
Mutluluk bize sorumluluk bilinci kazandırmaktadır. Sorumluluklarımız görev telaki edersek her görevi yerine getirdiğimizde bir başarı öyküsü yaratırız. Buda bizi mutlu kılar. Toplumsal öğelerin yanında bireyin düşünsel kabiliyetleri ölçülebilir duruma geliştirildiğinde insanlar emeklerinin yeşerme becerisini anlayabileceklerdir. Bu durum yeni nesilleri çok daha kapsamlı bir kabiliyete götürecektir. Hayatı mutluluk perspektifinde yanpala yatmak olarak algılayan düz beyinliler yanlışlığı görsünler ve kendilerini anlaşılır hale getirsinler.
g. Hayatın Gelecekteki Tasviri :
Hayat teknoloji ve toplumsal örgütlenmenin bağımlısı olarak süratle yenilenmektedir. Mağara devri insanına göre fizyolojik olarak ta insan vücudu bugünkü formasyonuna ulaşmıştır. Psikolojik ve sosyolojik varlık olarak insan kendini gelişen şartlara adapte etmektedir. Psikolojik olarak evrimsel gelişim karşı cinslerin beraberliğinde bir yaşama sürüklenmektedir. O zaman bireysel olarak yeterlilik çok önem kazanacaktır. Eğitimin bu olgu içinde geçerliliğini sağlamak özenli bir çalışma gerektirir.
Allahın görev olarak verdiği dans uygulaması duygusal oluşumun hazzını yaratacaktır. Bu beraberliği renklendirme iksiri yaratmak bireyin birinci hedefi olmalıdır. Toplumsal örgütlenmenin bireye hayatı kolaylaştıracağı ve gelecekte çok daha az emekle kazanılan bir hayatı beklemekteyiz. Bu beklenti bizi zamanı kendimiz ve çevremiz için etkin olma bilincine götürmelidir. Çalışan demir ışıldayacaktır yine. Üretkenlik rasyonalite olacaktır. Duygusal etkinlik ve rekabet boyut değiştirecektir. İnsanı mutlu eden kendini ifade ve karşı cinsi etkileme sanatsal bir işleve dönüşecektir. Dünyayı tanıma ve kültürel etkinliği körükleme öncelikli dikkat sarf edilen sahalar olacaktır. Bu kısaca çok güzel bir hayattır.
h. İnsanın Yaşamsal Örgütlenmesinin Bilimsel Yaklaşımı :
İnsan tarih boyunca varlığını sürdürebilmek için çok ızdırap çekmiş hemen her kılığa bürünmüştür. Ama insan aklının çözümlemeleri ve rekabete dayanan toplumsal örgütlenme bugüne ulaşmamızı sağlamıştır. İnsanın topluma parça olarak yapışması ve üzerine ruhunun getirdikleri bazında ortay koyması teorik olarak çok büyük bir işlevsel analizdir. Bugün toplum karakteri ve üretsel organizasyon tasarımına sahibiz. Bunların bileşkesinde gerçek hayatı insanın psikolojik ve sosyolojik entegrasyonu ile ortaya koymak çok emek ve araştırma isteyecek bir sahadır. Bu saha bilinci belki de yetersizliklerini zaman içinde göstererek geliştirecek bir çalışmayı gerektirebilir.
İnsan ve örgüt her zaman değişken ve farklılık arz eden karakter oluşumunu yaratır. Bu durumda her toplumsal yaklaşım kendine has bir karakter taşıyacaktır. Bunu analiz etmek ve bunu yönlendirerek yönetmek oldukça kapsamlı bir olaydır. Bu nedenle amacımız bu oluşumun kalıpsal değil felsefe dizaynlı çalışabilirliğini sağlamaktır.
i. Robot Katkısında Hayattan Beklenenler :
Yapay zekanın erişilebilirliği kapsamında robotların işlevleri çok gelişecektir. Öncelikle robotun insana yardımcı bir işlev üstlenmesi beklenebilir. Bu beklentinin 20-25 yıllık bir emekleme sürecinin olması doğaldır. Bilgisayar ortamında işlevsel olarak düşünebilen bir formasyon yaratılması çok daha karmaşık çözümlemelere başlangıç sayılabilir. Ses ve görüntü esaslı komutları hayata geçirebildiğimiz ve yapay zeka olarak kavramsal analizlere başladığımıza göre bu gelişmeler insanın fonksiyonlarını üstlenebilecek robotları hayata yaklaştırmaktadır.
Ben ilk başladığımda robot öngörmemiştim. Ama teknoloji trentlerini bilmiyordum. Teknoloji trentleri bize organik-robotik yaklaşımlı çözümlerde vaat ediyor olabilir. Ben bu konuda uzmanların daha geniş düşünebileceğine inanıyorum.
Robotlar hayatımızdaki emek yoğun işlemleri zevke dönüştürecek birer vasıta olabilmelidir. Bu sağlanırsa hayata katkıları müthiş olur. O zaman hizmet sektörü de robotlarla donatılabilir ve insanın sadece duygusal ve örgütsel tatminlerini ön plana alan bir yaşam tasarımı ortaya çıkabilir.
j. Nano Teknolojinin İnsan Hayatına Getirecekleri Hakkında :
Nano teknoloji zerreye inen tasarım kabiliyeti gibi düşünülebilir. Bu bize organizmamıza onun karakteristik özelliklerini bozmadan yapabileceğimiz katkıları gündeme getirmektedir. Belki bu imkanlar istediğimiz kanaldaki yayını gözümüzün önüne getirme kolaylığı bile sağlayabilir. Kendimden anlayabildiğim kadarıyla zaten bu imkanlar insanlığın erişilebilir limitine girmiştir. Beklentilerimizin üzerinde kabiliyeti zaman içinde göreceğiz.
Buruşmayan pantolon, üşütmeyen gömlek, kendi kendini temizleyen boya gibi sonsuz yenilikten bahsedebildiğimize göre yakın gelecek hayatımızı çok daha fazla renklendirecektir. Benim katkımı bilemiyorum tam olarak ama insanlık galiba benden de ileride. Bütün bu resim yaşanması zevk olan bir dünyayı müjdeliyor bize.
Eğitim formasyonundaki kurallar, disiplini ve beklentilerimizi insan doğasıyla bütünleştirebildiğimizi düşünün. Böylece çok daha farklı ve renkli boyutlar çıkabilecektir ortaya.
k. Madde Enerji Kontrolünün Sırrı ne olabilir?
Bizim bilemediğimiz ruh gibi tanrısal etkileşimi açıklayabilme kabiliyetine erişebilir miyiz? Ben boşlukla ilgili bilgimizin madde enerji kapsamında daha farklı teorilerle gelişmesi gerektiğini düşünebildim. Bu bizim belki de gözlemle bulabileceğimiz bir var oluş değildir. Ama bunun sorgulanmasını yapabileceğimiz kanaatindeyim. Birinci çıkış noktası tanrının maddeyi izleme kabiliyetinin olup olmadığı hususudur. Kuran zerreyi bile kontrol eden bir sistematiği bize dikte ettirmektedir. Ben rüyamda maddeyi etkileyen bir gücü gördüm. Bütün bu veriler bize boşluktan etkilenmeyen ve maddeyi enerji ile ilişkilendiren bir oluşumun varlığını düşünmemize yol göstermektedir.
İkinci çıkış noktası her bir oluşumun mekaniğinin doğası hakkında teorilere ihtiyacımız vardır. Belki benim rüyamda gördüğüm tanrısal oluşum dinamiği bu merkezde yer almaktadır.
Üçüncü çıkış noktası ise bu ikisinin kombinasyonudur. Böylece düşüncelerimizi anlamlandırabiliriz diye düşünüyorum.
l. Hayatın Yaşanabilirliğinin Geleceği :
Dünyanın insan için mağara devrinden bugüne kadar gelişimi serüveninde insanı yaşamak için mücadeleye sevk eden bir dinamik vardı. Bu dinamik hem tekamülü hem de mutluluğu getiriyordu. Yakın sayılabilecek bir gelecek için düşündüğümüz yaşanabilirliğin iyi disipline edilmesi şarttır. Bu nedenle rahatlığı hak eden dinamikler yaratmalıyız. Sosyalizasyon bilincini ödüllendiren bir bakış mekanizması kurmalıyız. Böylece iyilik ve mutluluk dinamikleri harekete geçecek ve insan hayatı bunalmadan ve renklilik çerçevesinde yaşayacaktır. Bunu becermek mağara devrinde hayatı idame etmekten daha zordur. Kurallarımız sıkı ve denetimli olmalıdır. Bu nedenle kültürel ve örgütsel diplomasi ve detaylardaki incelik yaşamın çekiciliğini arttıracak olan unsurlardır. Karşı cinsle duygusal yaklaşım hayatın yalnızlıkla paylaşımcılık arasındaki derin ve engin köprünün güzelliğini ortaya çıkaracaktır.
Bütün bu düşünceleri sorumlu bir anlayış içinde geleceğe taşımak ve dünyayı insanlar için cennete çevirmek büyük bir dikkat ve özveri gerektirmektedir. İşte bu nedenle kolaylaşan hayat zorlaşan bir yaşama dönüşmemelidir.
19 Mayıs 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder