KAVRAMSAL AÇIKLAMA :
İnsanların toplum halinde yaşamalarını yöneten bir psiko sosyal oluşum vardır. Bu oluşumun ekonomik nedenleri olduğu gibi sosyolojik nedenleri de olmalıdır. Bu kitap bunu ispatlamak ve daha sonrasını hazırlayacak olanlara rehber olması maksadıyla yazılmıştır. Bilimsel olarak bu konuda mutlaka çalışmalar vardır. Ancak biz kendi gözlemlerimize dayalı olarak bir sistematik geliştirmeye çalıştık. Her ne kadar büyük liderler çok ender olarak yetişmekteyse de her bireyin yaşantısında bir liderlik yönü vardır ve bunu ortaya koymak amaçladık. İnsanın yaradılış olarak yalnızlığı toplumsal birliktelikte liderliğe dönüşmelidir. Ancak bu ortaya konulabilirse mutluluk tasarımından söz edilebilir. Köyleri-şehirleri en son teknoloji ile donatmak insanı insan yapmaz ve aslında aranılan medeniyet bu değildir. Önemli olan insanın ruhudur ve bu ruh üzerine analizlere dayalı çalışmalarla insan mutluluğa kavuşabilir.
Elimizdeki verilerin kısıtlılığı ve bu konudaki kitaplara ulaşmadaki zorluklar nedeniyle yeterince araştırma yapmadan bu kitabı yazmaya başlamam belki de yanlış olabilir. Ancak bir denemek istedim. Dün sabah kitabın tasarımını yaptığımda yazabilecekmişim gibi geldi bana. Unutmayalım ki ben her konunun uzmanı olamam. Bu nedenle gözlemlerim ve yorumlarım belki de benden sonra bu konuyu inceleyecek olanlara yol gösterebilir.
Ben insan doğasının sosyalizasyon ile anlaşılabileceği kanaatindeyim. Bu çalışmalar bize güdüler ve duygular konusunda geniş anlamda bilgi toplamamızı sağlayacak imkanlar yaratabilir diye düşünüyorum. Amacımız doğamızı keşfetmeye devam ederek mutluluk tasarımı yapma becerisini rasyonel hale getirmek olmalıdır. İnsan deyince sadece fizyolojik özelliklerinin ön planda tutulduğu çağlar artık geride kalmıştır. Psikoloji ve sosyoloji insan doğasının derinliklerine indikçe kim bilir daha ne özellikler keşfedilecektir. Biz insanın çok az özelliğine dayalı tasarımlar yapabiliriz. Ama gözümüzden kaçacak en küçük bir nokta zamanla Adem oğulları soyunun bozulmasına neden olabilir. Allah bize cenneti nasip ediyor ama cenneti biz kuruyoruz. Bu noktadan hareketle her zaman hata yapmaya karşı dikkatli olmamız gerekir. Ben sosyalleşme kavramını sosyalizasyon olarak seçtim. İşin başlangıcında bunun temel öğelerinin de liderlik ve iyilik olduğunu hissettim. Liderlik üzerinde çok konuşulan bir kavramdır. Hakkında bir sürü kitapta yazılmıştır. Ama bu liderlik yakıştırması herkesi kapsamadığından ben o çalışmalardan alıntı yapmıyorum. İyilik konusuna gelince. İyilik Allahın her insanda ölçü olarak kullandığı bir kavramdır. Bu konu mutlaka ilerde çok konuşulacak. Sosyalizasyonunda itici gücü olma özelliği var. Aslında ben önceleri sosyalizasyonun iyilik yapmak üzerine oturacağını düşünmüştüm. İyiliği de anlaşılır hale getirmek için hikayeler yazmayı planlıyordum. Onları ilerde yine yapacağım. Ama şimdi liderlik ve sosyalizasyon arasındaki ilişkiyi daha iyi görebiliyorum. Açıklamaya çalışacağım. İnşallah faydalı bir çalışmaya dönüştürebilirim.
Hayat aslında öyle bir şey ki her parçası Allahın izlerini taşıyor. Herhalde bu çalışmalar bize Allahı daha fazla tanımamız yolunda da fikir verecektir. Biz kendimiz hakkında yeterli bilgi üretebildiğimizde eminim gücümüz daha da artacaktır.
Kendi kendini keşfetmek demek olan bu çalışma ne kadar zamanda tamamlanır bilemem, ama tasarımını yaptığım kitapları kısa sürede bitiriyorum. İnşallah bir terslik olmaz da bende rahatlarım.
Dünyanın yaradılış ve kainatın var oluşu üzerindeki teoriler aklıma geldi birden. Biz bu teorileri kendimiz için üretmekte ve kendimize saklamaktayız. Allahın sonsuz tasarım ve yaratma kabiliyetini anlamamız belki de milyonlarca yıl daha çalışmamızı gerektirecektir. Bilinmeyeni tasarlama yönelişi insanın belki de en üstün yanıdır. Bu nedenle bilinmeyenleri bilinenlere dayandırarak çözümleme girişimleri bizi yeni yeni teorilere ve açıklamalara götürmektedir. Bilimsel alanda tatminkar bulduğumuz aşamaların binlerce yıl sonra aynı değeri taşıyacağından emin olamayız. Bu nedenle her zaman geleceğe daha fazla olanak bırakmamız gerekir diye düşünüyorum. Yaptıklarımız geçmişin bileşkesi geleceğin açılımı olmalıdır. Bu nedenle yer yer açılımlar koymaya da özen göstermeliyim. Bu şekilde yapmak eminim ki sonra ki çalışmalara daha güzel ufuk verecektir.
a. Sosyalizasyon
Sosyalizasyon kelimesi ne kadar doğru hiçbir fikrim yok. Nasıl Yunanlı filozof insana sosyal hayvandır dediyse bende hayatı bu kapsamda ruhla birlikte yorumlamaya çalışacağım. Ruhun getirdikleri ile toplumun anladıkları arasında iletişim kurabilirsek insanın sosyalleşmesi evrimi son aşamasına doğru yola çıkabilecektir. Bugünkü dünyanın başarısını yalnızlığa tabi tutulmuş insanın sağladığını görebiliyorum. Yalnızlık olgunlaştırıyor bu doğru olabilir. Ama ben yinede insanın mutluluğunu sosyalizasyonun sağlayacağını düşünüyorum. Yalnız insan mutlu olabilir zaman zaman ama bunun nispetinin ne kadar düşük olduğunu görebiliyorum. Mutluluğu yemek yemek olarak algılayan büyük bir kitle var dünyada. Sosyalizasyon bozukluğu olarak gözlemliyorum bu durumu. Sosyalizasyon hem eğitsel olguyu hem sosyalleşmeyi öngördüğünden erişilmesi ve anlaşılması biraz daha karmaşıktır.
Toplumlar ihtiyaçlar bazında örgütlenmişler hep. Şimdi ise Altın Çağ ortamında mutluluk arayışları ile zevk almak için örgütlenmeyi öğrenecekler. İşte cennet ile dünya arasındaki en önemli farklılık bu. Eğitim olgusunu örgütlü tasarım birikimi olarak gördüğümüzden toplumun zevk ve hobi örgütlenmesini de kurumlaştırmaya yöneltmemiz lazım. Bireysel olarak kişi girişimleri zaten sosyalizasyona hız katacaktır. Batı dünyasındaki özellikle sanatsal yaklaşımlar ve siyasi örgütlenme girişimleri hep sosyalizasyonun görüntüleridir. Bu kitapta bizim amacımız bu durumların düşünsel boyutlarını, işletim felsefelerini yazmaya çalışmak en azından denemektir. Böyle yaklaşımda bulunabilmeyi becermek benim elimde mi bilemiyorum. Ama Altın Çağı tasarlamaya başladığımda da sonucunu bilmiyordum. Şimdi en azından elimizde bir tasarım var. Başlangıç noktası olarak böyle bir tasarımla uğraşacak nesiller ve nesiller var önümüzde. Ben anlaşılır olmaya çalışarak okuyucularımı aydınlatmaya önem veriyorum. Bu nedenle benim anlattıklarımın anlaşılırlığından şüphem bulunmuyor. Sadece benim görebildiğim resim yeterince derin ve anlamlı mı onu zaman gösterecek.
Her konuya ilgi duymam ve zaman ayırmam bana geniş bir bilgi birikimi verdi. Sessiz kalıp çevremdeki insanların işi bana kakalamaları da deneyim birikimimi arttırdı. Böylece bu kitaplar yazılabilir hale geldi. Doğrusunu isterseniz hiçte özel bir önem göstermedim ben kendime. Ancak her şeyi anlamaya ve ona katkıda bulunmaya çalıştığımı biliyorum. Benim tali maksatlarımdan biri de benim kendimi yetiştirme şeklimi sizlere öğretmek. Böylece benim özelliklerimde liderler yetişebilir ve böylece belki de bugün düşünebildiğimiz değerlerden çok daha derin ve anlamlıları insanlığa kazandırılabilir. Unutmamak gerekir ki insanı en mutlu eden olay insanın insanlığa katkısının olabilmesidir. Allah yolunda hizmet ve ibadet bence budur. Biz Allaha bir şey öğretmeyiz ama yaşadığımız topluma bir şeyler katabilirsek o zaman mutluluğun ve kendine güvenin en anlamlısını yaşarız.
Bu yazdıklarımdan gelmek istediğim nokta insanlar Havralarla, Kiliselerle, Camilerle eğitildiler, daha sonra buraları siyasi mekanizmalar haline geldi. İnsanlık eğitim için kurumsallaşmış sistemler oluşturdular. Şimdi ise bilgi çağı toplumunun yaşantısını anlaşılır hale getirmeye uğraşıyorlar. Tam bu sırada Allahın bir lutfu olarak İslamiyet’in doğruları anlaşılır hale geldi. Salih Amel kitabıyla beklenen insan görüntüsünü çizdim. Şimdi de o duygu ve düşünceleri hayata sürükleyecek yaşam kalitesini yakalatmaya çalışıyorum. İnsanlara nasihat vermek kolay yol göstermek zordur. Bu nedenle ben nasihat kısmıyla yetinmeyip yol göstermeye çalışıyorum.
Netice olarak sosyalizasyon Salih Amel perspektifinde bir yaşamın mutluluk, iyilik ve dostluk yapılanması içinde açılımını yaratmaya çalışma girişimidir. Sosyal insan bu kitaptan anlaşılır hale gelmeli ve insanlar sosyalleşmek için can atmalıdır. Sosyal olmayan hayat sıkıcı ve çekilmezdir. Sosyalleşmenin birinci itici gücü kendimizi öğrenmek ve göstermek, ikinci itici gücü zamanını faydaya dönüştürme istenci, üçüncü itici gücü paylaşılanlardan öğreneceklerimizin merakıdır. Bunların bileşkesinde dostluklar ve hoş zamanda ikramiyesi olacaktır.
(1) Aile :
Bugün modern toplumlarda aile “çekirdek aile” denen en küçük birime inmiştir. Modern toplum insan doğasını en iyi bilen yapıdır. Bu nedenle burada çekirdek aile öncelikli ele alınacaktır. Bundan önceki ataerkil veya anaerkil aileler doğuda hala yaygındır. Çok çocuklu ailelerin temel sorunu da belki budur. Zira çekirdek aile bireyin eğitimi kavramını ortaya çıkarmış ve bunu temel sorumluluk olarak görmüştür. Dede veya büyükanne kendi zamanının alışkanlık ve görüşlerini geçerli saydığından dünyanın değişimini yavaşlatmaktadır. Bu nedenle nüfus artış hızı yüksek bölgelerde yaygın olarak görülecek bu aile tipi dağıtılmadan toplum zenginleştirilemez. Diğer bir yapı şekli de “aşiret” düzenidir. Aşiret düzeninde bireye ve aileye sorumluluk aşısı yapılamaz ve bu nedenle ortaçağ yapılanmasından başka bir şey değildir. Ağanın köyü olamaz, olursa da buradaki üretim mutlaka bireyselleşmelidir. Sorumluluk bireye dağıtılmadan insanlar değişemez. Sorumluluk bu anlamda hayatın en önemli duygusudur. Madde ve bireye bağlı sorumluluk bilinci mutlaka bilimsel olarak incelenmeli insanları bu yönüyle etkileyen duygu ve güdüleri ortaya çıkarmalıyız.
Çekirdek aile içinde bireyler anne-baba ve çocuktur. Bu kapsamda hayat bu üçlü içinde yaşanıp gider. Baba daha çok dış işlerle ilgilenir. Anne eğer çalışıyorsa evin ve çocuğun sorun ve ihtiyaçlarını üstlenir. Bugünkü modern evde artık annede babada evi ortaklaşa yürütmek zorundadır. Eski alışkanlıklar hala sürdürülse de zamanla modern bir aile anlayışı ortaya çıkacaktır. Köylerde hala ataerkil aile tipi yaygın olduğundan köylerin bu yapısı süratle değiştirilmelidir. Bu yapı değişmeden ülkenin kalkınması mümkün olsa da nüfuz artış hızı yüksek olacağından insanlar refahı yeterince hissedemeyeceklerdir.
Çekirdek aile içinde en önemli birliktelik unsuru sekstir. Bu bütün dünyada böyledir ve böyle kalacaktır. Seks açısından bireylerin başarısı birbirlerinde aradıklarını bulduklarına bağlıdır. Bunu toplumu sıkarak ilk birbirinde görme biçiminde yaşatmak tabii ki bir yoldur. Ama bence doğru değildir. Bireyler birbirlerine sahip olma zihniyetinden çok birbirlerini isteme mantığına yatkın davranmalıdır. Bu nedenle bireyin bu açıdan eğitimi büyük önem taşır. Çocukluk, ergenlik ve gençlik yıllarında özgürlük ve ahlak bağlamında dengelerle gençleri eğitmek gerekir. Doğrusunu kimsenin bilemeyeceği bu durum biraz tehlikelidir. Bu nedenle Batı’nın uyguladığı zevk alma bilinci tam doğru olmayabilir. Özellikle bayanların insanlığın ve milletlerin yarınları hakkında sorumlulukla yüklenmesi en doğru bilinçlenmedir. Her kadın en az bir çocuk doğurmalıdır. Böyle bir yaklaşım hem insanlık soyunu dengeler hem de kadının bilinçlenmesi ve olgunluğu hakimiyetini yerinde tutar.
Çekirdek aile ekonomik olarak dengeli yaşamayı becerebileceği bir ekonomiye sahip olmalıdır. Eğer böyle düşünülürse toplumun zenginleşme bilinci için standartlar ortaya çıkabilir. Böyle bir temel taş planlama açısından önemli veri oluşturur. İnsanların çokluğuna bakmayın standartlar ortaya çıktıkça rasyonel üretim ve tüketim ortamı yaratılabilir duruma gelecektir.
Çekirdek aile genç bireylerle çocuğa kavuştuğunda doğal halleriyle çocuklarını şımartacaklardır. Bu ne kadar hoş bir durumdur. Çocuk bol sevgi ve bolluk içinde hayata başladığında hep bunu arayacak ve bulmaya çalışmak için çaba sarf edecektir. Böyle bir bilinç belki de Altın Çağın temelidir. İnsanlar mutlu olmayı öğrendikçe daha çoğunu isteyecekler ve böylece mutluluk çoğalıp gidecektir. İnsanların isteklerinin yüksekliğine aldanmayın sahip olunca çok çabuk bıkarlar. Dolayısıyla sahip olma ve istek arasında dengeli bir düstur bulmak gerekir. Bu eğer bulunabilirse o zaman sosyalizasyon amacına ulaşmış demektir.
Bizim amacımız insanın doğasına uygun bir dünya oluşumunun yolunu açmaktır. Bunda bilemediğimiz değerleri gözlemlerimizle oluşumdan anlamaya çalışmaktayız. İnsan doğası ve yarını geçmişin birikiminde yatmaktadır. Yaradılışından bu yana sosyalleşmeye çalışan insan belkide bunu çok daha uzun yıllar sonra başarabilecektir. Bizim çabamız bunun anlaşılabilirliğine katkıda bulunmak eğer becerebilirsek yolunu göstermektir. Evet insanı psikolojik ve sosyolojik varlık olarak göstermek kolaydır ama detayda toplumsal ve bireysel verilerle bunu anlaşılır hale getirmek öyle kolay değildir.
Toplum aileden çok şey beklemektedir. Hayat ağacının çıkış noktası, tohumudur o. Bu nedenle çok titizlikle kurulmalı ve yaşamalı. Dengeli, kişilik sahibi ve sorumluluk bilinci buranın eseri olmaktadır. Biz aileyi yücelttikçe insanlık yücelecek ve gelecek mutluluğu bilen insanlarla dolacak. Unutmayalım yarın dünyamıza hoş gelen her birey bu dünyayı hak etmiş ruhlarla gelecek. Onları hayata en sağlam köprülerle bağlamak bizim görevimiz ve en başta gelen sorumluluğumuzdur.
Teknoloji evin yaşam alanını son derece az emekle yönetilen bir yapıya ulaştırmaktadır. Bu durum özellikle kadının geçmişteki yükünü minimuma indirdiğinden hayat müşterek duygusal bir iletişim ortamına dönmektedir. Yaşamı kucaklayan insanlar aile içinde renkli yaşamlarını oluşturacak ve tasarlayacaklar. İşte bu nedenle düşünen ve çalışan bireyleri yetiştirmeyi amaç edinmeliyiz. Romantizmin belki de binlerce yolu hayatı karşı cinsler için çekilir, katlanılır ve hatta yaşanılır seviyelere çekebilecektir. Mutluluğu her şeyde aramak haz ve zevk ölçülerini sürekli çalışır tutmak yaşamın anlamı olacaktır. Bu nedenle aile sorumluluklarının bilincinde insanlarla anlam ifade edebilir.
Aile toplum içinde özel hayat olarak belirlenmektedir. Özel hayatta olsa bireyler arası ilişkilerde bir denge ve ahenk oluşmuş olmalıdır. Nitekim önceleri ailenin reisinin erkek olduğu konusunda hukuki zorlama vardı. Bugün bu özellik kaldırılmıştır. Belki de doğrusu budur. Zira kadın daha hassas bir yapıya sahip olması nedeniyle aileyi daha çok etkilemektedir. Kadının bu özelliği onu liderliğe aday yapmaktadır. Eskiden gizli lider olmaya zorlanan kadın bugün daha geniş bir spektrumda aileyi sürükler duruma gelmiştir. Bizim esas konumuz çalışan kadın çalışan erkek tipi çekirdek ailedir. Böylece bireyler ekonomik yeterliliklerini kendileri götürmeye çalışmalıdır. Birlikten kuvvet doğar gereği aile kadın ve erkeğin ekonomik güçleriyle daha dengeli ve daha özverili bir potansiyel yaratmaktadır.
Çekirdek ailenin en önemli riski kadın ya da erkeğin annelerinden gelen risktir. Özellikle kadının annesi kendini kızının iyiliğini düşündüğü zannettiği şekliyle kendi hükümlerini kızının evine sokmaya çalışabilir. Günümüz toplumunda kızların kişiliğinin gelişimi biraz daha tartışmalıdır. Bu nedenle annesinin etkisinde kalabilir. Böyle bir durum genellikle ailenin oluşumunu erkeğin sabrına bağlı kılmaktadır. Kadın bunu göremediği takdirde evini bilememektedir. Eğitim, çocuk, iş yaşantısı falan hikayedir. Asıl etkili olan budur. Erkek isyan edince de kaynananın farkında olmadan hastalıkları artmaya başlar, hatasını anlar ama düzeltemez. İdeal ailede gizli lider kadın olmalıdır. Erkek özellikle toplumsal düzende ailenin reisi rolünü üstlenmelidir. Erkek çocuk yetiştirirken de durum budur. Erkek çocuk gücü ve aklı ile otorite olmaya adaydır. Erkek çocuk mantıklı ve girişken yapılabildiği ölçüde hayata karşı dik ve sağlam bir duruş kazanmaktadır.
Çocuğun 2-6 yaş arası durumu biraz zordur. Kendi kişiliğini kabul ettirme evresini içeren bu dönemde çocuk çok değişkenlik gösterir. Annenin bu devrede çocukla çok iyi iletişim kurması gerekir. Çocuğu tersleyen ve onu saldırgan duruma getiren annelerin çocukları saygı rejimine isyan eden tipte sonuca dönüşürler. Bu da anneyi gelecekte hiç mutlu etmez.
Sosyalleşmenin mantığı olmalıdır. Bu kapsamda en etkili rol “sükut altındır” rolüdür. Sükut eden birey çevrenin yöneliş-istek durumu hakkında bilgi toplamaktadır. Bunu değerlendiren beyin kendi rolünü belirleyerek yöneten bir tavır ile kendini ortaya koyabilir. Sosyalleşmenin bilinci kendi konu ile ilgili teorilerinin güçlülüğüne dayanmaktadır. Bu nedenle bilimin insan arası ilişkilerle sosyal konular konusunda tartışmalı hususları anlaşılır hale getirecek açıklamaları olmalıdır.
b. Toplum ve Yakın Çevre :
Yaşanılan yer genel olarak bir evdir. Hayatı değişik şekilde hak eden başka aileler vardır çevremizde. En yakın olanları komşularımızdır. Sonra sokak komşuluğu ve arkadaşlığı, daha sonra da mahalle arkadaşlığı gelir. Derken şehir-köy ya da kasaba yaşam alanımız olur. Teorik olarak bir şehrin ekonomik yapılaşması doğal şartlarda gerçekleşir. Berber az ise berber olmaya yönelinilir. Bakkal yetersiz ise bakkal olunur. Devletin örgütlenmesi hayat alanımızı dolduruverir. İşte toplumdan muradımız bir organizasyonun yaşam alanını belirleyen insan grubudur.
Önce komşu ile sosyalizasyon konusunu incelememiz lazım. Aile olarak bir ekonomik duruşumuz olmalıdır. Daha sonra sosyal duruş yani mesleğin popülerliğinin yarattığı duruş gelir, daha sonra da bireysel veriler, iyilikseverlik, konuşkanlık, misafirperverlik gibi kavramlar bireysel duruşu belirler. Komşulukta genellikle kadınlar belirleyici rol oynarlar. Eğer çalışmıyorsa kendine arkadaş arar, kahve içmek için falan tabii. Arkadaşlık ve zaman paylaşımıdır aranan. Komşular genellikle ekonomik destek sağlamazlar. Bazen ortaya çıkacak sorunlarda ispiyonaj fonksiyonu icra ederler. Bu doğasıdır işte komşuluğun. Atalarımız “ev alma komşu al” demişler. Bu söz komşuluğun ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Gerçi televizyon kültürü komşuluğu etkisiz hale getirdi ama yine de zamanla veya her zaman komşuluk bir kavram olarak muhafaza edilecektir. Çekirdek ailenin okul öncesi dönemdeki çocukları komşu çevresinden arkadaş edinirler. Böylece komşuluk bir başka boyut kazanabilir. Unutmamalıdır ki komşuluk özellikle acil durumlarda çok kolaylık sağlar. Örneğin kapının anahtarı içerde kaldı, kapının önünde kalıverdiniz. Ya da yumurtanız bittiğini işe başladığınız zaman fark ettiniz işte komşuluk budur.
Ben sosyalizasyon konusunda düşünürken komşuluğu bir yakındaşlık unsuru olarak göstermeyi tasarlamıştım. Komşuluk ailelerin birbirleriyle bilgi alışverişi yapabileceği ortamın yaratılması gerektiğini ortaya koymalıyız. Komşuluk hiç değilse haftada bir yarım saat sohbet ile kaynaşmaya başlamalı. Herkesin işi başından aşkın demeyin, birbirini rahatsız etmeden birbirine katkıda bulunulacak o kadar çok şey olabilir ki.
Bireyi toplumla ilişkilendiren ana unsur lisandır. Lisan kullanım itibarıyla ihtiyaç ve istekleri gündeme getirebildiği gibi aynı zamanda toplumsal olguları paylaşmayı ve duyguların ifadesini de sağlamaktadır. İnsanları birbirine yaklaştıracak değerler üretmek lazımdır. Bununla ilgili en etkili yöntem dernek ve kulüplerdir. Dernek kişiyi ilgi sahasına göre konsantrasyon sağladığından onun ilgisini sürekli taze tutabilir. Bu faaliyetleri özendirecek ve destekleyecek yaklaşımlar üretmek gerekir. Bu faaliyetlerin içinde olanlar grupta bulunan itici yöneltici düşüncelerin arkasından giderek yaşamlarını renklendirebilirler. Hayat faaliyet, faaliyet ilgi ve yöneliş istemektedir. Birey buna şartlandırılırsa yöneliş ve faaliyetleri bu kapsama getirilebilir. Böylece sağlıklı ve başarılı müteşebbis etkileşimi sağlanabilir. Bugünkü yapı içinde ana yöneliş insanların ekonomik kabiliyetlerine dayanmaktadır. Batı toplumlarında ekonomik kabiliyet yeterli seviyeye getirilmiş olmasına rağmen toplumsallaşma yerine kendi kendine yetmeye çalışan bir yalnızlık ortaya çıkmaktadır. Bu yalnızlıkta dirençsizlik ve psikolojik bozukluk yaratmaktadır. Hayatı programlı ve dengeli yaşama bilinci çok az bireyde ortaya çıkabilmektedir. Böyle olunca bunu yönetecek ve yönlendirecek çareler yaratmak gerekir.
Ulaşım imkanları da düşünülerek her mahalle ve hatta her caddeye bir dernekler-kulüpler merkezi oluşturmak ve bunu bireylerle ilişkilendirmek gerekir. Bireyler değişik zaman ve değişik faaliyetlerle yaratıcılığa ve hayatla angajmana yöneltilmelidir. İslamiyet’in mutluluk ve iyilik ölçüleri bu kapsamda değerlendirilmeli ve bireyin doğasına adapte edilerek geliştirilmelidir. Amaç günü kurtarmak değil, günü maksimum mutluluğa dönüştürmektir. Ancak böyle yapılırsa duyguların ve zamanın yönetimi konusunda mesafe kat edilebilir. Hayatı yalnızlıktan paylaşıma, tek düze programlardan katılımcı düzenlemelere dönüştürmek zaman alsa da izlenecek yol olarak görülmelidir. Teknolojinin özellikle iletişime kazandırdığı imkanlar çok geniştir. Telefon kabiliyeti son yirmi yıl içinde büyük aşama kaydetmiş, internet yepyeni bir olanak dizisi yaratmıştır. Tüm bu güzellikleri maksimum insan hayatına mal etmek çağdaş insan olmanın gereğidir. Böyle bakılırsa geleceğe ve gelişime daha pozitif yaklaşılabilir. Biliminde insan duygularının yönetimi bazında dostluklara ve arkadaşlıklara yol gösterebileceği unutulmamalıdır.
(3) Okul :
Okul evrensel bir lisans vermeye hazırlanmış kurumsal bir müessesedir. Böyle olunca her okul kendine uygun bir vizyon belirlemelidir. Okullaşmanın temel amacı öncelikle breyi verilecek lisans dışında ehlileştirmeyi öngörmelidir. Her okul kendine özgü sosyalleşme teknikleri üretmeye çalışmalıdır. Her birey farklı olduğu gibi her okulda farklı bireyleri sosyalleştiren bir organizasyon olmalıdır.
Okulları öncelikle dizayn olarak başkalaştırmak gerekir. Okulda amaç öğrencileri değişik boyutlarda bilinçlendirmek hedef alınır. Bu bilinçlenmenin ölçümlenmesi ve kültürel kavramlara ulaşması bu okulları yönetenlerin yeteneklerinde ortaya çıkacak bir husustur. Bu nedenle okul dizayn ve yönetimi ayrı bir ihtisas olayıdır. Biz daha bu farklılıkları görebilir duruma gelmediğimiz için okulları belli kalıplara sokmaya çalışmaktayız. Halbuki asgari yeterliliği belirleyecek standartlar saptamalı, performansın gelişimini yöneticilere bırakmalıyız. Eğer yönetici inisiyatif kullanabiliyorsa kendincelikler katabilir ve değişimi yaratabilir. Bu değişimler insanlık için tecrübe birikimi olmalı ve her yönetici özellikle beğeni toplayan uygulamalardan istifade edebilmelidir. Dünya sahip olduğu insanların yöneliş becerilerinde başkalaşabilir. Unutmayalım ki evrensel beğeni ve ilgi görmek toplum bilincinin kazandığı temelini oluşturur. Birey bu duygu ve görüşlerle yaşam hakkı kazanmalı ve kendini katkıda bulunmaya yöneltmelidir. Hayatı renkli kılan ruh, yaşama renk katan yöneliştir. Bu nedenle insanlara ruhlarının getirdiklerini gösterme fırsatı verilmelidir. Bu inisiyatif ve uygulamadır. İnsanları tabii ki standartlara ulaştırmaya çalışacağız ama faydalı farklılıkları yok etmeyeceğiz.
Gelecek çekirdek ailenin evrimine şahit olacak. Bu kapsamda okullaşmış çocuklar tek başlarına yatılı okullarda kendilerini yetiştirecekler. Bu ailenin parçalanması demek değil bireyin sonraki nesillere özgürlüğünü tanımasıdır. Ben umutluyum ki bu evreye geçildiğinde çok daha dinamik ve duyguları kendince gelişmiş nesiller ortaya çıkacaktır. İnsanın tohumu sevgi-saygı ve sorumluluktur. Bu kapsamda okullar sosyalleşme konusunda deneyimler yaratmalıdır. Unutmamalıdır ki modern ve medeni toplumlara dönüşecek olan yarınlarımız bu insanların kazandığı sosyalleşme becerilerinde renk bulacaktır. Bireyi kendinceliklere yöneltmek onun yalnızlığı değil bulacağı daha profesyonel yapılanma içinde çok daha doğasına uygun geleceğe hazırlanmasını sağlayacaktır. İnsan ağırlıklı mekanik çalışmalar yerini onların duygularına yönelttiği zaman çok daha başka yapılaşmalar ve sosyal insan yaratılabilecektir. Hayatı önemsemek insana güvenmek gerekir. Eğitim işte bu güveni ortaya koyan yapı taşıdır. Birey kendini büyük organizasyonun bir parçası olarak görebilmeli ve kendini tüm benliğiyle yaptıklarına verebilmelidir. Artık insanlık bireye beslenme, barınma ve üreme güdüleri dışında medeniyet hazırlayabilmektedir. İşte gerçek mükemmeliyet bu duyguların yönetiminde ortaya çıkacaktır. Zevk ve haz mutluluk anlamı taşımaz. Mutluluk bir tasarım ve uygulamadır. Okullar bu kavramlar ışığında sosyalleşmeye olanak sağladıklarında çok büyük bir aşama kaydedilmiş olacaktır.
(4) Meslek Hayatı :
Toplumsal örgütlenmenin bir sonucu olarak meslekler doğmuş, meslekler kendi ihtisas ve becerilerinde şekillenmiş, eğitim sirkülerleri bireyleri bu meslek standartlarına hazırlamayı hedeflemiştir. Birey doğumundan mesleğini kazanıp hayatını kendi başına yaşamaya başlayana kadar düşünme, yetenek uyumu ve beceri kazanma sürecine tabi tutulur. Meslekler çok düşük oranda çocuklukta düşünüldüğü gibidir. Zira toplum ve teknoloji sürekli kendini yenileyerek değişim yaratır. Ama bir şekilde toplumsal örgütlenme herkesi bir meslek sahibi yapmayı becerir. Herkes toplumun örgütsel yapısında bir parça oluverir. Böylece zaman-üretim ve tüketim canlılığını korur. Bizim bu bölümde bahsetmek istediğimiz konu mesleğe yönelik olarak kişinin takınması gerekli tavırdır. Hayat bazılarını müteşebbis, bazılarını yönetici, bazılarını da yönetilen statüye sokar. İnsanlar aldıkları rolü donatmaya mesleklerini becermeye çalışırlar.
Meslek ideal bir anlayışla kavranmaya çalışılmalı, becerinin ve dikkatin azamisi kullanılmaya çalışılmalıdır. İnsan mutluluğunun önemli bir kısmını mesleğindeki başarısından toplar. Bu nedenle; işe başlangıç ve daha sonraki aşamalarda pozitif değerler katacak şekilde mesleğe dönük davranmalıdır.
İnsan hayatı bir bütün olarak görmeye çalışmalı ve 70 yaşına kadar kendini mutlu ve verimli kılacak şekilde hayata bakmalıdır. 70 yaş belki de yarım yüzyıl sonra çok küçük bir yaş haline gelebilir. Bu nedenle insan kendine yeterli bir periyodu seçebilmelidir. Böylece her iki yılda bir kendini yenilemeyi ve en azından becerilerini daha popüler yapacak çalışmaları yapmaya gayret göstermelidir. Hayatı çekilmez yapan tekdüzeliktir. Bu asla unutulmamalıdır. İş hayatında pozitif bakış açısında belli bir vizyon hedeflemek en doğru yaklaşımdır. Bu vizyona yürürken bunu hak edecek beceri ve bilgi ile donanmak gerekir. Bunu kendine rehber almayan kişilerin vizyonları eksik veya yanlıştır. Hayat her zaman canlıdır. Bizde bu canlılığın parçası olmak istemeliyiz. Eğer mesleğimizi ölçülebilir değerlerle kendimizle özleştirebilirsek kendimizi çalışkan ve üretken hale getirebiliriz. Bu kapsamda iş yerleri bireyleri yönlendirecek şekilde tasarlanmalıdır. Bugünkü teknolojik imkanlarla sanayi ortamı yarı otomatik bir duruma ulaşmıştır. Belki 30 yıl sonra çok daha fazla oranda otomasyon sağlanacaktır. Birey tasarım ve yönetim ağırlıklı rol alacak olursa o zaman meslekler daha anlamlı ve bireye yakışan şekilde olacaktır. Hiçbir meslek ve hiçbir üretim yada hizmet küçümsenmemelidir. Biz biliyoruz ki toplumsal örgütlenmenin gereği olarak bazılarımız daha zor işlerde çalışabiliriz. Eğer akıllı robotlar çalışma ihtiyacını tamamen ortadan kaldırırsa o zaman yönelişler sanat- tasarım ve spor alanlarında olacaktır. Bunları rasyonel ve verimli kılmak hedef olacaktır.
Bugün için meslek okulları ve üniversiteler yaygın olarak bireyleri geleceğe hazırlamaktadır. Bunların içinde toplumsal ihtiyaç sahaları ve muhtemel geleceğin ihtisas alanları yer almaktadır. Hiç unutulmamalıdır ki gelecek ne kadar iyi tasarlanırsa tasarlansın en kötüye göre davranış sergilenmelidir. Böyle yapılırsa hiçbir zaman kaybedilmez ve her zaman birey mutlu olur.
Hayatı renklendiren ana unsur genellikle meslekteki başarı durumudur. Meslek hayatı yaşanılabilir kıldığı için her biri kendi içinde yeterlilik göstermelidir. Bunu sağlamak birinci derecede iktidarların görevidir. Devlet örgütlenmeyi yönetmek fonksiyonu içinde şartları adil ve bireyi korur nitelikte kendini var etmelidir. Her oluşum büyük organizasyondan kendine pay çıkarır. Bu durumda dünya global perspektifinin her birey tarafından pozitif olarak anlaşılması ve kendi fonksiyonunu bu işlevde yaratmayı becermek esas olmalıdır. Meslek hayatı dengeli ve verimli olduğu ölçüde bireyi mutlu kılacaktır. Bir diğer nokta meslek hayatının getirdiği sosyalleşmedir. Her meslek kendi içinde tartışmaya ve konuşmaya değer nitelik taşır. Bireyler mesleklerini icra ederken karşılaştıkları zorlukları ve heyecanları arkadaşlarıyla paylaşmalıdır. Böyle bir durum onların deşarj olmalarını, kendilerini daha iyi tanımalarını ve karşılaştıkları zorlukların olağanlığını anlama imkanı yaratacaktır.
Mesleklerin dünya genelinde haberleşme imkanlarına ulaştırılması sosyalleşmenin amaçlarından biri olmalıdır. Böylelikle her meslek k1endine özgü disiplini ve evrensel değerleri üretebilecek ve bu saha idealize edilmiş olacaktır.
(5) Özel Hayat :
İnsanlar kendilerine ait zamanı değerlendirme biçimini çocukluklarından itibaren gördüklerine dayalı olarak biçimlendirirler. Bu kapsamda Batı’da soyluların özel hayatları örnek yaratmıştır. Bunlar doğrumudur değimlidir diye düşündü mü bilemem ama insanın doğası bunları ortaya koyduğuna göre doğru olmalıdır. Belki birkaç asır sonra çok daha kompleks yaşantılar özenilir duruma gelecektir.
İnsan doğası itibarıyla değişikliğe ve hazza dayalı bir seçim yerine tatminkar ve tekdüzeliğe dayalı bir şekli tercih etmektedirler. Bunun ana nedeni bilerek hissederek yaşama tercihi olmalıdır. Hayatımızın önemli bir bölümü uykuda geçmektedir. Evet uyumalıdır ama yeteri kadar. Ben uyumak için yaşamıyorum zihniyeti hakin olmalıdır. Fark yaratmak ve kendini daha etkin kılmak isteyenlere tavsiyem herkes uyurken yaratıcılığınızı geliştirin. Göreceksiniz çok daha önemli bir atılımı yaratacaksınız. Ben çalışma hayatımda hep tasarımları zinde bir uyanıklık içinde yapmışımdır. Nitekim Altın Çağı yazarken de aynı uygulamadan yararlandım. Demek ki bu bir fırsat. Bunu çok küçük yaşlarda görebilmek daha da önemli. Unutmamalıdır ki insan kendini sessizlikte daha verimli kılar. Yalnızlığa yönelmiş Batı uygarlığı bu anlamda bir doğa örneği yaratmaktadır.
Özel hayat çok kapsamlı bir konudur. Yaygın kullanım ile karşı cins ile iletişimi kapsadığı da düşünülebilir. Bu anlamda düşünüldüğünde bireyi küçüklüğünden itibaren karşı cins ile iletişim disiplinine sokmak belki de en doğrusudur. Karşı cins duygusal bir etkileşim demektir. Bu kapsamda beğeni, zevk, incelik, sevgi, saygı her şey etkili olmaktadır. Çocuk yaşta kendi değerlerini yakalayabilmek ve buna uygun bir yaşam disiplini yaratmak belkide çok önemli bir konudur. Karşı cins eğitimi dengeli, saygılı ve kabul edilebilir ölçülerde olmalıdır. Ebeveynler çocuklarını genel toplumsal değerler üzerinden yönlendireceklerdir. Bu konuda kesin hüküm vermek doğru olmayabilir. Zira her birey kendi yönelişini Allahın lutfu değerlerle örmeye çalışacaktır.
Çocuk yaşta tecrübeler ve mutluluk arasında çarpıcı çelişkiler doğabilir. Bunlara bireysel farklılık demek belki de daha doğrudur. Ancak her tecrübeyi yorumlayabilmeye yardımcı olmak belki de eğitsel özellikleri coşturucu bir nitelik taşıyabilir. Amacımız bilinçli, mutluluk arayan nesiller yetiştirmektir. Büyük organizasyon her bireye öncelikli dürtüler bazında dengeli bir ortam sunabilir duruma gelmiştir. O halde birey kendini ortaya koyabildiği ölçüde başarılı ve dolayısıyla mutlu olabilir.
Özel hayatın diğer önemli bölümü de sonraki hedefler ve eğlence yada vakit geçirme yönelişleridir. Bugün evde kendi kendine akademik gelişim sağlamak mümkündür. İleride bu özellik daha da yaygınlaşacaktır. Bunun yanında ihtisas sahalarına ilişkin eğitimlerde kolaylaşacaktır. Araştırma yeteneği bireye kolaylıklarla kazandırıldığında çok değişik ve anlamlı yorumlar ortaya çıkabilir. Bunlar özel hayatın kendi bedenine yapmak zorunda olduğu egzersizleri alışkanlık haline getirmez. Bu konu ayrı bir husus olarak sosyalleşmenin içinde değerlendirilmelidir. İnsanlar sağlıklı olabilmeyi zinde bir bedende yaşamak ile tercih etmelidirler. Bunu bir toplumsal alışkanlık haline getirmek belki de zaman alacaktır. Ama vazgeçilmez bir gereklilik olarak görülmelidir. Yürüyüş yapmak insanı terletmediği için belkide en kolay egzersizdir. Hayatımıza belli bir yürüyüş kabiliyeti eklemeliyiz. Ayrıca spor etkinlikleriyle kalbimizi sürekli güçlendirmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz.
Özel hayatın bir diğer yanı da hobilerdir. Her birey birkaç zevk aldığı hobi üretmelidir. Böylece hem sosyalleşme kolaylaşacak hem de üretkenlik kazanılacaktır. Hobinin iyisi kötüsü olmaz. Bu nedenle zevk alınan her uğraş bir hobidir. El işlemesi, yada oyun becerisi dengeli insan için önemli uğraşılardır. Refah düzeyi arttıkça insanlar akademik eğitimlerini yükselttikçe düşünsel ürünlerle uğraşlarını arttıracaklardır. Bu yöneliş insanları daha da mutlu edecektir. Bir fıkra üretmek, bir hikaye yazmak yaratıcılıktır.
(6) varlık ve Kişilik :
her insanın yaradılışından itibaren toplumun sosyal bir parçası haline geldiğini kabul etmeliyiz. Bu değişim çok yavaş ve sessizce olduğundan pek fark edilmez. Bu nedenle kişi bir bakar ki toplumun bir parçası oluvermiş. Her bireye toplum içinde yer vardır aslında her birey kendi özelliklerini ortaya koydukça toplum onu törpüleyerek kendine uydurur. Böyle bir oluşum olmasına rağmen sanayi devriminden sonra ortaya çıkan organizasyon yapısı ve bireyin bir işi olması zorunluluğu özellikle ergenlik çağındaki gençlerimize büyük endişeler vermektedir. Samimi ve dürüst olmak iyi ve becerikli insan olmayı yeterli kılmamaktadır. Bu durumda birey kendine değeri olan becerilerde yüklemelidir. Eğitim organizasyonu toplumların içinde bulunduğumuz çağda sürekli gelişim ve değişim göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde bilgi üretimi yönelişine dayalı özverili bir eğitim yaklaşımı uygulanarak bilgi üreten insan tiplemelerine gidilmektedir. Çin gibi yoğun nüfusa sahip ülkelerde dünyanın ucuz üretim merkezleri haline gelmektedir. Türkiye iki arada bir derede durumdadır.
Toplumun bir parçası olarak insan önce kendini kabul etmelidir. Varlık farklılık demektir. Bu anlamda farklılık bireyin beceri ve yeteneklerine yansıtılmalıdır. Anne-baba çocuklarının yöneliş ve değerlendirilmesinden yana sorumluluk taşımalıdır. Bugün kendi işine kendilerini kaptıran anne-babalar çocuklarına yeterli ilgiyi göstermemektedir. Bu sağlıksız sonuçlar doğurmaktadır. Bu husus bireyin kişiliğinin gelişmesini etkilemektedir. Böyle olunca da beceriksiz ve yeteneksiz nesiller ortaya çıkmaktadır. Bugün üretim ortamları son derece kolaylıklarla donatılmış durumdadır. Belki 30 yıl sonra üretim için emeğe ihtiyaç kalmayacaktır. Toplumları sonraki yaşantıları için hazırlamak ve bu kapsamda yönelişler ve izahatlar belirlemek gerekir. Evet insan belki 100 yıl sonrası hakkında yanılabilir ama 10 ytıl sonrası hakkında çok sağlıklı beklentiler kurabilmektedir. Bu durumda yakın gelecek ile bağlantılı vizyonlar belirlemek üzere toplum bilimciler insanları yönlendirmelidir. Her ne kadar insan gelişen şartlara kolay adapte oluyorsa da bilinçli bir yaklaşımla geleceğe kendini hazırlama daha mutlu ve daha başarılı olabilir. Bizim üzerinde durmak istediğimizde budur. Böylesi bir maksat olmasa hiç bu satırları yazma gereği duyarmıydım?
Kişilik, karakter ve ruhun bileşkesi olmaktadır. Karakter büyük kaderin ortaya koyduğu bir özellikler manzumesidir. Ruh ise varlığımızın ana unsurudur. Dolayısıyla kendimizi toplumun bir parçası haline getirmek hayatımızın anlamı olmaktadır.
Hiç kimse küçümsenecek değerlerle yaratılmaz. Böyle olursa da bunu kendinin hak ettiği bilinci hakim olmalı ve sonra ki yaşantılara yönelişte Salih Amel mantığını kişiliğine yansıtmalıdır. İnsan iradesi her kalıba girebilmektedir. İyi olmak bir rol, iyilik ise bir rolün icrasıdır. Allah madem ki bizi yaptığımız iyiliklere göre değerlendiriyor hayatı bu yönü ile anlamalı ve yaşamalıyız.
Liderlik :
Liderlik bir grup insanın içinde birinin kalkıp ta grubu yapmak istediğine yöneltmesi işlemidir. İnsanlar lider olmak üzere yaratılmışlardır. Evet grup haline geldiklerinde sığınacak kapı ararlar ama mutlaka bir lidere takılıp giderler. Diğer canlılarda bu olay insanın ki gibi tezahür etmez. Bu insanın temel özelliğidir. Her insan yalnız başına yaşayabilecek niteliklere sahiptir. Ama insanları bir arada yaşamaya iten sosyolojik ve ekonomik gereksinimler vardır. Köylerin ve şehirlerin bu kadar çok olmasının sebebi bu liderlik özelliğidir.
Aile kavramının oluşması doğal bir gereksinim olduğu halde klan yada aşiret yapısı daha önce gelişmiştir. Bunun sebebi liderlik ihtiyacına dayanmaktadır. Liderlik tercihi bir üstünlüktür. Ancak liderlik sorumluluk demek olduğundan insanlar lidere teslim olmayı kabullenirler. Lenin insanı anlatırken “geniş düşünen yönetir” demektedir. Demek ki liderlik vasfı geniş düşünmekten geçmektedir. Gelişmiş toplum eğitilmiş insanlardan ve organize olmuş bir düzenden meydana gelmektedir. Meslek ile liderlik arasında da bu anlamda bir ilişki vardır. Meslek ihtisas ve tecrübeye dayandığından göreve dönüşen bir liderlik özelliği yaratır. Bu da organizasyonun temelini oluşturur. Dünya bu bağlamda tüm insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak bir büyük organizasyon gibi düşünülebilir. Dünya veya devlet çalışma şartları tasarlanmadan rasyonel işletilemez. İşte; görevde veya organizasyonda işletim ortamının ruhu rasyonalizasyondur.
Liderlik bizim anladığımız manada karar verebilmeye dayanır. Karar verebilmek için seziler ve bilgi ön plana çıkar. Bu kapsamda yönelişi belirlemek bir değerlendirme bilincidir. Her zaman bir takım riskler vardır. Risklere karşı dirençli olmak ve doğru riskleri galebe çalmak gerekir. İşte lider bu riskleri doğru olarak sezebilmekle olur. Yaradılışa dayanan kısmı işte budur.
İyi bir lider olabilmek için ortamı iyi anlama yeteneği, durumu kavrama becerisi, çabuk yöneliş belirleme kabiliyeti ve nihayet grubu yöneltirken fiziksel olarak uyum yeteneği gerekir. Hiçbir lider karar verirken aşırı duyarlılık göstermeden edemez. Duyduğu heyecan onun hassasiyetini arttırır ve doğru yönelişi yakalamışsa cesaretini geliştirir.
Gruba liderlik yapmak grubu etkilemekle mümkündür. Grupta her birey aslında kendi havasındadır. Liderin grubun dikkatini toplayacak bir yöneliş gerçekleştirmesi gerekir. Lider dikkatleri toplamadan harekete geçtiğinde genellikle yalnız kalır. Lider olabilmek için sağlıklı düşünmek ve ortamı iyi kavramak öncelikli gerekliliktir. Yöneliş becerisi bir doğal olaydır. İstekle ve azimle bağlantılı bir oluş gösterir.
Dünyada lider özellikler yaradılışa dayalı olarak aranmaktadır. Bu tarihin hiçbir sürecinde doğru çıkmamıştır. Lider kişiliğin genel olarak sakin ve merak ile ilişkisi vardır. Büyük liderler Lenin’in dediği gibi geniş düşünürler. Toplum hiçbir zaman liderine hazır olarak bulunmaz. Bu nedenle lider toplumu organize edebilecek yetilere sahip olmalıdır. Bugün Türkiye’de lider olarak insanlara yutturulanlar sadece ve hitabet ve zeka ile bağlantılı olarak etkili görülebilmektedirler. Kendilerine sunulan fırsatlara yönelen bu kişiler gerçek manada heyecan yaratamamaktadırlar. Atatürk incelendiğinde daha yüzbaşılığında kafasına bir vizyon yerleştirildiği görülür. Daha sonra çıkan fırsatlardan istifade ile bir milleti ortaya çıkarmış ve onun sağlıklı bir yapıya ulaşabilmesi için gerekli organizasyonu kurmuştur. İnsanlar peşinden gidecekleri insanları kolay tatminkar bulmazlar. Bu nedenle liderlik bir hassasiyet göstermektedir. Hazreti Muhammet eğer doğumundan peygamber oluncaya kadar geçen sürede “emin” tabiriyle belirlenen niteliği kazanmamış olsaydı hiçbir zaman peşinden sürükleyebileceği insanları bulamazdı. Bu nedenle liderlik her zaman tutarlı ve anlaşılır olmayı zorunlu kılar. Aslında aile de böyledir. Dengeli ve tutarlı kişiler duruma hakim olurlar. Çekirdek ailede bu çoğu zaman kadın olarak ortaya çıkar. Sebebi de daha fazla yükü kendisinin enerjisiyle realize etmesinden kaynaklanmaktadır. Eğer durum böyle değilse o zaman sürtüşme çıkar ki erkek tatmin olmadığını belirlemektedir.
Netice olarak liderlik her bireyin becerisini kazanmak isteyeceği ve hayata katkısını belirlediği bir yöneliş özelliğidir. Unutmayalım hakketmeden lider olunmaz. Lider becerisi dahilinde kendini hakim kılar.
(1) İkna ve Beceri
Anlamanın nasıl oluştuğu konusunda belki de insanlık daha çok şey biliyor ama ben kendi bildiklerimle izah etmeye çalışacağım. Anlama ruhla hafızanın ortaklaşa açıklık kazandırdığı bir bakış açısıdır. Dikkat ve konsantrasyon anlama için gerek şartlardır. Ama yeterlilik ruha dayanmaktadır. İşte bu nedenle insanlar aynı reaksiyonu biraz zaman içinde göstermeyi becerirler. Liderlikte işte böyle bir durum. Birey öncelikle anlayacağı yapıyı kestirmeli ve daha sonra bunu hayata geçirme temayülünde olmalıdır. İnsan doğduğundan itibaren tecrübe biriktirir. Böylece becerileri ortaya çıkar. Beceri kendine güven yaratır. Daha sonra kendi anlama yeteneği ile ikna kabiliyeti kazanır.
Lider kişi kafasında oluşturduğu vizyonu ve stratejiyi çevresindekilere kabul ettirme açısından zorlanmaz. Zira çevresi liderin becerisinde itimat sahibi olmuşlardır. Lider bütün yaşantısında liderdir. Bir konumda kendini lider gösterip diğer durumlarda pasif kalmak gerçekçi olmaz. Ancak lider çevresindeki başka birini ön planda tutmak isterse o zaman başka. Bu durumlarda gizli liderlik söz konusu olabilir.
Medeni cesaret ve liderlik çok iç içe kavramlardır. Medeni cesaret oluşuma katılma ya da muhalefet etme yönelişini belirler. Birey her halükarda pozitif görünümdedir. Yani fikren ve davranışta kendini inandığı yönde ifade etmek istemektedir. Hayat bir anlamda evet yada hayırlarla izah edilebilmektedir. Bir fikre yada davranışa ya katılırsınız yada katılmazsınız. Fikri benimsemeden gönülsüz katılmakta bir oluşum olabilir. Ama hiçbir zaman tasvip görmez.
İkna etme yeteneği, bilimsel olarak analiz edilebildiğinde bireyler kendilerini daha güçlü hissedeceklerdir. Evet bireyler birbirinden farklıdır, yeteneklerde farklıdır ama gerçekçi olan bilgiye dayalı yeterlik ve tecrübedir. Bunların bileşkesi ikna yeteneğini ortaya koyar. Bugün birçok kurum bilgi ve tecrübe dışında strateji üretebilen bireyleri lider yapmaktadır. Bu liderler hayatlarının bir çok aşamasında kendi farklılıklarını çevrelerine kabul ettirebilmektedirler. Özel sektör Batı’da eğitilmiş teknik kapasiteye önem vermektedir. Bu belki de organizasyon ruhuna en etkili aşılamadır. Organizasyon analiz yeteneğimiz arttıkça liderleri destekleyecek verileri de daha rasyonel üretebileceğiz. Bu durumda lider kendini detaylarla kurallar arasında daha objektif çalışır durumda bulabilecektir.
İkna etmenin bir diğer yan faktörü de inançtır. Yaptığı işe kalben inanmak ve doğruyu hissetmek insanın yeteneğini arttırır. Tek düze seçmek hissetmek değildir. Hissetmek izah edebilmek mümkün olduğunda anlam kazanmaktadır. Böyle bir yetenek ancak sezisi ve bilgisi kuvvetli kendini işine vermiş bireylerde ortaya çıkabilir.
Görevi yada işi yapabilme yeteneği tecrübe ve bilgi ile mümkündür. Bugünkü eğitim sistemimiz bireyi ihtisaslaştırarak kendine yeterli hale getirmeye çalışmaktadır. Ancak yönetim becerisinde liderlik ihtisas dışı bir durumdur. Kendine işe adayan insanlar yetenekleri dahilinde liderliği ortaya koyabilmektedirler. Çok okumak yada çok çalışmak ikna ve beceri kazandırmaz. Bunları göz önünde tutan kurumlar daha başarılı olurlar. İnsanları herkes her işi yapar cinsinden görmek ve işi idealize edememek büyük zafiyet yaratır. Unutmamalıdır ki tecrübe ve bilgi ileri görüş yeteneği ile birleşince rasyonel olabilir. Ayrıca verimliliğini ölçemeyen ve bunu geliştirmeyi hedeflemeyen kurumlar bir süre sonra yok olurlar.
(2) Üstünlük Duygusu ve Tezahürü :
Birey olarak her birimizin üstün varlık olduğunu duygusal olarak isteyecek şekilde yaşarız. İrade ve zeka bizi birbirimizden farklı kılar. Grupta liderlik vasfı bu üstünlüğü yakalama bilincine dayanmaktadır. Liderlik vasfı yaratmak ısmarlama olmaz. Kullandığın kelimelere kadar bunu hakketmek gerekir. Dolayısıyla bugünün lideri bilgisini ve etkisini gösterebilecek vasıflar kazanmışsa mana ifade edecektir. Hiçbir zaman hak edilmemiş liderlik liderlik değildir. Lider şu sözü her zaman kendine rehber edinecektir. “Bükemediğin bileği öpeceksin” Burada bu söz belki de sanayi devrimi öncesi toplum için söylenmiş kuvvete ve güce dayanan bir mana ifade ediyor olabilir. Ama bugün bükemediğin bilek savunduğun fikirlerle ikna edemediğin insan manasına alınmalıdır. O zaman lider ya vaz geçecek ya da öğrenip mücadelesine devam edecek. Dürüst olmak, iyi olmak izafi ve yanıltıcı kavramlardır. Zaten herkes bu vasıflara haiz olmak zorundadır. Lider hedef belirlemede ve hedefi ele geçirmede keskin bir zekaya sahip değilse zaten kendini pasifize etmelidir. Bugün toplumların kendi problemlerini ve gelişimlerini yönetecek liderlere ihtiyacı vardır. Her teşebbüs hedefini belirlediği ölçüde varlık gösterebilir. Hayatın toplumlar için vizyon sahibi ve strateji bilen bir yapıya dönüşmesi halinde toplumlar gelişimlerini tasarlanan bir üstünlüğe ulaştırabilirler.
Üstünlük duygusu bireyi körüklese de bir süre sonra erişilmezliğe dönüşebilir. Unutmamalıdır ki her söz bir sonraki sözde gelişim içinde olduğunda etkili olur. İnsanlık ve insan konuştukça yenilenmekte ve gelişmektedir. Konuşmayan, okumayan ve yazmayan toplumlar ilkeldir. Amacımız bu ilkellikten toplumları kurtarmak ve her bireyi entelektüel kimliğe ulaştırmaktır. Birey yaradılış olarak sahip olduklarını zaman bazında görecek yapıda yaşamaktadır. Bu özellikler ortaya çıktıkça kendi yönelişleri ve iradesiyle toplumun bir parçası haline gelerek kendini tanıyacak ve vasıflarına uygun istekler yaratacaktır. Bu istekler vizyona ve stratejiye döküldüğünde toplumun malı haline gelecektir. Her insan sahip olduğu ruh birikimiyle bugünün insanıdır. Fırsatlar ve imkanlar nedeniyle farklılıklar doğmuş olabilir. Gelecek bu fırsatları ve imkanları genişlettiğinde sonraki nesillerin birbirini daha iyi anlaması mümkün hale gelecektir.
(3) Etkileme Unsurları :
Bireyin modern toplumlarda meslek ve eğitim birikimine bağlı olarak bir kültürel birikime sahip olduğu kabul edilmelidir. Geri kalmış toplumlarda da bu yönde tohumlama yöntemiyle gelişme yaratılmalıdır. Birey bildikleriyle ve yaptıklarıyla kendine güven yaratabilir. Bu güveni pekiştirebilecek ortam kişiye sunuldukça kişi kendini ifade ederken çevresindekileri de belli oranda etkiler. Ancak unutulmamalıdır ki bu etki çok cüzidir. İnsan ancak yaparken öğrenebilir. Bu gerçeği göz önünde tutarak bireylere her fırsatta deneme ve kendilerini gösterme olanağı vermelidir.
Birey için doğru olanlar kendi yaşamını oluşturan ve etkileyen olgulardır. Bu nedenle bireyi sosyalleştiren oluşları ilgi ve bilgi dengesinde geliştirmek gerekir. Göz önünde bulundurmamız gereken diğer bir gerçekte bireyin ruhunun getirdikleridir. İşte bütün çaba ve oluşum insanın doğası olan ruhu ile bütünleşmeye yöneltilmektir. Böylece birey mutlu olacak ve topluma kendi öz benliğinde olanları aktarmaya çalışacaktır.
Çocuğun eğitiminde ona belli konularda prezantasyon sunma alışkanlığı kazandırmak onun sosyalleşme bulgularını geliştiren bir faktör olacaktır. Unutulmamalıdır ki birey sunumunu ne kadar etkili yapabiliyorsa o kadar mutluluk duyacaktır. Bugün prezantasyonun tatbiki olarak başarısını belirleyen hususlarda tecrübeler yeterli düzeye ulaşmış durumdadır. Bunları yaygınlaştırmak ve paylaşmak önemli bir işlev olacaktır. Hayatı bir paylaşım bilincine dönüştürmeden bireyleri dengeli ve mutlu kılamayız. Bilgi insanın kafasındayken pek fazla bir şey değildir. Ama paylaşıldığı zaman kaynağını ne kadar olumlu etkiler deneyerek görünüz.
Tiyatro oyunlarının karakter ve duygular bazında dengeli bir yapıya ulaştırılması insanların karakterleri canlandırırken öğrenecekleriyle çok önemli bir araç olarak görülmelidir. Unutulmamalıdır ki birey hayatı kendinde oluşanlarla yaşamakta ve bunları paylaşmakla kendine güven duygusunu ne kadar geliştirebilecektir. Aile içinde sohbetler çok faydalı ve etkilidir. Buna zaman ayırmak ve paylaşılan bir ortama dönüştürmek hedef olmalıdır. Hayat bir tasvir ve dengedir. İnsan duyguları bastırılmak için değil ortaya çıkarılmak için vardır. Duygularını kontrol edebilme bir sanattır. Bunu becerebilmek ise mutluluğu tasarlama becerisini kazandıracaktır.
(4) Yorumlamada Farklılık Yaratma Yolları :
Hayat insan beyninin yorumunda şekil ve ahenk kazanır. Bu durumda konuşma kabiliyetinin düşünce yaratması ve konuşma ile grup fonksiyonu icra etmek düşünsel olarak gelişimi sağlamaktadır. Think-tank olarak adlandırılabilecek böyle bir oluşum bugünkü örgütlenme yapısında toplantı olarak icra edilmektedir. Toplanan grubun kendi birikim ve fonksiyonlarına göre yorum katması grubun komple bir üretim yaklaşımı olarak düşünülmelidir. Lider ile lideri yönlendiren ekip kazandıkları tecrübelerle birbirlerini tamamlarlar. Kurumların ihtisas birimleri ile üst seviye yöneticilerinin arasındaki ilişki bu bakımdan büyük önem taşımaktadır.
Konunun liderliğini üstlenmek konuyla ilgi sahası arasındaki ilişkiye dayalı çözüm beklenen yorumdur. Genel olarak yönetim geniş düşünme olarak görülmelidir. Geniş düşünce, konunun etrafında kalanlarla kor denen merkez hususlar arasındaki irtibatı kurabilmektir. Bu durumda liderlik hedefe yönelik olarak konunun ilgisini yönetebilme becerisine dönüşecektir.
Nasıl aynı konuda eğitim almış kişilerin bir konuyu yorumlaması farklı olacaksa insanlıkta bu özelliği kendi renkliliği için kullanacaktır. Hiçbir zaman bir konu tek bir şekle bürünemez. Yönetim ve üretim fonksiyonları da liderin becerisi altında onun sanatı olacaktır.
Sosyalizasyon kapsamında liderlik karar verme mekanizması ile iç içedir. Karar kültürel ve isteklerin yönetimi olarak adlandırılabilecek politik bir davranıştır. Lider ne kadar rasyonelse kararın gücü o kadar fazla olacaktır. İnsanları düşünür kılmak sosyalizasyonun temel hareket noktası olmalıdır. Olasılık ve istatistik teorileri ve bunların oluşturduğu bilinç yorumlama becerisinin ikna mekanizması gibi görülmelidir. Hayatı olasılıklarla ve oluşlarla dengelemek insan tecrübe ve birikiminin bir ölçüsüdür. Bu durumda lider kendi konusunun otoritesi olma ihtiyacı hissetmeyecektir. Her insan kendi gözlemlerine dayalı olarak hayatı algılar. Hedefimiz düşünen, yorumlayan ve üreten insan yaklaşımıdır. İnsanlık tarihi indoktrinlerle bugüne ulaşmıştır. Bu teknik başarıyı daha kolay yakalamada insanların katılımını öngörmemektedir. Dolayısıyla her birey kendi dağarcığındakilerle konuya katkıda bulunma isteğini taşımalıdır. Böyle olursa hem herkes mutluluk yaşayacak hem de kendini geliştirmiş olacaktır. Herkesin katılımı bir anlamda indoktrinasyon sağlayacaktır. Yönetim hedef ve stratejileri değiştirmek zorunda değildir. Ama konu hedef ve stratejiden ayrılık taşımayacak şekilde geliştirilmelidir. Her bireyin liderliği katılım imkanı ile ortaya çıkarılabilir. İnsanlar hem birbirlerine katkı sağlamayı hem de konuyu geliştirmek istemeli ve yönelmelidir. Bu kapsamda sosyalizasyonun ortak amacı katılımcı, paylaşımcı ve entelektüel insan yaşamı olarak ele alınmalı ve taviz verilmemelidir.
(5) Sürükleme ve Hedefler :
Sosyalizasyon içinde grup tecrübe ve görüşleriyle geniş düşüncenin etrafında toplanmalıdır. Dolayısıyla her grup çalışması konunun uzmanınca bir gündeme oturtulmalı ve böylece konuşmaların maksat ve hedefe odaklanması sağlanmalıdır. Bazı gruplarda konunun içeriğine girememiş bazı kişiler kendilerini göstermek için konuyu dağıtacak görüş ve düşünceleri ortaya atabilirler. Bu durumda lider müdahale edebilmeli ve dikkati istenen noktaya odaklayabilmelidir.
Fikirlerin konu etrafında yoğunlaşmasının önemli olduğu kadar evrensel değerlerle bezenmiş olması da önemlidir. Bu nedenle grubun entelektüel kimliği ön plana çıkmaktadır. Düşünce mekanizmasını harekete geçiren yaklaşımlar denenmelidir. İnsanın doğası olduğu gibi toplumun hatta grubun da doğası vardır. Bu nedenle grubu oluştururken yapısını aklımızın erdiği ölçüde farklı disiplin ve eğilimlerden seçmek faydalıdır. Ancak unutmamalıdır ki ortaklık becerisine sahip olmayan bireyler birlikteliği anlamlı hale getirinceye kadar biraz zaman geçecektir. Çalışmaları planlarken mutlaka bu hususta göz önünde tutulmalıdır.
Bir tartışma ortamında daha özgün fikirlerle düşüncelerini ifade edebilenlere olanak sağlanmalıdır. Liderlik işte bu noktada ortaya çıkacaktır. Yazmak düşüncelerin savunması olduğu kadar konuşmakta bir sorumluluktur. Her birey bildikleri ile sahip olduklarının bileşkesinde yeni çıkarları kazanmayı ön planda düşünmelidir. Çıkarı olmayan bir ortamda ise katkılarını iyilik bazında görebilmelidir. Unutmamalıdır ki bulunduğunuz yeri kendinize yöneltemiyorsanız beceriksizsiniz demektir.
İnsan; varlığını düşünceye ve hayatı itmeye yöneltmelidir. Varlık bir anlamda etki demektir. Etkileyemeyen beceremiyor demektir. Acizlik ve çaresizlik içinde beceriyi ön planda tutabilmek üzerine kurulmuş bugünkü medeniyet her bireyi mutlu kılacak hale ancak bu şekilde getirilebilir.
(6) Liderlik Stratejisi ve Önemi :
Gerçek liderin her konu hakkında bir vizyonu olması gerekir. Bizim amacımız her insanı bu kapsamda bir stratejist yapmaktır. Strateji geleceğe yönelik oluşumları hizaya getirmektir. Filozof ise sadece oluşumlar arasındaki doğayı açıklamaktadır. O zaman filozoflara oluşumların doğasını açıklatıp öğreneceğiz, bir stratejist olarak hayatımızın ilgi alanına giren oluşumları hizaya sokacağız. Hayatın gerçek manada anlam ve gayesi böyle olunabilir.
Grup içinde bireyler vizyonlarını belirlemeden strateji üzerinde görüş belirlememelidir. Bazı durumlarda stratejik tercihlerde vizyonu belirleyebilir. Böyle bir durumda tercih stratejiye dayalı olarak yapılmalıdır. İmkansız olarak görülen stratejik alternatiflerin zamanla veya politikalarla çözümlenebileceğini de göz önünde bulundurmalıdır. İşte liderlik bu noktada ortaya çıkmaktadır. Lider sorunu görür ve çözümünü bilir. Eğer bu değerler yoksa o zaman kazanılmalıdır. Biz insanlar madde dünyasında işletme becerisi üzerinde yönetsel davranışlarda bulunmaktayız.
Dünya genelinde teknoloji, tecrübe ve teorik açıklamalardan herkesin haberdar olması gereklidir. İnsanlara sistem doğru ve evrensel değerlerle donanmış ortamı sağlamalıdır. Bugün olduğu gibi hala ilkçağ kalıpları değil modern dünyanın entelektüel anlayışı hakim olmalıdır. Lider muhafazakarsa bir anlamda gerici demektir. Denenmiş ve bilinen değerlerden tecrübe kazanmak gerekir ama unutulmamalıdır ki gelecek geçmişten farklı olacaktır. Geleceği ne kadar çok kültürlü ve farklı yaratabilirsek o kadar anlamlı kılarız. Her insan kendini çevresine ve becerisine dayalı olarak insanlığa hizmete adamalıdır. Genel sistem bu anlamda çalıştırılabildiği takdirde hem ehlileşme hem de medeniyet sürekli canlanan bir ruh kazanabilir. Bizim yaklaşımımız değişimi durdurmak değil değişimi kontrol altına almaktır.
Lider bu düşünce zinciri içinde konusuna yön verirken geçmiş tecrübeleri bulabilmelidir. Dünyada insanlığın var olduğu 10000’lerce yılda yeteri kadar tecrübe biriktirmiş durumdadır. Yazarların geçmişi incelerken stratejik bir bakış yaratması toplumun eğitimi ve sosyalizasyonu açısından önemlidir. Herkes yazar olamadığına göre yazarlığını kanıtlamış olanlara dünya stratejik oluşumları ve geostratejik gelişmeler hakkında bilgi vererek bu değerleri bireylerin hayatına indirgemelerini sağlamalıyız. Böyle bir yaklaşım medeniyet için çok önemlidir. Evet lider ve insan yetiştirmek zordur ama dünyayı kendi doğal oluşumuna başka türlü sürükleyemeyiz. Bunun yolu da hayatın düşünsel ve stratejik mana kazanmasıdır.
İnsanların düşünmesini sağlayacak eylem ve politikalar, insan ve toplum bilinçlenmesini sağlayacaktır. İnsanlar nasıl örnek olarak gördüklerini genel olarak uyguluyorlarsa o zaman bu özelliği maksada uygun hale getirmeliyiz. İnsanlardan korkmak yerine onlara ruhlarının getirdiklerini arama sorumluluğu yükleyerek ehlileşmelerini sağlamalıyız.
(7) Liderlikte Politika Oluşturma Becerisi :
Liderlik despotluk değildir. Bu nedenle lider sevk ettiği kitleyi kendi beklentileri ve düşüncelerine uyumlu bir yapıda etkileyecektir. Karşındakilerin düşünce yapısını anlamadan karşındakileri etkileyemezsin. Lider öncelikle geniş düşünmeyi becerebilmelidir. Kural geniş düşüncenin yönetmesi gerçeğidir. O zaman lider geniş düşünceyi yakalayabilme yetkinliğinde olmalıdır. Her zaman geniş düşünen lider olmayabilir. İşte gerçek lider düşünce boyutunu yakaladığında hedefi belirleyebilmeli ve kitleyi etkileyerek onları yöneltebilmelidir. Bugün yönetimde liderlik az aranır bir değer olmuştur. Kurumlar herkesin lider olabileceği yapılanmaya girmişlerdir. Çünkü gerçek lideri bulabilmek ve onu etkin yerinde kullanmak oldukça zor bir problemdir. Bu nedenle kurumlar geniş düşünce bazında bürokratik işlemler üreterek liderlik vasfını zahiri olarak yaratmaya yönelmişlerdir. Evet bize göre herkes lider olabilir. Liderin belirleyeceği politikalar evrensel boyut kazanmışsa herkes onun peşinden gelebilir. Kurumlar kendi liderlerini yetiştirebilmelidir. Eğitim ve eğitimdeki başarı liderin görüntüsünü ortaya koyabilir. Liderin politika belirleyebilmesi için mutlaka bir organizasyon felsefesi olması gerekir. Altın Çağ kapsamında yaptığımız çalışmalar başlangıçta bunu belirlemiştir. Detaydaki yönetim etkinliği ve etkinlik ölçüleri stratejinin belirliliğinde yöneticinin işidir.
Lider politikasını insan becerisi, bilimin o sahadaki trentleri ve kendi kapasitesine bağımlı olarak belirleyecektir. Politika tutarlı olmadığı takdirde lider kendi pozisyonunu yeniden gözden geçirmek zorunda kalır. Bu nedenle kurumlar yöneticilerini değiştirirken politikaları yenileme yerine eskileri üzerinde belirleme yapmaları daha uygundur. Kurum zırt pırt politika değiştiremez. Bu onun stratejisini izleme şansını zayıflatır. Politika konusu kurumun stratejik hedefleri ile bağıntılı olmalıdır. Her yönetici kendine has çıkar veya değişikler yapamaz. Böyle olduğu takdirde o kurum verimsiz ve tutarsız olur. Kurum kendi politikalarının neden ve niçinler ini belirlemelidir. Böyle bir yaklaşım bireylerin konsantrasyonunu sağlar ve kendilerini adama yönelişlerini ortaya koyabilir.
Lider politika belirlerken diğer kurum ve kuruluşlarla denge kurmak ihtiyacı hissedebilir. Bu durumda yeterli eğitime sahip elemanlardan istifade etmesini bilmek gerekir. Nasıl bir devletin politikaları verilen kararlarla ve alınan tedbirlerle belirleniyorsa kurumda kendi olanaklarını kullanma becerisi dahilinde bu oluşumları dengeleyecektir.
Aile liderliği de aynı şeydir. Baba eşi ve çocuklarına davranış, istek ve arzularda denge sağlayarak bir etkileşim kurmalıdır. Amacımız her bireyin liderliği kapsamında olduğu cihetle insanları robot gibi görmek yanlıştır.
(8) Liderlik Duygusu ve Gelişimi :
Liderlik duygusu mutlaka doğuşla ilgilidir. Ama ben öyle zannediyorum ki eğitim ve sosyal şartlar bireyi daha sorumlu ve ilgili yapabilmektedir. Biz toplumları etkileyen liderleri zaten yetiştiremeyiz. Onları şartlar yetiştirmektedir. Düşünsel boyutu yanında duygusal boyutunu ön plana çıkarırsak eminim ki daha başarılı olabiliriz. Eğitim işin bir tarafı sosyalizasyon diğer tarafıdır. Eskiden çocukların liderlik vasıflarını geliştirmek için izcilik kursları düzenlenirdi. Şimdi spor etkinlikleri ile lider karakterler ön plana çıkarılmaya çalışılıyor. Zeka tabii ki önemli bir kriter ama bunun yanında sorumluluk bilinci de önemlidir. Modern toplumlarda insanları müteşebbis yapma yönelişleri azaltılmış durumda. İnsan kendini sadece eğitimde ve tahsilin getirdiği birikimde gösterebilmektedir. Aslında sosyalizasyon olgusu içinde liderlik önemli bir anlam kapsamaktadır. Duruma göre en doğru kararı ve etkili yönelişi yapabilme becerisi sosyalizasyon kapsamında istenen ve doğru değerlerdir.
Hayatı insana uyduramayız. İnsan hayata uyacaktır. Bu nedenle doğaları olan kültürü doğru olgulara yöneltebilirsek o zaman liderlik kazanılabilen bir değer olabilir. Teorik olarak eğitimle ortaya çıkan tereddüt sosyalizasyonla ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Bilimsel doğrular bugünün doğrularıdır, bunu zamanla algılayan insan yarın tereddüde düşebilir. Böyle bir durum onu kararsız ve kendine güvenini kaybetmiş konuma sokabilir. Unutmamak gerekir ki sahip olduğumuz güdülerin öncelikle derecelendirilmesi bizi harekete geçiren faktör olmaktadır. İşte bu nedenle farklıyız birbirimizden.
Liderliği tetikleyen ana duygu sorumluluk tali duygu da tatmin olma isteğidir. Tatmin olma isteği eğitsel olduğu kadar kişinin sahip olduğu şartlarla da ilişkilidir. Örneğin beni ele alalım. Koskoca dünya imparatorluğunun dikkatini çekebilmem tesadüf olamaz. Evet biraz kendimi gösterme isteği de vardı ama dünyayı yakın gelecekte büyük bir felaketin beklediğini sezmem az bir farklılık olmamalı. Arkasından vaz geçmeme hırs ve kararlılığı da önemli. Mutlaka beni izleyen ekibin çok katkısı var bu şekilde davranmama ama demek ki benim durumum özeldi.
Bir arkadaşım bana komutanları göstererek bunların barış zamanı komutanları olduklarını söylemesi ilginç bir düşünce yarattı bende. O zaman savaş şartlarındaki kahramanların ortaya çıkışı gelmişti aklıma. Unutmayalım ki eski devirlerde cehalet üzerine kahramanlıklar ön plana çıkardı. Şimdi harp silah ve araçları kahraman tanımıyor. İstenileni kahraman yapabilirsin. Ben Atatürk’ün Anafartalar’da ortaya çıkışının tesadüf mü yoksa planlı mı olduğunu her zaman merak edeceğim.
(9) Liderliğin Önemi :
Liderlik birden fazla insanın etkileşimidir. Lider ile yönetici arasındaki farkları öğretmeye çalışırlar askerlere. Askerlerin lider olması gerekiyor herhalde. Benim asker olmam asker olmayanlara nazaran daha fazla beceri yüklememi sağlamış olabilir. Askerler lider olmaya daha yakındırlar. Ama hayatın zorluğu ve kalıpların darlığı askerliği sıkıcı yapmaktadır. Liderliğin askerlikte önem kazanması insan yönetimi ve mekanizasyonu demek olan askerliğin bugünkü durumda geniş bir teknolojik birikim yanında sosyalizasyon becerisi de gerektirdiği konusundan kaynaklanmaktadır. Askerlerin özellikle kurmay subayların geniş bir kültürel dolgunluğa itilmesi bir tesadüf olamaz. Kurmay subay bilinci özellikle mi bu şekilde tercih edilmiş yoksa geçen yüzyılın dar ve sığ bilgi birikiminden mi kalmış anlamakta zorlanıyorum.
Eğitim sistemine proje yoğunluğu koymadan tecrübeli ve yönelişi liderliğe dayanan insanları çoğaltamayız. Madem ki bireyin aklının bir tezahürüdür o zaman öğrenme ile yönetme birlikteliğinde hayat oluşturmalıyız. Lider vasıfları sosyalizasyon olmadan ve bunun lidere yatkınlığı görülmeden anlaşılamaz. Kendini göstermek üzere vasıf yaratmaya çalışanların gerçekte barış zamanı kahramanları olduklarını unutmayalım. Dünyanın önümüzdeki dönemde bir kurtarıcıya ihtiyacı kalmamıştır. Ama barış zamanı komutanları yerine savaş zamanı komutanlarını geçerli kılan bir sistematiği yaratamazsak insanlık sonsuza kadar barış içinde yaşayamaz. İşte benim çözümlemek zorunda olduğum ana problem sahası budur.
(10) Sorumluluk Duygusunun Liderlikle İlişkisi :
Ben daha 8-9 yaşlarımda babamın dükkanını sabah kalkıp açmaya bayılırdım. Bunun hangi duygularla ilişkili olduğunu anlamaya çalıştım. En büyük ilişkiyi sorumluluk duygusu içinde bulduğumu söyleyebilirim. Hiçbir menfaatim yoktu. Sadece babamın daha fazla uyumasını istiyordum. O benim dükkanı açtığımın belki de farkında bile değildi. Ama ben mutlu hissediyordum kendimi. İşte sorumluluk duygusu menfaatten uzak değerlerde aranmalı ve yaratılmalı diyorum. Batı bunun farkında değil. Onlar sadece menfaat ve yaptırımla düzenlenen bir hayat olabileceğini sanıyorlar. Halbuki her insanın doğasına uyumlu bir yöneliş disiplini var, bunu bulmak ve çıkarmak en doğru yöntemdir. Bu nedenle insanlara yaşamı sevdirmek zorundayız. Yaşam sevildikçe kendini daha sorumlu hissedeceksin. Demek ki pasifize edilmiş bir hayatı Allah istemiyor. Mutluluk ve iyilik ölçüleri doğamızda var. O zaman kendimizi ehlileştirirken kendimize has mutluluk paycıkları yaratmak ve iyiliği bir yaşam disiplini haline getirmemiz doğamızın esasını teşkil etmektedir. Şimdi küçük oğlumda görüyorum benim çocukluğumdaki yönelişlerin bazılarını. İşte bu nedenle benim yetiştirdiğim soy parçalarının bana benzemelerini sağlayabileceğim galiba. Bu da benim hesabıma göre 2100 yılına kadar liderliği taşıyabileceğimiz inancı yaratıyor. Bundan sonrası içinde liderler çıkacak mutlaka onları tespit etme ve yöneltme çabaları ayrı bir uğraşı olarak görülmelidir.
Netice olarak liderlik sorumluluk bilinci ile ilişkili bir duygu. Hareket noktasını buradan başlatmak belki de en doğrusu olacaktır.
(11) Liderin Özellikleri :
Lider kendini göstermeye meraklı değildir. Bu nedenle çevresindekilerden ayrılır. Lider çevresindekilerin doğasını keşfeder, böylece etki alanını oluşturur. Lider herkesin konuya baktığı kalıplarla konuya bakmaz, onun sezgileri ve bilgisi daha geniş kavrama kapasitesi yaratır. Lider gururludur, bu nedenle kendini incitmek istemez, biraz geride durur. Sorunların ve soruların mutlaka cevabı olmalıdır.ş lider sorunları görür, sorulara yeterlilik içinde cevap verir. Lider zekidir, ancak zekasını kendi ilgi sahası içinde gösterir. Sıradan olayları sadece bir baraj olarak algılar ve önemsemez. Ancak önemsediği takdirde nasıl hedefe ulaşacağı konusunda yargıları vardır. Lider sorun yaratmaz, sorunları çözer. Lider kendi inisiyatif alanını iyi bilir ve asla bu alanı aşmaz. Toplumsal konuları anlaşılır kılmak liderin vasıflarındandır. Dolayısıyla teknoloji toplum ilişkisinde merak duygusu ağır basar.
Sağlık ve sağlamlık öncelikli işidir. Bilinmeyeni bilinenlerle anlaşılır kılmakta ustadır. İtaatte öncelikler yaratması doğaldır. Zira kendine göre öncelikleri ve önem değerleri vardır. Bu inat veya itaatsizlik olarak algılanmamalıdır. Eğer dikkatli bakılırsa ilgi sahasının ehemmiyeti hakkında haklı olduğu anlaşılır. Lider zamanı yenmeye çalışır. Zamanı kullanma becerisi onun en önemli silahıdır. Bilim ve teknoloji olmadan liderlik vasfı yaratılamaz. Dolayısıyla lideri cehalet içinden yüceltmek anlamsız ve mantıksızdır.
Liderin zaman boyutunda çözümleme yeteneği vardır. Bu nedenle stratejisini daha sağlam ayrıntılara dayandırır. Liderin insan sevgisi ve insana saygısı vardır. Bu nedenle ilişkileri vermeye dayalı olur. Lider sevilen ve sayılan bir özellik taşımalıdır. Hayatı lider olmak için yaşamak ister. İçindeki duygu ve sezgiler erişebileceği noktaya götürür.
İyilik :
(1) İyilik Kavramı :
İyilik bir potansiyel aktarım gibidir. Yüksek potansiyelden alçak potansiyele bir aktarım. Her insanın sahip olduğu değerler farklılık taşımaktadır. Sadece zenginin fakire yardımı iyilik kapsamını belirlemez. Bu sadece maddeye dönüşmüş enerji gibidir. İyilik insanın insana veya insanlığa katkısını belirlemektedir. Her insanın inandığı doğrular farklı olduğuna göre her insanın bir diğerine aktaracak bir şeyi vardır demektir. İslamiyet ilk çağ oluşumu sosyalizasyonu zekat ile kapsam içine almıştır. Düşünebiliyor musunuz herhangi bir güç ve kural takibi olmaksızın insanlara mal varlığının belli bir oranı dağıtılmak üzere kurallanmış. Belki bugünkü devlet kavramı ve oluşumu olsaydı Hazreti Muhammet ne kadar farklı kurallar koyacaktı ortaya. İyilik bir tasarımdır. Bu nedenle toplum bunu alışkanlık haline getirmelidir. Cemiyetler, kulüpler, yardım dernekleri hep bu temel düşüncenin toplumsal tezahürüdür. Bir farkla bunlar ne yapabileceklerini daha bilmiyorlar.
Bugün organizasyon bilinci oluşmuş durumdadır. Evet sanayi devrimi kalıntıları olarak hala insan rahat ve huzura ulaşamamıştır. Bizim çalışmalarımız ve bilim adamlarının katkıları ile Altın Çağ süreci insanlığın rasyonel bilince ulaşmasını sağlayacak ve mutluluk esas bir hayat bilinci oluşacaktır.
Hıristiyanlık sevgi temelli bir bileşke yaratmaya çalışmıştır. Sevgi subjektif ve duyguların iletişiminde bugünkü materyalizme dönüşüm sağlamış bir oluşumdur. Evet sevgi şarttır ama açık bir ölçümsüzlük sevgiyi kişiselleştirmektedir. Halbuki İslamiyet mutluluk ve iyilik kavramlarıyla daha pozitif bileşkeler yaratmış ve insan doğasına uygunluğu nedeniyle daha toplumsallık oluşturmuştur. İslamiyet’in tutuculuğu ve yobazlığı Kuran’a dayanmamaktadır. Evet Kuran ilkçağ menşeli bir yaşama daha yatkındır. İnsanlığın evrimini göz ardı etmiştir. Daha da kötüsü fıkıh denen saçmalık insanları yobaz yapmıştır. Kuranı bir devlet mantalitesi ile yorumlamaya çalışan ilkçağ yobazları Batının kendilerine bir taraflarıyla güldüğü durumu yaratmışlardır. Doğrunun kendilerinde olduğunu sanan Yahudiler de bir başka oluşumdur. Allah peygamberleri sonsuz güç tezahürü ile yaratmamıştır. Onlarda toplumun sahip olduklarını anlayarak yetişmektedirler. Mesajları belirgin olmasına rağmen halkın ihtiyaçları kapsamında tasarım yapmaktadırlar. Bu insanın yaradılış maksadını açıklayan bir uygulamadır. İnsan zor bir varlıktır. Kolay kolay teslim olmaz. O halde insan kendini küçümsemeyecek ama bilecek ki bütün insanlar Allahın yavrusu ve bu kapsamda iyilik iletişim oluşumunun mekanizması haline getirilecek.
Dünyanın hangi ülkesinde veya hangi doktrininde iyilik bir sosyalizasyon mekanizması olarak kullanılmıştır ki? Bugün bunu bilebiliyorsak anlamak için çaba sarf edeceğiz ve ölçümsel bir denge unsuru olarak iyilik aşılamasını yapacağız.
Netice olarak iyilik ; bir ferahlama bir mutluluk ilacı olarak görülmeli, iyilik yapabilecek kadar değer taşımayı bir üstünlük unsuru olarak görmek gerekmektedir.
(2) Hayatımızı Etkileyen İyilik Düşüncesi :
İnsanlar hayatta şunu öğreniyorlar ki iyiler mutlaka kazanıyor. Biz bunu söylemiyoruz, insanın doğası söylüyor. İnsanın doğası üç temel güdüye hakim kılınmış: beslenme, barınma ve üreme. Bunun dışında kalan güdülerin şartlara göre şekil aldığını söyleyebiliriz. İyilik eylemi bir sevgi ve paylaşma sosyalizasyon öğelerinin etkilemesinde kalmaktadır. Yani Hazreti İsa’nın sevgi bütünleyiciliğini Hazreti Muhammet’in paylaştırıcı sosyalleştirmesinin temel elemanı iyiliktir. Biz daha da ileriye götürebiliyor ve diyoruz ki Allahın insan üzerindeki temel ölçülerinden biri iyiliktir. Bu nedenle olaylara iyi tarafından bakmaya ve insanlara iyi davranmaya mecburuz. Bu mecburiyeti ister görev sayın isterseniz kurtuluş olarak görün zira ikisi de aynı kapıya çıkmaktadır. O halde iyilik bilimsel bir saha olarak insan hayatının belirleyiciliğine girmesi gerekir.
Bir olaya iyi tarafından baktığımızda içimiz ferahlar, rahatlarız ve keyif alırız. Bunun bizi iyiliğe götüren temel yaklaşım olduğunu anlamalıyız ve herkese anlatmalıyız. Herkesin iyi olma sorumluluğu var, bu sorumluluk hukuk sistemini de, çalışma şartlarını da belirleyici bir faktör olacaktır. Bugüne kadar dünya iyilik-kötülük, sevap-günah merkezli düşüncelerle ötelenmekteydi. İnsan olmanın şartlarından birincisi mutlu olmaktır. İkinci temel şartta iyi olmaktır. Buradan varılan sonuç tez-antitez gibi değil, mutlu-iyi ekseninde bir hayat doğru hayattır. Allah tez-antitez yaklaşımlı geliştirici ve evrimsel değer taşıyan süreci geçtiğimizi müjdeliyor. Onun büyük değişimi olan kıyamet bu bağlamda önem kazanıyor. Maddi ve oporçunist dünya yerine özverili, mutlu ve dengeli bir dünya daha doğru yaklaşım olmaktadır. Bu denge iyilik ile sağlanan genel bir yaklaşım perspektifidir.
(3) Paylaşma-Hoşgörü ve İyilik :
Bizim bu çalışmalarda yazmaya çalıştığımız hoşgörülü ve kanaatkar insan karakteri hayatımızı tüketime dayalı bir bolluğa hazırlamakta olduğumuzdandır. Yani insan dünyada sahip olmak isteyeceği çok şeye ulaşabilecektir. Böyle bir hayat tabii ki cennette var, bizde farklı bir şey söylemiyoruz.
İnsanları tüketim delisi yapmak kolaydır. Paylaşımcı ve hoşgörülü yapmak ise zor olanıdır. Biz sosyalizasyon kapsamında paylaşmayı ve hoşgörüyü temel yaklaşım olarak görmekteyiz. Böyle olunca zaten yeterince yüksek olan insan sayısına göre yeterli bir dünya üretim mekanizması kurulabilecektir. Belki iki yüz sene sonra ayda bir tane pantolon alınması konusunda veya üç ayda bir çift ayakkabı alınması konusunda tedbirler uygulanacaktır. Üretimi etkileyen ana faktör ham maddedir. Hammaddenin geri dönüşümü sağlansa bile insanların her birinin sonsuz isteklerini yerine getirmek hem mümkün değil hem de bu yaklaşım doğru değildir. Bugün bilgi toplumuna dönüşmüş ülkelerde yiyecek ve giyim sorunu neredeyse çözülmüştür. İnsanlar dolaşmaya, güzel yemek yemeye ve diğer sosyal aktivitelere daha öncelikli yatırım yapmaktadır. ABD %60 obez sayısı ile kendini mutlu zanneden sığırların memleketi görüntüsündedir. Evet sanayi devrimi oluşumu mekanizasyonun doğal sonucu olabilir, bu durum. Ama süratle standart insan ölçülerine dönülecek bir yaşamı tasarlamak gerekli değil mi?
Netice olarak iyilik, kendisi için mutluluk olan bir insani yaklaşım ve sosyalleşme unsuru olmalıdır.
(4) İyilik ile Toplumsal İlişkilerin Açıklanması :
Toplumsal olarak örgütlenme becerisi özel bir tasarımdır. Her ne kadar toplumsal faaliyetler para ekseninde dönüyor olsa da temel üretkenlik özveri ve gönülden tatmin olmayla ilgili kendini adamaya dayanmaktadır. Türkiye gibi geri kalmış ve indoktrine edilmemiş insanların yoğun olduğu ülkelerde kanunla belirlenen hakları temel yöneliş unsuru sayan dangalaklar özverisiz ve bencil bir yaşantıya yönelmişlerdir ve mutlu olabilmeleri pek olası değildir. Batı görev kapsamında belirlediği çalışma disiplinini strateji ve vizyonla geliştirmeye çalışmaktadır. Bunlar insan ruhunu motive etmeye yeter mi? İnsan ruhu doyumsuzluğu ile terbiyeye muhtaçtır. Bu nedenle yönelişleri iyilik kapsamında görmeye alıştırılmalıdır. Böylece doyumluluk oranı daha da artacak ve üretkenlik beklenenden daha fazla yükselecektir.
Bir işletme toplumsal bir faaliyet için var olmaktadır. Bu işletmeyi insanlığa hizmet etmek yoluyla iyiliğe dönük bir çerçeveye oturtmak mümkündür. Böylece insanlar verici ve çalışkan olabilirler.
(5) İyiliği Oluşturan bilgi Hazinesi ve Duyarlılık :
İnsan yaşadıklarından öğrendikleriyle farklılık taşıyan bir varlık haline gelmektedir. O zaman bu farklılığı değerinde olmayanlarla bir hazine gibi görebiliriz. İnsanları birbirine kaynaştırmanın temel noktasının kendi hayatlarına olan katkıları ile ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bizim ortaya koymamız gereken temel unsur insanları duyarlı hale getirmektir. İnsanın duyarlılığı arttıkça iyiliği bir mekanizma olarak gördükçe sosyalizasyon süratlenecek ve insanların birlikteliği anlam kazanacaktır.
Toplumsal varlık olmayı becermek dikkat ve incelik istemektedir. Birinci nokta kendine güvendir. Bu güven başta aile sonra okul tarafından tesis edilebilmelidir. İkincisi paylaşma istek ve yönelişidir. Üçüncü nokta birliktelikten zevk alabilme becerisidir. Bu üç nokta sosyalizasyonun temel işlevsel gücünü oluşturmaktadır.
(6) Kültürün İyilikle İlişkisi :
İnsan yaşıyorsa hak etmiş demektir. Bunu var oluşun temel koşulu olarak ele almamız gerekir. Kültür yaşam anlayışı olduğuna göre hayatımızın bir parçası olacak demektir. İyilik mayası olmayan bir kültür varlığı düşünemiyorum. İnsanları kaynaştıran varlıklar ve duygulardır. Bu kaynaşmanın davranış mekanizmasını kültür oluşturur. Dünya insan varlığı üzerine yaşayan bir denge unsuru durumundadır. Kültürümüzü iyilik törpüsü ile olgunlaştırdıkça yaşamımız daha zevkli ve anlamlı olacaktır. Cennetten beklenen de zaten bu olmalıdır. Kuran cenneti dünya gibi bir yer olarak anlatmaktadır. Hiçbir peygamber cennetin yan gelip yatılma yeri olduğunu söylememiştir. O zaman bizim insana kazandırmak istediğimiz değerler dünyayı cennete çevirmekten başka bir amaç güdemez.
(7) Mutlulukla İyiliğin İlişkisi :
Mutluluk farklı olma hali yani fark yaratma olarak anlatılmıştır. İyilikte fark yaratmaya katkı sağlayacak bir köprü gibi görülmelidir. Bu durumda iyilik yapmak mutluluğu pekiştirmekten başka bir şey değildir. Allahın iyiliği mutluluktan ayrı görmesinin bir başka anlamı olmalıdır. Bu da sosyalizasyondur. Tek düze yaşantı ile mutlu olduğunu sanan Amerikalılar bunu duyunca ne kadar eksik olduklarını anlayacaklardır. İnsanları hayvan gibi duygusuz ve besili inek gören Batı medeniyeti kendine yeni ufuk açacak ve göreceksiniz kısa sürede dünya görüşlerini yenileyeceklerdir. İngiltere Kraliçesi de kendini dünyadan sorumlu tuttuğu kadar kendinden de sorumlu olduğunu anladığında daha da mutlu olacaktır.
(8) Olgunluk ve İyiliğin İlişkisi :
Olgunluk insan için tavına gelmiş bir terim olarak kullanılmaktadır. İnsan ne kadar çabuk olgunlaşırsa yani hayatı anlamlı kılacak bir yapıya ulaşırsa o kadar uzun süre kendini daha kontrollü ve nitelik açısından değerli görebilir. Bu olgunlaşma modelinin en itici belirleyici kolu iyilik yapmaktır. Bu bakış açısıyla iyiliği gerek sosyalizasyon gerekse yaşam disiplininin dengeleyici unsuru olarak görmemiz gerekir.
(9) İyiliğin Temel Taşları :
İyilik düşüncesi dünyayı yaşanacak yer olarak görmekle başlamaktadır. Allahın kainatında Allahın gölgesi olarak hak ettiğimiz yaşamı renklendirerek hak edeceğimiz cenneti kendimiz kazanacağız. Cennet hak edilmeyi sürekli sürdürmekle baki kalmaktadır. Bu temel düşünce ile iyiliği; bizdeki farklılıkları karşımızdakinin faydasına sunmak olarak algılamalıyız. O halde biz de farklılık yaratacak yönelişleri kendimize egemen kılmalıyız. Farklılığın ana unsuru tecrübedir. Üretken ve başarılı olmak bir anlamda çalışkan olmakla mümkündür. Çalışkanlığı verimli ve faydalı kılmak ise vazgeçilmez bir kuraldır. İşte iyilik, insanı dengeleyen bu bağlamdaki bir yaradılış öyküsünün temel taşıdır.
(10) İyilikle Sosyalizasyon Arasındaki İlişkiler :
Sosyalizasyon temel yaklaşım olarak insanın toplumsal yönünü belirleyen bir tanımlamadır. Bu tartışmadan yola çıkarak sosyal varlık olarak insanı yaşatma düşüncesi bireysel zorunluluk olan iyilikle iç içe olmalıdır. Sosyal varlık insanın yaradılış mekanizmasından biridir. İyilik ise bireysel yani psikolojik varlık olan insanın yaradılışının gerçeğidir. Sosyolojik ve psikolojik varlık değerleriyle bütünleşen insan mutluluğu bu kapsamda arayacaktır. Hayatı varlığımızla anlamlı kıldığımıza göre gerek sosyolojik boyutta gerek psikolojik boyutta dengeli ve profesyonelce bir hayat bizi beklemektedir.
ÖRGÜTSEL AÇIKLAMALAR :
Yönetimin Sosyalizasyonu :
Ana sosyalizasyon elemanı lisandır. Bunun dışında eğitim seviyesi ve ihtisas sosyalizasyonun ve yönetsel birikimin doğal elemanları olmaktadır. Sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan hukuk devleti kavramı ve insanların sosyal varlık halini belirleme yönelişi bugüne getirmiştir bizi. Bugün hala ilkçağlarda kazanılan toplumsal ahlak değerleri ile yaşamaktayız. Demek ki insanlık doğru yola yönlendirildiğinde değişim büyük olmuyor. İlk çağda Allahın verdikleriyle yetinen millet bugün devletin organizesinde kendi üretkenliği kadar zengin yaşayabilmektedir.
Yönetim deyince ülke yönetimi de dahil tüm işletmelerin yönetsel davranışlarıdır. Batı yönetsel becerisi sayesinde bugün bu kadar zengin yaşamaktadır. İnsanları yönetsel olarak sosyalize edemezsek üretken ve verimli olamayız. Bugün Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde sosyalizasyon bilinci halen olgunlaşmamış durumdadır. Kurumları stratejik varlık olarak göremediğimiz takdirde o kurumun bireylerini kendilerini adama seviyesinde verimli kılamayız Türkiye’de İslam düşüncesinin hayatın gerçeklerine dönüşümü çerçevesinde büyük bir boşluk vardır. Ben bu boşluğu 25 yıl önce gördüğümde bu boşluğu kendimin doldurabileceğini hissetmiştim. Allahın bir lutfu olarak bu boşluğu Batı’dan daha ileri seviyeye ulaştıracak imkan çıktı şimdi karşıma. Bende gece gündüz çalışıp her kurumu ve kuruluşu stratejik varlık haline getireceğim. Bu çalışma benim tahminime göre muasır medeniyet seviyesinin üzeridir. Böylece insanlık kendinden sonrası için üretkenliğini bileyecek ve dünyayı cennete çevirecektir. Çalışmayı ve özveriyi kendi bünyesine katmayan insanın hak edilen bir hayatı becermesi mümkün müdür? Ben kendi yapabileceğim işlerin ötesinde bir çabayı kendime yaptırmaya çalışırken dünyanın insanlıktan sorumlu duyarsızları neler yapıyorlar acaba?
Örgütlenme İlkeleri ve İnsan :
Örgütlenme temel bir konu üzerinde insanların işlevsel olarak bir yapılanma içine girmesidir. Özel sektör ve kamu sektörü iki farklı örgütlenme felsefesi yaratmış yaklaşım olmaktadır. Örgütlenme zinciri sanayi devriminin doğal sonucudur. İşlevsel olarak bir kurum çok farklı ihtisaslara dayalı bir fonksiyon ortaya koymaktadır. Kurumları kalite kontrol ve verimlilik açısından değerlendirmek geleceğin epey uzun sürecek bir işidir. Bu nedenle biz tasarımı doğru yapılmış kurumlara ait yaklaşımlarımızı söylemeye çalışacağız.
Her kurum yada kuruluşun bir stratejik vizyonu olmak zorundadır. Bu vizyon kurum yada kuruluşun mantalite olarak aynı hedefe yönelmesini sağlayacaktır. Her alt birim bu vizyona yaklaşım hedefi ile bir diğer stratejik vizyon ortaya koyacaktır. Bundan sonra kısa orta ve uzun vadeli hedefleri içeren stratejik bir plan yaptırılmalıdır. Bu durumda kurum geleceğini görebilir duruma gelecektir. Bugün uygulanan yıllık bütçe sistemi bütün dünyada kabul görmüş bir yaklaşımdır. O halde yıllık plana uygun çalışma ortamı yaratılacaktır.
Kurum şube ya da bölümlerinin görev talimatları olacaktır. Böylece her görevin içeriği hakkında malumat sahibi olunacaktır. Bunlar bireyin denetim ve çalışma şartları hakkında bilgi verecek ve görevin analizine olanak sağlayacaktır.
Kurumun branşlarda ve topyekun oluşum etkinliği ölçülebilir olacaktır. Bu üretkenlik yarışı yaratacak şekilde hayata geçirilmelidir. Kurum ve kuruluşlar rasyonel çalışma ortamına itildikçe insanın kabiliyetleri de gelişecektir. İnsanı geleceğin teknolojileri ile uyumlu düşünmek gerekir.
Netice olarak ; örgütlenme becerisi ta Mısır Uygarlığına dayanmaktadır. Belkide sosyalizasyonun en önemli ortamı örgütlenme becerisidir. Bu konuyu sonsuza dek gelişen bir trent içinde tutmak zorundayız.
Strateji ile Sosyalizasyon İlişkisi :
Örgütün stratejisi çalışanının çalışma yönelişini etkileyecektir. Bu durum bireyin ilgi sahasını belirleyeceğinden bireyin sosyalizasyon amacı haline gelecektir. Her birey kendi örgütsel sosyalizasyon sahasında kendini yetiştirmeli ve geliştirmelidir. Bunu sağlamak için öncelikle kurumun yönlendirici bir etkinliği olması gerekir. İşte kalite ISO 9000 çalışmaları bu anlamda etkinleştirilmelidir.
Şirket ya da örgüt ihtisaslaştırdığı eleman kullanmayı amaçlamalıdır. Bu durum etkinlik bazında ölçüler üretebildiğinde anlam kazanır. Gerçekte iyi yönetici yoktur. İşi yaptıran ve işi sevdiren yönetici vardır. Yöneticinin iyisi örgütün verimiyle ölçülmelidir. İki yönetici hikayesini size aktarmadan geçemeyeceğim. Bir şirkette bir genel müdür varmış. Masasında hemen hemen hiç oturmazmış. Ama üretim son derece iyiymiş. Yönetim kurulu genel müdürün gereksizliğine karar vermiş. Yerine masasından hiç kalkmayan çok çalışkan birini getirmişler. Şirketin üretimi yarı yarıya düşmüş. Bu yönetsel becerinin ölçülmesi anlamına gelen bir yaklaşımdır.
Menfaat ve İyilik Bağlamında Çözümlemeler :
Örgüt içinde birey en belirgin şekilde menfaatiyle var olmaya çalışacaktır. Batı bunu iyi görmüş ve yakalamıştır. Ancak Japonların örgütsel beceri yaklaşımları da yadsınamaz. ABD’de bir profesör biz neyi yapsak Japonlar daha iyisini yapabiliyorlar demişti. Bunu mecazi anlamda kullanmamışsa Japonların örgütsel becerilerinin daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Japonlar ne yapıyorlar, orta ve üst düzey yöneticilerini örgüt üyelerinin tercihlerine bırakıyorlar. Bu şu anlama geliyor. Örgütün iyiliğini örgüt benimsemiş demektir. Yani bireysel olarak stratejik vizyonun belirgin hale getirilmesi sağlanmış demektir.
Bizim yaklaşımımız ise biraz daha değişik olacaktır. Örgütün belli bir kademesinde görev alacak olan birey bu yönetim becerisini nasıl ortaya koyacağını tasarlamalıdır. Böylece ortaya göreve ünsiyet kapsamında bir üstünlük çıkabilir. Amacımız rasyonalite olduğuna göre örgütün kendi bünyesinde bu tasarımı değerlendirebilecek kadro olması gerekir. Tasarımlar arasındaki değerlendirme ve alt üst kadroların tercihi örgütün kademelendirmedeki yapısını oluşturacaktır.
Böyle bir yaklaşım istek bazında sosyalizasyonu belirleyen bir faktör ortaya koymaktadır. Rasyonalite her örgütün kurumsal işlevi haline gelmedikçe kurumu korumak ve geri kalmasını önlemek mümkün olamaz. Atatürk Türkiye’sinin kurumları bireye bağlı en ilkel durumda çalıştırılmaktadır. Neden? Zira kuruluşunda bu düzen hakimdi. Kuruluşu yanlış olan kurumlar kendilerini geliştiremezler. Halbuki İnkilapçılık ilkesi değişimi sürekli kılarken Türkiye’yi yöneten büyük insanlar bunun farkına bile varamamışlardır. Sonrada Atatürkçülüğün evrensel olmadığı yutturmacaları ile kendilerini ilk çağın kucağında imha edilmeye mahkum ettiriyorlardı. Kuran boşuna Yahudi ve Hıristiyanlara güvenilmeyeceğini söylememiştir. Sanki bugünü Hazreti Muhammet 1400 yıl önceden görebilmişti. İslamiyet’i bir devlet tasarımı haline getirmeyi düşünen Hazreti Ali neden sunilerin hışmına uğramıştır. Allahın İslam Alemine verdiği bir ceza mıdır bu? Türklerle onurlu bir dönem yakalamış olan İslamiyet kurulacak yeni yorumlamanın merkezi olmayı hak etmemiş midir?
Sivil Toplum Örgütünün Sosyalizasyonu :
Sivil toplum örgütü olarak dernekler, cemiyetler ve kulüpler düşünülmektedir. Bunların seçkin üyeleri profesyonel bir yapılanma içinde gerek bireysel katkılarıyla gerekse örgütsel eğitim programlarıyla fonksiyonlarını maksimize eden bir yapılanma içinde çalıştırılmalıdır. Faaliyetlerini renklendirmek yönetsel bir beceri ister. Farklılık ve değişiklikler insanları etkin ve mutlu kılar. Bu nedenle ABD’de bir kulüpte gördüklerim örnek alınmalıdır. Yemeğine iştirak ettiğim grup, üyelerinden birinin hazırladığı teşhirli bir unumu izlediler ve kendi yorumlarını yapma fırsatı buldular. Bu takdim pusula üzerineydi. Keşfini değil ama hemen her yönünü irdelediler. Bu herhalde dünya üzerindeki en medeni memlekete en çok yakışan bir olaydı.
Faaliyetleri detaylandırabilmek ihtisas ister. Bu nedenle kurumlar detaylarda örgütleri destekleyebilmelidir. Buna göre kurumlar kendi bünyelerinde tedbir almalıdır.
Örgüt Stratejisi ve Politikaları :
Her örgüt kendini çağdaş ve faydalı bir vizyona hazırlamalıdır. Bu vizyon dünya genelinde benzer oluşumların vizyonları ile uyumlu olmalıdır. Vizyonu olmayan insan bile kalmamalıdır.
Örgütün vizyonu onun gelecekte ki bu uzun vadeli gelecekte ulaşmak istediği konumu belirlemelidir. Strateji ise bu vizyona ulaşmanın yolunu belirlemelidir. Böylece örgüt canlı, zaman boyutunda ne yapacağını bilen bir duruma dönüşecektir. Altın Çağın en önemli farklılığı bu olmalıdır. Stratejisini belirleyen kurum yada kuruluş bundan sonra yöneticilerinin elinde güncel üretkenliği yaratmak üzere politikalar belirleyecektir. Politika strateji ile çakışamaz. Stratejiye ters düşemez. Evet strateji zaman kavramı biraz daha soyut bir yaklaşımdır. Politika program için bir yaklaşım olmalıdır. Politika somut strateji ise soyut bir uygulamadır. Bunların farkını görebildiğimiz ölçüde geleceği yönetebilir ve Altın Çağı yakalayabiliriz.
Teknoloji ve Örgütlenme İlişkisi :
Teknoloji örgütsel oluşumların çalışma etkinliği ile yakından ilgilidir. Verilen kararların sağlıklı olmasını sağlayan bu uygulama aynı zamanda kurumun etkinliğinin ölçülebilmesine de katkıda bulunmalıdır. Unutmayalım rasyonalizasyon üretkenlik, etkinlik ve verimlilik üzerine bir kontrol ve geliştirme mekanizmasıdır. Rasyonaliteyi sadece aklın bir buluşu gibi görmemek ve verilen kararın en etkili en verimli ve en üretken olduğunu incelemek olarak görmek gerekir. Verilen her kararın bu üç mekanizma üzerinden ilişkisi ortaya konulmalıdır. Böylece örgüt düşünmeyi öğrenecektir. Stratejinin ve politikaların tutarlılığı rasyonelite becerisine dayanır. Bu nedenle bu kavramları açıklıkla anlamadan ve ölçülürlüğünü gözlemlemeden hiçbir şekilde gelecek olması gerekene götürülemez. Teknoloji bu bağlamda yönetsel becerinin önemli bir ayağı olarak görülmelidir.
Yönetsel Olarak Teknolojinin Getirdiği Kolaylıklar :
Yönetsel olarak teknoloji iletişim kolaylıklarıyla büyük katkı sağlamaktadır. Ayrıca envanter kontrol kolaylıkları büyük lojistik problemleri sorunsuz hale getirmektedir. Bugün bilgisayarın sunduğu kolaylıklar arasında bürokrasinin süratlenmesi sağlanabilmektedir. Bugün Batı’da kullanılıyor mu bilemem ama bürokrasinin tarihçesini izleyebilme imkanı yaratılabilir. Kurumun bölüm ve branşları arasındaki koordinasyon yetisinin süratli ve yararlı hale getirilmesi mümkün olabilir. En önemlisi kararların daha rasyonel verilmesi sağlanabilir.
Yönetim becerisi bugünkü imkanlarla çok kolaylaşmış görülmektedir. İşte bizim amacımız kolaylaşan gelecekte bilgisayarın desteği ile stratejiye bağımlı politikaları belirleyebilmektir. Bu yapılabildiği takdirde yöneticinin işi daha da kolaylaşacaktır.
ı. Bir Piyade Taburunun Yönetsel Analizi :
Bir piyade taburu yaklaşık 800 kişideb oluşur. Başta binbaşı rütbesinde bir komutan vardır. Ayrıca üç piyade bölüğü bir de destek bölüğü vardır.
Piyade bölükleri üçer takımdan oluşur. Her bölüğün başında üsteğmen rütbesinde bir bölük komutanı vardır. Piyade takımı ise dörder mangadan oluşur. Destek bölüğü ağır silahlarla mücehhezdir.
Piyade taburunun savaş etkinliği manga ve takım seviyesinde erlerin birlikte yarattığı muharebe gücüyle ortaya çıkar. Mangadaki erlerden bir kaçı keskin nişancıdır. Bunlar uzun mesafedeki nokta hedeflerini imha etmek için yetiştirilirler.
Piyade taburu 400-800 metre genişliğinde bir cephe hattında harekat yapacak şekilde eğitilirler. Piyade taburunun maksadı cephe savaşı yapmaktır. Aslında bugün mekanize piyade taburları daha yaygındır. Çünkü cepheden çok tali harekatlarda süratle intikal önem kazanmıştır.
Harekatı tabur komutanı; harekat-lojistik-personel ve istihbarat subayları ile birlikte tasarlar. Bölük komutanları genel tasarıda kendilerine verilen görevleri yerine getirmekten sorumludurlar. Takım komutanlarıda bölük komutanlarının kendilerine verdiği görevleri yerine getirirler. Takım genellikle birlikte harekat yapar. Mangaların 10 kişilik tertibi takıma verilen bölgede etkinlik sağlamaktır.
Savaş bir sanat haline 14.yy dan sonra gelmiştir. 19 yy. da Clausewitz Savaş Üzerine kitabında savaşın mekanizasyonunu anlatmıştır. 21.yy da silahların etkinliği geliştiği gibi insanlarında kabiliyetleri gelişmiştir. Lojistik desteği ayrı bir düşünsel beceri ister. Savaşta mermisi bitene mermi, karnı acıkana üç öğün yemek, tuvaleti gelene tuvalet, susayana su sağlanması büyük beceri ister. Yaralananı taşımak ilk yardım yapmak, korkanı cesaretlendirmek, kalleşlik yapanı yakalamak hep tabur komutanının sorumluluğundadır. Bunları dengeli ve düzenli işletmek beceri ister.
I. Dünya Savaşından sonra sınırlar aşağı yukarı değişmez hale getirilmiştir. Bu durum savaşların iç savaş veya toprak kazanmayı düşünmeyen savaş şekline dönüştürmüştür. Bugün dünyayı müreffeh yaşayan bir gezegen haline getirme çabası hakimdir. Organizasyon üretime, toplumun mekanizasyonu eğitime dayandırılmıştır.
j. Bir Fırkateynde Örgütsel Analiz :
Fırkateyn deniz harekatında tek başına geçiş yaratan anlamına kullanılan bir sözdür. Yani üç boyutta denizaltı, hava savunma ve suüstü harbi boyutlarında silahlarla mücehhezdir.
Geminin yarbay rütbesinde komutanı her şeyden sorumludur. Gemi yaklaşık 120 metre boyunda 4000 ton deplasmanda ve yaklaşık 250 personelle donatılmıştır. Geminin harbe hazır tutulması için sahip olduğu elektronik sistemlerin çalışır halde tutulması gerekir. Bu nedenle hemen her gün bütün sistemler çalıştırılarak test edilir.
Silah sistemleri üç bölümdür. Güdümlü mermiler hem su üstü hedeflerine karşı, hem de hava hedeflerine karşı ayrı kategorilerdedir. Güdümlü mermi tehdidine karşı yakın mesafe topları vardır. Ayrıca kara bombardımanı için toplar mevcuttur. Denizaltılara karşı torpido kullanılmaktadır.
Gemi su içinde yaşadığından sürekli materyal bakımı uygulanmaktadır. Bu durumda geminin her gün bakım yapılan bir yeri olmaktadır. Gemicilik ayrı bir olaydır. Gemiyi sevk ve idare etmek ayrı bir ehliyet gerektirmektedir.
Geminin savaş ve seyir nevilerine göre personeli görevlendirdiği ROLE olarak isimlendirilen bir planlama rehberi vardır. Her personelin her bir role görevi için tahsisli yeri ve görevi vardır.
Gemiyi hem yaşam alanı hem de savaş alanı olarak görmek gerekir. Uzun bir seferde stokları dengelemek, çıkan arızalarda harekat kabiliyetini düşürmemek önemli bilgi ve dirayet gerektiren konulardır.
Gemide binbaşı rütbesinde uç subay bulunur. Çarkçı başı, ikinci komutan ve savaş harekat subayı. Bunların dışında 10’un üzerinde branş subayı görev yapmaktadır. Her birinin tek bir amacı vardır, komutanın görevini başarmasına yardımcı olmak.
Gemi teknik üstünlükleri yanında personel becerisine dayalı üstünlükleri kullanmayı becermeyi gerektirir. Bu nedenle organizasyon ve yönetim çok önem taşır.
Bir geminin 300 milyon dolar olduğu göz önünde tutularak personelin fonksiyonunun ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
k.Örgütlenmede Bireyin Mutluluk reçetesi :
Birey örgüt içinde kendine özgü farklılıklarla örgütün istekleri arasında denge kurmak zorundadır. Böyle bir durum görev olarak telakki edilse bile bireyin katkısı ve kendini adaması görevden daha fazlasıyla ifade edilir. Birey öncelikle içinde bulunduğu duruma konsantre olabilmelidir. Bundan sonra işini benimsemesi ve sevmesi gelir. Topluluk halinde boş duran insanlar genellikle kendilerini haklı çıkaracak mazeretler uydururlar. Tembellik yaygın bir toplumsal hastalıktır. O zaman sistem yönetimi birey bazında fonksiyonel hale getirilmelidir. Birey işinin ölçülerinde daha üretken olmaktadır. Bireyi mutlu ve üretken yapmak yöneticinin sanatsal tarafıdır. İşte yönetici sanatsal becerisini verimli ve üretken çalışanları ile gösterme şansına sahiptir. Yönetici insan psikolojisi ve liderlik becerileri ile insanları etkileyebilmelidir. Bireye güven vermeyen yönetici barış zamanı yöneticisidir. Amacımız gözleri parlayan yönetenlerle gözleri parlatılmış yönetilenleri yaratmaktır.
EĞİTİM VE SOSYALİZASYON :
Liderlik Unsurunun Eğitim Ortamında Ortaya Çıkarılması :
Mevcut eğitim sistemi daha çok kafası çalışanı eğitmeyi amaçlamaktadır. Eğitimi bireye indirgemeyi amaçlayan yaklaşımlar her bireyin lider olacağı gerçeğini gözden kaçırmaktadırlar. Liderliğin en etkin olarak uygulandığı yer askerliktir. Zaman ve görev arasındaki ilişkiler yönetim bazında liderlik unsurlarını ortaya koymayı zorunlu hale getirmektedir. Ailede de durum aynıdır. Bir düzen kurulur ve üyeleri düzenin uygulanmasına katkıda bulunur. Düzen bir tasarımdır. Tasarımı saygın yapan evrensel kriterlere uygun olmasıdır. Bu nedenle okullarda düzen tekke sistemine dayandırıldığından kendine özgü düzenleri de vardır. Eğitimden maksat öğrendiğini hayata geçirme yeteneğidir. Bu da bir anlamda sosyalizasyonun alt yapısı olmaktadır.
Liderlik unsuru bir beceri haline dönüştürülmedikçe insanları düşünen, tasarlayan ve uygulayan varlıklar haline getirmeliyiz. Eğitim sistemimiz durağan olduğundan sosyal yapılaşmamızda durağandır. Bu nedenle eğitim ortamımızı sosyalizasyon becerileri ile donatmamız gerekir. Okullarda eğitimi sosyalize ettiğimiz ölçüde sınıflar canlanacak, sınıfların canlılığı bireyleri katılımcı ve üretken yapacaktır. Nasıl batı alemi soyluları eğiterek başkalaşıma imkan yaratmışsa okullarda da yetenekli insanları yönlendirerek geri kalanını harekete geçirebiliriz. Bu belki de herkesin yapabileceği bir yöntem olmayabilir ama zaman ve refah insanlığı bu yöne kanalize edecektir.
Eğitimi görevden çok kendini vakfetmeye yönelik bir işlem olarak görmedikçe eğitsel sosyalizasyonu başaramayız. Bu nedenle çıkış noktası burası olmalıdır. Hayatı ve mutluluğu öğrendikçe memnun olan bir dünya hazırlamalıyız. İnsanların kuralları bir sorumluluk olarak öğrenmesi bunun dışında kalanları da zorlaması esastır. Kuralların neden var olduklarını anlamamız gerekir. Bunların dışında kalan özgürlük alanımız bize yetecek düzeydedir. Özgür insan ile tembel bütünleşmemelidir, özgürlükte bir yaşam sorumluluğudur. İnsan özgürlüğünün tadını üreterek çıkarmayı öğrenmelidir. İşte bu düşünce sistemi ortaya konulmadan ne eğitim ne de sosyalizasyon teorik olarak işleyemez.
Sosyalizasyon bireyin eşitliğine ancak farklı oluşuyla dayanmaktadır. Nasıl eğitim farklılığı ortaya koyuyorsa sosyalizasyonda farklılığı ortaya koymalıdır. Farklılaşmaya yönelmek sorumluluk duygusunu pekiştirir, kendine güveni arttırır ve nihayet gerçek anlamda lider ortaya çıkar. Lider farklılığını tasarımında ortaya koymaktadır, stratejisini ve politikalarını belirlemek onun sezgileriyle bütünleşir. Böyle olunca her ortama etki edebilen insan yaratılmış olur.
Netice olarak eğitim ortamları ve sosyal etkileşim alanları lidere saygı gösterecek yapılaşma içinde olmalıdır. Ölçülendirme sistemleri bireyin evrensel değerler içinde kalmasına olanak verir. Maksadımız fetfazları önemsemek değil gerçek tasarımcıları lider yapmaktır.
Eğitimin Sosyalizasyon Hedefleri :
Eğitim ortamı aktif bir ortama dönüştürülmelidir. Bunun teknikleri üzerinde çalışılmalıdır. Okulu o kadar uzun süre ve en önemli çağda kullanıyoruz ki bu sürecin hiç olmazsa sosyalizasyon hedefleri olmalıdır. Bu kapsamda sosyalizasyonu konuşmadan, liderliğe takdimden, tiyatro oyunculuğuna süslemeliyiz. Batı’da yaygın olan tiyatro bu anlamda son derece faydalı bir uygulamadır. Shekspear belki de bunu gördüğü için İngiltere’yi değiştirebilmiştir. Ben ilave olarak fıkra anlatmayı uygulamalıyız diyorum.
Eğitim ortamı çocuğa konuşma ve fikirlerini savunma becerisi kazandırabilmelidir. İnsanları sessizliğe gömmek insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. İnsanı bilgiye yöneltecek, bilgiyi yorumlayabilir duruma getirmek onun düşünsel bir boyut kazanmasını sağlayacaktır. Enerjimizi esirgediğimiz ölçüde yetiştirdiğimiz insanlar çağdaşlıktan uzaklaşacaktır. Eğitim tabii ki merak ve istekle ilgilidir. O zaman bireyi motive edecek dengeler üzerinde durulmalıdır.
Sosyalizasyonun Eğitsel Önemi :
Sosyalizasyon doğumdan itibaren başlamaktadır. Ailenin kendisini toplumun bir bireyi haline getirmeye çalışması sosyalizasyonun başlangıcıdır. Çocuk yemeyi-içmeyi-konuşmayı-oturmayı-kalkmayı hep bu süreç içinde öğrenir. O zaman çocuğun eğitilebilir özellik kazanması önem arz etmektedir. Dünyanın bir yaşam alanı olduğu bilinci, mutluluğu hak edilerek kazanılması gerektiği ve paylaşma kapsamındaki verilerin okul öncesi çağda çocuğa verilmesi önemlidir.
Okul yaşantısı boyunca gittikçe büyüyen çocuk aile içindeki duruşunda bir başkalık yaşaması gerekir. Hele gençlerin felsefesi üzerinde ailenin mutlaka çocuğu çevresi ile birlikte geliştirmesi gerekir. Anne-baba çocuğuna gençlik döneminde hiçbir şekilde çocuk muamelesi yapmamalıdır. Genç kendi sorumluluklarına yönelmiş olmalı ve hayatı kendi bilincinde yaşayabilmelidir. Sosyal olgular ile doğası arasındaki karmaşa çözülmüş olmalıdır. Böyle olursa çocuk daha doğrusu genç hayata daha pozitif bakabilir.
Her birey gerekli bilgi ile donatıldığını ve kendi merakının ve ilgisinin onu toplumun bir parçası yapacağının bilincinde olmalıdır. Böyle bakılırsa hayat zorlanmadan bireyin daha kolay motive olduğu yöne akacaktır. Okulun kendisine öğrettiklerinden hayatı daha iyi kavradığını genç öğrendikçe eğitime daha fazla yönelecektir. Dolayısıyla eğitimin mutlaka maksadı ortaya konulmalıdır. Hayata dair açıklamalar eğitimin içinde daha geniş yer almalıdır. Sosyalizasyon bilinci hakkında mutlaka kendisine yaşına göre bilgi verilmelidir. Böylece çocuk profesyonel bir bilinçle eğitime sarılabilmeli ve kendi getirdiklerini keşfetmeye başladığını hissetmelidir. Ancak böyle yapabilirsek ruh ile dünya arasındaki iletişim doğru olarak saptanabilir.
Hayattan aşama aşama beklentiler çocuk ve gençlere öğretilmelidir. Her kesin cumhurbaşkanı olabilmesi mümkün olamadığına göre iyi bir mühendis, doktor, yada teniysen olmanın yolları hakkında bilgi sahibi olabilmelidir. Bu kapsamda kitaplar üretilmelidir.
Hele 2050 yılından sonrası hakkında ortaya çıkacak şartlar düşünüldüğünde bireyin mutluluk ve sosyalizasyon arasındaki değerleri ve yönelişleri kavraması ve yönelmesi çok daha fazla önem kazanacağından eğitimle sosyalizasyon arasındaki etkileşim çok daha fazla ortaya çıkacaktır. Bilimin bugün yakın gelecekte hayata geçeceğini müjdelediği pek çok şey yaşam şartlarını oldukça fazla etkileyecektir. Bu nedenle hayatı insan için yaşanabilir ve bir değer olarak hak edebilir yapmak esastır. Bununda temeli eğitimle sosyalizasyon arasındaki dengede yatmaktadır.
Sosyalizasyonun Aile İlkeleri :
Sosyalizasyonun ailede başladığını ve çok önemli olduğunu vurgulamıştık. Bu paragrafta aile içindeki dengeler üzerinden biraz bahsetmemiz faydalı olacaktır.
Aile kendi içinde bir liderlik kaynağıdır. Her fert alınan kararları anlamak ve buna göre davranmak durumundadır. Kural basit olarak geniş düşünmeye dayanmalıdır. Anne baba genellikle farklı kültürden geldikleri için birbirleriyle anlaşmada problem yaşanır. Bu rekabet ve renklilik yarattığından güzeldir. O zaman birinci kural “ikna etme” üzerine olmalıdır. Bu konuda bireyler arasında bir prensipler zinciri oluşturulabilir. İkna etmeyi baskı ile yapmak bir yöntemdir ama bunun ilkel bir yöntem olduğu unutulmamalıdır. Anne-baba düşünsel olarak birbirini ikna etme konusunda kafa yormalıdır. Tek düze emretmek dönemi bitmelidir. Tatlı bir sözün yılanı deliğinden çıkaracağı gerçeği unutulmamalıdır. Birbirine tatlı söz söylemekten aciz canlıların hayvandan farksız oldukları unutulmamalıdır.
Aile içinde sosyalizasyonun ikinci ilkesi “ait olma” dır. Karı koca ilişkileri ve belli bir mekanda yaşama bilinci olarak bireylerde bir takım haklar yaratmaktadır. Bu hakları pekiştiren ve geliştiren birbirine duyulan sevgi ve saygıdır. Bunu aile oluşurken ortaya koymak, konuşmasını öğrenmek, birbirini tanımak önemlidir. İşte bu nedenle aile bilinci hakkında genel bir sosyalizasyon mekaniği yaratılmalıdır.
Bir diğer sosyalizasyon kuralı “hak verme” dir. Karı koca ve çocuk arasındaki dengede eğitim ve kültür farklılıkları doğal karşılanabilmelidir. Böylesi bir farklılık yeni oluşumlara zemin hazırlamaktadır. Bu yeni oluşumun farklarını birlikte koymak fertlere zevk vermelidir.
Dördüncü kural “öncelik verme” dir. Bireyler birbirlerine başkalarından daha fazla önem verdiklerini hissettirmelidir. Aile bu yönüyle anlam kazanan bir birlik haline gelebilir.
Beşinci kural “hedef belirleme”dir. Ailenin mutlaka ortak hedefleri olmalıdır. Araba almak, evi yenilemek gibi düşünceler sosyalizasyonda önemli rol oynayacaktır. Yaz tatilini organize etmek bile hedef unsuru olabilir.
Altıncı kural “romantizm”dir. Aile anne – baba arasındaki rolü tatlı bir serüvene sürüklemesini bilebilmelidir. Bireyler paylaştıkları hayatı bu kapsamda daha renkli hale getirebilirler. Bunu görebilmek ve yapabilmek aileyi ne kadar mutlu edecektir kim bilir.
Apartmanda Sosyalizasyon Eğitimi :
Şehirlerin dikey yerleşim tercihi ile ortaya çıkan apartmanlar hayatımızın yerleşim alanları durumuna geldi. Bugün onlarca katlı apartman sadece oturma-yaşama alanı sunan kitleler yaratacak şekilde üretiliyor. 25 katlı binayı düşünün. Her katında 4’er daireden 100 dairelik bir köy bir dönüm arazi üzerine yerleştirilmiş durumda. Bunların çocukları, gençleri, yaşlıları yok mu? Yaşam sadece dört duvar arasında televizyon seyretmek üzere mi tasarlandı? Herhangi bir sosyalizasyon unsuru kimsenin aklına gelmiyor mu? Bu kadar aciz ve umursamaz mı insanlar?
Ben şehir ve aile yaşantısını düşünürken aile başına bir çocuğu ve çocuğun gelişim zamanı içinde şehrin bu tip yapıya uygun hale getirilmiş semtini düşünmüştüm. Yaşlıları da huzurevinde yaşatacaktım. İnsanlar eminim ki zamanla bunu yapacaklardır.
Bugünkü yapılanma içinde ailelerin akran çocuklarını kaynaştıracak sosyalizasyon yapılanmasını öneriyorum. Bunu ve çeşidini insanlık bulacak. Evet ben size yalnızca sosyalizasyon yapısı yaratabilirim. Ama sizin katkınızı kısıtlamış olurum. Benim bütün bu yazdıklarım benim düşünsel becerimi sizlere kazandırmak içindir. Siz düşünmeyi öğrendikçe benim bıraktığım yerden çok daha ilerisini yaratabileceksiniz. Ne demişler bir elin nesi var iki elin sesi var.
Çocukları oynama düzeni içinde özellikle konuşmayı becerecek yapılaşma içine sokmaya çalışmalıyız. Böylece düşünsel yeteneklerinin yorumlama kabiliyetlerinin gelişeceğini, zamanla bu gelişmenin duygusal eğitime dönüşeceğinin beklentisi içindeyim. Duygusal bir mekanizma olmamalıyız, zira duygularımızı ifade edebilen bir yapı kazanmalıyız. İnsanın eğitilmesi gereken ve ehlileşmesini sağlayan yapı buradadır. Bastırılmış duygularla insan ehlileşemez.
Sosyalizasyonun mutluluk yaratması yanında duyguları eğiten ve ehlileştiren bir yönü ortaya çıkacaktır zamanla. İslamiyet bir bilgi tarzı iken yaşam tarzına dönüştüğü için geri kalan bir hususiyet kazanmıştır. Ben bu hatayı yapmamaya çalışıyorum.
Medeniyet ve Sosyalizasyon İlişkisi :
Batı medeniyeti toplumsal tasarımı ekonomik oluşumlarla bağdaştırarak bundan 200 yıl önce başkalaşımı yaratmıştır. Bugün buna evrim diyebiliyoruz. Toplumun teknolojiye dayanan mekaniği Allah vergisi yaşamı yıkmış, bir refah yumağına dönüştürmüştür. Medeniyetin varlık olduğunu sanan insanlık yanılmaktadır. Tek düze doğru, ama mutlak doğru bilinci oluşturulmadan insanın dolayısıyla toplumun ehlileşmesi beklenmemelidir. Eğer İslamiyet Batı dünyasının farklılığını yaşayabilmiş olsaydı belkide bugünkü değişime gerek kalmayacaktı. Zira benim üretmeye çalıştığım her bir düşünce İslamiyet’in temel taşlarına dayandırılmaktadır. Nitekim Kuran’dan fazla olarak bildiğimiz sosyalizasyonun mutluluk ve iyilik bazına dayandırıldığı gerçeğidir. Kuran’da vazedilen yapılanmayı savunmuyoruz. Zira bugün bilimsel olarak kendimizi daha yeterli ve aydın görebiliyoruz. Aydınlık insanın kendine olan güvenidir. Güven bilgiye dayanır. İnançla bağlanan güven ilişkisi yıkılmaya daha doğrusu bir şekilde ikna olmaya mahkumdur. Bizim yolumuz ikna yoludur. İkna ederken yöntem belirlemek yerine Allahın mutlak doğruları üzerine çizilmiş bir düşünce haritası oluşturmaya çalışmaktayız. Böylece insan özgürlük sınırlarını kendisi belirleyecek ama neticede düşünmesini öğrenecektir.
İnsanı bağnaz kitlelere dönüştürmek doğru olabilir mi? Kalıpları yıkmak ama özgürlük sınırlarında gerçekçi ve faydalı varlık haline getirmek tek yoldur. İşte medeniyet insan-tanrı ilişkisinde gerçek aydınlık olmaktadır. İnsanın kendini öğrenmesi ve insanlık için yararlı bir yaşam için mutluluk üretmesidir. Böyle bir yaşam tarzı ancak cennette yaşamakla mümkün olabilir.
Sosyalizasyonda Liderlik ve Önemi :
Bir maksadı ortaya koymak ve yöneltmek bir aşamadır. Bu oluşumu yönetmek ise asıl önemli olan kısmıdır. Toplumların bireyleri lider olmaya yöneltmesi sosyalizasyonun amaçlarından biridir. Lider olmak için birlikteliğin maksadını ve yönelişten bekleneni iyi kavramak gerekir. Lider olmaya meraklı kişi sosyalizasyon programına uygun bilgi birikimini genişleterek farklılaşmayı yaratacaktır. Dolayısıyla liderlik bir anlamda gruptaki çekici güç unsuru haline gelecektir.
İnsanları diğer insanlar üzerinde yarattıkları etki çok mutlu eder. Sosyalizasyonun hareket noktası işte bu mutluluğu yakalamak olmalıdır. Biz nasıl mutluluğu fark yaratmak olarak tanımlıyorsak liderlikte bir anlamda bu farkı yaratmaktır. Katkıyı ve örneği iyilik olarak görebilir ve böylece grubun diğer üyelerine etkimizi düşünebiliriz. Grupları veya toplulukları etkilemek liderliğin önemli bir göstergesidir. Bugünkü toplumsal yapımızda liderliği yönetmek olarak örgütlediğimizden ekonomik ortamı kendimize yeterli görmeye çalışmaktayız. Aslında bu son derece kurak ve verimsiz bir sosyalizasyon örneğidir. Bireyi heyecanlandıran başkalık öğeleri mutluluğun kaynağını oluşturur. İnsanlar liderlik yarışı yaptıkları ölçüde sosyalizasyon verimli hale gelecektir. Zaten amacımız budur.
İnsanı hayata bağlayan temel öğe hayata katkısıdır. Sosyalizasyon insanla hayat arasındaki etkileşimi genişletmeyi amaçlamalıdır. Bu nedenle yönetime ihtiyaç gösterir. Ben eminim ki konuyu benim gösterdiklerimden çok daha ileriye götürebilecek uzmanlar var toplumun içinde. Böylece kendi hissettikleri ile anladıklarını topluma mal ederek bu gelişimin itici gücünü oluşturacaklardır.
Mahalle ve Şehirlerde Sosyalizasyon Olgusu :
Şehirleşmeyi bir takım kültür öğelerine yaklaşma olarak görmek lazım. Eski uygarlıklarda şehirlerin incelenmesiyle bugünkünden daha etkili bir sosyalizasyon kültürü yarattıklarını görmekteyiz. O kalabalık olmayan ama bir birlik ve beceri ortaya koyarak bugünlere ulaşmamızı sağlamış olan nesillere çok şey borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Bu noktadan hareketle şehirde yaşamak demek üstün sosyal olgulardan yararlanmak demek olarak anlamalıyız.
Kulüpler, dernekler, eğitim ortamları, spor aktiviteleri gibi faaliyetler bireyleri geliştirme yönünde dengelenmeli ve planlı bir şekilde geleceğe taşınmalıdır. Hayatı para kazanmak olarak gören insanlık zamanla kendi mutluluğunu insanlığa katkı olarak görmeye başlayacaktır. Bu başkalaşım hayatı çok daha renkli hale getirecektir.
Başkalaşımı bir yaratıcılık olarak görmek ve bunu çalışma sahası haline getirmek belki de pratikte en süratli gelişimi sağlayacaktır. İnsanları yalnızlık yerine birlikteliğe götürmek insanları ihtisaslaşma yönüyle geliştirme şehir ve mahallelerin bu yönelişlere uygun olarak tasarlanmasıyla mümkün olabilir.
Bir mahalle de sakinlerden bazıları bir tiyatro oyununu sahnelediklerinde ne kadar büyük bir etkileşim yaratabilirler düşünebiliyor musunuz? İşte gelecek bu kapsamda renkli bir hayata hazırlanmaktadır. İnsanlığın görevi cenneti kurmak olduğu kadar cennette yaşamayı becermektir de. Bizim yaptıklarımız insanlığı kalıplardan arındırmak ve sağlıklı, kendi doğasına uygun bir hayatı anlamalarını sağlamaya yöneliktir. Hayatı renklendirirken Salih Amel olgusu dahilinde hareket etmek ve organizasyonun bir parçası olmayı hedeflemek ana çıkış noktamızdır. O zaman sosyalizasyon kendini bilen ve hayata katkıda bulunan insanı yaratmayı hedeflemektedir.
DEVLETİN SOSYALİZASYONU :
Strateji – Menfaat ilişkisi :
Devlet sosyal varlığı ile bir kişilik taşımaktadır. Bireylerle devletin ilişkilendirilmesi devletin stratejik varlığından doğan fonksiyonlarıyla ilişkili olmalıdır. Devlet bir tasarımdır. Dolayısıyla tasarımın açık ve anlaşılır olması devlete hizmet edenleri rasyonel yapabilir. Devlet mekanizmaları milletin temsilcilerince denetlenmektedir. Böylece milletin varlık ve geleceğinin örgütlenmesi sağlanmaktadır.
Devletin faaliyetleri de milletin yarattığı ekonominin bir parçası halindedir. Mesela ABD’de devletin faaliyet alanı ekonominin yaklaşık ¼’ünü kapsamaktadır. Diğer devletlerin ABD’den farkı dünya değerler sisteminde ondan daha rasyonel olmamalarıdır. Bu durumda gerçekte bugün için ABD gibi bir süper güce gereksinim vardır. ABD’ye endeksli dünya büyüdükçe AB, Çin ve Hindistan’da dünya ekonomisinin fonksiyonel parçaları haline geleceklerdir.
Devletin yarattığı saygınlık ile değerler arasındaki ilişki bireyin geçim standardına yansımaktadır. Devlet kendi elemanlarına mutlaka özel değerler yüklemelidir. Fransa ihtilalinin yansımaları çerçevesinde vatan sevgisi, sosyal yeterlilik gibi kavramlar ve değerler bugünkü ortamda yetersiz kalmaktadır. Devlet için çalışmak ayrı bir sorumluluk demektir. Devlet için çalışan insanlar eğer milletin çıkarlarından farklı değerler üretmişlerse zaten devletin rasyonalitesi sağlanamaz.
Devleti yönetenlerin ve sosyalizasyon uzmanlarının devlet-millet ilişkisi üzerinde değerler üretmeleri gerekir. Devlet milleti örgütleme fonksiyonu icra edecektir. Aksi takdirde millet refah ve teknolojik yenilik yaratamaz. Her ne kadar dünya globalleşme perspektifi ile bir irtibatlanma yaratmaktaysa da refahın toplumların gariban kesimlerine de yansıması için geleceği ve zamanı iyi planlamak gerekmektedir.
Devletin stratejik yöneliş planları bireylerin yaşam çıkarlarını etkilemektedir. Devlet-özel sektör ilişkileri ayrı bir özellik taşımaktadır. Bugün biliyoruz ki kapitalizm planlı bir şekilde dünya hayatını renklendirmektedir.
Güç Unsurlarının Sosyalizasyon Değeri :
Milli güç; demografik güç, ekonomik güç, teknolojik güç, askeri güç gibi ölçülebilir parametrelerden oluşmaktadır. Her güç unsurunun millete dayalı bir stratejik planı olması gereklidir. Bu plan milleti geleceğe sürükler, devleti de sistematik bir şekilde saygın kılar. Devlet deyince devlet başkanı ve bunun dışında halkı yöneten oluşumlar anlaşılmamalıdır. Devlet denince milleti geleceğe hazırlayan bir takım planlardan oluşan bir sistematik akla gelmelidir. Bugün hala devlet denince akla polis jandarma geliyorsa hala millet orta çağda yaşıyor demektir. Devletin milletin refahını sağlayacak örgütsel tasarımı yoksa o devlet mutlaka sömürülüyordur veya istismar ediliyordur. Gelişmiş devletlerle geri kalmış devletler arasındaki temel fark işte budur.
Devletin geleceğe yönelik tasarımını yine insanlar yapacaktır. O zaman geri kalmış bir devlet çağdaşlaşmak için mutlaka Batı’nın desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bugün işte emperyalizm kısvesi altında kurulmuş olan imparatorluk böyle bir sorumluluğu üstlenmektedir. Sözde liderlerine yaptırılan gelişim şartları gerçekte cIA tarafından yönetilmektedir. Böyle olması belki de dünyanın geliştirilmesi ve evrimleştirilmesi için en uygun çözüm şeklidir. Nitekim 19962dan sonra dünya ekonomisi süratle büyümeye başlamıştır. Bu büyüme özellikle dünyanın nüfus yoğun ve fakir bölgelerinde olmaktadır. Demek ki dünya ekonomisi globalleşme perspektifi altında dünya ülkelerinin refahı için harekete geçirilmiş bulunmaktadır.
Milli güç unsurlarının yönetim mekanizmaları var edilmelidir. Nasıl CIA böyle bir mekanizma olarak işliyorsa her devletin istihbarat teşkilatı insanlar hakkında yönetimi belirleyen bir enjekte yaratabilmelidir. Yoksa millet it ile köpeğin hesaplaşması altında yaşayacak şekle dönüşebilir.
Devlet organları içinde insanların sosyalizasyon değerleri kapsamında çalışmalar yapılmalıdır. Entelektüel insanı yaratmaya çalışırken bunun yolunun sosyalizasyon olduğunu anlayabilmemiz gerekmektedir. Hayatı renkleriyle zenginleştirmek her ferdin asli görevi olarak algılanmalıdır.
Demografik Gücü organze Eden Sosyalizasyon Bilinci :
Milli güç unsurları içinde demografik güç en belirleyici güç unsurudur. Ben bu konuyu özellikle buraya koymak istedim. Zira dünya en belirgin ve faydalı şekilde demografik güç üzerinde yarışabilir. Yaradılış itibarıyla üstün özelliklerin ender kişilerde olduğunu kabul etmemiz lazım. Bir Edison, bir Einstein ender olarak şereflendiriyor dünyayı. Bu oluşum Allahın bir takdiri olarak kabul edilebilir. Ama yinede bu insanlar olanakları bulunan merkezlerden yetişmektedir. O halde demografik gücü bir yarışma ortamına sürüklememiz en doğru yaklaşım olacaktır. Zira demografik güç bir anlamda milletin kalitesi olmaktadır.
Lise sıralarında bir münazara izlemiştim. Konusu; insanı yaşam şartlarımı kötülüğe itiyordu, yoksa genetik bir yaradılış öyküsü müydü. Her iki tarafta konuyu iyi hazırlamışlardı. Her ikisinin de doğruluğu üzerine kanaat hakim oldu. Ama en çok etki sosyalizasyondu. Biz cenneti hak eden insanlarla yaşayacağımıza göre genetik olarak kötülerin dünyamızı etkilemeleri beklenemez. Bu durumda sosyalizasyon üzerinde dikkatli şekilde çalışmamız lazım.
Demografik gücü ölçülebilir kılmak için öncelikle eğitsel olanakların oranları göz önünde bulundurulmalıdır. Daha sonra eğitsel olanakların kalitesi üzerinde durulmalıdır. Kişi başına düşen eğitim yılı kaba bir ölçüdür. Eğitim konusunda önümüzdeki dönemde alınacak tedbirlerle daha çeşitli konular üzerinde etkinlikler ölçülebilir duruma gelecektir. Bu nedenle klasik doktora yapmış insan sayısı, profesör sayısı, üniversite mezunu sayısı gibi etkinlikler belirleyiciliğini zaman içinde kaybedecektir. Zira bilgisayar ortamında bilginin kolay ulaşılabilir hale gelmesiyle ihtisas alanlarında meraklılar çoğalacaktır. Klasik eğitim mekanizması çok sabır gerektiren bir hayat tarzıdır. Öyle yetenekli gençler vardır ki profesör etkinliğine belki de 20 li yaşlarda gelebilirler. Yaşın getirdiği olgunlaşma ile yorumlama becerisi arasındaki ilişki zamanla kaybolacaktır. Bizim eğitim ve çalışma olanaklarımız maalesef geri zekalılara göre dizayn edilmiş bulunmaktadır. Ben öyle zannediyorum ki önümüzdeki bir iki nesil sonra dünya asgari 120 IQ notuna sahip insanlarla dolacaktır. Böyle bir beklenti ruhun yaradılış formasyonuna ulaşması gibi bir şeydir. Zira bilimdeki gelişmelerin sunacağı olanaklar bize çok erdemli bir hayat hazırlamaya imkan verecektir. Biz de bunu hak ettikçe dünya yaşanmaya değerliğini arttıracaktır.
Demografik gücü oluşturan temel oluşum organizasyon yapılanmasıyla ilişkili olmak durumundadır. Bu sağlandığı takdirde hayat zaten otomatik olarak standardını bulabilecektir. Bizim yaklaşımımız hayatı düşünsel boyutta genişletmektir. Sosyalizasyonun bir bilim haline gelmesi, insanların bunun detaylarına nüfus etmesi belki de yıllar alacaktır. Ama her emek topluma bir katkı olacak gibi geliyor bana.
Demografik gücün sağlık olaylarıyla ölçümlerinde alınacak tedbirler konusunda işlemler sunulacaktır. Ben özürlü doğan insanları kaderleriyle ilişkilendirmeye korkuyorum. Anne-babanın ve toplumun gerekli şekilde örgütlenmesi sorunu önemli oranda çözümleyecektir. Hazreti Muhammet’in kıssa sa kısas cezalandırma sistemini gelecek kuşaklar hiçbir şekilde anlayamayacaklardır. Toplumu düzeltecek hiçbir imkan ve eğitimden bahsedemeyen bir cemiyetin ahir zamandan bahsedebilecek kadar büyütülmesini anlayamayan Batı’yı yadırgamamak lazım. Evet işin temeli sosyalizasyon ve eğitimdir. İkisi üzerinde insan doğasına uygun çözümlemeler yaratılmadıkça insanı öldürerek değiştirme yolu tek olanaktır.
Yönetim ile ilgili düşündüklerimde hayatı kalıba sokma fikrini hiç benimsemedim. Her insanın motivasyonla işine ve hayatına katılması bizim çözümümüzdür. Hayatı kurallamayla görev haline getirmek bir üretkenlik çözümüdür. Ama rasyonelliği her zaman tartışılacaktır. Sosyalizasyon bilinci yönelişleriyle öyle zannediyorum ki 2 nesil sonra dünya geçmişi ile dalga geçecektir.
İnsanların konuşma etkinliklerini bile ölçme ihtiyacı hissettiğimizde ne kadar az insanın gerçekten bir şeyler söylediğini göreceğiz. Bu bize utanmamız gereken bir sonuç bulduğumuzu öğretmeli. Hayatı; beynimiz, dünyanın olanakları, duygularımız ve düşüncelerimizle belirlemekteyiz. Böyle olunca kendi katkımızı göremediğimiz dünya yaşanmak için ne kadar kesat bir yerdir.
Sanatsal faaliyetler Doğu ülkelerinde hemen hemen yok gibidir. Allahı zikretmekle kilitlenmiş beyinler ne kadar ahmaktır. Açın aklınızı hayatı Salih Amelle görün. Farkınızı yaratamazsanız nasıl insan olursunuz.
Parmağımızdan suretimize kadar her birimizden farklı olacak şekilde yaratılmış olmayı kendi farkımızı ortaya çıkarmadan hak etmek mümkün olabilir mi? Unutmayalım ki 2100 yılından sonra dünyayı değiştirenler doğrudan kurulmuş cennetlerde doğacaklardır. Cennet öyle bir yaşam yeridir ki insan kendi farkını yaratabilmiş ve kendini saygınlıkta üstün duruma getirebilmiştir. Böyle bir hayat hak edilmiş hayattır. İşte bu nedenle demografik gücün analiz ve yorumlanması çok önemlidir ve gelişen teknoloji ile yarışılan bir dünya yaratmalıdır.
Netice olarak sosyalizasyon bilinci eğitimi ve Salih Ameli ön plana alan bir değerler bütünüdür. Sosyalizasyon iyilik ve liderlik değerleriyle örüldükçe insan kendini bulacak ve toplumun olanaklarının gelişmesiyle dünya herkesi kucaklayan renkli bir yaşam pınarı haline gelecektir. İçinden ırmaklar akan cennet işte bu olmalıdır.
Teknolojik Gücü Ortaya Çıkarma Becerisi :
Bilimin sınırsızlığı yanında doğayı kullanma becerimiz sınırlıdır. Bu teknoloji dediğimiz kabiliyetimizdir. Benim düşüncem odur ki teknolojik gücü bugün nasıl ABD manipüle eder duruma gelmişse bunun global bir yapılanmaya dönüştürülmesi en uygunudur. Böylece insanlık kabiliyetini görebilecek ve katkılarını sürekli bir şekle dönüştürecektir.
Bilim ile teknoloji arasındaki ilişki araştırma ordusunun emeğinde gün geçtikçe insanlığın hizmetine her türlü imkanı koyabilecektir. Teknoloji en basit şekliyle bile insanlık tarihinde ne kadar zaman sonra ortaya çıkabilmiştir. Eğitimle insanın geldiği seviye bu bakımdan çok anlamlıdır. Eğitim değil midir ki toplumu değişime yöneltmektedir. Aynı bilinç sosyal oluşuma da uygulandığında sosyalizasyon girişimi toplumu kim bilir ne kadar değiştirecektir.
Liderlik ve Stratejik Araştırma Merkezleri :
Dünya bugün konnektiviti gereği seçilen liderler vasıtasıyla yönlendirilmektedir. Bu doğal görüntü içinde olağan karşılanabilir. Zamanla stratejik araştırma merkezleri toplumun sosyalizasyon amaçlı ihtiyaçları için stratejiler ve politikalar üretir duruma gelecektir. Şu anda en azından indoktrine edebileceğimiz tasarım birikimine sahibiz. Böyle olunca geleceği yönetmek kolaylaşacak artan refah insanların katkısını arttıracaktır. Unutmamak gerekir ki insanlarımızı düşünen, üreten ve yöneten kimliğe kavuşturmak hedefimizdir. En vasıfsız insan bile kendisine olanak verildiğinde kendini kaplan gibi hissedecek duruma gelebilir. İnsanın içinde saklanan duygu ve güdülerin egemenliği ortaya çıkan duruma göre kendini göstermektedir.
İnsanların kahramanlarını savaş alanlarında oluşturma yöntemleri yerine mahalle, şehir, ülke bazında yönelişlere göre aktiviteler üretilmelidir. Spor, sanat, beceri gibi sınırsız sayıda faaliyet alanı üretilebilir.
Siyasi Partilerin Örgütlenme ve Sosyalizasyon Mantığı :
Bugün Türkiye2de siyasi partiler merkezden itibaren her il ve ilçede büro açarak bir faaliyet ortamı oluşturmaktadır. Siyasi partinin organizasyonundan amaç ülkenin en ücra köşesine kadar halkın sorunlarını çözümleyici tedbirleri belirleyecek istihbarat mekanizması kurmaktır. Ama bugün nedense aşağıdan yukarı hiçbir bilgi akışı olmamakta, askeri bir organizasyon gibi tepeden aşağı doğru bilgi akışına dayalı bir çalışma mantığına dayandırılmaktadır. Evet yöneliş disiplini tepeden aşağı olacak ama bilgi yönelişi maksatlı bir çalışma olacaktır bu.
Bizim açıkça bir organizasyon mantığı kurma niyetimiz yoktur. Bu nedenle siyasi partileri doğa, yönetilen ve yöneten bazında düşünen bir sistematik kurmayı düşündük. Siyasi parti yöneliş disiplinini kendisi belirlemelidir. Bugün sadece üyelik ve oy potansiyeli bazında kalan faaliyet alanı siyasi görüşlerin tartışıldığı bir kulüp havasına dönüştürülecek şekilde geliştirilmelidir. Böyle olursa bireyler hem kişisel gelişimlerinde hem de partinin etkinliğinde çok geliştirici katkılar yaratabilirler. Profesyonel destek almakta önemli olabilir. Dünya henüz disipline edilmemiş durumda olduğundan insanlar dünya köyünden fırsatlar peşinde koşmaktadırlar. Dünya köyünün fırsatları hiç bitmeyecek ama katılım etkinliğinde rasyonalizasyon yaratıldıkça bereketi artacaktır.
İnsanların liderlik yetenekleri kapsamında becerilerini geliştirmek parti organizasyonlarında kolaylıkla gerçekleştirilebilir. Grupları kanalize etmek ve örgütlemek özel ihtisas gibi görülebilir. İnsan ve toplum çok değişik moda ve maddelerle çok değişik örgütsel yapılarda işletilebilir. Bunu göz ardı etmeden olması gerekeni görebilmekte ayrı bir beceri isteyebilir.
Bireyin Hak ve Hukukunun Sosyalizasyonla İlişkisi :
Bireyin Salih Amelle yaşaması toplumsal bir yükümlülüktür. Aynı zamanda devlet organizasyonu insanı refah içinde ve mutlu yaşatmayı öngörmektedir. Bu durumda ortaya çıkan yaşamsal kısıt ve haklar insanın sosyalizasyon içinde toplumla bütünleşmesini sağlayacaktır. Bu noktadan hareketle birey toplumun içinde kendini ve kendi farklılıklarını yaratmaya ve bulmaya çalışacak ve bu gayret sosyalizasyon ile ortaya çıkacaktır. Yani sosyalleşme bireyin ve toplumun ortak başarısı olacaktır. Amacımız sorunsuz toplum değil sorunsuz insan yaratmaktır. İnsan toplumla iç içe yaşar hale geldikçe psikolojik varlığını güçlendirecek liderlik özelliklerini geliştirecektir. Böylece insanın ikna yeteneği gelişecek ve mutlu olmasının sosyalizasyon içindeki verileri güçlenecektir. Biz bireysel tatmin ile örgütsel beceriyi birleştirmeyi hedeflemekteyiz. Bu durum harekete geçirilir ve birey bu oluşum içinde aktif rol alırsa dünyanın cennete dönüşeceğini ispatlayacaktır. Sosyalizasyon hem bireyi bugünkü kararsızlıklardan kurtaracak, hem de arkadaşlık dostluk kavramlarının insan hayatı üzerindeki yapılanması kurallaşacaktır. İnsanı sosyalleşmeye zorlamak yerine onu özendirerek bu işe başlamak gerekir. Belki de bireyde bulunan en etkin oluşumlarla bunu başlatmak ve geliştirmek gerekir. Bu konuda yerel birimler belki de profesyonel destek alacaklardır.
Sosyalizasyon konusu insan ihtiyaçlarına uygun bir formasyonda gelişebilmelidir ki böylece genişleyerek kalıcı olsun. Cenneti vaktini kendini dinleyerek geçiren insanlar olarak yaşamak istemezsiniz her halde. Hak ettiğiniz yaşam olarak cennet sizi böylece mutluluğa boğmalı.
Karşı cins ilişkilerinde gelişmiş ülkelerdeki tecrübe ve yönelişlerden bütün dünya istifade edebilmelidir. Aile yaşantısının güzelliği, aşkın çekiciliği ve aradığını bulduğuna inanma durumu insanlığı etkileyecektir. İnsanın çalışan faktör yaratma ihtiyacı insanı mutlu yaşatan şartlara dönüştürülmelidir. Bu durum insan doğasıyla insan bilinci arasında zaman zaman çelişki yaratsa da insanlık mutlaka doğruyu bulacaktır.
Dünya ile Bütünleşme Bilinci :
Bugün televizyon ve tabii ki medya dünyadaki olayları her bir bireye detayları ile sunmaya çalışmaktadır. Dünya sosyalizasyon tecrübelerinde yarattığı birikimi de paylaşmalıdır. Hatta insanlar internet üzerinden dünyanın öbür ucundan iletişim kurabilmelidir. Teknolojinin lisan konusunda yakın gelecekte sunacağı imkanlar zorlukları aşmamızı sağlayacaktır. Dünyada sosyalizasyon becerisi üzerinde denemeleri ve tecrübeleri insanlığın hizmetine sunmak bir görev telakki edilmelidir. Sosyalizasyon çabaları zamanla insanların dünyayı dolaşma yeteneklerini geliştirecektir. Bunun oluşumu yepyeni hayat tarzları ortaya koyabilecektir. Zamanı renkli geçirmek insanlara yaşam kıvılcımı saçmak ve bu kıvılcımdan her kese pay çıkarmak temel düşüncemizdir.
Sportif Faaliyetlerin Yaygınlaşma Politikalarına Örnekler :
Bireyin sağlıklı yaşamasının vazgeçilmez parçalarından biri sportif faaliyettir. Bedenin sağlık kazanması ve bireyin daha etkin bir yaşamı kondisyon bakımından başarması sportif faaliyetlerin bireye kazandırılmasını gerekli kılar. Ben askeri okulda okudum. Burada her bireyin spor yapması şarttı. Hiçbir etkin dalda başarı gösteremeyenler deniz takımında toplanır ve koşturulurdu. Ben kendi hayatımdaki beceriyi sağlıklı bedene ve sürdürdüğüm sportif faaliyetlere borçlu olduğumu düşünüyorum. Geçirdiğim içine kapanıklılık döneminde sadece beynimi çalıştırdım diyebilirim. Yazmaya başladıktan sonrada kilo aldım. Şimdi ve hep tekrar o koştuğum günlere ne zaman dönebileceğimin hayalini kurup duruyorum. Kendimi soktuğum cendere içinde şüphe etmeye dayalı zorlama ne kadar doğruydu bilemiyorum ama bunun beni bugüne getirdiği bilinciyle herhalde doğrunun bu olduğunu düşünüyorum.
Deniz Harp Okulunda yüzme havuzunda 6-8 yaşlarında makine gibi çok güzel yüzen çocuklara hep imrenmişimdir. Kendimi ve çocuklarımı öyle görmeyi arzu ettim. Elime fırsat 1994 yılında geçti ve ben 2000 m yüzmeyi alışkanlık haline getirerek kendimin çok mutlu olmasını sağlamıştım. Zaman ne gösterir bilemiyorum, dünya benden daha en az 30 yıl tasarımın detaylarında hizmet bekleyecektir. Ama ben biliyorum ki fırsat elime geçtiğinde istediğim sportif kabiliyetlere ulaşmayı bir görev bileceğim.
Sportif faaliyetler bazında bugün dünyada göstermelik bir olimpiyat ve kulüplerin faaliyetleri var. Hele küçük şehir ve yerleşim yerlerinde hiçbir etkinlik yok. İnsanları yürüyüş ve koşma bakımından harekete geçirecek mekanizmalar yaratılmalıdır. Atalarımız avlanıyorlardı, biz beynimizle yaşıyoruz. Kalıtsal olarak gelen aynı fizyolojik özellikler bizde de var. Bunun örgütlenmesini kim yapar bilemem ama bu da sosyalizasyonun temel konularından biridir.
Sanatsal Faaliyetlerin Yaygınlaştırılmasına Örnekler :
Allahın insana kendinden kattığı en önemli gizli unsur yaratma kabiliyetidir. Sanat işte bu yaratıcılığın bir anlamda hayata geçirilmesi işlevidir. Bugün dünyada kendi oluşumu ile üstün hayranlıklar uyandıran nadide sanatçıları alkışlamalıyız. Benim düşüncem şudur ki eğitim nasıl bir detaylı teferruatların bileşkesiyse sanatta aynı şekilde eğitsel bir detaylar manzumesidir. Sanatın hobi ile birlikte geliştirilmesi ayrı bir görevdir. Sanatı ben insanın hayatı yaşarken gösterdiği yaratıcılığı etkileyen bir unsur olarak görmekteyim. Bu nedenle her bireyi spora davet ettiğim gibi sanat faaliyetlerine de davet ediyorum. Sanat düşünsel bir işlevdir. Bir farklı bakıştır. Bu da mutluluğa yaklaşımın ana disiplini olacaktır.
Aynı konu üzerinde birkaç kişilik gruplar halinde sanat işlevi oluşturmak örgütsel bir olaydır. Bu örgütsel olay aynı zamanda maddi olarak ta desteklenmelidir. Ekonomi yaratmaya dayalı hayattan zamanı efektif geçirmeye yönelik bir hayata dönüşümde sanatın çok etkili bir yer tutacağına inanıyorum. Her fert kendi yeteneklerini kısa zamanda sanat aktivitesi içinde tanıyabilir. Bu konuda kazanılacak tecrübeler zamanla insanların büyük sanatçı kabiliyeti ile yaşamalarına olanak sağlayabilir. Sanat bir sabır ve ahenk işidir. Bu nedenle ilgili alışkanlık ve özellikler mutlaka irdelenebilir ve hayata geçirilebilir.
Zamanla sanatsal aktiviteler belki de ekonomiden daha anlamlı sonuçlar yaratabilir. Bunu şimdiden kestirebilmek mümkün değildir.yöneliş bazında bugün hemen hemen sıfır noktasında bulunduğumuz bu alanın süratle yaygınlaştırılması için uygun ve gerekli politikalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İnsanın ve toplumun geleceğe göre gelişimini hızlandırmayı amaçlayan çalışmalarımız yönetimde yaratılacak politikalarla daha bilinçli ve kapsamlı uygulama örnekleri bulacaktır.
Eğitim Örgütlenmesinin Felsefesi :
Eğitimin temel çıkış noktası organizasyonun ihtiyacı olan ihtisası kazandırmaktır. İlk çağda tarıma dayalı ekonomik yapılanma içinde havra, kilise ve camide bir anlamda eğitim fonksiyonunu üzerlerine almışlardı. Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan üretim örgütlenmesi bugünkü yapılanmayı ortaya koymuştur. Gelecek hayata dönük bir yaşam biçimini öğretmeyi amaçlayan eğitim modeline dönüşecektir.
Eğitim örgütlenmesinin temeli, gelecek kuşakları yaşayacakları zamana hazırlamak olmalıdır. 25 yıl önce bilgisayarın her eve gireceğini söyleyenler ne kadar yadırganmıştı. Bugün 20 yıl sonra her evde robotun olacağını söylüyorlar. Bu robotların bizim fonksiyonlarımızı yerine getirebilme becerileri de olabilecekmiş. Böyle bir dünyayı bugünden tasavvur bile edemiyoruz. İnsan yine var olacağına göre bugünden bilemediğimiz başkalaşımları zamana bırakmak en doğrusu olacaktır.
Devletin Üretim Felsefesi ve Gerekliliği :
Dünya son 10 yıl içinde değişmeye, değişik söylevler dinlemeye başlamıştır. Türkiye Medeniyetler Buluşması çalışmasına katkıda bulunan taraflardan biri olmuştur. Türkiye’ye son iki yıl içinde daha önce hiçbir zaman görülmemiş ölçüde yabancı sermaye akışı başlamıştır. İhracat 4 yoılda 4 misli artmıştır.
Dünya kabuk değiştirirken Türkiye kişi başına düşen milli gelirini 6000 dolara çıkarmıştır. Hükümet 2013 yılında 10000 dolar olacağını söylemektedir. Türkiye’de bilgi toplumu dönüşümlerinden bahsedilmektedir.
Dünya tarım alanında genetik gelişmelerle elde edilen verimliliği paylaşarak, öncelikle rasyonel üretim ortamlarına dönüştürülerek azami üretimi planlı gıda maddeleri bazında gerçekleştirmektedir. Sanayi uzak doğu üzerine kaymaktadır. Uzak doğu insanının da büyüme parametreleri bazında 30 yıl sonra Batı’nın bugünkü koşullarına ulaşabileceği hesaplanmaktadır. Demek ki dünya yakın gelecekte refah toplumuna dönüşmeye adaydır. Allahın izniyle enerji sorunu da halledilmişse dünya büyük değişime hazır demektir.
Beklentimiz odur ki İslamiyet’in Batı dünyası elinde kısa sürede çok verimli ve üretken değerlere dönüşmesidir. Batı insanı daha objektif düşünebilmektedir. Bu objektif düşünce birikiminden azami istifade ile dünyayı birkaç nesilde çok farklı bir yaşam alanına dönüştürmek mümkündür.
Hayatı para olarak gören Batı medeniyeti yaşantının kutsallığını ve ölçülerini öğrendikçe çok daha verimli ve üretken bir dünya yaratabilecektir. Bu kapsamda Türklerin ehlileşmeye en müsait millet olmaları da göz önünde tutularak dünyayı etkileyecek değişimiz Türkiye’den yayılması son derece doğaldır.
Netice olarak üretim dünya teknolojisi ve becerisi bazında rasyonel işletilen oluşumlarca ve verimli olarak gerçekleştirildikçe zamanın getirdikleri hayatımızı renklendirmeyi sürdürecektir.
Tüketim Ekonomisi Üzerine :
Artık herkes biliyor ki ekonomi global perspektifte dünya için zenginlik demek. Yakın gelecekte üretim ortamları tamamen robotlarla donatılabilirse tüketim ekonomisini derleyen prensiplere ihtiyaç olacaktır. Dünya ham madde kaynakları itibarıyla sonsuz imkanlara sahip değildir. Bu durumda eşyanın kullanışlılığı ve kalitesiyle dengeli bir tüketim disiplini kurulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. İnsanları gereksinimleri bazında mutlu kılmak arzumuzdur. Gelecekte belkide ham madde sorununu halledecek element oluşturma becerisine ulaşılacaktır. O zaman bu durum tekrar gözden geçirilecektir. Benim kanaatim odur ki süre bazında tüketim miktarı esas olacak düzenleme üzerinde durulsa iyi olacaktır.
Bugün para ile ölçülen zenginlik değerlemesi belki de çok uzun vade de değişmeyecektir. Ben çalışmaların başlangıcında doğal olmayan yani insanın ürettiği her oluşumun terk edilmesi gerektiğini düşünmüştüm. Parada bunlardan biri. Ama başkada bunun kadar manidar bir düzen kurucu bulunamaz gibi geliyor bana.
Eğlence ve Rekreasyon :
Şehir ve mahalleler eğlence merkezlerine kavuşturulmalıdır. Eğlence merkezleri insanları hem eğlendirecek hem de vaktini geçirirken onu eğitecek vasıtalarla dolu olmalıdır. ABD’de de eğlence merkezleri bazında büyük yatırımlar yapıldığını görmüştüm. Eğlence vasıtalarını sosyalizasyon düşüncesine de hizmet eder yapıda dizayn etmeye çalışmalıyız. Değişik vasıtalarla çok etkili dostluklar ve arkadaşlıklar tesis edilebilir. Ben öyle zannediyorum ki bireyin kabiliyetlerini geliştirici çok değişik eğlence vasıtaları bulunabilir. İnsanlık kendini üretkenliğe verirse ve teknolojinin gelişmesi ve uygulamaları bu yönde kanalize edilirse düşünemediğimiz kimbilir ne enteresan uygulamalar hayata geçirilecektir.
Rekreasyon bakımından çevredeki güzellikler çok estetik şekilde insanlığın faydasına dönüştürülmelidir. Doğa ile insanı birliktelik içinde böyle doğal halinde tutmak mümkün olabilir.
Muhtaçlara Erişim ve Örgütlenme :
100 yıl sonrası için muhtaç kavramı belki de çok anlamsız bir konu olacaktır. Ama bugün dünyanın dörtte üçü muhtaç durumdadır. Toplumları harekete geçirme yanında detayda kalanları da gözetmek gereklidir. Türkiye’de son 5 yıldır bu kapsamda önemli yol alınmış durumdadır. İnsanları değiştirmek ve yenilemek çok uzun bir süreçtir. Bu nedenle devlet muhtaçları kırmadan onlara ulaşabilmek için biraz daha zaman isteyerek onları kendi aralarında sosyalizasyon ölçülerine alarak gayret sarfetmelidir.
Afrika’da bir çok ülke çok çaresiz durumdadır. İnsanlığın yüz karası olan bu durumu değiştirme yolunda hareket etmeliyiz. Orta Asya’da sorunlar daha değişiktir. Buraların eğitimle değişimi zaman alacaktır. Ama buraların tasarımcıları kendi doğalarını koruyucu tedbirleri unutmamalıdırlar.
Devletin Sosyal Politika Anlayışı :
Liderlerin çok yaygın olarak kullandıkları bir kelimedir sosyal yaklaşım. Sosyal demek toplum için yararlı yaklaşım demektir. Bunun ne olduğu hissedilir sadece. Ama biz bunun somut anlatımını bekliyoruz liderlerimizden.
Çalışma hayatı bir devlet için gerekliliktir. Diğer taraftan verimlilikte bir zorunluluktur. Verimli çalışma ise bir yönetim becerisidir. İnsanları çalışkan ve verimli yapabilmek bir politika becerisidir. Bu nedenle insanlara acımak yerine yol göstermek gerekir. Sosyalizasyonu da bu anlamda ele almak gerekir.
Üretkenlik, Rasyonalizasyon ve Verimlilik İlkeleri :
İnsanı üretken, rasyonel ve verimli kılmak bilinci son yüz yıl içinde önemli aşamalar kaydetmiştir. İnsanı insan yapan bu düşünce sistemi anlatılması belki de en zor durumdur. Her insan kendine layık olduğu değerin verilmesini ister. Çalışmanın temel itici gücü kazanmak ve daha çok takdir edilmektir. İlkeli ve beklentileri açık duruma getirmek çalışma ortamı için son derece faydalı bir anlayıştır. Bugün bilgisayar vasıtasıyla personelin üretkenliğini çok küçük bir değerlendirme zamanı ile ortaya koymak mümkündür. O zaman kurallar açık ve anlaşılır olmalıdır. Böyle bir tasarım belki de en yaygın olarak kullanılanı olmalıdır. İnsanların birbirlerini kayırması ve adam bellemesi tavsiye edilen bir yakınlaşma ise de devlet içinde böyle bir oluşum devleti soymaya da yol açabilmektedir. Biz insanları sadece işlerine konsantre olacak şekilde düşünemeyiz ama kuralları istisnalar üzerine de oturtamayız.
MİLLETİN SOSYALİZASYONU :
Kültür ve Değerler :
Kültürün yaşam anlayış ve alışkanlıklarına olan tarihsel birikim olduğunu biliyoruz. Böyle olunca dini doğrular ve kurallar dışında yaşam birikimi milletlerin farklılığını oluşturacaktır. Kültür canlı bir mekanizma gibi düşünülmelidir. Benim kültürüm böyle deyip yer sofrasında yemek yemeyi sürdürmek ya da tepsiden yemek yemek gerekmez. Belki de insanlık asırlar sonra tek düze bir kültürel yapılanma içine girecektir. Zira aklın yolu doğru ve güzele doğrudur. İnsanlığında zamanla doğru ve güzele yönelmesi beklenebilir. Hayat renkliliği ile güzeldir. Renkliliği yaratmak detaylardaki gizemdedir. İnsanlıkta kültür bağlamında farklılıklarını tanımalı ve kendi farklılıklarını akılcı bir şekilde korumalıdır.
İnsanlığın son iki yüz yıl içinde teknolojinin katkılarıyla modernleşen bir yaşam kalıbı içine girmekte olduğu, Batı insanının sosyalizasyon ihtiyacını dengeli ölçüler içinde yaratmaya çalıştığını gözlemlemekteyiz. Bunlar insan doğasının doğal yönelişleridir. Biz de bunları zenginleştirerek insanlığın doğasını ortaya çıkarmaya çalışmaktayız.
Milleti millet yapan tarihsel süreçte yaşadıklarıdır. Mutlaka liderler toplumları sürüklerler ama liderlerin milletle uyuşan değerleri ön plana çıkarma becerilerini unutmamak gerekir. Millete masal anlatan liderler milleti arkalarında göremezler. Millete gelecekle bağlantılı değerler sunanlar ise milletçe bağra basılırlar. Millet yargısı en engin biçimde demokratik toplumlarda ortaya çıkar. Nitekim demokratik özelliklere sahip milletler gelişme bazında ön almışlardır. Devleti demokratik yapılaşma içinde yönetmek ve gelecek tasarımlarını buna göre yapmak halkı bilinçlendirir ve başarıların mutluluğunu yaratır.
Dünya teknolojik olarak 10 yılda büyük farklılıklar yaratabilmektedir. Bu da göstermektedir ki teknolojik güç millete dayandırılamaz. Ekonomik ve teknolojik güçler milletlerarası olgular olarak ele alınmalı ve dünya buna göre örgütlenmelidir. Bilime ve teknolojiye katkı sağlama hızını geliştirmek için parlak gözlü dünya gençliğinin iyi yöneltilmesi ve yönlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Dünya milletlerinin nasıl bir oluşum ile bugünü yarattıkları hakkında teoriler bize kendimizi daha iyi tanıtacaktır. Milletlerin sahip olunan teknoloji ile geleceğe yönelişlerinde bugünkü birikimleri güzel analiz edilebilirse daha sağlıklı sosyalizasyon unsurları ortaya konabilir. Dünyada her yıl belki de yüzlerce yeni terim, kavram ve kelime ortaya konulmaktadır. Bu kapsamdan olmak üzere kültür kaygısına düşmeden milletlerin yeni kelimeleri dillerine kazandıracak örgütlenmeyi yapmaları faydalı görülmektedir. Milletleri kendi doğrularından evrensel doğrulara yönlendirmek kuramsal görevimizdir. Hayatı kültürel açıdan dengeleyen ve analiz eden yaklaşımları faydaya çevirmek çabaları insanlığı mutlaka daha da ileriye götürecektir.
İnsan doğal olarak her yerde insandır. Spor, temizlik gibi kavram ve yaklaşımlar her yerde aynı değerdedir. Yıkandıktan sonra hangi parfümü süreceğin kültürel bir değerdir. Yoksa suyun temiz olması veya sabunlanmak değil.
Kültür açısından evlerin yapıları, mahalleler sokaklarda birer göstergedir. Ama yeni kurulan sokaklar hep Batı klasiğine dönüşmektedir. Demek ki bunlarda da evrenselliğe yakın ölçüler var. Biz o zaman parmaklıklarıyla, boyaların rengiyle kendimize özgülük yaratabiliriz. Tarihi kalıntıları insanlığın öğrenmesine sunmakta bir görevdir. Bunları canlı hale getirmek ve görenlerin geçmişi algılamalarını sağlamak bir başka görev olarak görülmelidir. Tarih bizimdir ve bize katkısıyla bizi belirlemiştir.
Tarih, sosyal gelişim ve kültür birlikte analiz edildiğinde insanlığın bugüne gelişi daha iyi anlaşılacaktır. Bu analiz bize gelecek hakkında da bilgi verebilecektir. Kültürü tekdüze geçmiş olarak gören zavallılar ise kendilerine acıyarak baksınlar.
Ahlak ve Önemi :
Ahlak bireyin diğer bireylere bakış açısını oluşturan olgudur. Her birey başka birikime sahip olduğu halde aynı evde aynı şehirde yaşayabilmektedir. Böyle bakınca insanların ortaklığı ve en önemlisi birlikte yaşarken birbirlerine katkısı ele alınmalıdır. O zaman ahlak ortaya çıkacak kurallarla daha anlaşılır ve sosyalizasyon açısından bir çalışma sahası haline gelebilecektir. Ahlak kurallarını dinler veya töreler belirlemiştir. Bugün her bir kuralı çıkış nedeninden gerekliliğine kadar analiz edebilecek bilinç ve zekaya sahip bulunmaktayız. O zaman neden toplumları geliştirmek için ekonomik getirilere dayalı düzenleri kullanıyoruz? İnsanlar bu kadar geniş kapsamlı sabit fikirli mi? İşte dinler ve peygamberler bunu anlayış bütünlüğü içinde insanlara yaptırabilen kişilerdir. Onları tarih bize öğrettiği kadar biz de anlamaya çalışacağız ve geleceği biz yöneteceğiz.
Bugün ve bundan sonrası için toplumsal örgütlenmelerimizi gelecek egemen görüşlerle becerebilirsek gelecek tam istediğimiz gibi olabilir. Tarih boyunca toplumsal birliktelik özenti, vizyon, hoşgörü ve kıskançlık öğeleri ile törpülenmiştir. Örneğin hırsızlık kötü bir değer görülmüştür. Hırsızı cezalandırmak gereklidir, bu caydırıcılık sağlar ama topyekun o güdüleri ortadan kaldırabilirsek imkansızı başarmış oluruz. Bunun için de toplumsal öğelere dayanan analizlerle alınacak stratejik tedbirleri görebilme imkanı yaratmış oluruz. Biz hayatı anlamayı böyle görebilirsek kendimizi de daha iyi anlayabileceğiz. Önemli olan kendimizi ehlileştirecek kuralların özümüze uygunluğunu saptamaktır. Bugünkü istatistik bilgimiz ve bilgisayar ortamında bilgiyi analiz etme becerimiz kendimizi daha şanslı görmemizi sağlamaktadır.
Çalışmalarımızda toplumsal oluşumların felsefesini ve görüntüsünü anlatmaya çalıştık. Bu çalışmaların bir başlangıç olduğu unutulmamalıdır. Tarih bize insanları şartlamak gerektiğini öğretti. Biz kendimizi kendine öğretip düşünmemizi sağlayacağız ve böylece bilim insanlığın malı olacak.
Milli Varlık ve Tarihsel Getiri :
Milletin tarihsel getirisi; tarım ekonomisi, sanayi toplumu ve bilgi toplumu yetenekleridir. Bugün Batı dünyası bilgi toplumuna dönüşmektedir. 21.yy insanlığın bilgi ötesi toplumuna dönüşmesine tanıklık edecektir. Bu nedenle hala ilk çağ şartlarında yaşayan milletler çağı yakalayabilmeleri bakımından iyi örgütlenmelidirler. Şansları kendilerine yol gösterilecek olmalarındadır. Her milletin kendi varlığını oluşturan öğeler insana dayanmaktadır. Farklı ve etken insan gücüne sahip milletler dünya konjonktüründe daha etkili olabilmektedirler. Her ne kadar son 200 yıl içindeki bütün siyasi ve iktisadi oluşumlar İngiltere’nin itirmesiyle olmuşsa da bu dünyaya düşünülemeyecek kadar engin bir tecrübe birikimi sağlamıştır. Şimdi bu tecrübeyi etkinlik olarak isteklerimizde kullanabileceğiz.
Millet olarak bugüne gelebilmek tarihi yaşamış olmayı gerektirdiğinden kendimizi başarılı görmeliyiz. Milli varlık tarihsel süzgeçte edindiğimiz tecrübe ve birikimdir. Alt yapılarını çağdaş düzeye ulaştıran milletler bugün daha çağdaş yaşamaktadırlar. İslam dininin bir yönetim tamamlayıcısı olarak gören Osmanlılar İslamiyet’in bugüne ulaşmasını sağlayabilmişlerdir. Eğer Türk katkısı olmasaydı Hıristiyan Avrupa İslamiyet’i çoktan boğmuş olurdu. Dünya bu gerçeği biliyor. Türkiye belki de kaderini Fatima’nın 3. sırrından yaşam lehinde kurtarmıştır. Bugün bunun haklı gururunu paylaşıyoruz.
Türk milleti İslam öğretisinin Arapça kalmasından ötürü farklı bir karakter ortaya koyabilmiştir. Türkler gerçek İslam diye bir kavram yaratmışlar ve kendilerini akıl üzerinden İslamiyet’i koruyucu bir mekanizmaya dönüştürmüşlerdir. İşte Türklerin diğer İslam ülkelerinden farkı buradadır. Türk detaydaki bağımsızlığını hümanist çerçevede insanlık lehine kullanmıştır. Eğer bir gün Fatiha suresinin yetersizliği kanıtlanırsa Arap aleminin ne olacağını siz düşünün.
Şimdi insanlık Fatiha suresinden daha fazla detaya sahip bulunmaktadır. Alışkanlıklar ve yaşam disiplini geleceğe endekslidir. Bu durumda İslamiyet konusunda kendini peygamber görenlere acımak mı lazım yoksa gülmek mi lazım?
Vatan ile Beceri İlişkisi :
Milletin yaşam alanı vatandır. Vatanın riski diğer milletlerin dünya emellerine bağımlıdır. Bu durumda millet becerisini ortaya koyacak şekilde örgütlenmelidir. İşte bu gerçek tarihsel olarak yaşamayı becermiş milletlerin kendilerini koruyabilecek mekanizmaları kurabilmiş olduklarını göstermektedir. Vatanı millete mal eden öncelikle kanıdır. Kanını verimsiz akıtan milletler yok olmuşlardır veya vatansız kalmışlardır. Yahudilerin bundan 2000 yıl önce yaşadıkları bölgeden sürülmesi bir örnek, bu milletin 2000 yıl sonra yeniden topraklarına dönebilmesi ayrı bir örnektir. Ermenilerin durumu biraz daha değişiktir. Ermeni milli özelliklerini kaybetmemek için Türkiye’ye yönelik değişik politikalar izlemeleri onların tarihsel gerçekleri değiştirme çabaları ile dünya kamuoyunca izlenmektedir.
Milletler diğer milletlerle zenginlikte ve yoksullukta beraber olmayı öğrenmelidir. İnsanlığın çabaları bütün milletleri zengin yaşatacak aşamaya gelmek üzeredir. Bu durumda örgütlenme mantığımızı buna göre teşekkül ettirmeliyiz. Allah sonsuza kadar savaşmayı yasaklamıştır. Bu durumda yerleşik bir siyasi örgütlenme ile zenginliği ve üstünlüğü tüm dünyaya mal etmeliyiz.
Bireysel becerilerin toplumsal faydaya dönüştürülmesi kendi kabiliyetimiz olmalıdır. Her bireyin farklılığına dayanan anlayış birleştirici ve muhafazakar olarak algılanmalıdır. Eğitim ve sosyalizasyon bu kapsamda vatanı bereketlendiren hedeflerle donatılmalıdır. Vatanı millet öğesi ile zengin ve tek yapmak önemlidir. Tarih bize bizi öğretecek şekilde yeniden yazılmalıdır. İnsanları kandırma ve hedef yanıltma dönemi bitmeli ve insanlar gerçeklere dayalı politikalarla yönetilmelidir. İnsanlığa yasaklanan savaş, insanlığın zorbalığın değil ikna becerisini kullandırmayı öngörmektedir. İnsanın ihtiyaç duyacağı kudret tabiî ki düşünebilen bir kalıba kendini sokmasıyla başarılabilecektir.
Milli Unsurların Yaratılma Bilinci :
Toplumsal örgütlenme ve bunun ferdi hayata yansımaları büyük sosyal değişimler yaratmıştır, yaratmaktadır ve yaratacaktır. Bu durumda tarihin belli bir fazında üstünlük sağlamış olan örgütlenme yetenekleri milli unsurları yaratmada ya da değiştirmede hareket noktası olarak alınmalıdır. Bir milletin unsurlarını iyi analiz etmeden onun çağdaş bir medeniyete sürüklenmesi çok sıkıntılı olur. Nitekim Batı bunu savaşlar ve iç savaşlarla yaşamış ve dünyaya yaşatmayı sürdürmektedir. Toplumsal bir alışkanlığı değiştirmek zaman alır. İnsanı eğitmekte öyle. Bu nedenle ödevimizi iyi çalışmamız gerekmektedir. Hayatı akışına bırakmak gibi bir lüksümüz yoktur. Hedefimiz büyüktür. Bu büyük hedef insanlığın bir anlamda mutluluk ereğidir. Bilim adamlarına, düşünen ve anlayan insanların yaratıcılığına ihtiyacımız vardır.
Ekonomik, kültürel ve sosyal olguları mekanize edebilmek oldukça kapsamlı çalışma gerektirir. Bilgi ötesi toplumu şu anda tahayyül etmemiz bile güçtür. Ama imkansız değildir.
Birey – Toplum ve Gelecek İlişkisi :
Benim yaptığım çalışmalarda bireyi Salih Amel içinde istenen toplum özellikleriyle anlatmaya çalıştım. Böylece hiç olmazsa bize rehber olacak bir hedef var elimizde. Geleceği zaman boyutunda kazanacaklarımızla birleştirerek planlamak ve işlevleri programlamak ayrı bir çalışma gerektirmektedir. Bu çalışmaları örgütlemek ve yönetmek devlet kitabıyla tasarlanan organizasyonun görevidir. O zaman lider kendisine verilen bu imkanları gerçeklerle birleştirerek yönetecektir. Dünya hiçbir zaman sahipsiz kalmamıştır. Dünyadaki benim yazılı hale getirdiğim doğrular zaten sağduyu sahibi insanların görebildikleri veya hissedebildikleri doğrulardır. Yeni olarak Allahın bize sunduğu bilgi iyilik ve mutluluk temelli denetim ve yaşam olgusudur. Bunu da akıllı insanlar zaten algılamış olmalılar.
Benim asıl arzum her bir bireyi benim düşünebilirlik boyutuma ulaştırabilmektir. Bunu insanlık başardığında zaten hedefe ulaşılmış olacaktır.
Stratejik Toplumsal Hedefler :
Bir milletin birinci stratejik hedefi sonsuza kadar var olmaktır. Dünya konjonktürünü bu manada irdeler ve yönelir. İkinci stratejik hedef istiklaldir. İstiklal kendi onuru ve öz benliği ile yaşamanın gerekli şartlarındandır. Üçüncü stratejik hedef demografik güç olarak çağdaş kriterlere uygunluk gelmektedir. Bu özellik milletin evrensel duruşunu belirlemektedir. Dördüncü stratejik hedef refahtır. Toplumsal olguları ve ekonomiyi birleştirerek halkın refah içinde yaşaması önemli bir yer tutmaktadır. Beşinci stratejik hedef bireysel öncülüktür. Yani bugün dünya genelinde ferdi değerler üretmede yer sahibi olma isteğidir. Bu hedef aynı zamanda milletin çekim gücünü oluşturacaktır. Eğitim ve örgütlenme bireysel yetilerin rasyonalize edilmesi işlemidir. Bunu yaparken toplum entelektüel ve insan benliğinde kişilik kazanmaktadır.
Netice olarak her toplum veya millet başta kendini tanımalı, sonra diğer milletleri tanımalı ve kendine orta ve uzun vadeli stratejik hedefler belirlemelidir.
Halk ile Millet Arasındaki İlişki :
Halk milletin yaşayan kesimidir. Dolayısıyla milletin bugünüdür. Halk için yapılan her türlü yönlendirme ve yenileme işlemi milletin geleceğini belirlemektedir. Millet yaşamsal bir değerse halkta değerlidir. Millet geçmişte değerler üretememişse halkta bıkkın ve sönüktür. Bugün bize düşen görev halkları gelecekte geçmişleriyle gurur duyacakları yönelişlere sevk etmektir. Bunu yapabilmek evrensel değerlerle dünya teknolojik konjonktürüne bağımlıdır. Dünya bugün enerji dar kalıbı ile karşı karşıyadır. Eğer erke gibi bir çözüm insanlığın karşısına çıkarılamazsa medeniyet belki de kendini çekilişe zorlayacaktır. Güneş enerjisi ya da rüzgar enerjisi toplumların medeniyet ihtiyaçlarına karşılık vermeye bugün için yeterli olmamaktadır.
Zaman insanlığın aydınlık geleceğine tanık olacaktır, insanlık güneş var oldukça yaşamaya devam edecektir.
Milletin Geçmiş Birikimi ve Gelecek Stratejisi :
17.yy’dan bu yana insanlık, teknolojinin getirdikleri ile milletler arasında mücadele sürecini yaşamıştır. Hele 20.yy dünya hakimiyeti uğruna milletlerin mücadelesi ile geçmiştir. Komünizm ve hür dünya mücadelelerinin sönümlenmesi tek kutuplu dünya düzenini getirmiştir. ABD bu sürecin geçiş süreci olduğunu, çok kutuplu dünya düzeninin kurulacağını duyurmuş ancak 1996 yılı 21.yy için geçiş süreci olacak dönemin çalışmalarını başlatmıştır.
İslamiyet doğruluğunu dünyaya kabul ettiremediği için bugün Hıristiyan dünya kendi doğruları ile dünyaya hükmetmektedir. 1996 yılı İslamiyet’in doğrularına yaklaşıldığı süreci başlatmıştır. Nitekim bu çalışmalar İslamiyet’in doğruları ile Batı medeniyetinin doğruları üzerine inşa edilmiştir.
Milletler Allahın hükmettiği kainatta insandan müteşekkil yapılarını öncelikle dini bütünlüğe getirmeye çalışacaklardır. Dünya var olan becerimizde yarınını görecektir. Milletler kaybolmamalı ama geçmişleriyle onur duyacak şekilde yaşamlarını geliştirmelidir.
Allahın izni ile dünya kainatta var olan 3000 kadar cennetten biri olacak ve her birey bu dünyayı yaşamaktan büyük onur duyacaktır. Ev sahibi halklara gelecekleri için tatminkar ve azimli çalışmalar diliyorum. Unutmayınız ki Allah her bireyin her anını izleyebilecek yeteneği ruhunuzdan kazanmaktadır. Aynı ruh bireyi bu dünya insanı olmaya çekmektedir. İşte denge bu dünyayı çekim alanı haline getirebilmektir.
Hepinizi gözlerinizden öpüyorum.
19 Mayıs 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder