1.SALİH AMEL VE ANLAŞILIR HALİ:
Salih amel; her insanın idealidir. İdeali olmalıdır. Toplum, bireyleri Salih amel ile yaşar hale getirmelidir. Bu mümkün müdür? Evet, Allah’ın tasarımı insanı Salih amelle yaşamaya zorladığından bu mümkündür. Peki, Salih amel ulaşılabilir mi? Evet, insana yeterli kabiliyeti yüklemiş olan Allah, idealini bu yapı üzerinde toplamıştır. Salih Amel insanları dogmalarla yüklemek midir? Hayır. Salih amel ruhun yaradılışının gerçek çıkış noktasıdır, sosyalleşmeyi dengeler ve özgürlükleri belirler. Bu durumda farklı olmak ve fark yaratmak üzerine kurulduğundan insanı kalıba sokmaz. Sadece özgürlüklerini belirler. Bu özgürlükler ruhun ihtiyaç duyduğu özgürlüklerdir. Toplum halinde yaşayacak olan insan zekâsıyla kendini ve yaşamını yaratacaktır.
Salih amelin birinci temel inancı, yaradılış gerçeği ve Allahın varlığıdır. Peygamberleri getirdikleri mesajları ile tanır. Yüce yaratıcının kendini ruh ve bedenden oluşturduğunu bilir. Böylece kendini tanımaya başlar. Ruhun ve kendi ruhunun terbiye edileceği gerçeğini görür ve bunun sorumluluğunun kendinde olduğu bilincindedir. Hayatı bir oluşum olarak görür. Mutlu olmayı amaç edinir. İyilik yapmayı karakterinin bir parçası haline getirmeye çalışır. Bunlar üzerinden kurulacak bir hayatı yaşamayı amaçlar. Kendi getirdiklerini anlamaya çalışır ve bunu dünyaya mal etmeyi düşünür. Varlık ve var oluşun dinamikleri onun sosyal kimliğini oluşturacaktır.
Salih amelin ikinci temel inancı, Allahın ruhunu izleyebildiği gerçeğidir. Bu onu kendinden şüphe etmeye ve sosyal gerçekleri görerek sosyalleşmeye ve dünya doğrularını anlamaya iter. Kendini tanımayan insan kendine güvenemez. Kendine güven; kabiliyetlerini ve zekasını anlamış insanda olur. Ne yapacağını ve ne yaptığını bilmek demek olan kendine güven alışkanlıklar, terbiye ve eğitimle ortaya çıkar. Yaradılış zeka ve genetik özelliklerle ruhun getirdiklerine dayanır. Ruh duygularla hissedilir. İnsan kendi değerlerini duygularıyla anlar ve belirler. Böylece kendi yaşamını tesis eder. O zaman Salih amel duyguların terbiyesini anlamaya dayanmaktadır. Duyguları idealize edilmiş ruh, medeni ruhtur ve yaşama pozitif enerji katar.
Salih amelin üçüncü temel inancı hak ettiğine dayalı bir oluş ve hak edeceğine dayalı bir doğuş gerçeğidir. Hak etmek ruhun tatmin olmasına bağlı bir emektir. Ruhunun getirdiklerini iyi göremeyen insan yaradılışındaki özelliklere geçmesini anlamalıdır. Kendini kabul etmeyi böylece öğrenecek ve gerçekçi olacaktır. Hayat ruhun hak ettiklerinin takdiridir.
Salih amelin dördüncü temel unsuru varlığının amacına inanmaktır. Bu amaç kendini tanımayla ortaya çıkar ve yaşam stratejisini belirler. Amacını zaman içinde yenileme ihtiyacı duyulabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; kendini hayatın bir parçası haline getirecek olan bu yaklaşım çok önemlidir.
Salih amelin beşinci temel unsuru zamanın ve ömrün sabrederek hedeflerine ulaşılabileceği gerçeğidir. Toplum hedefler için değişik zamanlarda değişik fırsatlar verir. Böylece kendi yöneliş çizgisini yakalayacak olan insan hayatı pozitif enerjiyle itecektir.
İşte salih amelin temelini oluşturan yaklaşımlar bunlardır. Salih amel aklı ve duyguları birlikte yönetmeyi emreder. Böylece ruh huzur bulur. Huzur yaşam zamanını rahat geçirmenin ana ölçüsüdür. Toplum insanını huzurlu yaşamaya itmelidir. Mutluluk huzurlu ortamların ortaya koyabileceği duygudur.
İnsan; ruha dayalı farklılıklarla anlaşılır hale gelebilir. Ruhun tezahürünün duygular olması nedeniyle insanı eğitmeye kendini öğretmeye başlamakla en iyi yol seçilmiş olur. Amaç her insanı yaradılış gerçeğine dayalı olarak mutluluğun içine itmektir. Bunu insan doğuştan getirmez. Doğuştan gelen özellik bunu benimsemeye dayanır. Bu da Allahın ve kurduğu düzenin gücüdür.
2. SALİH AMELİ OLUŞTURAN ALT UNSURLAR:
a. İNSAN:
İnsan; doğuşu ile diğer canlılara benzetilen ama taşıdığı ruh ile bir özellik kazanan en değerli varlıktır. İnsanı anlayabilmek için ruhu iyi tahlil etmemiz gerekir. Hıristiyanlık ruhu tanrının bir uzantısı olarak görür. İslamiyet ise anlayamamıştır. Kuran’ın Allahın içimizde olduğunu söylediği varlık ruhtur ve Allah içimizden geçen her şeyi bu sayede öğrenir. Ruh bir robot değildir. Ruh bir kişilik, bir var oluş göstergesidir. İnsan ruh ve bedenden oluşmaktadır. Ruh göremediğimiz tahlil edemediğimiz varlık olarak bizim ve Allahın sırrıdır. Bu sır her zaman içimizde kalacaktır.
Ruh bize Allahın bitmek tükenmek bilmeyen büyük tasarımının en çarpıcı örneğidir. Ruh bizim geçmişimizi ve geleceğimizi taşımaktadır. Bu dünyadaki varlığımız bir başlangıç değildir. Sadece bir yeniliktir. Ruha kendini ispatlaması için verilen bir şanstır. Ruh bizim bedenimizin tüm detaylarını getirir gelirken. Ruh bir zerre olarak yumurta ile spermi seçer ve döllenmeye hükmeder. Biz Allahın büyük kudretinin tezahürünü böylece görürüz. Hiç, herhangi bir insan diğerine benziyor mu?
Ruh beden içinde bir hükümdar olur. Dünyada buldukları onu sosyalleştirir ve duygulara hükmederek insanı yönetir. İnsanın zekâsı, kabiliyetleri ve temel yönelişleri hep ruhun aynasıdır. Dünya ruhun terbiyesinde bir merhaledir.
İnsan var oluşu ve geleceği hakkında ruhunun getirdiği değerlerle büyür. Ruh bedene hükmederek hayatı anlamlı hale getirir. Bedenin ve insan egosunun hâkimiyeti onu kamçılar. Beden ruhu frenler, ruh bedeni zorlar, ortaya zevkler ve tatmin çıkar. Unutulmamalıdır ki akıl ruhun yönetim becerisidir. Duygular ruhun inceliğini yansıtır. Beden topraktan olan yapısıyla kazandığı canlılık bir durağanlık yaratır. Ruh bu durağanlığı yani tembelliği harekete geçirir. Dünyada insan için ortaya çıkmış her değer insan ruhunu cezp etmeyi amaçlar. Böylece insan motive olur ve hayata uyum sağlar.
Unutulmamalıdır ki; Allahın gölgesi özellikleri ile donatılmış olan ruhtur. Kainatın kendine düşen bölümüne hükmedecektir. Yaradılışın doğası budur. Bilim ruhun getirdikleriyle insanlığı tek vücut haline getirmenin yoludur. Bu sayede insan birçok ruhun getirdiğini anlama ve sonraki kuşaklara nakletme kabiliyeti kazanmıştır. İnsanlığın görevi önce kendini ehlileştirmek sonra kainatın belli bir parçasına hükmetmektir.
İnsan duyuları vasıtasıyla çevre ile iletişim kurar. Bu bilgiler bedeni harekete geçiren ruhu ilgilendirse de insanın ehlileşmesi için biz bunları bedenin iletişimi olarak göreceğiz. Beden ve ruh ayrı ayrı düşünülmeden insan anlaşılamaz. Beden bu dünyanın malı ruh ise kainatın ortak değerli varlığıdır.
İnsanlar kendileri için toplum düzeni kurmaya çalışırlar. Bu düzenin felsefesi olmalı, insanın özgürlükleri belirlenmeli ve insan mutlu yaşamalıdır. Dünyanın gelişimi bu düzeni kurmayı becerebilecek düzeye gelmiştir. Şimdi bunu bir büyük medeniyete taşımak zamanıdır. İnsan duygularının önderliğinde ruhunu özgür hissettiği bir ortamı yani cenneti tasarlamaktadır. Vaat edilen cennet doğrudur, insan hak ettiğini bulabildiği gerçeğiyle karşı karşıyadır. İnsan ehlileşmesinin son aşaması olan bu durum onu yaratmayı uygun tarzda tasarım yapmakla gerçekleştirebilir.
Bugün insanoğlu dünyayı bir yönetim becerisiyle donatmıştır. Hedef tüm insanları mutlu yaşatacak büyük organizasyondur. Bu organizasyon rasyonel, anlaşılır ve mutlu yaşanır bir özellikler bütünü içinde olmalıdır. Bizim amacımız işte bu organizasyonun yol göstericiliğini yapabilmektir. Unutulmamalıdır ki; doğrular seçilirken her zaman gerçekçi ve objektif olunmalıdır. Yeterli deneyim ve öngörü yoksa statüko muhafaza edilmelidir.
b. TOPLUM:
İnsanın en büyük özelliği sosyal yönüdür. Bu özellik organizasyonu ve medeniyeti körüklemiştir. Tarih boyunca yönetenler ve dinler yaşam felsefesi yaratmış, insanlar bu felsefeyi uygulamaya alışmıştır. Örf ve adetlerin zaman içinde ahlak değerleri oluşturduğu görülmüştür. Ahlak değerlerinin hepsinin toplumsal bir önemi ve mantığı vardır. Daha sonra hukuk sistemi ortaya çıkmış, bu sistemde takip ve ceza olduğu için daha anlamlı bir hal almıştır. Bugün medenileşme yarışında sorunlarının büyük çoğunu çözmüş olan Batı, dengeli ve örnek olma özelliği taşımaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki; ahlak olarak adlandırılan yapı çok daha sağlıklı ve otokontrolü olan bir değerdir. Böyle bir yapıyı geliştirmek amaç olmalıdır. Dinler toplumsal doğruları kısmen de olsa koymuşlardır. Bunlara toplumların tarihsel yaşam biçimlerinden gelen kültürel değerlerde eklendiğinde durum daha da güzelleşmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki; insanı mutlu etmeyi amaçlayan bir toplumsal yapı kurulacak ve muhafaza edilecektir.
Toplum öncelikle kadınına ve çocuğuna sahip çıkan bir ahlak bilincinde olmalıdır. Güzele “Allah sahibine bağışlasın” yaklaşımı ile bakılacak ve özenilmemeye çalışılacaktır. Şu da unutulmamalıdır ki; “koşmayan at olmaz binmeyi bileceksin, vermeyen kadın olmaz istemeyi bileceksin”.
Kadın güzelliği ve zarafeti ile varlığını hissettirebilmelidir. Güzelliği ortaya koymak ve kendini arzulattırmak her genç kızın ve kadının ana yaşam felsefesi olmalıdır. Bu güzelliğe alışan toplum kendini medenileştirme yolunda hızlı adımlar atabilir. Bu nedenle medeniyet kadınlarımızın değerli katkıları ile anlam kazanacak ve dünya onların emekleriyle güzelleşecektir.
Çocuklara yaklaşım tarzı önemlidir. Her anne-baba çocuğuna sahip çıkacaktır. “Ağaç yaş iken eğilir” sözü hiçbir zaman hatırdan çıkarılmayacaktır. Eğitimde ikna yöntemi kullanılacaktır. Çocuk ebeveyn ilişkisinde Yahudilerden öğrenilecek çok şey var. Bu konuda toplumsal değer olarak yarattıklarını dünya ile paylaştıklarında zaten sorun kendiliğinden çözülecektir. Kişilik oluşum döneminde çocuğa değer vererek yaklaşmak gerekir. Onun ruhunun yabaniliği göz önünde tutulmalı ve yaklaşımlar dengeli olmalıdır.
Erkek en sona kaldı diye üzülmesin. Medeniyete tabi olmak erkeğin boynunun borcudur. Zorbalığı bırakıp sözü ile davranışı ile karşı cinsi etkilemeye çalışacaktır. Devir bu devirdir. Mutlu ve dengeli yaşamak istersen kurallara uyacaksın.
Toplum standartlarını ekonomik veriler belirlemektedir. Bu zamanla hayat standardına dönüşecek ve insanların sırtından önemli bir yük kalkacaktır. En azından aç kalmak ve açıkta kalmak gibi riskler ortadan kalkacaktır. Bugün çalışmak isteyene de ekmek pek yok aslında. İnsanlar üretebilirlikleri ölçüsünde bilgi veya emek üretiminde organize olabilmelidir. Doğu insanı örgütlenme konusunda çok daha kötü durumdadır. İnsanlar proje üretebilmeli ve birbirini etkileyebilmelidir. Tek düze okey oynayarak zamanı geçirmek beceriksiz ve kabiliyetsiz insanların yönelişidir. İnsanlar değişik konularda hobi yaratabilmeli ve toplum bunları geliştirici özelliklerle donatılmalıdır. Hayat sıkıcı ve boşluk alanı olarak yaşatılmamalıdır.
Aileler kendi işlerinde dengeli ve geliştirici olmalıdır. Evlenirken zamanın nasıl geçirileceği, bütçenin bu planlama formasyonuna yetip yetmeyeceği konuşulmalıdır. Birbirine yamanmaya çalışan insanlardan kurtulmalı dünya. Aşka sevgiye estetiğe yönelmeli. Aşklar zamanla sevdaya dönebilmeli. İnsanlar mutlu olacakları yaşam tarzına yönelmeli ve yaşamalı.
Toplumsal oluşumları ekonomik değer gibi görmek hatalı olabilir. Sanat insanlığın uzun vadede yaşamlarının önemli bir parçası olacaktır. Bunu şimdiden görüp dikkatle topluma kazandırmaya çalışmalıdır. İnanç törpüsünde son iki yüzyılı dinden uzaklaşma şeklinde yaşayan Batı şimdi ne kadar Hz. İsa’ya muhtaçsa gerçekleri dini pazarlayanlar görsünler de ibret alsınlar.
Netice olarak toplum inancı sosyalleştirebildiği dönemde zaman mutluluğa dönüşecektir unutmamalıdır.
c. İNSANIN TEKNOLOJİK VE EKONOMİK KİMLİĞİ:
Teknoloji yaşam şartlarımızı yaradılıştan bu yana yavaş yavaş değiştirmektedir. Bugün arabalar, buzdolapları, çamaşır makineleri, cep telefonları, hatta aydınlanmamızı sağlayan elektrik gibi her bir kolaylık hayatımıza girmiş bulunmaktadır. Nano teknolojinin getirecekleri ise hayal gücümüzü zorlamaktadır. Bunlar yaşam kalitemizi ve kendimizi anlamamızı sağlamaktadır. İnsanlar buna göre bir yaşam şeklini benimsemektedirler. Bunlar bizim doğamızı etkilemekte bazıları tembelleşmemize ve hatta obez olmamıza katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla teknolojinin yarattığı yaşam şartlarına uyumlu bir fizyolojik oluşum içinde olmamız gerekmektedir. Eğer bunu beceremezsek zamanla bu değişimin boyunduruğu altında ezilebiliriz. Artık insanoğlu birikimiyle modern, medeni ve kendine yakışan mantık yapısıyla duygularının egemen olduğu bir yaşamı tasarlayabilir.
Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan bireyin ekonomik özgürlüğü gün geçtikçe daha anlamlı hale gelmektedir. Teknolojinin ve ekonomik şartların en yoğun insan kitlelerine uygulandığı Batı’da insan yalnızlığa mahkum hale gelmektedir. Bunu geliştirmek ve dengelemek ideal sosyalleşmeye ulaştırmak önem kazanmaktadır.
Toplumun tarihten örf ve adetlerle getirdiği alışkanlıklar filozoflarca yavaş yavaş yararsız oldukları bilincine dönüştürülmektedir. Hiçbir toplumsal kural yanlış olamaz. Bu noktadan hareketle geniş düşünmek gerekmektedir. Kurallar toplumun muhafazakarlığını ve böylece bozulmadan geleceğe intikalini sağlar. Teknoloji ve ekonomi toplumun yarattığı tali unsurlardır. Evet hayatımızı çok yakından ilgilendirmektedir. Ama bizim duygular yumağı ruhumuzu etkileyen yaşam koşullarını göz ardı edemeyiz.
Teknolojik gelişim uygulamada getirdiği yeniliklerle cazibe yaratmaktadır. Bu cazibe insanların yönelmesini ve değişimi kabullenmesini sağlamaktadır. Her insan varlıkla ve kolay yaşamayı arzu eder. Ancak ekonomi üretim bazında bir organizasyonu tüketim bazında da başka bir organizasyonu gerektirdiğinden insan ekonomik ortamın piyonu haline gelmiştir. Yakın gelecek insanın ekonomideki rolünü yavaş yavaş değiştirecek trentler vaat etmektedir. Bu değişimi gözlemlemek ve gelecek için yorumlar yapmak önemlidir. Günü geldiğinde yargılanmamış kararlarla karşı karşıya kalınmaması için düşünürler geleceği tartışmalı ve şekillendirmelidir.
Bireyin ekonominin temel taşı olmasını değiştirecek en önemli bilimsel oluşumun onun yerine onu aratmayacak özelliklerle donatılmış akıllı robotların yapılmasıdır. Robotlaşan üretim hatları zamanla insanın hizmet sektörü yoğun bir yapılanmaya gitmesine neden olmaktadır. Bilgi toplumuna ulaşıldığında hizmet sektörünün istihdamın % 80’nini kuşatacağı sanılmaktadır. Akıllı robotlar belkide bu sektörü de canlandıracak o zaman insan kendi için yaşayan bir varlık haline gelecektir. Yaşam şartları çok değişecektir. Mutlu insanın yeniden tanımlanması gündeme gelecektir. Unutulmamalıdır ki; insan zekâsı ile her türlü iyi ve güzel şarta kolayca adapte olabilir. Ancak yine unutulmamalıdır ki; insan var olmaya ve toplumsal varlık olarak yaşamaya devam edecektir.
Amacımız insanın yaşayacağı dengeleri ve duygusal görüntüleri resmederek anlaşılabilirliği arttırmaktır. Doğru olan değer mutluluktur. Mutluluğu insan için kolay elde edilebilir bir tanıma dönüştürmek yanlıştır. Mutluluk emek, yöneliş ve zaman isteyen tatlı bir duygudur. İnsanın yaşam hedefi mutlu olmaktır. Bizim teknolojik ve ekonomik değerlerle insana katkılarımız insanın yaşam zarfını belirlemektir. İnsan doğasıyla sınırsız düşünce boyutları yaratamasa hiç bugünü yaşatabilir miydi?
Gelecek daha çok insanın bilgi ve becerisinde çok daha güzel ve çok daha anlamlı olacaktır. İnsan duyguları hakkında düşünürler ve araştırmacılar çok daha kapsamlı analizler yapabilecekler ve mutluluk duyguların yönetimine belki de dönüşecektir.
Netice olarak, bugünde hissedilen dünyanın insanın çalışmasıyla hayat bulduğu gerçeği gözden kaçırılmamalıdır. İnsan yine robotlarıyla da mutlu olabilecek bir düzeni hak edecektir. Unutulmamalıdır, hayat bir tasarım, mutluluk değeri de onun başarısıdır.
d. İNSAN VE TOPLUM İLE MUTLULUK BAĞI:
İnsanın hayatının başarısı becerebildiği mutlulukla ölçülmektedir. Mutluluğu iten ve geliştiren ikinci ölçü ise iyiliktir. Bu iki olgu, insan yaşamının ana parametreleridir. Yaradılış ve var oluş temeli bu iki olguya dayanmaktadır. Psikologlar ve sosyologlar, tarihi ve insanı toplumsal oluşum içinde bu iki olguyu göz önünde tutarak incelemelidir.
İnsan mutlu olmak için diğer insanlardan farklı bir oluşumu hak etmeli ya da becermelidir. Yani mutluluğun anahtarı başarıdır. Başarının iki ölçüsü vardır. Biri tatmin yani psikolojik ölçüsü, ikincisi takdir yani sosyolojik ölçüsü. Böyle olunca her yöneliş ve her proje bir tasarım bilinci ile gerçekleşmeli ve başarmak için azim ve irade kullanılmalıdır. İnsanlar tecrübelerini yazarak evrenselleştirmektedirler. Bu tecrübeler bilgi kadar önemlidir. Bu tecrübeler zaman içinde her bireyin ulaşabileceği yapıya kavuşturulmalıdır. Tecrübe hayatın ışığıdır.
Tarih insanın sosyalleşmesi sürecinde insana hep görevler vermiş ve böylece mutlu olmasını sağlamıştır. Mutluluk çağı insanın kodlanmadığı bir sosyal düzeni öngörmektedir. Bu nedenle görevi insan kendi merak ve yönelişinde bulacaktır. Görev; bireyin hayatı ve tatmini ile takdiridir. Bundan amaç kısıtlanmayan ve özgür olan bir yaşamdır. İnsanın özgürlüğü işte budur. Toplum bireylerin yönelişlerini disipline ettiğinde bireyler kendi ruhlarının yönelişini belirleyecek ve özgürlüklerini kullanacaktır. Yani özgürlük tasarım ve üretmededir. Özgürlük başkalarını etkilemeye çalışarak tatmin değildir. Başkaları da kendi özgürlük sahalarını kendileri yaratacaktır.
İyilik çok kapsamlı bir yöneliş unsurudur. İyilik bilinci özveriyi, alçak gönüllülüğü ve kendine güveni etkilemektedir. “İyilik yapma görevin olur” bilinci doğrudur ancak çaresiz değildir. İyilik görevin olmaktan çıkarılacak öğreti ile geliştirilebilir.
Unutmayalım ki görev mutluluğun anahtarıdır. Amaç mutlu olmak olduğuna göre iyilik potansiyeli de mutluluğun yaratıcısı bir unsur olarak görülmelidir. İyilik kapsamı kendimizden başkalarına verebileceklerimizdir. Bu daha çok manevi bazda olursa daha tatminkâr olur. Sadaka vermenin iyilik olduğu düşünülürse de ben olmadığını düşünüyorum. Eğitim ve öğrenme farklılıkları hayatı yorumlamada paylaşılacak çok şey yaratmaktadır. İnsanların birbirini anlaması ve birbirinin mutluluğunu arttırması yönelişleri iyilik bilincini geliştirecektir. İyilik her zaman ve her yerde toplumsal bir akışkanlık sağlayacaktır. Böylece tecrübeler ve bilgiler uçuşacak toplum daha da olgunlaşıp kendi limitlerini zorlayacaktır. Kader kardeşliğinin belki de en önemli unsuru budur.
Toplumsal faaliyetler canlı ve renklidir. Bu faaliyetleri geliştirmek için harcanacak çabalar çok değerlidir. İnsanların zaman bazında ortaklığını arttırabilecek sahalar da sonsuz denebilecek kadar çoktur. O zaman insan mutluluğunu toplumsal faaliyetlerin içinde arayacaktır. Gurur ve inat törpülenecek iyilik köprüsü insanları birbirine yakınlaştıracaktır. Unutmamalıdır ki; hayat faaliyet bazında zamanı rasyonel kullanma becerisi ile ortaya çıkar. Altın çağ, veya cennet özgürlük alanları belirlenmiş mutlu yaşam ve yaradılış özelliklerini maksimum mutluluk bazında kullanarak hayatı renklendirmektir.
Düşmanlığı ve intikamı zaman içinde eritecek, ancak bireyin yöneliş tablosunu zedelemeyecek şekilde davranmak ve gerekli tedbirleri almak önemlidir. Kıskançlık tatlı bir rekabete dönüştürülebilirse mutluluk çoğalacaktır.
Netice olarak; toplum çevre yaratıcılığı ile insan mutluluk ortamının tasarımına dönüşecektir. Amacımız toplumu kontrol edilebilir değerlerle yönetilen bir bilince ulaştırmaktır. İnsan toplum psikolojisi altında farklı davranışlarda bulunmaktadır. İnsanın toplum bilincini geliştirmek belki de sonsuza kadar insanlığı meşgul edebilecek bir konudur. İnsanlık çalışma potansiyelini paylaştırabilecek beceriye sahip olduğuna göre, detaylar görülebildiği incelikte insanlığın bilgisine dönüşebilecektir.
e. TARİHSEL OLARAK MUTLULUĞUN GELİŞİMİ:
Mutluluk aslında yaradılışından bu yana insanın doğasında olan bir özelliktir. Düşünce ile mutluluk birleştirilince hayatın anlamı ortaya çıkar. Mutluluğu yönetmek demek olan yaşam, tarih boyunca insanlığın itici gücü olmuştur. İnsanlık tarihi sanayi devrimine ve daha da öne gidilirse Rönesans’a kadar içler acısıdır. Avrupa soylular olarak ayırdığı azınlık bir grup insanı iyi eğitmeseydi ve bunlar sorumluluklarını kendileri için şahsen insanlar lehine geliştirmeseydi dünya hiçbir zaman sanayi devrimini beceremezdi. Bugün İngiltere hala soylu sınıfını muhafaza etmektedir. Dünyanın ekonomik faaliyetlerinin büyük çoğunluğu hala bu soyluların sorumluluk bilinci ile hareket almaktadır. Demek ki insanlığın evrimi hiçte öyle halkların yönelişlerinde değildir. Halk için kendini sorumlu sayacak liderlerin yetişmesi çok zordur, hatta imkânsızdır.
Durum böyle olunca devlet lider özellikler taşıyabilecek seçkinlikte gençleri özel imkânlarla donatarak yetiştirmelidir. Ancak unutulmamalıdır ki; insanın beynini geliştiren ana itici güç zor şartlarda yatar. Pek az ihtimalle bolluk içinde yaşayan insan toplumsal detaylara müdrik olabilir. Demek ki eğitim şartları rekabetten azami istifadeyle insanı itici güçle donatarak yaratılmalıdır. Böylece liderler, filozoflar yetişebilir. Türkiye de filozof yetişmemesinin nedeni eğitim olanaklarının çok kısıtlı olmasından kaynaklanmaktadır. Ancak 1970’lerden sonra ABD ve Avrupa’ya eğitime gönderilenler dünya evrensel bilim kriterlerine ulaşmışlardır. Böylece kendini dünya ile eşdeğer kalıplara sokabilen insanlar zaman boyutunda ihtisas dallarında ve çalışma sahalarında evrenselliği Türkiye’ye taşıyacaklardır. Nasıl tohum toprakta yeterli şartları bulamazsa hayat ortaya çıkmazsa insanda böyledir. Neden Einstein Afrika’dan veya Türkiye’den çıkmamıştır? Çünkü o tohumu yeşertecek şartlar buralarda yoktur.
Mutluluk insan yaratılışının ruhta getirdiği tatminkârlığın bir doğal uzantısıdır. Liderler basit şeylerle mutlu olmazlar. Onlar için dünyayı etkilemek mutluluktur. Filozof niye beynini zorlasın ki. Demek ki bu yönelişler çok ender insanlarda ortaya çıkarak insanlığı etkilemektedir.
İnsanların büyük çoğunluğu hayatlarını idame ettirebilecek kadar hayat becerisiyle donatılmıştır. Bu insanlar üretkendir, ancak stratejileri yoktur. Hayat için büyük hedefler de yaratamazlar. Yetinme duyguları ağır basar ve kabullenirler. Maksat bu tür insanları rahat ettirmektir. Çoğunluk bunlar olduğuna göre üretkenliğin temeli bunların yönelişlerine dayanmaktadır.
Tarih büyük liderler yetiştirmiştir. Bu liderler toplumları etkilemişler ve yönelişleriyle fikirleriyle kitleleri harekete geçirmişlerdir. İçinde bulunduğumuz zaman biraz zordur. Zira insan motivasyonu ile liderlik devri sona ermiş, atı alan milletler Üsküdar’ı geçmiştir. Bilim ve teknoloji toplumları zenginleştirmiş, bunları bilen ve yöneten insanlar dünya egemenliği kurmuştur. Dolayısıyla bugünün liderliği şirket yönetimine dönüşmüş, bilimin engin sularında balık avlamaya benzemiştir.
İnsanı mutluluğunu düşünen ve stratejisi olan varlıklar düzeyine dönüştürmek amaç olmalıdır. İnsanın doğası ve dünyanın zaman boyutu bunu yaratmaya müsaittir. İnsan entelektüel boyut kazandıkça stratejisini kendini yöneterek üretmeye dönüştürdükçe hayat paylaşılan değerlerle güzelleşince tüm toplum mutluluk anahtarını açabilecek potansiyele ulaşacaktır.
Unutulmamalıdır ki insan yalnızlığıyla kendini bulacak, toplumsal ilişkilerle varlık yaratacak ve hayatı üretken geçirecektir. Toplum mekanizmalarını zaman boyutunda insan üretkenliği ve katkısı bazında geliştirecek ve sosyalleşme başarılacaktır.
Dinler insanlığı mutlu etmekten çıkacak, dinler doğruları mantıklı şekilde açıklayan hayat doğrularına dönüşecek, insan alışkanlıkları insan doğasının gerektirdiği kalıplara girecek ve mutluluk çağı başlayacaktır.
Tarih insanları mutluluktan çıldırtmamış ancak yaşatmıştır. Bugüne ulaşabildiysek demek ki başarmışız. Yarını kendimiz belirleye biliyorsak, bizden sonraki nesiller mutlu olacaklar demektir. Bugün bildiğimiz; mutlu olmak için yaşamak zorunda olduğumuzu öğrenmiş olduğumuzdur. Buna göre hayat anlaşılacak ve hayat renklenecektir. Bilim adamları teknolojik zorlukları nasıl yenmişlerse insanın mutluluğu mekanizmalarını öyle bulacaklar ve hayatı renklendireceklerdir.
3.KİŞİLİK VE PSİKOLOJİK VARLIK OLARAK İNSAN:
a. Ruhun Getirdikleri:
İnsan duygularının ruhu etkilemesi gibi ruhun yaradılıştan taşıdığı özelliklerle sağduyuyu etkileyen bir birikimi olduğu düşünülmektedir. Her ruh belli bir noktaya dayalı olarak yaratılmış olmalı. Biz gelecekteki birikimimizi ve bilincimizi bilemediğimize göre bu değişimi sağlayacak birikimi yakalamak üzere örgütlenmeliyiz. Bunun başında ruhun getirdiklerini ortaya koyabileceği bir yaşam, eğitim ve ekonomik örgütlenmeyi esas almalıyız. Batının insan hakları konusunda geliştirdiği değerler çok kıymetlidir. Bu hakları kullanarak ve hatta geliştirerek bir toplumsal örgütlenme ve değerler zinciri yaratılmalıdır. Doğu insanının daha değişik karakter özellikleriyle dünyaya katabilecekleri olabilir. Bu nedenle insan hakları konusu öncelikle insanlığın malı haline getirilmelidir.
Peygamberler, yarı tanrılar belki çok az ve özellikleriyle kendilerini belli ediyorlar ama bilim adamlarının dünya insanına katkıları küçümsenemez. Einstein gibilerinin dünyaya kaç tane geldiği konusunda kimsenin bir fikri yok. Eğer bunlar bol ve mutlu değilse yüz Einstein yaratan bir dünya olmak istemez misiniz?
İnsanları bilinçlendirerek ağır şartlara yönelerek kendi beyninin derinliklerinden ortaya koyacağı değerlere ulaşmak önemlidir. Bunu sağlayabilmek için eğitim sistemi önemlidir. Eğitim sistemi tabiî ki bilgiyi öğretmeyi amaçlamalı, ancak zihinde her işin felsefesi daha anlamlı bir biçimde kalmalıdır. O zaman eğitim sabit bilgi kalıplarından her bilginin üretim mantığı kalıbına indirgenmeli ve insana yorum yaptırılarak becerisi geliştirilmelidir. Böylece hem entelektüel beyin hem de üretken kişilik kazandırılabilecektir.
İnsan ruhunun getirdiklerine inanmak gerekir. Beyin ruhun kontrolünde işe yarar hale getirildikçe insanlık çok değerli birikimlere ulaşabilecektir.
Edison gibi bir ruh beklide insanlık tarihinde âleme bir kere geliyordur. Ama bu insanlardan azami istifade önemlidir.
Doğal liderler sadece siyasi özellik taşımazlar. Doğal lider dahi mertebesinde zekasıyla ve ele avuca sığmaz yapısıyla kendisini belli eder. En azından halklar kendi içlerinde farklılıklar yaratan değerleri görebilmeli ve toplumun gereksinimi olan sahalara yönlendirilmelidir. Altın Çağ insan hak ve hukukunun topluma mal edildiği bir yaşam biçimini dikte ettirir. İnsan özgürlükleri duyguların yönetiminde dengelendiğinde insanlarda gözlemlenen bozukluklar ve rahatsızlıklarda büyük olasılıkla ortadan kalkacaktır.
İki ayrı yaklaşımda doğru görülmelidir. Birincisi Allah’ın bizi geleceğe nasıl götüreceği düşüncesi, ikincisi geleceği nasıl yaratacağımız. Her ikisinin de doğru olduğu gerçektir. Bunu biliyoruz. Ama doğruyu yakalamak için kendi irademizde olan ikincisini uygulayacağız. Bizim görevlerimiz kâinat içinde varlığımızı anlamlı hale getirmektir. Allah bizi ancak bunun için yaratmış olabilir.
İnsanın en önemli gerçeği beynidir. Beyinle ruh arasındaki iletişim hiçbir zaman unutulmamalıdır. Ruh kişiliğimizin parçası olduğu yönüyle sadece gözlenen değerleri değil bilinçaltını da araştırmayı becerebildiğimiz gün daha rahat olarak yaşayabileceğiz. Ruhun dengesizlikleri varsa bunu kadere yormak belki de yanlış olabilir. Allah’ın mükemmel tasarımını geliştirmek belki de erişebildiği özellikleriyle insanın mücadelesini itiren unsur olabilir. Allah’ın gölgesi kadar benzeri olan insan belki de yaratmayı becerebilecek ve kendi yaşam alanını zaman içinde dengeleyebilecektir. İnsanı bu nedenle küçük görmemek gerekir. Daima iyiye ve daima idealize edebildiğimiz değerlere ulaşmaya çalışma bilinci geleceği renklendirmektedir. Bugün bize çok doğal gelen yapılanmalar bilincimizin gelişmesiyle yarın farklı gözükebilir. O nedenle peygamberlerin getirdiği fikir ve muhafazakâr yöneliş belirlemeleri gelecekte de ışık tutabilir.
İnsanlık doğruları geliştirmeye devam ettikçe her zaman ileriye ve daha ileriye gidecektir. Bu yönelişleri geçmişte sağlamış olan bireyler, gelecekte de bunu becereceklerdir. Unutmayalım bir birey tasarlar ve bu insanlığın malı olur.
b.TOPLUMUN DEĞERLERİ:
Her toplum birlikte yaşıyorsa bir birikimi var demektir. Bu birikim sağlıklı bir şekilde ortaya konmadan toplumun maddi ve manevi değerleri görülemez. Bu konu çok kapsamlı bir konudur. Kendi bilebilirliklerimle açıklamaya çalışacağım:
(1) Ölçülebilir Değerler:
Milli güç unsurları kapsamında ekonomik, teknolojik ve demografik beceriler ölçülebilir duruma getirilerek toplumların nitelikleri anlaşılır hale getirilebilir. Bu kapsamda ekonomi ve zenginlik zaten ölçülen ve görülen noktalardır. Ama demografik özellikler pek konuşulmamaktadır. Gerçekte toplumun itici gücünü demografik güç oluşturmaktadır. Demografik güç toplumun kalitesi hakkında bilgi vermektedir. Eğitim ve rasyonellik en doğru ölçülerdir. Eğitim kalitesi her ne kadar tartışılır bir değerse de bunu ölçülebilir hale getirmek mümkündür. Toplumun ortaya koyduğu üretkenlik değerleri rasyonelliğini analiz etmemize yarayabilir.
Sayısal olarak ortaya konulacak her ölçü politikalara yansıtılabilmeli ve değerler yükseltilebilmelidir. Toplum bilinci insana en çok etki yapan unsurdur. Sosyal varlık olarak insan önce ailesinden sonra yakın çevresinden çok etkilenir. Bizim amacımız insanı pozitif değerlere iten yönelişleri ortaya koyabilmektir. Bu nedenle toplum değerleri çok önemlidir. Toplum insanın aidiyet duygusunda anlam kazanacak ve onun itici bir yönde çaba göstermesini sağlayacaktır. Toplumu yönetenler bu ölçülebilir değerleri kullanarak zamanı toplum lehine kullanabileceklerdir. Ölçümlerin rasyonel ve objektif kalıplarda yaptırılması ve anlaşılabilir olması önemlidir. Hiçbir insan fakir olmayı istemeyeceği gibi hiçbir toplumda değersiz olmayı istemez. İnsanları örgütleyen ve pozitif değerlere yönelten bu inandırıcı eksikliklerdir. Dünya bugün iyiyi ve güzeli eskisinden daha iyi bilebilmektedir. O zaman iyiyi ve güzeli tarif ederek elde edeceğimiz nispi değerlendirmeler, toplumsal rekabeti yaratacak toplum halinde örgütlenmesini beceren ve ölçülerini yükselten insanlar mutlu olacaklardır.
(2) Ölçülemeyen Değerler:
Bunlar toplumun manevi değerleridir. Bireye verdiği haz ile görülebilir. Başta tarih gelmektedir. Milletin geçmişteki becerisini ortaya koyan tarih doğruya yakın ve gerçek verilere dayandırılmalıdır. Yaşayan her millet saygın bir zaman boyutu yakalamış ve varlığını sürdürebilir potansiyel oluşturmuş demektir. Bu noktadan hareketle insanlık birikimine katkı, sosyal olgularda beceri ve organizasyon bilincinde ulaştığı seviye tarihsel analizlerin ereği olmalıdır.
Kültür olarak adlandırılan yaşam bilinci ayrı bir üretimdir. Farklılıkları görebilmek ve diğer toplumların bu kapsamdaki duruşları ile mukayese edebilmek rekabet ortamı yaratabilir ve toplumları harekete geçirebilir.
Zamanla insandaki değerler anlaşılır hale geldikçe ölçülemeyen değerlerde ölçülebilir olacaktır. Böylece yarışma daha bilinçli bir konuma dönüşebilecektir.
Toplumsal olgunlaşma diye bir kavram yaratılmalı ve bu kapsamda toplumlar kendilerini ölçülebilir ve ölçülemeyen değerlerde yarıştırmalıdır. Dünya nasıl sporda bir yetenek bireysel yetenek bazında yarışma yapıyorsa, sanatta da organizasyon becerisinde de sosyalleşme becerisinde de yarışmaya tabi tutulmalıdır. Her toplum kendine has özellikleri benimsedikçe daha mutlu olacak buna katkı sağlayabilmek için çalışacaktır.
Ekonomi kendini iyi yönde geliştirmek istiyorsa toplumsal değerleri de desteklemeli ve bu kapsamda sosyalleşmeyi geliştirmelidir.
Bizim amacımız, kalıplar içine alınmış insan yaratmak değildir. Tabiî ki bazı kurallarımız olacaktır. Ama genel olarak toplumları bireylerin ittirişlerine bırakmak düşüncesindeyiz. Böyle olursa liderler çıkabilir ve bunlar toplumları rasyonel ve anlaşılır geleceğe taşıyabilir.
Netice olarak; toplumsal değerler başlı başına bir çalışma sahasıdır. Kısıtlı imkânlarımla ben ana hatlarını göstermeye ve faydalarını bulmaya çalıştım. Umarım bu konuda beni anlayabilecek insanlar gelmiştir dünyaya.
b. KARAKTERİN OLUŞUMU VE GÜDÜLER:
İnsanlık güdülerle karakteri ve karakterle de kişiliği açıklamaya çalışmaktadır. Bu yönü insanın hiçbir zaman emin olamayacağı bir durumdur. Benim gördüğüm kadarıyla ruh bunları belirlemekte ve duygu olarak tezahür etmektedir. Ruhun iki fonksiyonu olduğunu düşünüyorum. Birinci fonksiyon belirleyici olan kısmı. Bu güdü tabir edilen özellikleri döllenme ile birlikte belirliyor. Ruhun ikinci fonksiyonu yönetici olan özelliği: Bu da duygularla yaşantımızı yönlendiriyor.
Karakteri belirleyen ana faktörün karar mekanizması olduğu kanaatindeyim. Böyle olursa ancak güdülerle gelen algılama, duygularla yönlendirilecek ve insan kararını verecek.
Bugün insanoğlu toplamış olduğu karakter yansımaları ile ilgili olarak 16 değişik ana karakter grubu belirlemiştir. Bu çalışmaların doğru olabileceği kanaatine sahibim. Ben de benim karakter tahlilim yapıldığı zaman özelliklerimle ilgili açıklamalardan çok etkilenmiştim. Demek ki bu çalışmalar desteklenmeli.
Evet, karakter güdülerle ve duygularla ortaya çıkmaktadır. Bu hareket noktasının doğru olacağını sanıyorum. Güdüler farklılıkların bir bölümünü, duygular ise ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bizim uzun vadede eğitime tabi tutmak isteğimiz kısmı duygularla ilgili olan bölümü. Hayat bunun üzerine kurulmalıdır. Bunlar arasındaki farklılıkları ve doğasını bilim adamları inceleyebilirler. Ben yol göstericiyim. Tabiî ki üzerinde yoğunlaşırsam daha da detayda bilgi üretebilirim. Ama unutmayalım kural doğru ise detaylar zamanla doğruluğunu bulur. Bizim bunun için yeterince bol zamanımız var.
Karar mekanizmasında beyin sosyolojik baskı ve psikolojik baskı altında kalıyor. Hemen bellekten tecrübelerini kontrol ediyor. Bu arada duyguları yani sosyal ve bireysel yapısı etkili olmaya çalışıyor. İşte verilen kararlarda karakteri belirleyici sistem böyle çalışıyor.
Güdüler yaradılışla ilgili olduğuna göre fizyolojik karakter göstermeli. Açlık bir güdü iken sevgi bir duygudur. Üşümek bir güdü iken nefret bir duygudur. Bu şekilde analiz edebileceğimizi düşünüyorum.
Karakter tahlillerinin getirdiği sonuçların çok çarpıcı olması nedeniyle bu tahlilin 13-15 yaşları arasında yapılabilmesi için çalışmalıdır. Eğer bunda başarılı olunursa insanlar kendilerini eğitim basamağında tanıma fırsatı bulacaklar ve hayatlarını buna göre yönlendireceklerdir. Amacımız hayatı verimli ve mutlu kılmak olduğuna göre çıkış noktasının bu olması gereklidir.
Karakter ve duyguların yönetimi konuları belki de çok uzun asırlar insanlığı meşgul edecektir. Zira insan duygularıyla da büyük bir olasılıkla evrim geçirmektedir. Duyguların bireysel yaşam koşulları ile ilişkili olduğu gibi aynı zamanda sosyal kurallarla da ilişkili olması gerekir. Böyle olunca teknolojinin getireceği her yenilik duyguların evriminde bir aşama yaratacaktır.
Hayatı bir zaman dilimi içinde ortaya çıkanlar olarak görmek lazım. Bu görüş hem nesillerin birbirini anlaması için zemin hazırlar hem de dünya hep var oldukça insanlığın birikiminin artacağı gerçeği ile bağdaşır.
Bu çalışmaların amacı samimi duygularla düşünce boyutunun görebildiği gerçekleri ortaya koymaktır. Hiçbir şekilde doğruluğu konusunda kanaat hasıl olmadan yazılmamaktadır. Evet bazı konularda çok satıhsal bilgi veriliyor olabilir, ancak düşünce formasyonu hazırlamayı amaçladığından detayları bilimsel kitap ve kaynaklardan bulabilirsiniz. Ben bir psikanalist değilim. İşletim sistemleri analizi teknik ve düşünceleri ile hayatı yorumluyorum. Bu yorumlama tanrısal bir berekete dayanmıyor. Sebebi bu bereketi insanlığın yaratması gerektiğidir. Allah’ın acziyetinden değil tercihindendir. Dolayısıyla ben bilim adamı değil sadece yorumcuyum.
c. HUZUR VE ZEVKLE MUTLULUK İLİŞKİSİ:
Huzur aslında insanın yarınından endişe duymaması ile ilişkili bir durumdur. İnsanlar yaratıldıklarında problemleri bugündü. Bugün avlanıp bugün tüketiyordu. Son elli yıldır buzdolapları olduğu gibi emeklilik sistemleri de yaygınlaştı. Dolayısıyla Batının yüz yıllık sistem tecrübelerinden de istifade ile bizde de bir sistem var oluyor yavaşça. Ancak bizdeki huzursuzluğun temeli bugün tatminsizlikte, giydiğini yediğini erişebildiği ölçü ile beğenmemekte. Bu tip insanlar elli yıl önce yaşasalardı ne yapacaklardı. Kadın evin yemeğini pişirmek için mangal yada maltız yakmakla işe başlayıp saatlerce uğraşmak zorunda kalıyordu. Evet, daha iyisini hep isteyelim ama bugüne de şükretmeyi bilerek huzur bulmaya çalışalım. Bu cümleden olarak huzur; yetinme ve düşünsel olarak tatmin olmalı. Huzur olmadan zamanın zevkini çıkarmak mümkün müdür?
Zevk kendi kişiliğimizi renklendirdiğimiz küçük parçadır hayatta. Traş şeklimiz, giydiğimiz gömleğin rengi ve kalitesi, seyrettiğimiz televizyon programı, örnekleri çoğaltabiliriz. O zaman zevkin bize bulabildiklerimizle yaşamayı öğreten bir yanı var. Bir kitap okuduğumuzda zevk alırız. Böyle bir durum okuduğumuz hikâyeyi beğendiğimiz sonucunu doğurur. Hayat zevk ve huzur için yaşanır. Zevk ve huzur bizim hayatı sürükleyebildiğimiz beceriyi gösterir. Mutluluk; bu hayat içinde huzur duyduğumuz ve zevk aldığımız olayları başarmaktır.
Hayat her ne kadar kazanma ve tüketme bilincine dönüşmüşse de aradığımız huzuru bulmak için mücadele veririz. Kazanmaktan zevk duyar kendimizle gurur duyarız. Tüketim ise zevklerimizle donanır. Böylece hayat anlam kazanır bir ölçüde. Mutluluğu görev olarak görüyor Batı âlemi. İslamiyet’te ise kuru kuruya geçmesini istemediğimiz zaman denmektedir. Aslında mutluluğun görev olduğunu İslamiyet öğretmiştir insanlığa. İbadetin her güne yayıldığı ve günün beş zamanında uygulandığı bir yaşam şeklinde görevi yani namazı kılmak ne kadar mutlu eder insanı. Huzur ahirete yapılan yatırımdadır. Ayrıca okunan duaların etkisiyle duygusal bir boşalmada söz konusudur. Namazı sadece bu kadarla görmemek lazım. Abdest alırken temizliğinize özen göstermeniz ne kadar büyük bir alışkanlıktır. Ayrıca namaz ibadeti sırasında bedenin hareketlenmesi ne kadar sağlık vericidir. Dolayısıyla insan için bu kadar güzel olan ve mutluluk taşıyan ibadeti insanlar neden yapmak istemezler. Birincisi Allah’a bir küskün bakmaktadırlar. Zira Hıristiyan âlemi böyle zor bir ibadet programı uygulamadığı halde zengin ve mutlu görülmektedir. Bundan sonra ikincisi hayatı kazanma şartları ağırlaştı. İnsanlar zihnen ve bedenen çok ağır şartlarda çalışmaktadır. Bu yorgunluk 5 vakit olarak icra edilmesi gereken namazı yaralamaktadır. Üçüncüsü evrim teorisi ile insanlığın kafası karışmıştır. Sanki bin beş yüz yıl evvelki şartlara dönülmektedir. Allah var mı yok mu ya da nerede kimle bize neden acımıyor diye düşünüyorlar. Evet hayat zordur, gün geçtikçe daha da zorlaşacak. Zira insanoğlu artık yaşamak için bedenini değil beynini kullanacak. Bu zor bir durumdur. Dünya önümüzdeki 50 yıl içinde bilgi toplumuna dönüşecek. Yani herkes öncelikle beyni ile çalışacak ve üretecek. Bunu becermek için önce bilgiyi sonrada düşünmeyi tanımak gerekecek. Yaradılış olarak herkesin düşünmeyi bildiği söylenirse de gerçekte insanların ancak % 2’si düşünebilir kabiliyetle doğar. İşte bu zorlama değişimden gelmektedir. Bu konuyu şöyle sonuçlandırmak gerekir. Rızkı kurtarmak mutluluksa, çalışacağız ve eğiteceğiz kendimizi. Hayat zorda olsa uyum sağlayıp becereceğiz yaşamayı.
Demek ki; mutluluk huzuru ve zevki yaratabilmek ve yaşayabilmek. Bu yapılan işte fark yaratmaktır. Fark yaratmak, başarmak ve böylece yaşamak mutluluğun temelini teşkil eder. Farklı olduğumuzu gözlemleyerek yaşadığımız dünyada kendimizin farklarıyla ortaya koyduğumuz değerler huzur ve zevk olarak karşımıza çıkar.
Mutluluğu erişilmez görmemelidir. Eğitim hayatı öğretip yaşamı başarma fırsatı verirken insana huzuru, zevki ve en önemlisi mutluluğu da öğretmelidir. Hayatın gün geçtikçe zaman boyutunda renklendiği dünyada yeni yeni zevk yapıları ortaya çıkmaktadır. Bu yapıları zorlamak ve onlardan bazılarına ulaşmak mutluluğu aramaktan başka bir şey değildir.
d. DUYGULARIN TATMİNİ-SAĞDUYU ETKİSİ :
Duygularımız ruhumuzun dünya ile ilişkilerde ortaya çıkan ve yönelişimize etki eden unsurlardır. Duygularımızı tahlil edebilmek büyük ustalık ister. Eğitimin temeli de bu duyguları yönetme becerisini kazandırmayı amaçlamalıdır. Bedenin ruhla ilişkisi ve bedene hükmetme becerisi budur. Duyguların tatmini ruhun bir anlamda eğitimi manasını taşır. Bu sahada bilim adamlarına büyük işler düşmektedir. Burada sadece konu başlığı olarak incelenecek olan duygular hayatın temelini oluşturmaktadır. Yaşam bir anlamda bunlarla şekil bulmaktadır.
Ben kendimi bildim bileli duygularımla aklımı birlikte kullanmaya çalıştım. Bu becerilebildiği takdirde hayattaki yönelişlerinizi hissedebiliyorsunuz. Bu da ideal yaşama yaklaşmanın birinci aşaması olarak görülmelidir. Akıl yani bilinç irade ile bütünleşebilmesi için duyguları etki altına alabilmek gerekir. Tek düze duygularının egemenliğinde yaşayan insanlarda irade gelişmez. İrade ise en önemli oluştur insan için. Başarının dolayısıyla mutluluğun yöneliş bazındaki kontrolü budur. Amacımız mutlu insanı yaratmak olduğuna göre duygularını yönetme becerisini kazandırmak başlangıç noktası olacaktır. Karar verme mekanizması bilinçle işlerse de duyguları yönetemeyen bir karar mekanizmasının iradesi olamaz. Bu nedenle en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir denmektedir.
En önemli duygular sevgi, saygı ve sorumluluktur. Bu duyguları kontrol altına alarak sağduyusunda öncelik verebilmek hayatın yaşama sevincini ortaya çıkaracaktır. Mutluluk bunların bileşkesinde yatmaktadır. Hayat nasıl huzur ve zevklerin bileşkesinde yaratılmaya çalışılacaksa insanı sosyalleştiren bu üç duygu çok iyi tahlil edilmeli ve bireye özgü tatmin seviyesi anlaşılmalıdır.
İnsanın sevgi duygusunu geliştirmek için ona sevmeyi ve sevilmeyi öğretmek gerekmektedir. Bunu ortaya çıkarmak işte anne ve babanın görevidir. Çocuk okul yaşamına başlayıncaya kadar anne baba sevgi-saygı ve sorumluluk üçlüsünü çocukta ortaya koymaktan sorumludur. Bunu beceremeyen insanların çocuk yetiştirmeleri belki de yasaklanmalıdır. Ruhu eğitemeyen yaratılmışlar ruhu çağırmaktan men edilmelidir.
“Ağaç yaşken eğilir” sözü bu anlamda çok önemlidir. Çocuğun yöneliş becerilerini ortaya koyduğu dönemde anne-babanın onun sevgi-saygı ve sorumluluk bazında öğrettikleri hayat boyu dengeli bir insan olarak yaşamasını sağlayacaktır. Çocuk konuşmaya başladığından itibaren kullandığı cümlelerde bu üç duygusunun yöneliş etkileri analiz edilebilir. Bunu zamanla bilim adamları rehber olacak şekle getireceklerdir.
Annenin sevgisi karşılıksız ve yüce olarak görülür. Aslında bu çok karmaşıktır. Anne babanın yarattığı ortam içinde mutlu veya mutsuz olur. Bu mutluluksa çocuğa olan sevgi büyümektedir. Böyle ortamda gelişen çocuk büyük olasılıkla çok daha pozitif değerlerle yüklenecektir. Babanın rolü burada iyi anlaşılmalıdır. Anne doğumda ve sonrasında ne kadar hassas bir dönem geçirmektedir. Baba kadının huzur ve mutluluğunu ortaya koyabilecek faktör olarak görülmektedir.
Sağduyu doğru ve rasyonel düşünen bir akıl ve mantık oluşumudur. Sağduyu doğru karar veren bir sistemi ve kendini tatmin etmiş bir yöneliş becerisini anlatır. O zaman duygular sağduyudan etkilenecek şekilde insan yetiştirilmelidir. En doğru ve sağlıklı mekanizma budur.
Netice olarak duygular ruhun tezahürü ve duyguların tatmini yaşam becerisi olduğuna göre sağduyusu gelişmiş bireyler yetiştirmek ve sağduyunun etkisinde yönetilebilen duygulardan oluşan sistem en sağlıklı insan olacaktır. Eğitimin hedefi işte budur.
e. SOSYAL OLUŞUM VE İNSAN PSİKOLOJİSİ:
İnsan güdüleri ve duyguları onun bireysel duruşunu, bulunduğu ortamda onun sosyal etkileşimini belirler. İnsan kendi kişiliğini bilgisi ve tecrübeleriyle bulur. Bulunduğu çevrede de bu değerleri ile bir kişiliğe sahip olur.
Sosyal oluşum ailede başlar. Ailenin sosyal durumu bu oluşumun çıkış noktasıdır. Daha sonra birey kendini yetiştirerek kendine ait bir değer durumuna gelir. O zaman insanın tasarımı yapılacaksa onun psikolojik durumunu dengeleyecek bir birikimi eğitim olarak görmeli ve bunu bir duruşa çevirecek olan sosyal olguları anlaşılır hale getirmek gereklidir.
Bizim çıkış noktamız işte budur. Salih amel toplumu ve insanı hedef alır. Toplum sahip olacağı kurallarla insanı doğasına uygun yapı içinde muhafaza edebilmeli ve yaşatmalıdır.
İnsan psikolojisine etki eden ana faktörler kişinin kendisini tanımasıyla başlar. Neler biliyor, ne tecrübesi var, neler okumuş, neler yapmış, gibi sorular bunu açıklamaktadır. Kendine güven olarak adlandırdığımız bu psikolojik durum her şeye yönelebilmektedir. İnsanlar kendilerine güven verecek bir bilgi birikimine ve deneyime sahip olduklarında psikolojik olarak rahat bir duruş sergileyebilirler. Diğer durumlarda pısırık ve çekingen olurlar. Bizim amacımız insanlığın hastalığı olan bu durumları ortadan kaldırmak her bir bireyi kapasitesi dâhilinde sağlam bir duruşa kavuşturmaktır.
İnsan kendinden emin değilse, şartları ittirmek yerine şartları kabul edecektir. Böyle yapıdaki insandan hiçbir fayda gelmez. Amaç eğitilerek oluşturulacak kendine güven ile şartları değiştirmektir. Hem insanın hem de toplumun tarifi yapılıp insanlar bu hedefe, belirlenecek strateji ve uygulanacak politikalarla yönlendirilirse o zaman maksada ulaşma şansımız var demektir.
Çıkış noktası teknolojinin ortaya koyduğu olanaklarla toplumların zaman içinde olacakları yaşam kalitesidir. Bu tasvir edilip belirlenirse, bu ortamda yaşayacak insanın ne sosyal yapıda olacağı anlaşılır. Arkasından psikolojik varlığı ile insanı bu topluma adapte etmek kalır. İşte bu kitabın amacı böyle bir yaklaşımın metodolojisini vererek insanlara mükemmel bir hayatı sunmaktır.
Yeni doğan çocuk sorunlarını çözmüş bir aile içinde yaşamalıdır. Aile çocuğun psikolojisini anlar seviyede eğitimden geçmiş olmalıdır. Kendi duruşunu kazanmış olan çocuk okula başladığında kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerle donatılmış olmalıdır. Başarılı olmak için gayret sarf etmelidir. Okul yaşantısının ona bir hayat görüşü ve meslek kazandıracağının bilincinde olmalıdır. Hayata atılan çocuk gençliğinin tadını çıkarırken hayatın zorluklarını yenebilmelidir. Böyle organize olmamış bir toplum yaşanılacak toplum değildir.
Bunların gerçekleşebilmesi için:
- Hayatın rekabete dayalı ancak şeffaf bir yapı içinde olması gerekir.
- Fırsatlar olmalı ve fırsatlara emek verilerek ulaşılabilmeli.
- Toplum bireyleri kendi ekonomik ve sosyal varlığı için kucaklamalıdır.
- Bireyler çalışmak, helal-haram kavramlarıyla kendine açık bir yaşam alanı bulmak ihtiyacında olmalıdır.
- Birey ruhunun getirdikleri yoğun bir hayatı yaşayabilmelidir.
- Toplum kurallarını açık ve seçik olarak bireye öğretebilmelidir.
- Birey geleceğini görebilmeli ve emin adımlarla kendini geleceğe hazırlamalıdır.
- Varlık ve yokluk kavramları anlaşılır hale gelecek bir yapılanma yaratılmalıdır.
- Ahiret ve Allah sevgisi bireyin vazgeçilmez düsturu olmalıdır.
- Salih amelle yaşamak bilinçli ve dikkatli olmayı gerektirir. Bunu sağlamak için yeterli bir eğitim ortamı olmalıdır.
- İyi-kötü kavramları ailede açık ve seçik olarak bireye kazandırılmalıdır.
- Sağlıklı yaşam koşulları bireyin vazgeçilmez alışkanlığı haline gelmelidir.
4. SOSYAL VARLIK OLARAK İNSAN :
a. Aile ve Çocuk :
Aile toplumun motor gücüdür. Bu özelliği toplumsal değerleri çocuğa kazandırmasıyla ortaya çıkar. Ailenin gelecekte çocuk bazlı formasyonu yapılmalı ve çekirdek aile olarak etkin bir yapının ortaya çıkması sağlanmalıdır.
Bireyde olan farklılıklardan oluşan her bir aile farklı bir kültür yaratmaktadır. Bu insanlığın hazinesidir. Bizim yapacağımız bu hazineyi zenginleştirici tedbirler almaktır. Böylece çok yönelişli ve entelektüel düşünce yapısına sahip yeni nesillerin oluşması sağlanabilir. Doğrular ne kadar çok olursa o kadar sağlıklı toplumlar yaratılabilir. İnsan gelecekte görecektir bu farklılıklar bile ona az gelecektir. Zaman ve farklılıklar mutluluk çarkına dönüştürülebilirse insanlık o kadar kendisiyle gurur duyacaktır.
İnsanları kendi yönelişleri ile doğrularına bırakmak en gerçekçi yaklaşımdır. Dogmalar bu nedenle insanlık kalıbı olamamaktadır.
Aile tarihsel oluşumunda çocukla birliktelik yaratmış, soy ortaya çıkmış toplumsal gelişmeler aileyi koruyucu ve kollayıcı şekilde geliştiğinden sosyalleşme başarılı olmuş ve bugüne gelinmiştir. Gelecek aile yapısının sürekliliği ile ilgilidir. Aileyi mademki çocuk bir araya getirmiştir. Gelecekte de çocuk ihtiyaçları konusunda kuralcı bir aile birlikteliği yaratılacaktır. Böylece sağlıklı ve mutlu nesillerden söz edebiliriz. Benim düşüncem; çocuk için karakterin oluşum sistemi boyunca mutlu birlikteliğe dayanan sorumlu aile modelidir. Bu demek değildir ki insanlar ömür boyu birbirlerini mutlu edemezler. İnanıyorum ki; böyle bir uygulama ömür boyu birbirini mutlu etmeye çalışan çift sayısını arttıracaktır. Zira insanlar bugüne kadar sosyal baskılar nedeniyle birbirlerine dayanmaya çalışıyor ve birbirlerini sömürüyorlardı. Kurallar değişince her birey diğerine katlanmak zorunda kalmayacağından birbirlerine daha saygılı ve istekli davranacaklar ve neticede mutlu olmayı öğrenecekler.
Gerek kadının, gerekse erkeğin birbirlerini gerçekten sevmeleri ve beğenmeleri mutlu yaşantının habercisidir. Birbirine sosyal değerler nedeniyle katlanmaya çalışanların mutlu olmaları zordur. Ailenin kurulması belki de önerilmesi en zor olan sevda üzerine olursa ömür boyu mutluluk arayanlara açık kapı bırakılmış olur. Ruhun yönelişi olan bu yaradılış ögesi belki de ilerde çok yaygın olarak kullanılacaktır. Bunu herkesin öğrenmesi ve hayatını bununla değerlendirmesi sağlanmalıdır.
Çocuk ailenin en önemli meyvesidir ve bu çocuklar Altın Çağın kusursuz mahsulleri olmalıdır. Kadın bu konuda çok titiz ve dikkatli olmalı, eğitimini bu açıdan önemsemelidir. Hamileliğin kutsal bir görev olduğu bilinci her kadında olmalıdır. Erkek kadının bu hassas döneminde kendi özelliklerini bir tarafa bırakacak ve eşinin maksimum rahat ve huzurlu olmasını sağlayacaktır. Sağlık organizasyonu teknolojinin verdiği imkânlarla sağlıklı nesiller yaratmayı amaç edinecektir. Böyle olursa mutluluk doğa ile buluşabilir.
Çocuğun ailede kazanacağı değerler ana ve babanın becerisinde entelektüel ve meraklı bireylere dönüştürülebilmelidir. Toplum çocuğun ana-babaya ihtiyaç duyduğu dönemi mutlaka örgütlenmesinde göz önüne almalıdır. Anne babanın dikkati çocuğun eğitiminde olmalı ve kendi becerilerini bu amaç uğrunda gösterebilmelidirler.
Aile; farklılıklarını ortaya koyabildiği ölçüde kendine özgü yapı kazanır. Toplumlar zaman içinde her bir ailenin değer ve alışkanlıklarını analiz ederek insanlara kendi kültürlerini tanıtıcı imkanlar yaratmalıdır. Böylece doğa ortaya çıkacak ve karaktere göre aile tiplemeleri yapılabilecektir. Daha sonra bu tiplemelerin çocuk ile ortaya çıkan durumları incelenebilir. Bunların birikimi ruhun ve dünyada kazanılan değerlerin ilişkisi hakkında analizler yapma olanağı verebilir.
Netice olarak; aile profesyonel bir karakter içinde görülmeli ve bireyleri sorumlulukları bazında bir işletme gibi eğitmelidir. Aileden beklenen görevi farklılıklarıyla ortaya koyabilmek önemli bir toplumsal oluşumu başarmaktır.
b. Eğitimin Etkisi ve İdealleşme:
Eğitim insanın düşünce ve davranışlarını yapılandırma işlemidir. Genel olarak öğretim bilinçlenmeyi eğitim alışkanlıkları idealleştirmektir. Böylece insan ruhunun getirdikleri ile dini oto kontrol mekanizması içinde Salih amelle yaşar. Yaşamın amacı mutluluk yaratmaktır. İyi bir küçük kader oluşturarak büyük kaderini ve cenneti hak etmek bu dünya hayatının hedefidir. Unutmamak gerekir ki Allah bizi mutluluk ve iyilik becerilerimizle sürekli kontrol etmektedir.
Eğitimin düşünsel boyutunu ortaya koyan öğretim, dünyada insanlığın üretmiş olduğu bilgi ve çözümleme tekniklerini kavramayı amaçlar. Böylece insan dünya hayatına katkısını tasarlayabilecek duruma gelir ve kabiliyetleri muvacehesinde yaşar. Büyük organizasyonun mantığı ve felsefesi devlet kitabında verilmiştir. Her insan bu kitabı ve devlet kitabını okumalıdır.
Dünya hayatının önümüzdeki zaman içindeki gelişimine göre insan birkaç meslek ve dünyada gezmeyi ve yaşamayı arzuladığı ülkelere göre birkaç lisan öğrenmek zorundadır. Böylece büyük organizasyon mantığı her yerde aynı olacağına göre bütün dünya kendi hayatının mutlulukla dolu olabileceği bir yapıya dönüştürebilecektir.
Her insan kendine ait özellikleri eğitim sürecinde ortaya çıkaracak böylece kendini tanıyarak eğitim ile kazandıklarıyla kendine güvenen bir yapıya kavuşacaktır. Unutmamalıdır ki her ruh farklı her insan farklı yaratılmıştır. Bu farklılığın insanlığa katkısının ne olacağı doğuştan itibaren merak edilecek ve böylece iyilik mekanizması yaşam boyu canlı tutulacaktır.
Eğitim sistemi; medeni insan davranışlarını kapsayacak, genel eğitimde bedenin ve beynin formasyonu yapılacaktır. Böylece davranışları dengeli, kendini tanımış, bedenen bilinen yaşam standartlarını yakalamış, hayata pozitif bakan, düşünebilen ve yorumlayabilen özelliklerle kendine güvenen insan yaratılacaktır.
İlk öğretimde herkes temel yöneliş seviyesinde yetenek kazandıktan sonra ruhun getirdikleri göz önünde tutularak sınıflandırılacak ve böylece üstün yeteneklilerin daha iyi eğitilmesi sağlanacaktır. Meslek bazında geleceğin örgütlenmesi esas alınarak belirlenen nispetlerde eğitilmiş insan gücü hazırlanmasına özen gösterilecektir. Her meslek grubunun istediği özellikler idealleştirilecek ve eğitim programları bu maksada uygun hale getirilecektir.
Toplum eğitim paketleri şeklinde hobi ve sanatsal yada kültürel etkinliklere dayalı yapılanma içinde olacaktır. Böylece insanlar kendilerini sosyalleştirirken eğitilebilecekleri mekanizmalar bulabileceklerdir.
Beslenme alışkanlıkları önemlidir. Aile bu alışkanlıkları öğrenmek ve öğretmek zorundadır. Bu husus toplum tarafından sorumlu tutulmalıdır. En baştaki ihtiyaç alışkanlık budur. Bir insanın aşırı şişman ve obez durumda yaşamasına izin verilmemelidir. Sağlık dışı yöneliş olan bu durum toplumun ahlak kuralları içinde yer almalıdır.
Bedenin eğitimi kapsamında her insan spor yapmayı öğrenecek ve hayat boyu icra edecektir. Spor ve beslenme alışkanlığı sağlık sorunlarının önemli bir bölümünü ortadan kaldıracaktır. Ruh bu kapsamda yaşadığı bedene karşı sorumludur. Yapmayan tembel damgasıyla toplum tarafından itilmelidir. Her insan çalışkan olmak ve kurallara uyarak yaşamayı bilmek zorundadır.
Eğitimin ruhun getirdiklerine oturtulması esas olmalıdır. Ruhun getirdikleri içinde zeka ve duygusal zeka ölçümleri önemlidir. Bu iki ölçü esas alınarak merak ve isteklilikte göz önünde tutularak her insana eğitim olanaklarının sonuna kadar açık olması önemlidir.
Unutulmamalıdır ki her ruh kutsal, her insan özeldir. Böylece büyük organizasyonun donatımı sağlanacak ve kalite eğitimle maksimum etkinliğe dönüştürülecektir.
Netice olarak, insanın eğitildiği bir organizasyon zamanla ruh özelliklerine uyumlu hale gelecektir. Eğitimde maksat ruhu ezmek değil ruhun yeteneklerini ortaya çıkarmaktır. Tabiî ki dünya insanlardan beklenenlere göre var olmaya devam edecektir.
b. Düşünebilme Kriterleri:
İnsanların hepsi yaradılış olarak düşünme becerisine sahiptir. Düşünebilen insanı yaratmış olan tanrı düşünebilme yeteneğini duygularla ve bilgi ile hatta tecrübe ile kısıtlamıştır. Bizim yapacağımız özgür düşünme becerisini insana kazandırmaktır. Bugün Batı alemi bunu yakalamaya çalışmaktadır. Aslında bu özellik toplumsal oluşumun ve yönetimin de özünü oluşturmaktadır.
İnsanı kendi hayatını oluşturan kararları verirken, düşünce boyutunu yaratmanın birinci unsuru, ona karar verme yeteneğini bilimsel olarak öğretmektir. Karar vermemizi öğrenirken hayatı ve hayat içindeki oluşumların felsefesini hissedecek olan insan bunları irdelemeye ve öğrenmeye yönelecek merak artacak ve beynini azami kullanabilir duruma gelecektir.
Doğu insanı mutluluğu olarak gördüğü kısıtlamayı toplumsal bir oluş haline getirdiği için dünya hayatına katkıda bulunabilecek beceriyi insanına göstertememektedir. Demek ki bu yanlıştır. Dogmalar yani insanlığın kendine göre yarattığı inanç oluşumları yanlıştır. Bunları sorgulamayan beyinler ne zavallıdır. Ben bu çalışmaları yapabilmek için yetiştirdiğim kendimi önce anlatmalıyım. Duygu ile mantığı özleştirmeye çalıştım hayatım boyunca, önceliği mantığıma verip duygularımla sezgilerimi dinlemeye çalıştım. Böylece hem mutlu oldum hem de kendimi yetiştirdim. Ben öyle görüyorum ki gelecekte her bir toplum ferdi benim özelliklerime ulaşarak dünyayı benim algıladığım biçimde yaşayacaktır.
Karar verirken sahip olduğumuz zaman içinde objektif olarak avantajları ve dezavantajları düşünebilmelisiniz. Böylece verdiğiniz kararla aldığınız riskleri görebilir ve beklentinizi bu kapsamda oluşturabilirsiniz. İşinizi her zaman kış tutun ve göreceksiniz her zaman yaz çıkacak ve bahtınıza güleceksiniz.
Karar verme becerisi hayatı analitik bir pencereden görebilme yeteneği kazandıracaktır. Bu özellik aldığınız riskleri daha kolay görebilme becerisine dönüşecek ve hayat ilerledikçe kendinize güveniniz artacaktır. Hiçbir yaşam tümüyle bilinebilen bir yaşam değildir ve hiçbir zaman böyle olmayacaktır. Toplumbilimciler bunun risklerini ve yöneliş becerilerini bilimsel olarak daha geniş bir perspektif yaratarak insanlığı rahatlatabilirler.
Çocuk yetiştirirken ikna etmek düşünür birey yaratmayı sağlar. Sopa ve ödül onların dimağını şartlandırır. Bunu yapanlar çok basit insanlardır. Ancak hayatı kolaylaştırmak seçimi yanlış olabilir. Bildiğimiz yolun en kısa yol olduğunu unutmayın.
İkna etme becerisi aynı zamanda insana da kendi yeteneklerini göstermektedir. İkna becerisi geniş düşünmeyi ve düşünsel olarak karşıdakini etkileyebilme yeteneğini göstermektedir. İnsanlar kolay ikna olmazlar, ikna edebilmek için izleyeceğiniz izahat yöntemi sizin kabiliyetlerinizi ve tecrübenizi arttıracaktır. Zor gibi görünen bu yol insana kendini öğretmesi bakımından en önemli yoldur.
Düşünebilme yeteneğinin en önemli ölçüsü konuşma ile ortaya konulur. Bu nedenle anne babalar çocuklarını her konuda sabırla dinlemeli ve düşünce kırıntılarından oluşan sözleri anlayarak onların düşünme yeteneklerindeki bozuklukları gidermeye çalışmalıdır. Böylece idealize olmuş, özgür düşünce kalıplarını geliştirmiş daha da önemlisi objektif davranabilen insanlar yetiştirmiş olabiliriz.
İnsanları hayatlarının her bir aşamasında kendilerini ifade edebilecekleri konuşmaları yaptırmayı bir hedef olarak almalıyız. Her fırsatta konuşturulacak insan önce kendini öğrenecek sonrada ikna etmeyi becerecektir. Toplumun sosyalleşmesinin ve gelişmesinin temeli budur.
Netice olarak, sükut etmesini öğrenen insan konuşmayı da becerebildiğinde her ikisinin de altın olduğunu görecek ve Altın Çağın insanı böylece ortaya çıkacaktır.
Demek ki düşünce karar teorisinde, ölçü konuşmada gizlidir. Bu konuda gelecek insana mana bilimi diye bir bilimi çıkarmalı ve konuşmayı özgür fikirlerle donatan çabaları göstererek bilimsel olarak insanın becerisini ölçebilmelidir.
c. Komşuluk, Akrabalık ve İlişkiler:
Her ne kadar zaman bireye bağlı bir yaşamı ön plana çıkarıyor olsa da, birey ilişkilerin de komşuluk ve akrabalık yaşamaya devam etmelidir. Bu ilişkiler ailelerin birbirine iyi ve kötü günde destek olması ihtiyacının var olacağı düşüncesiyle muhafaza edilmelidir. Komşuluk hele yaşlılık ya da hastalık şartlarında büyük önem arz edebilir. Akrabalıkta sosyal olguların kuvvetlenmesinde ve hayat akışının yeni nesillere renklenmesinde öncelik taşıyan bir ilişki yumağı olarak görülmelidir. Yakın akrabaların (kardeş çocukları) çocuklar üzerinde büyük tesir yaptığını gözlemliyorum. Bu demek ki çok önemli bir birliktelik. Aile ve çocuklar bu ilişkilerden büyük zevk almaktadırlar. Zaman ve iş hayatı kontrolünde ilişkilerin geliştirilerek sürdürülmesini öneriyorum. Her aile farklılıkları ile özel olmakla beraber, birbirine örnek teşkil etmesi ve kendine güven oluşturması bakımından komşuluk ve akrabalıktan istifade edilmelidir.
Ben asıl dostluk üzerinde durmak istiyorum. Dostluk demek arkadaşlık tesis etmiş insanlar arasında kıskançlık duygusunun köreldiği bir ilişkiyi anlatmaktadır. Sevgi ve saygı yanında insanların birbirini çekememezlik etmediği bu durum çok özeldir. Komşuluk ve akrabalık ilişkilerinden başlayarak bireyin kazanacağı dostluklar çoğaltılmalıdır. Okul hayatı ve iş hayatı yanında sosyalleşme kapsamında sanatsal ve sportif faaliyetler dahil insanın dost edinmeyi sağlayacak yönelişi becermesi lazım. Dostluklar hayatın en güzel oluşumudur. İyilik düşüncesinin yayılması kapsamında toplumlarda oluşacak değişim dostluk için daha köklü fırsatlar yaratacaktır. Dost birbirinin iyiliğini isteyen insan ilişkisi olduğundan destek anlamına gelmektedir. İnsanın daha başarılı bir hayatı görebilmesi için gerçek dostlara ihtiyacı vardır.
Dostluğu oluşturan aşamanın temeli arkadaşlığa dayanmaktadır. İnsanlar arkadaş edinmek için yarışma halinde olmalıdır. Her gün en az bir yeni kişiyle ahbaplık etmek hedef alınmalıdır. Böylece sosyal etkinliğiniz artacak ve daha pozitif değerler yüklendiğinizi göreceksiniz. İletişim imkânlarının son derece gelişmekte olduğu günümüzde her gün her insan en az yedi arkadaşıyla duygu ve düşüncelerini paylaşacak bir alışkanlığa kendini götürmelidir. Arkadaşlıkları dostluğa dönüştürmeye çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki; her arkadaş dost olmayabilir. İlişkilerde samimi olmak ve çıkar sağlamayı düşünmemek gerekir. Eğer bu özellikler sağlanırsa görülecektir ki yalnız ve yanlış hiç kimse kalmayacaktır. Arkadaşlıklarda paylaştığınız değerleri ölçülü tutarsanız arkadaşlığınız daha saygın bir anlam kazanabilir.
Kardeşlik özellikle küçük yaşlarda çok önemli karakter ve alışkanlık bazında sosyalleşme unsurudur. Aileler kardeşlerin birbirine sevgi saygılarının oluşması için gerekli rehberliği yapmalıdır. Kardeşler ömür boyu birbirlerinin en candan destekçisi olmalıdırlar. Bu arada birbirini sömürmeye varan zararlardan koruyacak şekilde ilişkiler dengelenmelidir.
Anne-baba bazındaki ilişkiler aile yapısıyla ilgili olmakla beraber buralarda dengesi açısından bahsedilme ihtiyacı hissedilmiştir. Anne ve baba çocuk büyüdükçe ilişkilerinde bireysel çıkarlar üzerinden denge kurmalıdır. Böylece çocuk kendi ekonomisini sağlıklı yapı içinde algılayabilir.
Zaman sosyalleşme konusunda neler getirecek bilinmez ama insanın konuşma ihtiyacı ve konuşması onun düşünme ve sosyal etkiler içinde kendisini sorumlu hissetmesini sağlamaktadır. Bu birey için hayata bağlayıcı ve hayat değerlerini pozitif etkileyen bir durumdur. İnsanlar iletişimi bu yönüyle çok özenle kullanmalı, birbirini sıkmadan ve rahatsız etmeden dengeli bir birlikteliği yaratabilmelidir.
Sevgi-saygı ve sorumluluk bilinci ilişkilerin sağlıklı ve faydalı oluşumunu sağlar. Yalnız kalmaya kendini mahkûm etmeye çalışanlar yanlış yaparlar. Her bireyin zamanını dengeleyeceği bir iletişim ağına ihtiyacı vardır ve bundan azami istifade etmelidir.
d. Gelecek Stratejisi ve Toplum:
İnsan zekası ve düşünce sistemi özellikleri bugünkü dünyayı yaratmıştır. Bilim matematik ve felsefeden hareketle yaratmış olduğu birikimle kainatı, yaradılışı ve en önemlisi insanı anlamaya başlamıştır. Bugün gelişen bilim bir saniye bile doğaya tam olarak hükmetme becerisi vermemektedir. Demek ki Allah bizi her şeyi çözümleyebilecek kudrete ulaştırmayacaktır. Biz yani mantık aczini ve Allah’ın büyüklüğünü kabul etmek ve kendi potansiyelimizi sürekli yükselterek bize düşen kısmıyla yaşadığımız bölgenin ehlileşmesini sağlamakla yetinmeliyiz. Her ne kadar insan dimağı ölçümsüz bir tasarım yeteneğine sahip gibi görülse de bu özelliğimiz Allah’tan bir parça sayılan ruhumuzun taşıdığı bir özelliktir.
İnsanlık, yaşam stratejisini sağlıklı ve bilinçli yaşama becerisi olarak kabul etmelidir. Bu genel stratejiyi hayata geçirmek için her birey kendi yaşamını hedeflendirerek hayatını anlamlı bir sürece dönüştürmeye çalışacaktır.
Bireye uygulanan eğitim bu anlamda önem kazanmaktadır. Birey strateji bilecek, gelecek hakkında kanaata sahip olacak, kendini tanıyacak ve yaşam hedeflerine ulaşmayı bir disiplin olarak görecek. Böyle bir insan ancak mutluluk tasarlayan bir yapıya dönüşebilir. Toplum eğitsel ve yönetsel becerilerini bireye yükleyerek bireyi zaman boyutunda koşturan bir nitelik kazandırmalıdır. Bunu tabiî ki toplumun böyle kabiliyetlere sahip bireyleri yapabilir. Bu bireyleri doğru olarak bulmak, seçmek ve eğitmek liderlerin başlıca politikaları olmalıdır. Dolayısıyla liderler kendi strateji merkezlerinde toplayacakları yeteneklerle topluma ufuk kazandırırken tercih ettikleri politikalarla bireylerin yöneliş ve görevlerini tanzim edeceklerdir. İşte ideal organizasyon budur.
Benim tavsiyem şudur; toplum demografik özelliklerini süratle kabul edilebilir şartlara çekmeye çalışmalıdır. Eğitim bilinci oluşturma becerisi süratle geliştirilmeli ve insanlar eğitime özendirilmelidir. Her insan kendine sağlanan fırsatları yakalayıp zengin veya müreffeh yaşamak ister. Böylece yüklenecek pozitif değerleri genel ülke stratejileri ve bilgi stratejileri ile bütünleştirerek süratli bir gelişimi sağlamak mümkündür.
İnsanları öncelikle beslenme şartlarında rahatlatmak, daha sonra ihtiyaç duyulan iş gücüne yönelik eğitim yapısını kurmak, müteakiben de insanı ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak geliştirmek izlenecek yol olmalıdır.
Bugünkü seviyemizle gelecek hakkındaki beklentilerimizle dünyayı insanlığın özeneceği bir yaşam alanına çevirmek elimizdedir. Tabiî ki dünya global bir perspektifle bunu başarabilir. Realizm her ne kadar toplumları yarıştıracak bir rekabet ortamı yarattıysa da bu yüz yıl öncesindeydi. Şimdi insanlık çok daha fazla bilgiye, çok daha etkili teknik ve teknolojiye sahiptir. İnsanlığın kurtuluşu ancak paylaşmak ve sahip çıkmakla gerçekleştirilebilir. Bilmek gerekir ki dünya da aydınlık itici potansiyel taşıyan ruhların eseridir. Aydınlığa kavuşturmak liderlerin işi, aydınlanmakta bireyin sorumluluğudur. Bütün bunların organizasyonu sağlayan bir sistem ideal sistemdir. Dünya son iki yüz senedir böyle bir sistemi işletmektedir ve bugüne gelebildiğine göre becermiştir.
Geleceği göremeyen insanın doğru hedefler bulması mümkün değildir. O halde dünya geleceğini görecek, ülkeler bu gelecekteki yerlerini anlayacak, toplumlar insanlarını örgütleyerek bu geleceği yaratmak üzere çalışacak ve her birey bunların bir parçası olmaktan mutluluk duyacaktır. Ancak böyle bir zihniyet insanlığa yakışır ve gelecek geçmişten gurur duyar.
İnsanlığı getirmeye çalıştığımız üstün ahlak ve yaşam bilinci seviyesi gelişerek devam etmeli ve her insan bu becerisiyle öğünürken Allah’a şükretmelidir. Tarih insana verdikleriyle yeniden incelenmeli ve gelecekteki hedefleri insana ne kazandıracak gösterebilmelidir. Hayatın böylesi anlam kazandığı bir dünya yaşamak için zevk olacaktır. İşte bu nedenle asırlardır insanlık cennet denen bu oluşum için ibadet ve iman etmektedir.
FİZYOLOJİK VARLIK OLARAK İNSAN:
a. Beden ve Eğitimi:
İnsan vücudunun tasarımı ilk yaratıldığında toplama ve avlanma becerilerini karşılayacak şekildeydi. Genetik evrimi de var olduğu kabul edildiğine göre bugünkü insan vücudunun evrim geçirdiği kesindir. Ancak yinede tamamen aynı olmasa da ilk yaratıldığı şartlara benzer bir yaşam şekline göre yaşamı kabullenecektir. Bugün eğitim sistemimiz oturarak, çalışma sistemimiz çoğunlukla sabit durarak ve eğlence sistemimiz de sabit durarak olduğuna göre son derece durağan bir yaşantıya dönmüş durumdayız. Böyle bir yaşam insan vücudu için son derece kötüdür. Bunu görebilmek ve hayatı bedenin eğitimi için bir düşünce sistemiyle donatmak gerekir.
Birinci derecede vücut; kas ve eklemlerden oluştuğuna göre hareketlilik esas alınarak bir yaşam tasarlanmış olmalı. Bize düşen tasarıma uygun bir hayatı kendimize mal etmektir.
Yürüyüş, son derece sağlıklı bir alışkanlıktır. Vücut için en doğal ve güzel hareket olarak görülmelidir. Her yaş grubu için yürüyüş yapma alışkanlığı tavsiye edilmektedir. Böylece eklem yerleri yeterince hareket edebilir. Günde yarım saat yürüyüş alışkanlığı kazanan insanların ne kadar daha mutlu bir yaşamı becerebileceklerini tahmin bile edemezsiniz.
Hayatı yakın, orta ve uzun vadeli hedefler olarak görmek gerekir. Uzun vadede sağlıklı ve sportif bir vücut her bireyin hedefi olmalıdır. Böylece kendimizi daha güzel ve yakışıklı hissedeceğimiz kesindir. Böyle bir vücut için; yaklaşık üç aylık bir emek ile bunu sürdürecek alışkanlıklar gerekmektedir. Vücut geliştirmek kitaplardan öğrenilerek kendi kendine yapılabileceği gibi bu konunun uzmanlarına danışılarak veya destek alınarak da yapılabilir. Her vücut yapısı farklı olacağından herkes kendi özelliklerini kendisi belirlemelidir.
Uzun vadeli beklentilerin içinde kalple ilgili yönelişler gelmelidir. Kalp vücudun en önemli organıdır. Kalbin spor aktiviteleriyle güçlendirilebileceği bilinmektedir. Bunu referans alarak vücudu koşarak hem geliştirmek hem de kalbi güçlendirmek mümkündür. Bu özellikle gençlik devresinde yapılması gereken bir durumdur. Dengeli yaşamanın ve ihtiyarlıkta sağlıklı bir yaşam sürmenin yolu buradan geçmektedir.
Günlük olarak sportif faaliyetler hem zamanı renklendirir hem de arkadaşlıklar oluşmasını sağlayabilir. Her gün yaklaşık 1 saati böyle geçiren bir insanın; terle toksinleri atıp, beslenme şartlarını dengeleyip, vücudu rahatlatmanın verdiği haz ile ne kadar mutlu olabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Yüzmek ise apayrı bir zevktir. Hele uzun mesafe yüzmek, sabrı-azmi-dayanıklılığı ne kadar arttırır deneyin de görün. Yüzmek ile vücudun bütün adale grupları ve eklem yerleri zorlanmadan çalıştırılmaktadır. Balık gibi olmak varya işte öyle bir şey. Yüzme ile özellikle eklem yerlerinde koşmak ve zorlamaktan doğan yorulma ve yıpranmalar bertaraf edilebilir. Böylece hem sağlık hem eğlence birlikte yaşanabilir.
Yürüme, koşma ve yüzme konusunda başlangıçta çok az bir mesafe veya zaman hedef alınmalı ve yavaş yavaş bu süre uzatılmalıdır. Böylece hem vücut yavaş yavaş güçleneceğinden zorlanma olmayacak hem de alışma periyodunda zamanın nasıl geçtiği kısmına alışkanlık kazanılacaktır.
Sportif faaliyetlerin insanın iştahını ne kadar açacağını söylemeden geçemeyeceğim. Beslenme bir zevk haline gelecek ve bu zevkten azami istifade etmeye çalışacaksınız.
Unutulmamalıdır ki hayat gerçekten uzun bir süreçtir ve sağlıklı yaşam vazgeçilmez olduğu kadar son derece zevkli bir yöneliştir. Bu konuda mutlaka ansiklopediler yazılabilir ama biz konuyla ilgili yaklaşımları ortaya koymaya çalışmaktayız.
Netice olarak; vücut hayatın direğidir. Hayat vücudun sağlıklı oluşumu ile renklenebilir. Spor bu kadar sağlık dağıtan özelliği ile mutlaka yaşamımızda yer almalıdır. Bu bilinci oluşturmak üzere şehirlerde merkezler kurulmalı ve insanlar hem bilinçlenmek hem de alışkanlarını değiştirmek üzere buralara gitmelidir.
b. Beslenme İlkeleri:
Dünyanın değişik yerlerinde değişik ürünlerle beslenme ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmaktadır. Genel ve yaygın olarak süt ve ürünleri, et ve ürünleri, sebzeler, meyveler, tavuk ve yumurta, balık ve deniz ürünleri beslenme ağını oluşturmaktadır. Beslenmede ağırlıklı olarak buğday yer tutmaktadır. Ayrıca şekerde beslenme ağının önemli parçalarıdır.
Benim asıl problem olarak gördüğüm obez ve şişman insanlardır. Bu nedenle insanlığı bundan korumanın püf noktalarını burada konu etmeye çalışacağım.
Dengeli beslenme alışkanlığı çocuklukta ailenin kazandıracağı alışkanlıklara dayandığını düşünüyorum. Eğer böyleyse problem herhalde en zor aşamadadır.
İlk konu şişmanlığın zararları olmalıdır. Vücut normal kilo için dizayn edildiğinden aşırı şişman insanlarda vücut zorlanmaktadır. Kalp koca vücudu beslemeye çalışırken, karaciğer alınan besinlerin kanda dönüşümünü gerçekleştirmektedir. Bu iki organda aşırı çalışmaktan deforme olmak zorunda kalacaklardır. Nitekim bunlarla ilgili hastalıklar çoğalmaktadır.
Şişmanlık sadece vücut organlarını değil aynı zamanda ayakları ve bacakları zorlamaktadır. Bunlarda problem sahası olmaktadır. Toplum aşırı şişmanları hasta oldukları düşüncesiyle tamamen dışlamalıdır. Toplumunda bu durumu istenmez şekliyle etkilemesi gerekli görülmektedir.
İkinci olarak dişlerle besinleri çiğneme süresi gelmektedir. Bu en önemli etkendir. Ağır yemeği alışkanlık haline getiren insanlarda şişmanlık daha az görülmektedir. Bu yaklaşıma göre vücut açlık salgılarını yemeğe başladıktan 14 dakika sonra kesmekteymiş. Eğer bu doğruysa ağır çiğneme alışkanlığı olanların şişmanlamamaları açıklanabilmektedir.
Üçüncü olarak yediğimiz besinlerin miktarıdır. Bu da genellikle mide büyüklüğümüzle ilgili bir durumdur. Aşırı yemek yiyenlerin mideleri büyümekte ve doyma hissi gerçekleşmemektedir. Bu nedenle mideyi büyütmeden beslenme alışkanlıklarını sağlıklı yönde geliştirmek esas alınmalıdır. Eğer mide bir şekilde büyümüşse az yiyerek onun küçülmesini sağlamalıyız. En etkili çözüm herhalde bu olmaktadır.
Dördüncü olarak şişmanlığa asıl neden olan un ve şekerli beslenmedir. Bunlarla ilgili olarak günlük kalori ihtiyacı bazında dikkatli beslenmek gerekir. Vücudun kalori ihtiyacı 3-4 dilim ekmek ve 7 adet kesme şekerle karşılanmaktadır. Bunun fazlası zarardır. Buna göre kurabiyeleri ve pastaları yememek gerekir. Ayrıca yağda şişmanlığın bir diğer besinidir. Yağlı yememeğe alışmakta önemlidir. Günlük kalori ihtiyacı bazında beslenmek gerekir.
Beşinci olarak ayak üstü beslenme alışkanlığı gösterilmektedir. ABD’de ve daha sonra bütün dünyaya yayılmakta olan fast-food kültürü şişmanlığın nedeni olarak gösterilmektedir. Hakikaten çok lezzetli olan bu besinler insanı cezp etmektedir. Aşırı spor yapan veya emek yoğun çalışanlarda şişmanlık görülmesi, spor yapma alışkanlığı veya çalışma şartları değiştiğinde beslenme alışkanlığını değiştirmemelerine dayanır. Vücut yüksek performans gösterdiği zaman ihtiyaç duyduğu besin miktarı artmaktadır. Bu da yaşam tarzı ile ilgili bir durumdur.
Asıl unsur iradedir. Yukarıda yazılan beslenme alışkanlıklarıyla ilgili hususların hepsini irademizle yenebiliriz. İnsanın zayıf ve yakışıklı olma ihtiyacı ve yönelişi teşvik edilmelidir. Bu kendilerine bakma ihtiyacı ile ilgili bir durumdur. Ev hayatının hareketsizliği, çekirdek ailede beslenme kültürünün oluşmamış olması gibi nedenler eşlerin kilo alma sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Eşler buna dikkat etmelidirler. Düzenli sakin hayat, belki de beslenme ihtiyacını arttırır yönde etki yapmaktadır. Bunu yenmek gerekmektedir. Eşlerden biri dikkat ederse diğeri de bundan etkilenebilir.
Yemeklerin çabuk hazırlanması da diğer bir faktördür. Acıkan insan 2 dakikada midesine indirebilecek bir şeyler bulabiliyorsa bu da sorun olabilir.
Netice olarak; beslenme konusunda her birey yeterli izahata ulaşabilmelidir. Alışkanlıklara dayalı yaşam bilinçle dengeli yaşama dönüştürülebilir.
c. Hareket ve Sağlık:
Vücudu meydana getiren organlar ve özellikle kalp insan hareketliliğine göre dizayn edilmiştir. İnsan bu organize sistemi anlamalı ve yaşamının harekete bağımlı olduğunu görebilmelidir. Hareket tembelliğin ilacıdır.
Ben en zor zamanımda bile, (bu zaman düşünsel olarak kendimi hazırlamak için yaşadığın 10 yıldır) her vesile ile hareket etmeyi kendime prensip edindim. Böylece hayatta kalabildiğime inanıyorum. Gençliğimde arabayı kullanmamaya özellikle özen gösterirdim. Daha fazla yürümek ve daha fazla hareket etmek benim için öncelikli tercihti. Kuvvet karargahında çalıştığım süre içinde asansör kullanmamaya özen gösterdim. Öğle aralarında gidip spor yaptım. Böylece sağlıklı kaldığıma inanıyorum. Bu satırları yazarken üzerimdeki kiloların rahatsızlığını hissediyor ve tekrar eski günlere dönebileceğimin hayali ile yaşıyorum. Demek ki sağlık öncelikle vücudun yaradılışa uygunluğu demek olmalı. Bu şekilde anlaşılırsa yaşam dengesini kurmak daha kolay olacaktır.
Arabanın toplum tarafından yaygın olarak kullanılması, evlerin kalorifer ile ısıtılarak doğal ortamdan farklılaştırılması insanı doğasından uzaklaştırmış ve sağlıklı yaşam kaybolmaya başlamıştır. Her insan Altın Çağ’da bulacağı imkânlarla daha müreffeh bir hayat yaşayabilecektir. Bu durum beni endişelendiriyor. Zira kendi yaşamımda elde ettiğim gözlemler insanların pek hareketi sevmediği yönünde.
Allah’ın bu noktada harekete yani spora bağımlı olarak bir mutluluk hormonu koyması ve insan doğasının bu şekilde yaşama hazırlanması her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Hareketin sağlık yönüyle ilgisi çok önemlidir. Sorun sadece kilolar değildir. Harekete dayalı olarak yediğini yakan bir insanı iştahı ile yemek yediğini düşünün. Ne kadar lezzetli gelmektedir yemek. Bir de ağır spor yaptıktan sonra terlemeyle attığımız kandaki fazlalıkların vücuttan çıkması sonucu duş alırken hissettiklerinizi ve ardından su yada içecek içerken duyduğumuz hazzı yaşayın. Ne kadar güzel anlar onlar. Mutluluk işte burada.
Demek ki bilinçlenme vücut ve mutluluk merkezli olmalı. Bunların faydasına inanarak başlamak, mutlu olmak ve her zaman o mutluluğu tatmak için aynı işlemi yapabilmek. Hayat ile irade arasındaki ilişkide budur. İrade alışkanlığı kazanana kadar gereklidir. Daha sonra zaten ayaklarınız sizi bu işleme götürecektir.
İnsanlar kendileri için yaratılan kolaylıklardan istifade etmelidir. Ancak kendi ihtiyacını da asla gözden çıkartmamalıdır. Hedef çalışkan olmaktır. Çalışkanlığı bir tarafa atarak Salih Amelle yaşamayı düşünmeyin bile.
Hareket ve sağlık beslenme alışkanlıklarıyla bütünleştirildiğinde günlük yaşamın temel öğeleri ortaya çıkmaktadır. Bunları zevk ve mutlulukla renklendirmek tabiî ki sizin beceriniz. Hayatı her ruh kendi vücudunun izleniminde yaşamaktadır. Standartları bilmek ve bu standartları yakalamaya çalıştırmak ruhun hakkıdır. Vücut ruha hükmederse tembel, ruh vücuda hükmederse çalışkan olunur. Hiçbir zaman ruhunuzun etkisinden uzaklaşmayın zira canlı olan odur.
Sağlık açısından ciğerlerle ilgili olarak bir görüşü ortaya koymaya çalışacağım. Koşarken nasıl kalp sağlık kazanıyorsa vücudun bir diğer organı akciğerlerde bu olaydan kendilerine pay çıkarmaktadır. Nabzın artmasına paralel olarak nefes alış verişinin de arttığını göreceksiniz. Bu daha fazla oksijenin kana geçerek dokulara taşınması ihtiyacından kaynaklanır. Bu işi daha çok ve daha hızlı yapma alışkanlığının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Katkılarının daha ileri tetkiklerle ortaya konulabileceğini düşünüyorum.
Netice olarak; sağlık esas, hareket ise bunun yoludur. Ruh vücudun esaretinden kurtarılmalı ve dengeli bir yaşamın temelleri atılmalıdır.
d. Sağlıklı Yaşamın Kuralları ve Amaçları:
İnsanı hayata bağlayan ilişkiler ve sorumluluklar önemlidir. Bunlar insan hayatının değerleridir. İnsanın eşi, işi ve çocukları genel olarak onun hayatını dolduran unsurlardır. Kendinde biriktirdiği bilgi ve tecrübe kendi ilişkilerinde itici güç oluşturur, katkı sağlar. Böylece hayat anlam kazanır. Bu fonksiyonları yerine getirebilmek için günlük yaşamın organize edilmesi ihtiyacı doğar. Sağlıklı bir insan hayatını itebilen ve kendi karakterine uygun olarak varlığını gösterebilen insandır. Gelişmiş ülkelerde bireyde biriktirilen potansiyel ve inisiyatif alma yeteneği hayatın bereketini arttırmaktadır. Geri kalmış ülkelerde ise hayat organize olmadığı için insanlar yalnız ve bereketsizdir. Bu dengelenerek hayat renklendirilmeli ve toplum bu eksiklikleri giderecek şekilde hareketlendirilmelidir.
Konumuz sağlıklı yaşam olduğuna göre birinci kural ilişkiler içinde dengeli bir kişilik sergileme becerisidir. Bunu zamanla insan otomatik olarak yapmaktadır.
Yaşamın programlanması gerekir. Böylece insan zamanını nasıl geçireceğini bilir ve kendini hazırlar. Önerilen bütün günün yeterli aktivite ile doldurulmasıdır. İnşallah Altın Çağ bunu hazırlayacaktır. Bugünde insan faaliyetlerini önceden programlama alışkanlığı kazanabilir. Demek ki sağlıklı yaşamın ikinci ilkesi programlanmış bir hayatmış.
Hayatı ruh ve beden varlığı olarak görmek gerekir. Bu nedenle kendimize zaman ayırıp ruhun ve bedenin sağlıklı bir şekilde yaşamasını sağlamamız gerekir. Bunlar beslenme, dinlenme ve sağlıklı spor aktivitesi gibi şeylerdir. Günde üç öğün yemek yeme alışkanlığı güzel bir şeydir. Böylece sağlıklı beslenme şartları daha kolay yaratılmaktadır. Dinlenmeye gelince, günün değişik saatlerinde müzik dinlemek, gazete okumak, şiir yazmak gibi aktiviteler zamanı doldurmamızı sağlayacak güzel etkinliklerdir. Ayrıca gece yeterli ve sağlıklı bir uyku kesinlikle bir ihtiyaçtır. Bu durumda sağlıklı yaşamın en önemli kuralı olarak, sağlıklı beden ve ruh hali yaratacak bir alışkanlık zinciri ele alınmalıdır.
İş hayatı yaygın olarak zamanın önemli bir bölümünü kapsamaktadır. İş hayatının işe göre etkinliklerini çalışan bilir. Böylece işe ait bir felsefe bir itici unsur yaratabilmek çok faydalıdır. Bugün temel unsur paradır, para çalışma becerisine göre ölçümlendirilebilirse ve objektif kriterler içinde kalınabilirse iş hayatı daha cazip hale getirilebilir. Tabiî ki dünya değerleri kapsamında iş hayatı katlanabilir bir disiplin içinde olacaktır. İnsanın en önemli zamanını verdiği böyle bir ortam yaşanmaya değer kalıplara sahip olmalıdır. Sonuç olarak iş hayatı tatminkar ve yeterli özendiricilikte yaşanan bir ortam ve süreç olarak ortaya çıkmaktadır.
Bugün aileler çok pasif bir duygusal birliktelik içindedirler. Bunun nasıl olacağını insanlara birilerinin öğretmesi gerekir. Kuru kuruya oturularak geçirilen zamandan oluşan aile ortamı duygularla ve becerilerle renklendirilmelidir. Bunun için toplum bilimciler harekete geçmeli ve insanlara zamanlarını pozitif olgularla dolduracak değerler yaratmalarını sağlamalılardır. Konuşmaktan bile sıkılmış hayattan bezmiş, yorgun insanların kümelendiği evler hayat dolmalı ve hareketlilik kazanmalıdır. Eşler birbirlerine anlatacak toplumsal ve eğitsel ya da eğlendirici bilgileri gündüz hazırlamalı ve akşam bunları paylaşmalıdır. Demek ki bir diğer kural özel hayatı renklendirme alışkanlıklarını geliştirmektir.
Mutluluğu organize edebilen insanlar hayatı pozitif değerlerle görebilir ve böylece mutlu yaşarlar. Amacımız her insanı mutluluğu planlayabilen yapıya kavuşturmaktır. Mutluluk insanın tek ve en değerli itici-çekici duygusudur. Bunu anlamak bile yıllar gerektirebilir. Asıl becerinin hayatla mutluluk arasında kurmak olduğunu anladığımızda zaten sorunumuz kalmayacaktır.
Netice olarak sağlıklı yaşam, hayatı organize olmuş insan demektir. Hayatını pasifize olarak değil maksimum aktivite ile organize edebilme becerisi her insanın amacı olmalıdır.
e. Kötü Alışkanlıklar ve İrade:
İslam kötü alışkanlıklara karşı irade tesis etmek üzere orucu uygulamaktadır. Ancak sigara öyle kötü bir illettir ki insanlar kurtulmakta zorluk çekmektedir. Bir vesile olup başlarlar daha sonra kişinin hayatının bir parçası haline gelmektedir. Batı ısrarla toplumsal etki yoluyla sigaranın üzerine gitmiş ve yeni nesillerde artan bir şekilde tiryakiliği azaltmıştır. Bunun bu kadar kötü olmasına rağmen bırakılamamasının nedenini ruhun dünyadaki mutsuzluğuna bağlıyorum ben. Demek ki insanlar kendilerine uzun zamanda zarar verebilecek böyle bir alışkanlığı hayatlarından memnun olmadıkları için devam ettiriyorlar. Batının uyguladığı sosyal baskı belki de Batı da sağlanan memnuniyet düzeyinden kaynaklanmaktadır. Biliyoruz ki sigarayı bugünkü şekliyle insanlığın hizmetine ve kullanımına sunan Batı olmuştur. Hala sigara sektöründen büyük karlar sağlamaktadırlar. Ben bile bu kadar kuvvetli iradem olmasına rağmen şüphe içinde yaşamamdan ötürü sigarayı bırakmak şöyle dursun içebildiğimin azamisini içmekteyim.
Sigaraya karşı başta sporla karşılık vermeliyiz. Böylece içebildiğimiz sigara miktarı azalacaktır. İkinci yaklaşım hayatı seven insanlar yaracağız. Artık biliyoruz ki mutluluk bize zarar vermemeli. Fark yaratmalı. Genel kanı şudur ki günde 5-7 adet sigaranın pisliğini vücut temizleyebilmektedir. Dolayısıyla tamamen bırakmak yerine kendimizi mutlu edecek bir sayı ile bundan istifade etmeliyiz.
Sigaranın toplumsal tedbirlerle de üzerine gidilmelidir. Biz eşimle birlikte sigara içmemize rağmen bunu balkonda yaparak çocuklarımızı pasif içici yapmadığımızı sanmaktayız. Belki de doğru. Ancak çocuklarımızın hayat sevincinin tepkisi şudur; biz asla içmeyiz sizde bırakın! Ben hayatımla ilgili karşıma çıkacak ilk pozitif ışıkta sigarayı bırakıp kilolarımı atacağım. Ama her nedense hiçbir pozitif ışık belirmiyor ve tek kurtuluş olarak bu satırları yazmak kalıyor. Bütün kalbimle samimi bir şekilde kaleme aldığım yazılarımın işe yarayacağını bile düşünmüyorum.
İkinci kötü alışkanlık alkol bağımlılığıdır. Babam her akşam 2-3 duble rakı içerdi. Ben ayda yılda bir 2 duble rakı içerim, o da isteğimden değil değişiklik olsun diye. İslamiyet içkiyi yasakladığını zannediyor. Demek ki Allah’ın kitabı bilgisi çokta tutarlı bir irade yaratmıyor. Tabi yaygın bir Müslüman kesim buna karşı itici muamele yapıyor. Ama onlarda ilk zayıf anlarında bu illeti denemeye çalışıyorlar. Allah’ın yarattığı üzüm ve diğer meyvelerden üretilen içkinin yasaklanmasının sebebi buna yakalanan insanların hastalık seviyesinde yaşamlarını buna bağlamalarıdır. Dolayısıyla sağlıklı kişilik demek ki yasaklama ile kazanılamıyor. O halde eğitim madem ikna etmekte başarılı oluyor. Kuralları şöyle koyalım. İçki serbest ancak altı saatte 2 duble, daha fazlası sakıncalı ve alkolik yapıyor. Bunu alışkanlık haline getirmek toplumsal bir mücadele işi. Böylece sağlıklı insan yaratabileceğimizi sanıyorum.
İçki konusunda Batı geçmişte çok sıkıntı çekmiş. Onlarda içkiyi yasaklamak zorunda kalmışlar. Şimdi de toplumsal etki ile içki zafiyetinde başarı sağlayabilmişler. Demek ki yolu bu olmalı.
Diğer kötü alışkanlık 20 yy.da yaygın olarak kullanıma çıkan uyuşturuculardır. Bunlar özellikle gelişmiş toplumlarda büyük bir illet olarak görülmektedir. Bu toplumlarda hayat biraz daha pozitif verilerle yüklü olduğundan çok daha büyük bir bela halini almıyor. Eğer bugünkü şekliyle Doğu bu illete sahip olabilse mutlaka sigarada olduğu gibi aşırı etkilenebilecektir. Türkiye’de etkili oldukları yer zengin mahalleleridir. Bu gösteriyor ki zenginlerin sonraki nesilleri hayatı bir disiplin olarak göremiyorlar. Ve bu nedenle yasak umurlarında bile değil. Eğer bunlara ölçü getirilmezse insanlar yine korku ile şartlandırılmaya çalışılırsa gelecek vahim sonuçlar doğurabilir. Yasak koymak tabi bir yöntem ama ortadan kaldırmıyor. En iyisi toplumsal etki ve kurallar, böylece disiplin daha kolay sağlanabilir.
İrade hayatı mutlu yaşamak üzerine çalışacağından uzun bir ömrü hak etmek için refah ölçüsü kabul edilebilir bir yaşamda ise yarayabilir.
Hayat alışkanlıklara, alışkanlıklar irade ile kontrole bağlandıkça insanlar mutlu olabilecekleri çok şeye sahip olacaklardır.
6.PSİKO-SOSYAL VARLIK OLARAK İNSAN:
a.Yaşam ve Felsefesi:
Yaşam üç aşama olarak düşünülecektir. Birincisi hak ettiğimiz yaşam yani geçmişimiz, ikincisi önümüzdeki yaşam yani bu dünya, sınavımız, üçüncüsü ahiret yani sonraki yaşam cennet. Kendimizi tanıyarak başlayacağız işe. Sosyal yerimiz ve fizyolojik özelliklerimizin büyük kaderimiz olduğunu bileceğiz. Hedefimiz bu dünya yaşamını başarmak ve sonraki durakta üstün mertebeler kazanmak. Bunu elde etmek için kıskançlık, üstünlük, intikam, nefret gibi duyguları sönümlemesini bileceğiz ve alçak gönüllü, hoş görülü ve iyi niyetli olmayı başarmaya çalışacağız.
Yaşam felsefemizin temelini Salih amelle yaşamak oluşturacak. Hayatımız için kendimize koyacağımız uzun, orta ve kısa vadeli hedeflerimiz olacak. Kendimizi ve çevremizi bize stratejiyi öğretecek stratejik bir yöneliş çizgimiz olacak, hayatımız insanlık ve kendimiz için proje geliştirmekle geçecek.
Allah’ın büyüklüğünü anlamaya çalışarak kendimizin ne kadar çaresiz ve küçük olduğunu düşüneceğiz. Kainatın üstün yaratılış formasyonunu anlamaya çalışarak doğa üzerine üretilen bilgilerle insanı ve insanlığı tanımaya çalışacağız. Böylece insanlığı mutluluk ve iyilik duygu ve yönelişleriyle ne kadar etkileyebileceğimizi düşünerek yaşayacağız.
Varlık ve yöneliş felsefeleri gelişecek. Varlık demek; var oluş ile dünyanın bizim için anlamını bulmaya çalışacağız. Sosyal kimlik işte budur. Yöneliş demek, bizim hayatımızın akışı içinde bizi etkileyen duyguları analiz etmeye çalışacağız. Böylece hem ruhumuzu eğitecek, hem de olgunlaşacağız.
Bu dünyadaki yaşamın üç evresini çocukluğumuzu, gençliğimizi ve yaşlılığımızı en efektif yaşantı içinde geçirmeyi amaç edineceğiz. Eğer yaşlılık geni bulunup genç yaşamak gerçekleştirilebilirse o zaman daha güzel bir hayat bizi bekliyor demektir.
Kendimizi tanıdığımız çocukluk devresinde hayatımızın anlam kazanması için hedeflerimizi belirlemeye çalışacağız. Böylece toplumunda ittirmesiyle çocukluğumuzdan itibaren mutluluğu ve iyiliği tasarlamasını öğreneceğiz. Strateji ve proje bilgisi bize bu kapsamda yeterli deneyimi kazandıracak ve böylece çok kısa vadeli mutluluk tasarımları ile yaşantımızı renklendireceğiz.
Hayatımızı kendi özelliklerimizle mutlu ve verimli geçirmeyi görev addedeceğiz. Hayatın renk veren yapısına kendi farklılığımızla katmaya çalıştıklarımız bizi mutlandıracaktır. Üretken, çalışkan ve verimli olmak hayat felsefemizin temelini oluşturmalı. Böylece çevremizi ve dünyayı algılama biçimimiz ortaya çıkacaktır. Hayatın ve insanların güzelliklerini bulmak ve ortaya çıkarmaya çalışmak bizi çok duygulandırabilir.
Toplumun bizi eğitmek için ortaya koyduğu değerleri kendimize mal etmeye çalışmak merak ve ilgimizi yönlendirmeli. Zekâmızla bildiklerimizi ve yorumlama yeteneğimizi geliştirmekle hayatın önüne geçmeye çalışacağız. Hayatın sönümlülüğünü ve kainatın bize sunduğu zaman boşluğunu iyi kavramalı ve yalnız kaldığımızda kendimizi bu noktalardan üretkenliğe dönüştürecek nelerimizin olacağını bulmaya çalışmalıyız.
İnsanlığı tarihsel oluşum içinde anlayarak bugünkü sosyal olguların gelişme periyodunu anlamak insanın kendi geçmişi hakkında bilgi sahibi olmasına katkıda bulunabilir. Rüyalarındaki çözümlemelerin ne anlama geldiği konusunda düşünmek bile hayatı renklendirmeye yetecektir. Sevgi ve saygı üzerine kendi duygu oluşumunu analiz etmek ve sorumluluk bilincini gerçekleştirmek üzerine çalışmak insanı mutlu etmeye yetecektir.
Karşı cinsi tanımak ve hayatını onunla paylaşarak renklendirmek ve gelecek nesillere uzanmak çok neşeli şeyler olacak, zamanla bunları bilinçli ve doğrularına yönelerek yapmak daha da zevkli hale getirecektir. Unutmamalısınız ki; bu dünyanın bu zamanı burada olmak hak ettiğimiz en güzel şeydir. Cennet işte böyle güzellikleriyle göz kamaştırıcı ve vazgeçilmez bir yerdir.
b. Hayatın Yönetimi:
İnsanın öğrenmesi gereken en önemli konu budur. Toplum insan ilişkisinde salih ameli yaratacak düzen zamanla kurulacaktır. İnsan hayatının çocukluk dönemi eğitimin başlangıcıdır. Bu dönemin ilk yıllarında çocuk anne ve babanın sevgi ve şefkatiyle hayatı olumlu olarak anlayacaktır. Batı çocukluk dönemine ayrı bir önem vermektedir. Buradaki birikimden istifade edilmelidir.
Konuşmaya başlayan bebek sağlıklı iletişim ile yetiştirilmelidir. Bu dönemin bilgi yükü ihtiyaç duyulan kelimeler ve ihtiyaç duyulan kavramlardır. Çocuk konuşmayı tamamen söktüğünde onunla günün belli zamanlarında konuşmak gerekir. Konuşma konusu çocuğun merak duyduğu şeylerle ilgili olabilir. Konuşmak onun düşünce dağarcığını dışa yansıtması anlamına gelir. Maksadımız düşünebilen ve yorumlayabilen beyin yetiştirmektir. Tabiî ki çocuk ailenin kıymetlisi olacaktır. Zaten o dışarıda gördükleri ve buldukları ile sosyal durumunu yavaş yavaş algılamaktadır. Dolayısıyla gerçeklere bağımlı kalmak en uygunudur.
Çocuk büyüdükçe evdeki ilişkilerinde sorumluluklarını yüklenmesini bilmelidir. Böylece kişilik gelişiminde gerekli olan değerler oluşmaya başlayacaktır.
Okul hayatı başladığında kişilik gelişiminde belli değerler ortaya çıkmış olacaktır. Ödevlerini yapmada ve okul yaşantısını başarmada istekli ve meraklı olmalıdır. Bunu okulda öğretmen evde anne ve baba yapacaktır. Televizyon ve sokak dengeli bir biçimde çocuğun yaşamını oluşturmalıdır. Çocuk günlük programı kendi başına uygulayabilecek şekilde kendi hayatını yönetebilmelidir. Bunu sağlayacak ana unsur çocuğun kendine güvenidir.
Buluğ çağı ile beraber okul yaşantısı ve toplumsal veriler onun yaşam çizgisini belirlediği dönemi oluşturmaktadır. Böylece çocuk kendi hayatını yönetmeye başlamış olacaktır. Aile imkanları ile çocuğun hayatını yönetmesine yardımcı olacaktır. Toplum her yaş için gerekli sosyal düzenlemeyi sağlayacak şekilde örgütlenmelidir. Benim önerim okul çağı ile beraber çocuğun kendi hayatını yönetebileceği ortama alınmasıdır. Bunu zamanla yapmanın en doğru sosyalleşme olacağını düşünüyorum. Zira aile etkisiyle çocuk kendi ruhunun getirdiklerinden uzaklaşabilir. Doğal yapısı ile bir varlık haline gelmesi ve sosyal olguları kendi yaşıtlarında algılaması en doğal sonucu yaratacaktır. Aile etkisinde çocuk anne babanın değerleri ile kendi değerleri arasında bocalayan bir dönem geçirmektedir. Doğru olan kendi yönelişleridir. Bunu zamana bırakmak en doğrusudur. Doğa zaten bunu toplumlara yaptıracaktır.
Okul yaşantısından beklenen; sağlıklı bir toplumsal davranış becerisi kazanmak, dünya ve doğa hakkında yeterli bilgi sahibi olmak, meslek ve sanat işlevleri hakkında yeterlilik kazanmak olmalıdır. Böylece her birey hayatı pozitif değerlerle görebilir duruma gelecektir. Kendinden emin bir şekilde becerebileceği bir hayatı hazır bulmak önemlidir.
Hayatın gerçekte bir tasarım olduğu unutulmamalıdır. Mutluluk ve iyiliği kendine hedef alan günlük yaşamlardan hayatta ulaşılmak istenen hedefe doğru ilerlemek insanın yaşam çizgisi yani stratejisidir. Bunu zamanını dolduracak şekilde projelerle doldurması hayatın yönetimi anlamına gelir. Karşı cinsi ve kendi duygularını yönetmek bile bir projedir. Dolayısıyla eğitim süresi içinde proje tasarlamayı öğrenmek gereklidir. Bu kapsamda yapılacak eğitimdeki değişiklikler birey hayatının renklenmesini sağlayacaktır. Bugünkü dünyanın temelini maddi değerler belirler hale geldiğinden bireylerin tatminsizliği ortaya çıkmaktadır. Bugünkü hayatın becerisinin ölçüsü olan zenginlik aldatıcıdır. Toplumun zenginleşmeye duyarlılığı üç kağıt olduğundan kurnazlar başarılı olmaktadır. Hedef her bireyin pozitif yönelişlerle tatmin olduğu yönelişler içinde yeterli düzeyde başarılı olmasını sağlamalıdır. Tabiî ki yaratıcılığı ve çalışkanlığı esas almalıyız. Ama unutmamamız gereken her ruhun hem getirdiklerini göstermesini sağlamak hem de onun yetişmesini ve olgunlaşmasını sağlamaktır. Büyüklere verilecek beklide en önemli görev her yetiştiği kadarıyla birine kendi pozitif değerlerini yüklemesini sağlamaktır. Böylece hem olgunlaşma süresi kısalacak hem de sosyalleşme bazında beceri aktarımı çoğalacaktır.
Her insan hem farklı hem de özeldir. Bu nedenle kendi deneyimlerini yorumlaması onun gelecekteki yönelişlerini de pozitif etkileyecektir. Sosyalleşmeyi iyilik bazında görmemizi isteyen tanrı kendimizi ve çevremizi iyileştirmeyi amaçlamıştır. Kendimizi sonsuz bir proje yumağında bulmamızı sağlayacak olan bu durum yaşamın anahtarı olarak görülmelidir.
Netice olarak; hayat zamanın yönetimi olduğuna göre her bireyin bu beceriyi kazanması hedefimiz olmalıdır. Zamanın programlanması proje bazında göreceğinin mutluluk ve iyilik üzerine kurulu bir hayat olmalıdır. Salih amel toplum için yararlı toplumun pozitif değerlerini arttıran bir hayat olarak algılanmalıdır.
c. Çocukluk, Gençlik ve Yaşlılık Psikolojisi:
Toplum her yaşın birlikte yaşadığı bir denge içinde varlık bulmaktadır. Bu durum beklide ruhun getirdiklerini sergilemesi bakımından en güzel oluşumdur. Bizim yapmamız gereken bu oluşumu etkin ölçülerde hayata pozitif değerler katan bir yapıya dönüştürmektir. Çocukluktan itibaren birey kendi özelliklerini kazandığı toplum içinden sesler alır. Bu sesler onun kendisini tanımasını ve kendine güvenin oluşmasını sağlar. Doğal olan bu yapı bozulmamalıdır. İnsanlar o zaman kendi değer yargılarıyla bireyleri etkiler olduklarından bu iletişimi sağlayabileceğimiz yapılanmayı kurmalıyız. Sosyalleşme işte bu özelliği ile önem ve anlam kazanmaktadır.
Çocukluk dönemi bireyin kendini tanımasını sağlamaktadır. Kabiliyetlerini ortaya koyarak toplumun başta aile olmak üzere bunları değerlendirmesini görmektedir. Kendi oluşumu bu yöneliş üzerinden hareket etmektedir. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki zeka tecrübelerin birikimiyle doğru orantılı olarak artar. Bu doğru ile çocuk gerek oyuncaklarla gerek evin içindeki değerlerle bir bütünlük kazanmalıdır. Okul yaşantısında çocuğun kendini göstermesi hem daha zor hem de zaman alır. Zira okul sahip olduğu olanaklarıyla kişiye kısıtlı imkanlar sunabilmektedir. Günümüz teknolojileri ile bilgisayarın ortaya koyduğu imkanlar eğitim oluşumunun değişimine neden olmaktadır. Okul en zayıfa göre öğretim vermeye çalıştığından sınıf yeterli gelişimi zor kazanır. Bu nedenle okul evdeki bilgisayar olanakları ile bütünleşen bir eğitim mekanı ve ortamını kullanmayı becerebilmelidir.
Çocukluk dönemi sadece eğitim değildir. Duyguların yönetimi de bir yaşam örgüsüdür. Bu nedenle çocuk özel bir hayat dizayn etmeyi de becerebilmelidir. İmkanlar bu anlayışla geliştirilmeli ve sosyal olgular bu yönüyle değiştirilmelidir. Okulun aynı zamanda sosyal aktivitelerle çocuğu yönetmeye çalışması önemlidir. Özellikle bugünkü şehir döneminde çocuklara olanaklar hemen hemen hiç düşünülmemiştir. Bu olanakların zaman içinde uzmanlarınca geliştirilmesi sağlanmalıdır.
Gençlik hayatın en güzel ve en zevkli geçirilmesi gereken dönemidir. Toplum daha hoşgörülü davrandığı için gençler bu imkanı güzel projelerle süslemektedirler. Kamplar eğlenceler, sinema, sportif faaliyetler, sanatsal işlevler hayatı doldurmalıdır. Dolayısıyla genç hayatını dolu dolu yaşamayı becermelidir. Üniversite hayatı sıkıcı soğuk eğitim yapısı neşeli ve aydınlık sürece doğru geliştirilmelidir. Tabiî ki bir uzmanın konuyla ilgili değerlendirmelerini kendisinden almak önemlidir. Ama bu değerlendirmeler aylarca ve saatlerce sürmeli midir? Uzmanın yol gösterici çalışma yönlendiricisi belki de anlama zamanını kısaltacaktır. Niye bunları geliştirmeye çalışmayalım ki? Belki de öğrenmek istediklerimizi öğretilmek istenenlerle bütünleştirmenin daha kolay yolları vardır. Arayalım ve uygulayarak etkisini görelim. Evet insanın olgunluk kazanması için belli bir ortamı paylaşması güzel ama ne bileyim biraz fazla laf salatası yapılıyor gibime geliyor.
Gelecek düşünüldüğünde 180 yıllık bir ömür nasıl doldurulacak diye endişe doğuyor içimde. Eğer yaşlılık sorunları çözümlenememişse belki de kimse bu kadar uzun yaşamak istemeyecektir. Ama doğamız bu ise bilim teknik sorunları zaman içinde çözümleyecektir.
Yaşlılık belirtisinin temel unsuru belki de seks gücü. İsteksizlik ve iktidarsızlık insanı iten konumdan dinlenen veya vazgeçen konumuna sürüklüyor. Böyle bir durum farklılaşmayı ve toplumsal değerlerden uzaklaşmayı ortaya çıkarmaktadır. İnsanlar tabiî ki yalnızlığa itilmemeli toplumun yaşlılara da yer ayırması gerekir. Ama günlerini hayat denen akışların içinde tatminkar şekilde geçirenler yaşlılık dönemlerinde de uğranacak değerler yaratmaktadırlar. Burada da proje üretimi ve tasarımı ve de proje tasarım becerilerini yeni nesillere aktarmak önemli bir uğraşı sahasıdır. Zamanı etkin bir şekilde kullanmasını öğrenmek gerekir. Renklendirilmiş bir hayat bizim bilincimizden çıkacaktır. Yaşlıların en büyük değeri başarılmış bir hayatın hazzıdır. Bu nedenle yaşamayı beceren ve hayatı idame ettirebilen insan başardığı yapıyı insanlığın tecrübesi haline getirmeye çalışmalıdır. Doğrusu budur. Bilgisayarın insan eylemleriyle doldurulduğunu düşünsenize, bunun formatlandığını ve bu formatla duyguların ne şekilde yönetildiğinin anlatıldığını. Bu değil midir hayatın anlam kazanacak tecrübesi, bu değil midir insanlığın sonraki nesillere bırakmak istediği. Bu değil midir beğenilen yaşamı kendine örnek alma.
Her insanın değer kazandığı bir becerisi mutlaka vardır. Bu becerileri gelecek nesillere bırakmamız gerekmez mi? Böylece manevi değerler çoğalmaz mı? İşte benim yaklaşımım bu.
e. Toplumsal Değerlere Katkı ve Katılım:
Toplumun karakteri kültürüdür. Bu nedenle her toplumun uzmanlarca tahlil edilerek kültür değerleri ortaya konmalıdır. Bireyleri yalnızlığa iten yaşam şekli olgunlaşmamış toplumu yansıtır. Bu nedenle bunun bilimsel olarak yapılabilmesi gerekir. Türkiye de şehirler son elli senenin oluşumlarıdır. Değişik yaşam bilimleriyle bir araya gelen insanları örgütlemek ve ortak değerlere götürmek gerekir.
Bu oluşumu devletin partileri bugünkü durumda etkileyebilir. Ancak onlarında profesyonel destek alması gerekir. İnsanlık daha sosyalleşme bilincini kavrayamamıştır. Belli dernek ve faaliyet alanlarında kıpırdanmalar varsa da bunun çok ötesi tasarlanmalıdır. İnsanlar sahip oldukları zamanı paylaşmasını becerebilirlerse yalnızlıklarını doldurarak mutluluğun tadına varabilirler. Kuru kuruya mutluluk pek övünç yaratmaz. Bu değere dönüşebilmesi için paylaşılması gerekir. Hobiler ve sanatsal faaliyetler aslında örgütlenmeyi başlatmak için birer değerdir. Ancak bu değerleri ortaya çıkaracak görüşlerin projelenmesi ve desteklenmesi gerekir.
Kişilerin meslekleri de sosyal aktiviteler bazında birer başlangıçtır. Aileleri harekete geçirecek girişimler buradan da çıkabilir. Aslında bu iş bir öncüler yaratılması işidir. Bunun içinde bu işin felsefesinin ortaya konması gereklidir. İnsanlar paylaşmayı katkıda bulunmayı ve bir parçası olmayı öğrenmelidir. Toplumun hala büyük bölümü maddi çıkıntıların içinde hayat mücadelesi verdiğinden kendi kısır döngüsünden dışarı çıkamamaktadır. İmkanları olanlarda yine kendi gruplarında dengeli yaşadıklarını zannetmektedirler. Burada ana husus bireyin becerdiği hayatı hak etmesine ve toplumsal değerlerin farkına varmasına bağlanmalıdır. İnsanlar paylaşmak istedikleri değerler bulduklarında paylaşacaklardır. Bunun içinde hayatı ve kendi egolarını yenmeleri gerekecektir.
Hayat karmaşık zannedildiği için zordur. Gerçekte her birey kendi itici gücüyle yaşamaktadır. Buna sosyal oluşum demek gerekir. Aile sosyal oluşum içinde destek rolündedir. Gerçek paylaşım burada olduğu için değerler kıskanılmadan ve sevgiyle paylaşılmaktadır. Bireylerin gelecek üzerindeki tasarımlarının ortaklığı bir bütünleşme unsurudur. Toplumlar gelecek üzerinde ortak değerler ve ilişkiler kurmalıdır. Böyle olabilirse belki ortak noktalar çoğalacak ve paylaşıldıkça büyüyecektir.
Kültür insanların yaşamı yorumlama yeteneklerini yansıtır. Bu nedenle çok önemlidir. İnsanlara yaşam bilinci aşılayan toplum artık kendini tanımaya başlamalıdır. Din bir kültür birikimi değildir. Evet, bireye heyecan verir ama gerçekleşmiş tasarım olduğundan hayatımızı yönlendirmemelidir. Ekonomi; teknolojideki gelişmeler paralelinde yakın gelecekte katkıda bulunulan özelliğini önemli ölçüde kaybedecektir. Böyle olunca kültür yaşamı renklendiren ve geriye kalan zerrelerdir. Kültürü etkileyen ana faktör coğrafya olmalıdır. İklim ve doğa anlaşılabildiği ölçüde kültürün ana fonksiyonlarını belirleyecektir. İnsanların birikimi ve çıkardığı değerler kültürü etkileyebilir. Gelecek için tasarım kabiliyeti olan proje becerisi kültür değerlerini daha da olumlu yönde etkileyecektir. Hayati bir renk cümbüşüne dönüştüren her bireyin farklılığı kültür etkisiyle bir ahlak zincirine dönüşmekte ve böylece hayat renklenmektedir. Devletler tabiî ki ortaklığı tesis eden hukuk değerlerini geliştirerek yönetim becerisine dönüştüreceklerdir. Ama unutulmamalıdır ki her değişiklik her değer toplumsal bir zenginliktir.
İnsanlar kendi duygu ve düşüncelerini paylaşılır hale getirdiklerinde sosyalleşmektedirler. Bunun için yaşadıklarını anladıklarında daha üretken ve daha katılımcı olacaklardır.
Kamu örgütleri (belediye ve devlet kurumları) yerel örgütlenmeye destek vermeli ve bireylerin yeteneklerinde bu oluşumları desteklemelidir. Toplumsal değerleri ortaya koyacak olan bu yöneliş zaman içinde toplum refahı arttıkça çığ gibi büyüyerek tatminkar sosyalleşmeyi yaratacaktır.
İnsanları ürkütmeden, incitmeden onların iyilik ve mutluluk yönelişleriyle özleşmesi gereken bu durum uzmanların yönetimlerine ihtiyaç duymaktadır. Yönetenler uzmanlardan alacakları projelendirme tavsiyelerini hayata geçirerek dengeli ve sosyal değerlere uzanan bir yaşamı kurabileceklerdir.
e. İnsan Liderliği ve Becerisi:
Her insan doğuştan itibaren lider özellikleri ile yetişmektedir. Aslında toplumu etkileyen lider, yüz kişiden iki kişi çıkmaktadır. Ancak her birey lider olarak yaşamaya çaba göstermektedir. Bu özelliği ile her insanın doğuştan lider olduğu kabul edilmelidir.
Hayatını kazanmak ve mutlu bir yaşam sürmek tabiî ki bazı üstünlükler istemektedir. Toplumları etkileyecek liderlerin üstün zekaları ile çocukluğundan itibaren farklı özellikler gösterdiği bilinmektedir. Bu nedenle toplumlar bu fertlerine azami özen göstermelidir. Onların derin duygusal kişilikleri; çevrelerini etkileme becerileri, güçlü iletişim kabiliyetleri sosyal olayları iyi algılamak istemeleri hep dikkat çekicidir.
Sıradan insan liderliği ise gurur ve hoşgörü zemininde oluşturulmalıdır. Bu özellikler onun hem kişiliği hem de kendine güveni için önemlidir. Ailede başlayan seçkin insan terbiyesi okul yaşantısında da sürdürülmelidir. Her insanın çalışkan ve alçak gönüllü olmasına özen gösterilmelidir. Böyle olursa ancak cennetin üstün ahlak ve disiplininde dengeli bir yaşam sürerek mutlu ve iyiliksever yaşantıyı becerebilirler.
Lider insanın bilgisi ve becerisi önemlidir. Bu nedenle eğitim sistemi hayata ilişkin değerlerle de donatılarak insanın toplumsal olay ve değerleri anlamasına yardımcı olunmalıdır. Eğitim yorumlama kabiliyeti kazandırmalıdır. Bilgiyi arayıp bulma becerisi günümüz imkanları ile kolay hale gelmektedir. Bugün böyleyse yakın ve orta vadede alınabilecek imkanlar hakkında yorum yapabilmek kolaydır. İnsanlar arası ilişkiler liderliğin temelini teşkil eder. Çocukluğundan itibaren sorumluluk bilinci geliştirilmeden lider bir yapı oluşturulamaz. Her ne kadar huy da önemli ve bu ruhsal bir olay olsa da eğitim ile her insana belli özellikler kazandırılabilmektedir. Okullarda gruplar halinde tartışmalar yaptırılmalı ve böylece fikirleri üretmeyi ve savunmayı öğretmeliyiz.
Spor faaliyetlerinin de lider özelliklerine katkısı küçümsenemez. Böyle olunca okullar spor etkinliklerine daha fazla özen göstermeli imkanlar daha fazla geliştirilmelidir.
Ev hayatında lider özellikler önce ait olma bilinci ile başlatılabilir. Çocuk sahip olduğu şeylerin kendine aidiyetiyle hem sevinmeli, hem de gurur duymalıdır. Buradan hareketle sorumluluklarını geliştirici uygulamalar kendi ihtiyaçlarını karşılama ile başlatılarak günlük yaşantıda çocuğun paylaşımını ve katkıda bulunucu tercihlerle yaşaması sağlanmalıdır.
Toplumlar sokak ve apartman komşuluğu ilişkilerinde kendi birlikteliklerini paylaştıkları değerler üretmelidir. Böylece çocuklar kendi aralarında yapmayı becerecekleri faaliyetlerle hem sosyalleşecekler hem de lider özellikleri gelişecektir. Lider özelliğinin bir somut göstergesi de düşünülebilmesidir. Düşünebilme kabiliyeti her insanda vardır. Ancak değerleri karıştırmadan kendine olan güvenini yaratabilmek zaman ve sabır işidir. Lise seviyesinde okul hayatı tekrar gözden geçirilmelidir. Özellikle büyük çoğunluk bu seviyede eğitim yapacağından diğer kitleden ayrılabilmelidir. Böylece eğitim olanakları daha rasyonel olarak kullanılabilir. Üniversite eğitimi ise kişiliğin tamamen lider özelliklere dönüştürülme alanıdır. İmkanlar zorlanarak yönelişler terbiye edilmelidir. Toplum psikolojisinden azami uzaklaştırılma ihtiyacı gözden kaçırılmamalıdır. Küçük gruplarca aktivitelerine dönüştürülecek yaşam şartları ideal liderlik ortamını sunar.
Kamplar ve dinlenme tesisleri çeşitli zamanlarda gençlerin aktivitelerine uygun liderlik çalışmaları ile donatılmış eğitim ve dinlenme süreçleri yaratmalıdır. Böylece kendine güvenen ve tecrübe ile liderlik özellikleri kazandırılmış kişiler yaratılabilir.
Netice olarak, lider özellik hem hayatı stratejik bir süreç, hem yönelişleri proje olarak görebilmekle kazanılan beceri kümesidir. Eğitim bu şekliyle yeniden gözden geçirilmeli ve yaşamlar şartların kişiye uygunluğu tartışılarak saptanmalıdır.
ALTIN ÇAĞIN TASARIMI:
Teknolojik Tasarım:
Altın çağı hazırlayacak olan en büyük gelişim enerji ihtiyacının karşılanmasıdır. Bu nedenle enerji sorunumuz sonuna kadar çözümü sağlanmadan Altın Çağ dan bahsetmek yanlış olur.
Enerji sorununun güneşe dayalı olarak da çözümlenebileceği varsayımı vardır. Zira teknoloji ilerledikçe enerji ihtiyacı azalmaktadır. Ancak yinede kış aylarında, dünyanın yaşam alanlarının çoğunluğu ısıtılma ihtiyacı ile karşı karşıyadır. Buna da vücudun soğuğa karşı direncinin arttırılması ile çözüm bulunulabileceği düşünülse de şu anda yaşamaya alıştığımız teknolojilere dayalı bir yaşam tarzını düşünebilmekteyiz.
Akıllı robotların 30 yıl içinde hayata geçirilebileceği hesaplanmaktadır. Ayrıca genetik bilimi insan için çok geniş spektrumda pozitif değerler vaat etmektedir. Bunların dışında bir de nano teknoloji sahası var ki önümüzdeki 20 yıl içinde her şeyi yeniden düşündürecek kadar geniş bir spektrum yaratmaktadır. İletişim olanaklarının bu kadar süratli gelişmesi, medya imkânlarının bu kadar etkili hale getirilmesi insan hareketliliğini azaltacak gelecek tasarımlarını da gündeme getirebilir. Eğer böyle olursa ulaşım ihtiyaçları dengelenebilirse o zaman çok daha güzel olacak demektir.
Teknoloji trentleri arasında ulaşım bugünkü teknoloji kullanımları ile çok pahalı bir görüntü çizmektedir. Gerçi bundan 150 yıl önce at sırtında veya at arabaları ile yapılan ulaşım, hava yolları ile saatler mertebesinde dünyanın öbür ucuna ulaşım imkânı yaratmıştır. Batı da her yetişkin bireyin bir arabası vardır. Bunlar bile idame ettirilebilirse Altın Çağ yeterince imkâna sahip demektir.
Altın Çağın belki de en önemli özelliği insan yönelişlerine dayalı kararların çok daha yaygın insan kitlelerinin tercihleri ile alınabilecek olması. Böylece insanlar yönetimin bir parçası haline gelebilecekler ve daha çok entelektüel olma gereği ortaya çıkacaktır.
Tıp alanında son yıllarda büyük değişimler yaratacak gelişmeler vardır. Son on yıl içinde kök hücre üzerindeki çalışmalar çok umut vericidir. Genetik teknoloji insan kalitesini arttırırken, kök hücre ile kazanılacak beceriler hayat standartlarını yükseltecek belki de hiçbir çaresiz hastalık kalmayacaktır. Ben kendi tahayyülümde Altın Çağda hastalık kalmamak ön kabulünü yaparak çalışmalarıma başlamıştım. O zaman kök hücre konusunda malumatımda yoktu. Ama gelişmeler benim kabulümü haklı çıkartacak işaretler taşıyor.
Mükemmel olarak düşünülebilecek bir yaşamı hayal etmeye çalışırken, kendimizi şartlamamız gereğini de göz önünde tutmalıyız. Zira gelecekte ne gibi daha yüksek imkânlara kavuşabileceğimizi kestiremiyor olabiliriz. Son 100 yıl içinde bilim ne kadar çok gelişti. Önümüzdeki 30 yıl içinde çok daha fazla beklentilerimiz var. Ya 50 yıl sonrası hakkında nasıl bu kadar emin olabiliriz. Eğer yerçekimini kolayca yenebilecek imkanlara sahip olursak o zaman ulaşım belki de yakın mesafelerde de hava yoluyla olabilir. Bunun getireceği kolaylığı düşünebiliyor musunuz? Ümit pek yoksa da projeler var. Belki de hayal ettiğimiz sürece daha detaylı imkanlar karşımıza çıkacaktır.
Ben en etkili buluşun insanın beynine takılacak nano teknoloji ürünü bir zerrenin dünya bilgi bankasıyla irtibat kurabilmesini sağlamak olacağını düşünüyorum. Böylece eğitim ve araştırma ortamı ne kadar çok gelişecektir, düşünsenize. Sadece yorum yapmayı öğretecek bir eğitim, tasarımla yaşanacak bir hayat ve mutluluk dolu bir yaşam. Bunlar hayal olmamalı. İşte zaman, işte insanlık. Organize olacak ve sorunlarını çözerek cenneti kuracak.
Hayal gücümüz ve ruhumuzun getirdikleri ışığında kurulan medeniyet zamanla insanı çok değiştirecek. İnsan mekanik özelliklerini korumak için çok gayret sarf edecek, bunun yanında duygusal yönetimi çok güçlenecek ve insanlar arası ilişkiler çok gelişecek.
Haydi hayırlısı.
Köy-Şehir Tasarımı:
Dünya yaşam alanları aşağı yukarı tamamen insan yerleşimi ile dolmuş durumdadır. Ben insanların aşırı göç etmelerini düşünmemiştim. Ancak gerekli görülen hangisi ise ona yönelmek en doğrusu olacaktır. Eğer köyleri muhafaza edebiliyorsak bence insanlar için zevkli bir tasarım ve değişiklik alanı olabilir. Şehirlerle ilgili daha önce yapmış olduğum tasarımımı biraz daha genişleteceğim bu sefer. Şu andaki kabulüm böylesi mevcudiyetine yakın bir şekilde muhafaza etmeye dayalı olacak.
Köy demek, tabiatın güzellikleri içinde küçük bir nüfus demek. Yaşantı tarım ve hayvancılığa dayalı olduğundan bolluk var. İnsanlarında dışarıdan sadece ihtiyaçları bazında bir gereksinimi var. Köy yaşantısını sakinlik ve doğal hayata yakınlık olarak görürüm. Bu nedenle insanlardan bu yaşantıyı esirgememek gerek diye düşünüyorum. Köyü önceleri düşünürken bir ekonomik gereklilik içinde düşünmüştüm. Şimdi yine bunu söylüyorum ama köyün kabiliyetlerini azami oranda şehirlilere kullandıracak şekilde. Her köy etnik kökenine göre değişik bir ortaçağ kültürüne sahip. Bu nedenle bu özelliklerinin bilinçli olarak yaşatılmasını öngörüyorum. Zira şehir insanına her köy farklı bir yaşam tarzını sergileyebilir. Böylece köyler gezme ve yürüyüş etkinlikleriyle çok renkli bir pencere açabilir insanlara. Tabi her köy farklı bir tasarım olarak ele alınabilir ve insanlara doğal ve geçmiş hayatı anımsatabilir. Köy insanının efektif yaşantıya kavuşturulması yine esastır. Köyde ezilen kadının, yatan erkeğin profili değiştirilmeli. Burada aile yaşantısının ataerkilden çekirdeğe modern çekirdeğe döndürülmesi tabiî ki gerekli. Ancak bunu biraz daha zamana yayabiliriz. Köyde toprak var, mera var, ağaçlar var. Bunların en rasyonel şekilde işletimi, bilimsel bir çalışma gerektirir. Böylece ortaya çıkacak üretkenlik insanların çalışma potansiyelini belirleyecektir.
Ancak yakın gelecek robotlara dayalı bir çalışmaya dönüşebilecekse o zaman öncelik sosyal olarak insanların projelenmesine verilebilir. Böylece insanlar mutluluğu kendi yaşam alanlarına indirgeyebilirler. Köyün efektif bir işletmeye dönüştürülmesi yaşam alanlarının yaşam için en uygun şekle dönüştürülmesi ve insanların gerek kültürel kimlikleriyle gerekse tasarlanan yapılarıyla ortaya çıkarılması önem kazanmaktadır. Öyle sanıyorum ki; insanımız köylerimizi sahip oldukları doğal güzellikleriyle harika bir yaşam alanına dönüştüreceklerdir. Böylece herkes bu güzelliklerden nasibini alabilecektir.
Şehir tasarımına gelince, şehirlerin ihtiyaçlarına yönelik üretim merkezleri dağıtımı minimum gayret içinde yapacak bilinçle hazırlanmalıdır. Bu durumda sanayi üretim tesisleri şehir dışına taşınacağından şimdiki şehirler biraz rahatlayacaktır. Şehir denince akla 400.000 nüfusa kadar olan yerleşim yerleri gelmeli. Bu yerlerde büyük eğlence merkezleri şehrin ulaşım olarak en uygun yerine konmalı. Mahalleler site gibi düşünülmeli. Ben aslında çocuklu ailelerin ihtiyaç duyduğu ortamın farklılığı üzerine düşünmüştüm. Bu konu yine gündemde ancak şehir bazında değil de mahalle bazında. Böylece çocuklar kendi yetişme imkanlarını en iyi seviyede bulabilmeliler. Önemli olan gelecek nesillerin daha özgür ve insan özelliklerine uygun ortamlarda yetişmesini sağlamak.
Okullaşma biçimi başlangıçta iki şekilde yapılmalı. Birincisi çocukların yatılı olarak okutulduğu post modern bir tasarım. Bunun özgürlük, kişilik ve kendine güven açısından getirdikleri görülmelidir. Benim hala doğru yaklaşımın bu olduğuna inancım var. İkincisi mevcut aile yapısının muhafazası. Böylece insanların yalnızlığı azaltılmış olabilir. Ama unutmayalım ki; çocukların ayrıldığı yapıyı ebeveynlerin özgürlükleri için düşünmüştük. Eğer mutluluk hangi tarafta ağır basıyorsa o seçilmeli. Bunların hiç biri Allah’ın emri olarak telakki edilmemeli. Hatta her ikisini de muhafaza etmek beklide en uygunu.
Şehir yaşantısında mahalle bazında bireylerin özelliklerine dayalı ortaklaşmayı sanatsal ve sportif olayları geliştirmeyi ve dinlence yerlerinin geliştirilmesini düşünmeye devam edeceğiz. Maksat, hayatı sosyal olgularla maksimum mutluluğa dönüştürmektir. Unutmayalım ki her birey farklılığını hissedebilmeli ve farkını ortaya koyabilmelidir.
Yaşamın ve Zamanın Kullanımı:
Benim düşüncem şu ki; hayata pozitif değerler yüklemesini bilenler uzun yaşamı renklendirmek için alternatif yaşam modellerini insanlığa örnek olarak sunabileceklerdir. Bu nedenle ben ana hatlarıyla kendimi; yaşasaydım, nasıl zamanı değerlendirmeye ve hayatımı renklendirmeye çalışırdım bundan bahsedeceğim. Böylece sizleri yanıltmamış olurum. İnancım o ki; her yaşam yaşayanın elinde şekillenecek ve renklenecektir. Bunların farklı olması ve farklı tatlar vermesi doğanın en güzel sonucudur.
Ben tekrar yaşasam çocukluk dönemimde bana pozitif değerler yükleyen annem babam olsun isterdim. Nedir bu pozitif değerler: birincisi sevgi, sonra estetik ve denge, örnek alınacak tarzda mutlu bir atmosfer, benim kişiliğimin ve özelliklerimin bana gerçekçi değerlerle gösterilmesi, duygularımı ve ihtiyaçlarımı yönetebilme alışkanlığı, bana düşünme kabiliyetlerini geliştirecek zaman ayırımı, benim için düşünülen hayatın tasarım kırpıntıları, işte bunlar.
Okul yaşantımda hayatımı etkileyebilecek birikimi öğrenmek isterdim. Evet, beynimin kabiliyetlerini geliştirecek bilimsel verileri de öğrenmeyi isterdim ama o benim için olabilir. Okul yaşantısında öğrencinin kendi yaşamını kurabileceği bilgilerle donatılmayı isteyeceğini düşünürüm. Bu nedenle insan yönelişleri bu noktadan hareket alıyor. Mutlu ve sağlıklı yaşama alışkanlıkları ve bedenin gelişimi bu devrede kazanılıyor. Bedeni zorlamadan mutlu ve sağlıklı geleceğe hazırlanmak mümkün değildir. Dolayısıyla ruh bedene hükmedebilmeli, o zaman kendi limitlerinizi ve iradenizi ortaya koyabiliyorsunuz. Aynı zamanda dayanıklılık ortaya çıkıyor.
Okul yaşantım sırasında bana tos pembe ufuklar açacak karşı cinsle sohbetler arzularım. Böylece kendi beden ve ruh bileşkesinde varlığımı daha iyi anlayacağımı düşünüyorum. Bunun aşk değil de bir eğitim olacağını sanıyorum. Ama ağaç yaşken eğilir misali ona karşı duygularımı hissettiğim açıklığıyla ifade etmek belki de sosyalleşmenin en güzel yanı. Böylece insanlar hem sadece seks düşünceli birliktelikten uzaklaşır, hem de duyguları yönüyle olgunlaşan bir başlangıç yapabilir. Bunu sapıklık olarak düşünecek zavallılara acımak gerekir zira yontulmamış taş olarak yaşamışlar bu dünyayı.
Ergenlik çağında aşkı yaşamak ama zorlamadan duygular yoğun olarak kendini de kaptırmadan tabii. Bana göre bu dönem denge istiyor. Sorumluluklar ağır basmalı ve kendini dengeleyebilmeli insan. Doğası ne gösteriyorsa o. Ama toplumsal olgulara da dikkat etmek gerekir.
Gençliğimde dünyanın benden beklediği üretkenliğe katkıda bulunurken, aynı zamanda hayatımı dengeli kalıplar içinde mutluluk tasarlayarak geçirmeliyim. Mutluluğun ana faktörleri beslenme, aşk, zamanın etkinliği ve üretkenlik olarak görülmeli. İnsan belki de zamanla yaşamını stratejisi olan ve ona hizmet eden yönde küçük projeler tasarlayarak dolduracak. Böylece zevkler ve renkler farklılık yaratıp mutluluk çoğalacak. İnsanlar konuşmak için bu tasarım farklılıklarından istifade edecek, böylece renkli hayatlar birbirine kaynaşacak ve toplum sosyalleşecek.
Zaman bazında üretkenlik değerleri kişinin kabiliyetinin ölçüsü olacak zamanla. Yazılan şiirlerin sayısı bu şiirlerin beğeni toplama yeterliliği, yazılan hikayeler ve yaşanan mutluluklar. Bunlar hayatın güzellikleri olarak karşımıza çıkacak.
Eğer yaşlılık geni çözümlenir ve insanlar sürekli 35 yaş gençliğinde kalabilirlerse bu hayatı ne kadar renkli kılacak göreceksiniz. Böylece insanlar upuzun bir hayatı sağlıklı ve mutlu yaşamak için yarışacaklar. Bunun renkliliğe katkısı çok fazla olacak. İnsanlar belki de 4–5 hayat tarzı yaşayabilecekler bir ömürde. Düşünebiliyor musunuz ne kadar renkli bir dünya.
Zaman boyutu insanın geceden gündüze, doluluktan boşluğa, mutluluktan dinlenmeye her şeyini planlayabildiği bir değere dönüşmeli. Bunu etkin bir şekilde kullanmak için romanlar yazılmalı örnekler çoğaltılmalı. Bu şekilde insanlar birbirlerinin becerilerini görebilecekler ve rekabet yaratabilecekler.
Netice olarak, Altın Çağ bize mutluluğun sınırsız olduğu bir zamanı vaat ediyor. Her insan kendi farklılığını bu mutluluk kervanına yükleyebildiği ölçüde vazgeçilmez bir yaşantının var olabileceği sonucu çıkıyor ortaya. İşte bu nedenle insanlar bir daha dönmek istemeyecekler ilkel günlere. Cennetin Salih amelle baki kalacağı bilinci her şeyin başı olacak unutmayalım.
Mutluluk Felsefesi:
Ben yaklaşık 15 yaşımda insanların tembel ve çalışkan, zeki ve aptal oldukları sınıflamasını öğrendiğimde kendime zeki ve çalışkan olmayı seçmiştim ve hayatım boyunca da bu düşünce beni etkiledi. Size de tavsiyem zeki ve çalışkan bir hayat benimsemenizdir. Bu düşünce bana sürekli merak etme ve farklılık yaratma itici gücünü verdi. Ben aslında sıradan biri bile olmayabilirdim. Ama bu tercihim sayesinde insanlığa yeni bir tasarım sunma sonucunu yakaladım. Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?
Bu satırları okuyanlara azami samimi duygularla kendi düşüncelerimi yansıtmaya çalıştım. Zaten böyle olursa bir anlam ifade edecekti. Demek ki hayat samimiyet üzerine tesis edilmeli. Mutluluğu burada aramak gerekli. Kendimi hiçbir zaman abartmadım. Alçak gönüllü ve gerçekçi olmaya çalıştım. Ben de doğal yapım içinde kalarak sizlere sorunlarınızı çözecek yaklaşımı bulabileceğinizi anlatmıştım. Nitekim çalışma şartlarını şüphe edeceğim bir gerçeklik üzerine oturtarak her çözümlediğimden ayrı bir mutluluk yarattım. Hayatımı hiç abartılı düşünmedim. Sıradan bir insan olmayı becerebilirsem belki daha fazlasını da yapma gücünü kendimde bulabilirim, dedim. Doğruymuş, size de açık yüreklilikle bu düşünce sistemini öneriyorum.
Mutluluk gerçekte size ait bir başarıdır. Bu nedenle ben mutluluğu başkasının bir tasarımı sonucu yakalayabileceğime inanmıyorum. Bunu yakalamak için kendinizi çok iyi tanımalısınız. Bedeni yetenekleriniz, surette Allah vergisi değerleriniz, zeka ve merak kabiliyetiniz, en önemlisi kendi değerlerinize güveniniz. Farklılığınızı hükmetmek olarak görmemelisiniz. Farklılığınızı insanlara katkı ve üretim olarak değerlendirmelisiniz. Çalışkan ve zeki olmanın yolu budur. Tembellik vazgeçmek ve önemsememektir. Bu sizi çevrenizden ve hayattan koparır. Çalışkanlık ise çevrenizin ihtiyaçlarını görebilmek ve onlara katkıda bulunmaktır.
Kendinizi aynı zamanda duygularınızla da tanımalısınız. Bazen nefret duygusu da insanı pozitif değerlere götürebiliyor. Onun için sakin olup, bu duyguları analiz etmesini öğreniniz. Hayatınızla duygularınız arasında iletişim kurabilirseniz mutluluk kapınızda demektir. İşte bu nedenle kendinizi iyi tanımanız gerekir. Gelecekte mutluluk bir zaman-mekan ilişkisi içinde tasarıma dönüşecektir. Aslında bugün var olan tatil köyleri bir anlamda bu tasarımdan kaynaklanmaktadır. Zevk aldığınız bedeni ve ruhi değerleri iyi tanımalısınız. Farkınızı yarattığınız farklılığı görerek güçlendiriniz. Böylece hayat bir mutluluk sağlayıcı olacaktır. Umut etmek ve hayatı umutlara yönlendirmek güzeldir. Umut ettiğniz değerlere çaba sarf ettiğiniz zaman kendinizi daha ferah ve mutlu hissedeceksiniz. Bunu sağlıklı yapabilmek için de gerçekçi olmak gerekecektir.
İnsanları mutlu etmeyi görev bilinciyle birleştirmekte mümkündür. Buna dogma deniliyor. Evet, mutluluk böylede sağlanabilir. Ama hiçbir dogma insan için kalıp yaratamıyor. O zaman insan düşünebilir yeteneğiyle kendi görevini strateji ve proje görüşleriyle kendi verecek ve başardıkça mutlu olacaktır.
Bu kapsamda mutluluğu yakalayabilmek için insanın tasarım ve yorum bütünlüğünde hayata bakış açısı kazanması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Bu da entelektüel insan modelidir. Herkese saygılı, fikirlere açık, yönelişleri rasyonel. Mutluluk ancak böyle bir bileşke de anlam ifade edebilir.
İnsan yalnızlığını iyilik duvarında zevke dönüştürerek hem toplumsallığını hem de mutluluğunu arttırabilir. O zaman şükür kendi becerinle verebildiklerinin ölçüsü olur ki bundan insan büyük haz duyar.
Netice olarak; mutluluk için yaşamayı alışkanlık haline getirmek ve bu mutluluğu insanlarla bütünleştirmek en güzelidir. İnsanlığa katkıda bulunabilen insan zeki ve çalışkandır. Kendi egosu içinde yalnızlığa mahkûm edilen varlık mutsuzluk adayıdır. Böylece mutluluk iyilik bilinciyle bütünleştiğinde hayatın lambası olabilir. Gerçekte yaratılış ve yönetiliş gerçeği de budur.
Aile Felsefesi:
İnsanları sosyalleştiren ve bugünkü manada bir toplumsal yaşam oluşturan temel unsur ailedir. Bu nedenle aile iyi anlaşılmalı ve korunmalıdır. Aileyi oluşturan temel duygu sadakat ve sevgidir. Aşk bugüne kadar genellikle reddedilmiştir. Çocuklar da aile kavramının önemli unsurlarıdır.
Dünyanın geri kalmış bölgelerinde ve tarım ekonomisinin egemen olduğu alanlarda hala ataerkil ve anaerkil aileler yaygındır. Aşiretlerde bir anlamda aile gibi özellikler taşımaktadır. Batı da yaygınlaşan ve bugünkü manada önem kazanmış olan çekirdek aile bizim konumuzu teşkil etmektedir. Bilgi toplumuna ve daha sonra bilgi toplumu ötesi topluma dönüşecek olan dünyada ekonomik özgürlükler birey bazında ortaya çıkacak ve refah tek kişinin rahatlıkla hayatını idame edebileceği seviyeye ulaşacaktır. Bu durumda aile ekonomik etkenlerden farklı bir oluşum içinde yaşamak zorunda kalacaktır. Bu da bireyleri doğalarına uygun yapılanma içinde aile kurma bilincine eriştirecektir.
Bizim savunduğumuz fikir şudur. Birey küçüklüğünden itibaren karşı cins ile iletişimde bulunacak, böylece seks yoğun isteklerle oluşan bir birliktelikten çok, beğeni sonrası duyguların ve alışkanlıkların anlaşıldığı denk birliktelikler kurulacaktır. Aile yine sevgi ve saygı yanında sadakat duygusunu geliştirerek yaşayacaktır. Bu değerler olmadan aile olunması mümkün değildir. Aşk konusuna gelince, aşk böyle birlikteliklerin itici gücü olacaktır. Ve tabiî ki aşkın süresi birlikteliğin belki de süresini belirleyecektir. İnsanlar hayatlarını sorumlulukları çerçevesinde yaşarken aile içi bağlarda çocuk konusunda toplum örgütlenmesi olarak vereceğinden okul çağına gelen çocuklar yatılı olarak yaşayabilecekler ve aile sorumluluktan kurtulmuş olacak, sadece duygu ve alışkanlıklar bazında bir itici gücü varsa sürdürülmesine çalışılacaktır.
Bugün ailelerin çoğu eşlerin ruhlarını ezerek yaşadıkları bir ortama dönüşmüştür. Özellikle İslam ülkelerinde zina olarak adlandırılan birliktelik baskısıyla bireyler seks ihtiyaçlarını karşılamak için evlenmektedirler. Bunda da esas faktör ekonomik şartlar belirleyici olmaktadır. Bütün bu baskılardan kurtulacak olan Altın Çağ ailesi çok modern bir kafa yapısında işlemeli ve ruhların bu manada özgür yaşadığı bir ortama dönüşmelidir.
Namus tabiî ki korunacaktır. ABD’nin son yıllarda uygulamaya koyduğu kadına kişilik kazandıran tacizi yaşama gibi şartlar tüm dünyaya yayılmalıdır. Böylece kadın kişilik kazanacak ve hayatı renklendirecektir. Kadının gelişmesine bağlı olarak erkeklerde duygularına egemen oldukları yönelişlerle karşı cinse yaklaşmak zorunda kalacaklardır. Böyle bir beraberliği aşk perçinlerse o zaman birliktelik doğacak ve zaman bireylerce paylaşılacaktır. Demek ki, öncelikle bireylerin olgunlaşması, sonra birlikteliği yöneten aşk ve istekler, sonra aile.
Modern ailenin oluşum düşüncesi bu şekilde olmalıdır. Mal canın yongası ve soy üzerine kurulu eski sistemden çok farklıdır. Buna göre teoriler ve ihtiyaçlar belirlenerek insanların bir ömür boyu mutluluğu kovaladıkları bir yaşam örgüsüne dönüşecektir. Zaten insanın doğası budur. Özgürlük arayışları ve insan hakları çerçevesinde oluşan mekanizmalar hep buna götürmektedir bizi.
Mülkiyetin firmalara aktarılması ve kira mantığıyla insanların zevklerine göre yaşadıkları çevre oluşumu aileyi destekleyici unsurdur. Aile bir çocuk yetiştirmeyi hayatın mutluluk katan bir süresi olarak algılamalıdır. Hatta düzen kurulduktan sonra iki çocuk yetiştirmek için bile yönelişlere izin verilmelidir. Hayatın belki de en güzel uğraşısı olacak olan bu dönemden bireyler yeterince zevk almalıdır. Çocuğun meşakkati kendini tanıma imkânı vereceğinden bireyi olgunlaştırıcı bir fonksiyon olacaktır.
Altın çağ işte böyle bir yeni düzeni kapsamaktadır. İnsanlar zamanla zaten refahın artmasına bağlı olarak böyle bir yapılanmaya yönelecektir. Anlaşılamayan ailenin çocukları ile ilgili geleceğidir. Şimdi soyun önemi kalkacak, toplumun yeni nesilleri kucaklamasıyla sorumluluk duygusu gevşeyecektir. Hayat renklenecek, mutluluk ve yaşam şekli çok cazip bir hale gelecektir.
Eğitim Felsefesi:
Bu konuda Yunan Filozoflarından iki görüşü açıklamakta yarar var. Birincisi yeni nesillerin eğitimini cahil ana-babaya bırakmamak gerekir, ikincisi ruh dünyaya yaşamı bilerek gelir. Dünya sorunlarını bu denli çözmüş gözükmesine rağmen eğitim olanakları ve felsefeleri daha hala olgunlaşmamıştır. Bilgiye dayanan eğitsel aktiviteler ön plana çıktığından yorum ve beceri ikinci planda kalmıştır. İşte bizim amacımız Altın Çağda hayatı daha işlevsel bir bütün içinde yaşayacak olan insanı rahatlatmaktır. Bu kapsamda eğitim teorileri veya alışkanlıkların çeşitleri burada değil ancak daha detaylı bir eğitim konusu çalışmasında açıklanmaya çalışılacaktır.
Bebek dünyaya geldiği andan itibaren sosyalleşmeye başlamaktadır. İşte eğitim aslında bu kapsamda düşünülmelidir. Bireyi toplumsal bir unsur haline getirme yönelişi bu kapsamda aileye çok önemli bir yük gelmektedir. Aile önce kendini, toplumun asgari vasat bir seviyesinde olgunluğu yakalamış özellikler sergileyecek duruma getirmelidir. Bu noktada toplum olgunlaştırılırsa sorunların önemli bir bölümü hallolmuş olacaktır. Genel düşünce beraberliği oluşturan faktörler bazında işletme olmalıdır. Duyguların çeşitliliği ve yönelişler, karakter gibi olgular ölçülebilir değerlere dönüştürülmeli ve analizler bu ortamı olgunlaştırmaya çalışmalıdır.
Bebeğin ihtiyacı olanlar onun sosyalleşme yönünü belirlemeye başlar. Onun ihtiyaç duyduğu ana unsur sevgi ve ilgidir. Çocuk konuşmaya başladığında kazanacağı diğer alışkanlıklar yanında düşünmeyi de öğrenmelidir. Bunu sağlamak anne ve babanın ana görevidir. Doğru ve sağlıklı bilgiye dayanan bu suretle çocuk hayatı sevgi-saygı ve sorumluluk duygularının oluşturduğu bir yapı içinde yaşayabilir çizgilerde görebilmelidir. Okul eğitimi zamanla duygusal ihtiyaçlarında karşılanabildiği yapı içinde yatılı olarak uygulamaya geçecektir. Gelişmeler bunu göstermektedir. Burada uygulanan eğitim teknikleri ve ortam idealize edilmeye çalışılarak eğitim etkinliği zamanla artacaktır.
Eğitimi sadece bilgiye dayalı yapıdan kurtarmak gerekir. Evet, teoriler öğrenilmelidir ama bunların yorumları ve hayatla ilişkili olanları öncelikle öğrenilmelidir. Eğitim mademki uygulama şekli ile dünyanın geldiği seviyenin 20 yıl gerisinden gelmektedir, o zaman bu sorunu çözücü teknikler geliştirmelidir. Düşünün 20 yılda dünya sahip olduğu bilginin iki katı bilgi üretebilmektedir. O zaman eğitim süresi hiçbir işe yaramamaktadır. Bugün internet imkânları geliştirilerek bu sorun giderilmeye çalışılmalıdır. Okulda temelini öğrenmek üzere gayretler sarf edilmeli, daha sonraki gelişmeler ve konunun detayları aranılarak bulunmalıdır.
Eğitim meslek bazında düşünüldüğünde bireyin benimseme ve yönelmesi esas unsur olmalıdır. Bunu sağlayabilmek içinde öncelikle bireyin kendi özelliklerini tanıması gerekmektedir. İşte kendine güven duygusunu oluşturan ve ruhun getirdikleri ile yaşayan düzen burada yatmaktadır. Demek ki eğitim sistemi bireyin hayata yönelişini ayarlayan ve yönelişi geleceğe hazırlayan bir sistematik olacaktır.
Meslek, eğitim mekanizması içinde üniversitelerin etkinliği ve geliştirilmesi insan doğasının lisans yapılan konuya uydurulması bazında düşünülmelidir. Her insan nasıl matematikten zevk almıyorsa yönelişlerini meslek sahasını bilerek kendine uyarlamaya çalışan birey yaratılarak çözüm sağlanabilir. Her bireyi büyük organizasyonun parçası haline getireceğimize göre, birey kendi kabiliyetleri ve yönelişleri bazında bir hayata kendini sürükleyebilmelidir.
Eğitim sistemleri yetenekli yaşlıları zaman içinde kullanacak şekilde bir arayış gerçekleştirmelidir. Yaşlıların sabır ve tecrübeleri yeni nesillere aktarılabilirse senkronizasyon sağlanmış olabilir ve böylece farklı kuşaklar arasındaki iletişim kopukluğu ortadan kalkabilir.
Netice olarak eğitim; standartları olan ve başarısı ölçülebilen özelliği ile zamanımızda insan doğasını evrimselleştiren bir özellik olarak karşımızdadır. Gelecek bunun olanaklarını artırdıkça kolaylaşacak ve insan medeniyetin elemanı haline gelecektir.
Sanat ve İnsan:
İnsan kendisini anlamaya çalıştıkça yaratıcının ne kadar üstün bir sanat yeteneğine sahip olduğunu daha iyi görebilmektedir. Dünya üzerinde yaratılmış her canlının yaratılabilecek en güzel özelliklerle donatıldığı da cabası. Yaratıcı bu kadar üstün estetik ve güzellik becerisine sahipken onun gölgesi gibi olan insan neden kendini göstermesin ki? Bu nedenle sanat yaratıcılığın insan için yöneliş yolu olarak görülmelidir. Benim yaptığımda bir sanat olayıdır. Yani bir medeniyet tasarlarken insanlığın sahip olduğu tüm ayrıntıları birbirleriyle ilişkilendirmek sanattan başka bir şey değildir. Her meslek bir sanat olayıdır. İnşaat mühendisi doğayı yenecek beceriyi sanatsal bir işlevle hayata geçirmezse hem zevk alamaz hem de sorumluluk hissedemez. Her meslek dalı bir sanatçı ustalığı ile işlenmeli ve zevk ile ortaya konulmalıdır. İnsanın bu özelliği kazanması onun yönelişlerini buna aktarması işte asıl amaç budur.
Toplum sanatçıya ekonomik değer vermediği için sanat pekişmemiştir. Aslında özellikle Batı da müzik, resim, gibi sahalarda önemli kıpırdanmalar vardır. Ancak benim ölçülerimde bunlar sadece kıpırtıdır.
Sanat üç öğün yemek yeme ihtiyacı gibi bir akışkanlığa bir yönelişe dönüştürülmelidir. Zira sanat kişinin yaratıcılığı ve böylece kendine güveninin merkezidir. Kural şudur; bir işi iyi yapan her işi iyi yapar. Tabii biz bunda ihtisası küçüksemiyoruz. Yapılacak olan iş önce tasarım, sonra sabırla uğraşı ve ortaya çıkan sonuçtur. Bu işlevi her çalışma alanımızda yapabilmekteyiz. Ama düşünün bir de bunun özelliklerini bünyesine aldığımızı. O zaman heyecan ve yöneliş bir başka olacaktır. Kendine güven sanat becerisiyle çok daha kuvvetli bir boyut kazanacaktır.
Bugüne kadar sanatçı olarak topluma kendini kabul ettirmiş olanlar üstün yetenekleriyle başkalık yaratmışlardır. Modern insan müzik ve görsel sanatlarda üretken olabilmelidir. Bunun da temeli bu özelliklerin topluma kazandırılması ile sağlanabilir.
Sanat mademki yaratıcılıktır, o zaman her insanda bu özelliği teşvik edecek bir sistematik geliştirilebilir. Nasıl lise işe girmek için bir göstergeyse, sanat aktivitesi de örgütlü bir kişilik kazanmalıdır. Nasıl araba kullanmak için ehliyet gerekiyorsa sanatta öyle bir yapılanmaya tabi tutulmalıdır. İnsanlar sanat aktiviteleriyle tercih edildiklerini anladıklarında sanat süratle toplumun medeniyet ölçüsünü değiştirecektir. Aileler daha hassas bir ruha ulaşacaklar hayat kolaylaşacaktır. Bu konunun Altın Çağa kalmasının nedeni bugüne kadar geçen çağlarda beslenme, barınma ve çoğalma güdülerine dayalı bir ekonomik ve sosyolojik ortamın içinde yaşanmasıdır. Altın çağ; bireyin yaradılış özelliklerine dayalı modern bir dönemdir. Evrimin insanlığa mal edilmesidir. Büyük bir organizasyon ve beceri yumağıdır. Amaç insanı tüm üretkenliğiyle doğasına uygun yaşatmaktır. Üretkenlik robotlaşacağından ekonomik değerler değişecektir. İnsan farklılık yaratan ve kendine özgü değerler üreten bir yöneliş içine girmelidir. Batı planlı-programlı ve aktif bir hayatı bireye yüklemiştir. Bunu biz sanat ve spor ekleyerek insan yaradılışına daha uygun bir kişiliğe dönüştürmeye çalışmaktayız.
Sanat aktiviteleri, nasıl bilgi kapsamında araştırma merkezleri ve üniversitelerin örgütlenmesi yönelişi hakimse benzer bir yapılanmaya sokulmalıdır. Genel olarak bilgisayar ve internet iletişim imkanı vermektedir. Bundan disiplinli bir şekilde azami istifade edilmelidir.
Toplumun sanata alıştırılacak şekilde politikalar ve yönelişler tertiplenmelidir. Problem sadece örgütlenme meselesidir.
Sonuç olarak; sanat ruhun dış dünyaya mesajıdır. Bunu en etkili bir şekilde ortaya koyacak düzen ve eğitim zaman içinde sağlanabilir. Belki de Altın Çağda insanlar sanat becerisiyle değerlenecekler kim bilir, bunu da göz önünde bulundurmamız lazım.
ALTIN ÇAĞIN SONRASI:
Teknolojinin Boyutları:
Bu bölümü tahayyül edebilmek oldukça zor, ama yinede kitap da bulunmasını istedim. Böylece uzun vadede herkesin insanlığı nasıl düşünmesi gerektiği konusunda, bir fikir oluşturabileceği kanısındayım.
Enerjinin maddeye dönüşümünün gerçekleştirilebildiği dönem olmalı bu dönem. Madde ile ilgili tüm bilgiler doğrulanmış ve madde enerjiye enerjide kontrollü olarak istenen maddeye dönüştürülebilmektedir. Böylece dünyada istenilen boyutta üretim sağlanabilmektedir. Böyle bir kabiliyet aynı zamanda ulaşım teknolojisini alt üst edecek ve ışık hızında ulaşım sağlanabilecektir. İletişim teknolojileri nano seviyesine indirgendiğinden dünya da insan bugün düşünemeyeceğimiz imkanlara kavuşmuş demektir. Artık insanlar konuşmadan düşünebilecekler ve beyin olarak çok büyük bir kabiliyete ulaşmış olacaklardır. Sahip olunan imkanlar da Samanyolu Galaksisinde bulunan tüm gezegenler insanla donatılmış olacaktır. Galaksiye tüm bir hakimiyet söz konusudur. İnsanlar kendi aralarındaki iletişimde sezgilerini kullanabilmekte ve böylece duyguların ötesinde insanda keşfedilecek değerler ortaya çıkacaktır. Toplumsal olarak demokrasinin tüm beklentilere cevap verecek yöneliş imkanları ve ölçüleri kullanılıyor olacaktır.
Netice olarak insanlık genetik teknolojilerin limitinde, güzelliklerin içinde ruhu maksimum tatmine sahip bir yaşama ulaşabilir.
Kâinatla İnsan İlişkisi:
İnsan ruhunun toplumsal getirileri analiz edilebileceğinden ruhla ilgili olarak Allah’ın ölçüleri kapsamında daha fazla bilgiye sahip olunabilecek ve böylece kainat hakkında da kanaatler somutlaşacaktır. Böyle bir durum insanın Allah’ı daha iyi anlama imkanını yaratabilir.
Kainat hakkında belki de ışıktan daha fazla bilgi taşıyan enerji ötesi iletişim unsurları keşfedilebilir. Böylece komşu galaksiler ve kainatın tamamı hakkında malumat sahibi olunabilir. Böyle bir durum yaratılabilirse insanın diğer galaksilerdeki durumu hakkında malumat üretilebilir. Belki de sonsuzluk zaman boyutunda kainatta ki ruhların hareketini insan kontrol edebilecek olgunluğa erişebilir.
İnsanın Mükemmeli:
İnsan fizyolojik konumunda elde edilecek bulgular ve psikolojik varlık konusunda elde edilecek bilgiler zamanla insanın mükemmelleşmesini sağlayabilir. O zaman ruh hakkında daha fazla tecrübe kazanılacağından insan mutluluğunun doruğa ulaştırıldığı bir yaşam yaratılabilir. Belki o zaman insan mutluluğa doyacaktır.
Ben yinede böyle bir oluşumun elektrik ötesi imkanlarla kontrol edebilecek bir yapıya bağlıyorum. Böylece beklide spor ve beslenme daha düşünemeyeceğimiz bir şekle dönüşebilir. Böyle olunca insanın Samanyolu Galaksisinde gezindiği bir ömür çizgisini yakalaması mümkün olabilir. Bu belki de ölümsüz insan demek anlamına gelebilir.
Toplumun Mükemmeli:
İnsan toplumsal olarak yaşamanın bugünkü mutluluğunu, birbiriyle düşünerek iletişim kurduğu birbirini incitmeden ve kesinlikle kıskanmadan yaşadığı bir hayat söz konusu olabilir mi? Toplum olarak beyinsel güçlerin düşünce ile ortaklaşabildiği ve böylece belki de “yaratma” kabiliyetinin kazanıldığı bir sonuç ortaya çıkabilir mi? Hayat o zaman çok başka şekilde tasarlanmaya başlayabilir.
Bunların zaman içinde düşünülebilmesi belki de söz konusu olabilir. Sahip olunan tecrübe ve bilgi birikimi son sistem gelişmiş bilgisayar kümelerinden düşünce ile alınabildiğini düşünün. Hiçbir kararından pişmanlık duymayan ama gerçekte çok yalnız kalmış bambaşka bir dünya yaratılabilir.
Var Oluş Gerçeği:
Çalışmanın bu kısmı tamamen tasarımdır. Allah insanı gölgesi olarak yaratmakla belki bilemediğimiz bir zaafını insanların üzerinden tasarlamayı istemiş olabilir. Yalnızlığını ve belki de kainatın sonrasını tasarlamış olabilir. Belki de yaratılış gerçeği ve sonunda Allah’a ulaşılabilme becerisi bu anlama geliyor olabilir. Eğer böyleyse kendisini küçümsemeden gelecekteki becerilerimizi heyecanla kazanmak için çalışmaya devam etmeliyiz.
YAŞAM ÜZERİNE ÖLÇÜLER:
Bireysel Yetenek Ölçüleri:
Bilim her şeyi anlaşılır hale getirmek için ölçüler koymak yoluna gitmektedir. Ben de insanı bu ölçüler üzerinden kendine ve topluma tanıtmak isterim. Nasıl boyu ve kilosu insan hakkında bir bilgi veriyorsa, yetenek ölçüleri de insan hakkında daha fazla bilgi verebilir.
Örneğin gitar çalabilmek bir yetenek işidir. Gitarı kullanma becerisi de öyle. Gitar–3 tabiri kişinin gitar çalma yeteneğinin bir ölçüsü olmalı. Bunu uzmanları belirleyebilir.
Aynı şekilde zekâ da bugün belli şekilde ölçülebiliyor. Onlarda kategorilenebilir. 100–120 arası örneğin Zekâ–1 olabilir.
Nasıl daktilo yazma kabiliyeti eğitimle kazanılabiliyorsa, 70 kelime/dakika ile 15 kelime/dakika aynı şekilde ifade edilmemelidir. Bununda ölçüsü olmalıdır.
Okulda fen dersleri nasıl ayrıcalıklı olarak ele alınıyorsa her diploma için Fen-3 gibi veya Sosyal-1 gibi kategoriler olmalıdır.
Böylece insanlar kendilerini daha iyi değerlendirsinler. Bazı yeteneklerin kazanılması bazı bireylerde düşük kalırken bazı yeteneklerin yüksek olması onların yönelişlerini ve sosyal mevkilerini belirleyebilecektir.
Hatta daha ileri giderek toplumsal faaliyetlerde sosyalleşme becerisi de kategorilenebilir. Bir derneğe üye ve aktif ise, beş derneğe üye aktif ise farklılıklar kazanmalıdır. Böylece toplumsal değerler birey sırtında daha gelişme gösterebilir.
İşinde yetenekler bazında bireysel durum ölçüleri çıkartılmalıdır. Bu ölçüleri bilim adamları kategorilendirebilir. Böylece yetenekler ve fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik veriler çerçevesinde değerlendirilen bir insan çıkacak ortaya. Bu her türlü sorunu çözecektir. Aile kurulurken insanlar birbirlerini daha iyi tanıyabildiklerinden saygı oluşacak ve kaynaşan bir birliktelik doğacaktır.
Diploma her şey değildir. Zira her şeyi öğrenmeyi ölçmemektedir. Ama fen-3 veya sosyal-1 gibi diplomanın alt detayları bireyin özelliklerini daha çok anlamasını sağlamaktadır.
Bütün dünyada asgari lise mezuniyeti esas alınacağına göre bu kategorilendirme lise de yapılabilmelidir. Tabiî ki objektif kriterlerle. Zaman içinde öğretmenlerde öğrencilerde sistemi dengeleyeceklerdir.
Belki zaman içinde alışkanlıkların da ölçülendirilmesi sağlanabilir. Konuşabilme yeteneği ya da yemek yeme becerisi bile bir ölçü içinde tanımlanabilir. Bu işi sağlayabilecek oluşumları kurmayı kolay olarak düşünmek lazım.
Böylece insanlar birbirlerini tanıdıkları gibi, kendilerini tanıyacaklar ve yarışma ya da rekabet doğal haline dönecektir. Toplumun medeniyete ulaşması ancak böyle olabilir. Bugün lise mezunu olup da fen–0 olanı tanırsak onun gelecekteki becerilerinden toplayacağımız bilgiyi analiz etmek daha anlamlı olabilir.
Toplumsal Yetenek Ölçüleri:
Bilgisayarlar bireysel yetenek ölçülerini işleme imkanı yaratacaklardır. Böylece toplumun karakter ve her türlü yetenekleri ölçülebilir hale gelecektir. Bugün nasıl nüfus sayımı veya anket uygulama ile toplumun yönelişleri veya belli eğitim yada sosyal kriterleri tespit edilebiliyorsa toplumsal aktivitelerde ölçülebilmelidir.
Örneğin bir köyün ekonomik değeri, kişi başına gelirle ölçülüyorsa, sportif faaliyet ölçüsü, sanat birikimi ölçüsü, kültürel etkinlikler, gibi sosyal değerleri ölçebilen bir sistematiğe ihtiyaç vardır. Her şehir derneklerle ya da yetiştirdiği yeteneklerle yarışma halinde olmalıdır. Bugün nasıl ülkeler bazında ekonomik ve demografik değerlendirmeler yapılabiliyorsa şehirler içinde kendi özellikleri de ölçülür olabilmelidir. Trafik bile bir ölçü olmalıdır.
Maksadımız toplulukları belirgin hale getirmektir. Böylece kendi özelliklerini tanıyan insanlar birbirleri arasında gerçekçi rekabeti yaratarak pozitif değerlere yönelebilirler.
Bu konular çok önemlidir. İnsanları doğal hallerine bırakalım evet ama kendilerini de görebilsinler. Toplum başka türlü istenen yönlere götürülemez. Politikacılar bu ölçüler üzerinden ileride politika yapacaklar ve becerileri ölçülebilecek. Rasyonalite ancak böyle sağlanabilir. Rasyonel olmayan doğa gerçekte anarşi doğurmaya adaydır. Hedefimiz mutluluk ise rasyonel yaşam mutluluğu ölçülür kılar bunu unutmamak gerekir.
Filozof Yetiştirmenin Şartları:
Felsefe, hayat içindeki oluşumların doğasını analiz ederek açıklama yöntemidir. Bu nedenle düşüncenin ve düşünebilmenin özünü oluşturur. Filozof ise, yorumlamasıyla doğayı ve oluşumları izah edebilen bilgeliktir. Tarih göstermiştir ki filozof çok ender olarak yetişmektedir. Ancak eski Yunan filozofları dünyayı etkileyen insanlar olmuşlardır. Bu insanların ortaya çıkmaları ve kendilerini göstermeleri ile oluşan şartları iyi analiz etmek gerekir. Düşünceyi oluşturan fikir ve bilgi bugün daha çok ve yoğundur. İnsan dimağı ruhun getirdikleri ile burada buldukları arasındaki köprüyü kurarken çok iyi dengelenmelidir. Bir filozofun çok ince bir zekâ kabiliyetinin yanında çok etkili bir hafızasının olması gerekir. Aklın bu değerler üzerinde pozitif veriler üretebilmesi için becermeyi ve başarmayı öğrenmesi gerekir. Filozofu filozof yapan ana etken kendine güvendir. Kendi değer üretebilen bir akıl filozof olmaya adaydır. Düşünebilmenin ve üretmenin temel yolu eğitim sistemidir. Eğitim sisteminin doğruları ve teorileri vardır. Bu doğrular ve teoriler arasındaki ilişkiyi görebilecek bir zekâ olması gerekir. Bilinmelidir ki insanların çok azı üstün yeteneklere sahiptir. Bireysel ölçüler insanları hem liderliğe hem yöneticiliğe hem de üretkenliğe götürebilir. Bu nedenle objektif değerlerden oluşacak ölçülendirme sistemi filozofu da yaratacaktır.
İnsanlığın ortak değerlerini ve farklılıklarını görebilecek bir başlangıç gelecekte üstün filozofların yetişmesine olanak sağlayacaktır. Dünya, insan ve doğa üçgeni hayatın sonsuz çözümleme bakışları insanlığı sonsuza kadar oyalayabilecek özellikler yaratmaktadır. İnsanlar bunlarla uğraşarak kendilerini ve insanlığı yüceltmeye ve yükseltmeğe devam etmelidirler.
Filozoflara Tavsiyeler:
Filozof olmak üstünlük demek olup, insanlığa katabilecek değerleri olan insanı anlatmaktadır. Eskiden bilim sahaları az ve bilgi kısıtlıydı. Bugün hem her bilim sahası kendine özgü detaylar üretti hem de sahalar çoğaldı. Eğitime yönelen insan temel eğitimlerde üstün başarı sağlamayı amaç edinmelidir. Böylece bilgiye dayalı geniş spektrumda bir bilinç oluşacaktır. Daha sonra en az iki ya da üç sahada orta detayda ihtisas yapmak gerekir. Bunlardan sonra yorumlamaya yönelik olarak proje geliştirilmesi ve böylece kendine güvenin sağlanması faydalı olur. Arkasından bir üstün sahada doktora yapılması uygun olur. Doktora seviyesi o bilim alanında yeterliliği ispatlayan bir ölçüdür. Bu nedenle böyle bir birlerini sağlamadan ortaya çıkacak yorumlar yeterli ikna kabiliyeti yaratamazlar. Eskiden bilginin ve bilimin yokluğunda ender olarak ortaya çıkan filozof, gelecekte daha da ender çıkabilir. Ancak insanların filozof olmasından çok bilge kişiliğe dönüşmesi önemlidir.
Bunu sağlayabilmek için eğitim mekanizmaları anlaşılırlıklarını arttırmaya çalışmalıdır. Unutmamalıdır ki insanlar aptal değildir, her ruh aç doğar ancak bu açlığını motive eden yol gösteren bir toplum içinde kendi özelliklerini sorgulayan sonuç yaratabilir. Durum böyle olunca her şey bir anlamda eğitimde düğümlenmektedir.
Eğitimin bilgiye dayalı bölümü için oluşturulacak seviyelendirme sistemi insanlığın geleceğini önemli ölçüde değiştirecektir. Ben bunu hissediyorum. Zira kendi ruhu ile toplum arasındaki iletişim gerçeği insanın kendi olma özelliğini yaratacaktır. Buda tabiî ki beynin büyük oranda kullanılması ile sağlanacaktır.
Düşüncenin İlkeleri :
Düşünce yönelişin belirleyici aşamasıdır. Düşünce en kolay olarak konuşma ortamında ortaya çıkar. Fikirler düşüncenin kalıbını belirler. Bilgi ile fikir farklı şeylerdir. Bilgi somut değerlerle ölçülürken, fikir soyut bir özellik taşır. Durum böyle olunca düşünceyi harekete geçiren özellikleri bulmakta yarar vardır. Düşünme yeteneği doğuştan gelen özelliklerle toplumsal özelliklerin bileşkesi olmalıdır. Eğitimde anne babanın ikna yeteneği ile kuracağı sistem ve gerçeklerle bağlantılı süreklilik düşüncenin oluşum kaynağıdır. Okul yaşantısında yorumlamayı öğretebilen bir sistem ancak düşünebilen insan yetiştirir. Düşünme becerisinin ortaya çıkması için mutlaka küçüklükten itibaren hayatın getirdiği birikime dikkat etmek gerekir.
Bazı durumlarda merak ve yöneliş hayatı algılama özelliğine göre ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle ölçülebilir değerleri dikkatli koymak lazımdır. İnsanın genellikle çocukluğunda ne ise yaşlılığında da o olduğu söylenir. Demek ki ruhun getirdikleri yani mizaç denen kısım kendine özgüdür. Bilim adamları bunu incelemeye çalışmalı ve ruhun getirdikleri bazında değerler üretmeye yönelmelidir.
Amacımız, her şeyi açıklayabilen anlaşılır ve yaşanabilir bir dünya kurmaktır. İnsanlar toplumsal düzenin getirdiği ölçüleri rekabet ve gelişim sürecine aldıklarında hem siyaset, hem eğitim, hem de sosyal oluşum renklenecektir. İstatistik, anket ve diğer vasıtalar kanaatleri ölçülebilir yapmakta ve böylece toplum yönelişleri pozitif değerlere itilebilmektedir. Ve bu oluşumun gerçekte sonu yoktur. İşte bu farklılık ve sonsuzluk hayatın anlamlı kısmı ve değerli yönüdür. Allah’ın insana sunduğu bu güzelliği sonsuza kadar hak etmeye çalışmalıyız.
SONUÇ VE TAVSİYELER :
İşte benim, size Salih amel konusunda yazabileceklerim bu kadar. Demek ki Salih amel bir kalıp değil ancak bir yaradılış bütünlüğü. Bu nedenle hiçbir kural konmamıştır. Salih amel insanın kendi olmasını öngörmüştür. Allah’ta bizi böyle istiyor. Ben bu kitapları yazarken dünyada öğrendiklerimi yorumlamaya çalıştım. Bir kısmı size ters veya bazı bölümleri eksik gibi gelebilir. İşte sizlere düşen onun eksik yerlerini görüp tamamlamaktır. İnsanlığa hizmet ancak böyle olur. Benim yazdığım kitaplar bir bilimsel özellik taşımıyor, zira bunlar tamamen doğal değerlendirmelerdir. Ama güçlü bir mantık yapısı olduğunu inceleyenler göreceklerdir. Ben hayatı çok karmaşık yapısından daha anlaşılır bir yapıya çekmeye çalıştım. Çalışmalarımda sizlerin merak edeceğiniz her sahada bir görev bulabileceğinizden eminim. İnsanlık mot a mot kalıplara sokularak sosyalleştirildi. Şimdi bu sosyalleşmeye bireysel farklılıkları katma zamanı geldi. Bireyin kendi gibi olduğu süreç işte Altın Çağ. Eğitim, yönetimin ve her türlü sistemin ereği ve çıkış noktası bu olmalıdır. İnsan hakları, özgürlükler , hukuk, asayiş her şey bu kitaplardan oluşacak çalışmalarla yön bulacak.
Bizim mutlak doğrularımız içinde Allah’ın sonsuz gücüne karşılık bildiğimiz bizi mutluluk ve iyilik perspektifinde yargıladığıdır. Bizler, kendimizi Allah’ın gerçeklerine uydurmak zorundayız. Hem Allah’ın bizden istediğini anlayacak hem de kendimiz olacağız. İşte varmak istenen sonuç budur.
İnsan mükemmel bir varlık olmaya adaydır. Mükemmel fizyolojisine karşılık psikolojik ve sosyolojik özelliklerle mükemmel olmaya yönelmelidir. Ancak bu rekabet ve ölçümlendirme ile sağlanabilir. Hayatı insanlık için hizmet doğasında görmek duygularını bilinci ile eğiterek sosyal bir denge kurmak görevlerdir. İnsan egosu toplumsal ve bireysel ölçülerde yarışa girdiğinde kendini bulacak ve dengelenecektir.
Artık, hurafeye dönüşen yorumlardan kurtulma zamanı gelmiştir. Rasyonel yaşam ve rasyonel düşünce insanlığın geleceğidir. Allah ve ben her adem oğlunun üstün yeteneklere kavuşmak için gayret sarf etmesi gerektiğini biliyoruz. Bu nedenle kendinizle gurur duyacağınız bir yaşam sizlerin ahiret hayatınızın da güvencesi olacaktır. Sistemin açık tarafı yoktur. Bu nedenle sistem oturuncaya kadar zorlamalar gerekli olacaktır. Bunlarda sizin iyiliğiniz içindir.
Dar kalıplardan kurtulup, mutluluğu beyninizin sonsuz gücünde aramalısınız. Kendinize dengeli bir birikim süreci tanırsanız mutlaka başarılı olursunuz.
Her dünyalıya başarılar dilerim.
19 Mayıs 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder