19 Mayıs 2009 Salı

Rasyonalizasyon

BAŞLARKEN

Bu bölümü en sona bırakmıştım. Anlatması biraz daha zor olduğu için böyle yaptım. Yazmayı düşündüren ana neden ise özellikle yönetsel beceriyi yönlendirmeyi gerekli bulmamdan kaynaklanmaktadır. Ben aşağı yukarı hiç üst seviyeli yönetici olmadım. Bu nedenle tecrübelerime dayalı bir sentez yapma olanağına sahip değilim. Eğer gözlemlerim ve düşüncelerim faydalı sonuçlar bulmamı sağladıysa buyurun kullanın, eğer yeterlilik kazandıramamışsam yönetilenlerin gözlemleri bazında bir referans olur yine de diye düşünüyorum. Aslında zor olan hiçbir tasarımı tartışamam. Böyle olunca ben yaptım olduya dönüşüyor. Bu da ne kadar verimli bir çalışma yapabildiğim konusunda şüpheler doğmasına neden olmaktadır. Belki böyle yapılması daha uygun olabilir. Ben yazarak düşünce boyutlarında ulaşabildiklerimi ortaya koyuyorum. İstifade edebilecek bir kütüphanem bile yok.

Rasyonalizasyon, doğrulma olarak düşünülmeli. Bu terim birliktelikte doğruluğa ve sağduyunun boyutlarına ulaşma olarak algılanmalı. Böyle olunca sonsuza kadar kendini yenileyebilir bir kavram olarak kullanılabilir. Politikanın güzergahını nasıl strateji belirliyorsa rasyonalizasyonun güzergahını da verimlilik belirlemelidir. Rasyonalize etmek demek bilimsel olarak düşünebildiklerimizin doğasında en verimli hale getirmek demektir. En verimli teknolojiye, bilime ve beceriye dayalı bir ölçümlemedir. Bu nedenle zamana ve yeterliliğe göre değişecektir. Bu değişim ve başkalaşımı iyi görmek ve izlemek gerekir. Hayatı bir anlamda rasyonel yapmayı becerdiğimiz ölçüde diğer aktivitelerin tadını çıkarabiliriz. Bu gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz.

Cehalet ve doktriner yaklaşımların tarihe karıştığı bir dönemi hazırlamaktayız. Gerçekçi ve dürüst olmamız gerekir. İnsanı düşünen ve anlayan yapıya ulaştırmak nesiller sürecek bir işlemdir. Bu nedenle önce eğitimle başladık, sonra sosyalizasyonu yazdık ve nihayet rasyonalizasyonu yazıyoruz. Böylece yönetsel direktif olarak algılanacak bu çalışma benim yaşamımın rehberi olacaktır. Yazılı hale getirilmesi ise insanlığa bir referans olmasına imkan sağlamasıdır.

Ben yazmayı planladığım hemen her şeyi anlaşılır hale getirdiğimi sanıyorum. Umarım yanılmıyor ve faydalı çalışma ortaya koyabiliyorumdur.

KAVRAMSAL ANALİZ :


Rasyonalizasyon Kavramı :

İnsanlık tarihi göstermiştir ki bugün verimli görülen her yaklaşım bilimin gelişmesi paralelinde gelecekte daha verimli bir aşamaya getirilebilmektedir. İşte insan aklının gelecekteki boyutunu anlamamıza yarayacak görüş budur. Bilim insanların dimağında matematiğin ölçümleme becerisinde ihtisaslaşarak gelişen doğal bir açıklamadır. Rasyonalizasyonu bilimin ölçümleme yaklaşımına tabi olarak verimliliği, beklenene yaklaşımı ve yeterliliği ölçmek olarak algılamak gerekir. İstatistik biliminin telekomünikasyon aracılığı ile yaygınlaşacak uygulamaları bugün düşünemediğimiz bir çok şeyi anlaşılır ve ölçülür duruma getireceğini algılamamız lazım. Yöneylem araştırma tekniklerinin gelişerek tüm hayata uygulanması demek olan bu yaklaşım zaman içinde nano teknolojinin getirdikleriyle çok daha anlamlı ve anlaşılır hale getirilecektir. Belki şu anda bile ABD’de bu konuda çalışmalar yapılıyor olabilir. Benim dünya bilimsel literatürü takip etme gibi bir alışkanlığım yok. İyi bir televizyon ve gazete okuru bile sayılmam. Ama duyduğum, gördüğüm her şeyi manalandırmaya çalışırım. Toplumsal psikoloji ve psikolojik savaş içerikli düşünce ve uygulamaları algılayabilen biri olarak kendimi düşünmüşümdür. Bugün bilgi karanlığı içinde sürüklenen bir toplum var karşımda. Bir taraftan bilgilerin açıklığını tartışanlar, diğer tarafta bu bilgi kümesini korkunç ve erişilmez görenler. Zaman ve teknolojik trent geleceğin bu sorunları aşmasına olanak vereceğini göstermektedir.

Bir insan hiçbir zaman ucuzu, kaliteliyi ve yeterliliği göz ardı ederek yaşayamaz. Eğer bunlar yoksa adamın aklından şüphe etmek gerekir. Bir eve 2 ekmek tüketirken 5 ekmekte alınmaz. Bunlar hayatın rasyonel görüntüleridir. Aynı şekilde yönetsel beceri de gereksizi ve alakasızı ayırt edememek büyük gaflet doğurur. Nitekim insanlık tarihinde ortaya çıkmış olan medeniyetler gelişimi ve doğruyu yeteneklerine katamadıkları için yok olup gitmişlerdir. Bu nedenle bugünün medeniyet yaklaşımı insanlığın doğasına ve insan aklının limitlerine ulaşarak dile getirilmelidir. Amacımız tüm dünya insanının yaşam boyu mutluluğunu sağlamaktır. Bunun yolunun da beyni tüm kapasite kullanmak olduğunu hemen belirtelim. Kendimizi sığır besleme çiftliğinde yaşıyor gibi hissetmemeliyiz.

Sosyalizasyon ile rasyonalizasyon arasındaki ilişkiyi görebilen insanlar yaratabilmek hedefimizdir. Bu insanlar hem bilimin doğasını çözümleyebilecekler ve böylece mükemmel insan ve toplum olgusuna erişilebilecektir. Mükemmel her zaman daha iyiyi aramakla ulaşılmaya çalışılan bir tarzdır. Her zaman daha iyisinin olduğu unutulmamalıdır. İnsanın renklendireceği boyutta güzellik hayatta vardır ve her zaman çoğalarak var olmaya devam edecektir.

İslamiyet kuruluşunda cehaleti yenen bir kurallar bütünü olarak ortaya çıkmıştı. Şimdi insanı özgürlüğe götüren bir bilinç ve arayışa dönüşüyor. İnsanlar mutluluk tasarımını rasyonalizasyon mantalitesinde projelendirebildiklerinde belkide ulaşabilecekleri boyutları hissederek daha da mutlu olacaklardır. Hayatı birbirine çapariz vermeyen yaşam bilincine dönüştürmek vazgeçilmez parolamızdır. İnsanlar birbirlerini ezmek, ya da çiğnemek istememelidir. İnsanlar birbirlerini anlayan ve birlikte başaran bir anlayışa sahip olmalıdır. Eğer bunları başaramazsak hayatı yönettiğimizi söyleyemeyiz. Nasıl hayat bizim beyinsel gücümüzün bakış açısıysa bu güzelliği her birimize aktarmak her zaman hedefimiz olmalıdır. İşte gerçek iyilik bu güzellikleri paylaşmakla gerçekleşecektir.

Rasyonalizasyonu anlaşılır hale getirmek o kadar kolay değil aslında. Rasyonalizasyon bir arayıştır bir anlamda. Daha iyi daha verimli arayışıdır. Bunun teorisini ilerde geliştireceklerdir. Ben onlara yardımcı olacak bir back round yaratmaya çalışıyorum. Ben diğer insanların bunu algılama derecesini bilebilsem belki de daha kolay izah etmeye çalışabilirim. Ben herkesi benim gibi düşünebilir gördüğüm için kendi anladığımı anlaşılır kılmaya çalışıyorum. Belki de boşluğa bir çaba olabilir bu yaptıklarım. Ama yine de ben denemeliyim ve eğer başarırsam görebildiklerimi herkese gösterme şansım ortaya çıkacaktır. Ben hayatı bir algılama süreci olarak yaşadım. Anladıklarımla anlaşılır şeyler yaptım. Bu nedenle hayatı renklendirebilecek düşünce yapısının benim üzerimde oluştuğuna inanıyorum. Belki de zaman benim haklılığım üzerinde realize olacaktır. Bunu bu günden kestirebilmek mümkün görülmüyor. Aslında Muğla’ya geldikten sonra strateji, politika ve proje üzerinde düşünceler yaratabileceğimi sanıyordum. Bunların detaylarında daha çalışma yapmadım. Ama bu kitabı istediğim gibi oluşturabilirsem, bu çalışma alanlarında da yol gösterici düşünsel açılımlar yapmayı arzuluyorum. Yaşamın bir stratejik ulaşım yolu olduğu gerçeğini anlamamız lazım. Her birey yaradılışındaki özelliklere dayalı başlangıç noktasından bir ömür sürüklenen bir uğraşıyı ortaya koyabilecek potansiyel görmeli kendinde. Eğer böyle olursa dünya yaşanmaya ve uğraşmaya değer bir yaşam alanı olarak benimsenebilir. İşte cennet bu anlamda insan örgüsünün mutluluk taşıran yaşam biçimini vererek insanı mükafatlandırmaktadır. Bu düşünceden hareketle sakin ve kararlı çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Hiçbir zaman sonu olmayan renk ve ahenk çokluğunda yaşamımız duygularımızın yönetimine dönüştükçe zevk ve huzurun tadı bir başka çıkacaktır göreceksiniz.

İnsan yaşamı esasında gözleme dayalı bir tercihler zinciridir. İslamiyet bu tercihlerin mantalitesini açıklamaya çalışan bir kurallama yöntemiyken hayatı izah eden bir başkalaşıma uğramaktadır. Hayat izah edilmeye ve gerçekleriyle öğretilmeye çalışılıyor. Bunda objektif davranmak ve olabildiğince zihnimizi açık tutmak esastır. Ben hayatım boyunca objektif olmayı kendime rehber aldım. Eğer başarabildiğim bir şeyler varsa temeli buna dayanmaktadır. Objektif olmak karşınızdakilerin düşünce boyutlarına önem vermek ve buna dayalı bir karar ve ikna mekanizması oluşturmak demektir. Hayat bu yönüyle çok anlamlı ve anlaşılır olabilmektedir. Benim zekam mı müsaitti yoksa benim yöneliş hırslarım mı başkaydı bilemiyorum. Ama yazabildiklerime inanıyor olmak belki de bu hareket noktasında kalmakla mümkün olabiliyor.

Ben yaşam yolunda her zaman çalışkan ve zeki olmak bilincini ön planda tuttum. Bunu sağlamak için istemek gerekiyor. Çalışmayı bir eziyet gören insanın beni anlayabilmesi için çok gayret sarfetmesi gerekecektir. Zeka açıklanabilir konuları algılamamıza referans teşkil ediyorsa irademizi zekamızı etkileyen bir yola sokmalıyız. Hiçbir zaman inanmadığımız yada anlayamadığımız kararları almamalı ve yolumuzda emin olarak ilerlemeliyiz. Acele etmek ve bilmediğin yolu en kısa yol sanmak insanı hep yanıltır. “Bildiğin yol en kısa yoldur” sözü her zaman rehberimiz olsun. Ancak böyle başarı tartışılmaz bir duruma gelebilir.

Verimlilik Düşüncesi:

Örgütlenme ile üretim arasında kaliteyi ve evrenselliği koruyan bir ilişki vardır. Evrensellik dünyadaki geçerlilik ve yenilik anlamında kullanılmaktadır. Verimlilik, tasarım çalışmasının optimizasyonudur. Her tasarım üretkenlik bazında bir işlevsel analize tabi tutulabilir. İnsanların motivasyonu, insanların yenilik arayışları, eğitsel beceriler, düşünsel üretim yeteneği hep verimliliği etkileyen hususlardır. Verimlilik tarım ekonomisinde kolaydı. Yeteri kadar su ve yeteri kadar gübre ile ölçülüyordu. Genetik becerilerimiz daha tam olarak ortaya çıkarılmadı. Bunlar kullanım alanımıza girdikçe verimlilik düşüncesi rasyonaliteye yaklaşacak ve belki de sonsuz seçeneğe sahip olabileceğiz. Ben hala çöllerin meyve bahçelerine dönüştürülebileceğine inanıyorum. Birikim ve açılım belki zaman alacak ama teknoloji bize çölleri tarım alanına dönüştürecek beceriyi kazandıracaktır.

Sulama sistemlerinin havadaki neme döndürüldüğü havadaki nemin kontrol edilebilir duruma gelindiği ve böylece doğayı daha yakından kontrol edebildiğimiz günleri boşuna hayal etmiyoruz. İnsanlık ve insan beyni bu beceriyi görünür yakınlığa taşımış bulunmaktadır. Verimliliği tasarım becerisiyle karıştırmamak gerekir. Verimlilik maksadı tasarımı geliştirmeyi zorladıkça, tasarım idealize olacak ve böylece yenilenme hızı hep yüksek kalacaktır. Verimliliği işletim becerisi olarak görmek lazımdır. İşletme teorileri zaman içinde herkesin anlayabileceği boyutlara indirgenecektir. Optimizasyon teknikleri işletmelerde yaygınlaştıkça verimlilik artacak böylece rasyonalite oluşumu kendi döngüsünde çalışmayı sürdürecektir.

Hayatın verimliliği üzerinde kafa yormak gerekir. Üretkenlik ve yenilik bazında insan hayatının renkliliği hayatımızın zevkli ve renkli yanını oluşturmaktadır. Böyle bir hayat özlenir ve istenir oldukça insan bilinci her zaman kendini var olma aşkıyla yenileyebilecektir. Hiçbir hayat hiçbirinin ritim ve alışkanlıklarına benzememektedir. İşte yaratıcının insan üzerinde oluşturduğu anlamlı yaşam oluşumu budur. Biz bu hayatı verimli kılacak düşünce boyutunu izah etmeye çalışmaktayız. Ve bunu yaparken hiçbir kalıp ve doktrin uygulamamaya özen gösteriyoruz. İnsan doğasının kendi yaşam disiplinindeki oluşları böylece hizaya getirecek ve insanı kendini tanımaya yönelteceğiz.

Verimliliği analiz etmek için sistemin anlaşılır şekle dönüştürülmesi gerekir. Sistem işletildiği becerilere dayalı olarak işlevsel bilgi toplama süreciyle gözlemlenecek ve verilerin ortaya koyduğu dağılımlar paralelinde işlevsel verimlilik üzerinde fikir yürütülebilecektir. Böylesi bir analiz yapabilen insanlık ilerde bunları otomatik yapabilir seviyeye ulaşacaktır. İnsan üretkenliğinin ön planda olduğu bugünkü üretim sistemlerimiz gün geçtikçe otomasyon olanaklarının gelişmesi paralelinde rasyonel ve kalite bazında kabul edilebilir değerlerce işletilir duruma gelecektir. Verimlilik bir görüş bir püf noktaları işletimi bilincidir. Bu noktadan hareketle bir tasarım bir öncekini geride bırakacak şekilde yaşantımızı gelişen boyutta tutmalıyız.

Verimliliği aynı zamanda eğitim ortamına aktardığımızda insan kalitesinin de süratle yükseleceğini unutmamız gerekir. Hayatı paylaştıracağımız zerreler ışığında görmeye alıştıkça hem Allahın tasarım kabiliyetini hem de kendimizin var olan etkinliğini daha iyi anlayabileceğiz.

Etkinlik ve Ölçümü :

Amerika’da eğitimim sırasında measures of effectiveness diye bir doküman vermişlerdi. Bu dokümanı uzun yıllar muhafaza ettim. Birkaç defa okumaya çalıştım. Ama şimdi elimin altında bu konuda referans olabilecek bir notum yok. Ben bu konuyu öğrendiğimde “işte her şeyin çözümü bu “ diye düşünmüştüm. Hayatım boyunca bu terminolojiyi kullandım ve her tecrübeme bunun düşüncesini işledim. Bilim adamları mutlaka bu konuyu daha iyi anlatacaklardır. Ama benim maksadım bana ilham veren yönünü ortaya koyarak konunun önemini vurgulamak.

Etkinlik izafi bir işletme terimidir. Her şey etkinlik ile tarif edilebilir. Bu nedenle etkinliği iyi anlamak gerekir. Zamanla duyguların da etkinlik seviyeleri hakkında insanlar fikir sahibi olacaklardır. Mesela bir deprem oldu değil mi. Depremin büyüklüğü bize etkinliği hakkında bilgi verdiği gibi hasarın bilançosu da etkinlik hakkında bilgi verir. İşte konu ile ilgili seçtiğimiz sahaya göre etkinlik hususu anlam kazanır. Bir marketin günlük cirosu etkinliğini gösterdiği gibi yıllık karı da etkinliğinin bir başka ölçüsünü göstermektedir. Etkinlik diğer anlamıyla faaliyet demek değildir. Aktivitenin ortaya koyduğu bir ölçüdür, bir bakış açısıdır.

Bilim nasıl matematiği kullanarak doğayı ölçümlendiriyorsa bizde matematiği kullanarak işletmenin veya işlemin ölçülmesini sağlayabiliriz. İşte bu yönüyle etkinlik ölçüsü yönetim ve işletim bilimlerinin ana teması olmalıdır. Hatta eğitimde de etkinlik ölçüsü çok önemlidir. Etkinliği analiz etmek ve hedef belirlemek açılarından kullanıldığında başarımızın ölçüsü ortaya çıkacaktır. Bir devletin etkinliği bile ölçülebilir bir değer olabilmelidir. Bunu yazarken nüfus ile bunun bir ilişkisinin olmadığını belirtmeliyim. Etkinlik bir anlamda kalite ve verimlilik ölçüsü olarak kullanılmalıdır. Bunu görebilen ve yapabilen insanlara öncelik ve fırsat vermeliyiz. Bunu görebilmek demek işletme sisteminin mekanik yapısını görebilmek demektir. Aslında üniversite tahsili yapan her genç bu bilimsel yaklaşımın mantığını anlayabilmelidir. Böyle olursa dünya etkinlik bazında ölçümlü bir rasyonalizasyona kendisini götürebilir. Bu kitabın yazılmasında umulan maksatta aslında budur.

Optimizasyon :

Optimum kelimesi en iyi anlamında kullanılan bir terimdir. Optimizasyonda bir işlemin, bir işletmenin en iyisini bulmak için kullanılan yaklaşımlardır. Tabii yine genel olarak matematiksel işlemler kullanılmaktadır. Etkinlik ölçüsü gibi optimizasyonunda teorik olarak her üniversite mezununa verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Optimizasyon belki de ileride fizik kadar etkin bir bilim sahası haline gelecektir. Ben bunun rasyonalizasyon içinde en önemli bakış açısı olduğunu sanıyorum.

İşletmelerin etkinlik ve optimizasyon teknikleriyle analiz edilmeleri zaman içinde yönetim bilimlerine konu olmalıdır. Hayatı işlevsel olarak optimize etmek bizim doğamızda olan bir husustur. Bu nedenle karar mekanizmaları mutlaka optimum hedeflerle çalıştırılmalı ve bundan sonuçlar üretilmeye uğraşılmalıdır. Karar teorisi de bir anlamda optimum yaklaşımı seçmekten başka bir şey değildir. Karar teorisi ile rasyonalizasyon iç içedir. Rasyonalizasyon bir işlevsel bütünlük taşıdığından burada karar teorisi onun bir alt yapısıymış gibi işlenmiştir. Bizim amacımız insanlığı bu yaklaşımlarla fikir sahibi kılmaktır. Ben kendimi hiçbir zaman optimizasyon teknikleri açısından uzman olarak görmedim. Aldığım derslerde öğrendiğim kadarıyla konuya aşinayım. Ama ne kadar güçlü düşünsel çözümleme olduğunu görüyor ve tüm insanlığa mal etmeye çalışıyorum. Mutlaka dikkatini bu sahalara verecek üstün bilim adamları yetişecek ve onlar bu konuların insanlığın malı haline gelmesine katkıda bulunacaklardır.

Benimde yönetim stratejilerim olacak tabii. Bu stratejileri insanlığa açıklarken bu rasyonalizasyon mantalitesini anlaşılır hale getirirsem bütün insanlık bu yaklaşımları evrensel boyutlarda kullanır duruma geleceklerdir. Ben kendimi hiçbir zaman detayda uzman olmaya yöneltmedim. Ama dikkatimi bu sahalara toplasam mutlaka çok daha etkili sonuçlar size çıkarabilirim. Unutmamak gerekir ki gidilecek yolun güzergahını doğru belirlemek en doğrusudur. Yolda karşılaşılacak detaylar bizi hedeften vazgeçirmez.

Politizasyon ve Toplumsal Etkisi :

Toplumsal yönelişleri rasyonel yapabilmek çok zor bir iştir. Her fikrin karşı veya muhalif mutlaka bir başka izahı vardır. Bu nedenle insanları yarıştıran bir politizasyon uygulanmaktadır. İnsanlık kolay kolay tatmin edilemez. Bu nedenle her zaman politizasyon ile toplum sakinleştirilecektir, başka yolu yoktur. Bunun temel çıkış noktası her insanın içinde yatan aslandır biz buna liderlik diyoruz. Benim yazdıklarımın özü her insanın içinde yatan aslanı terbiye etmeye yöneliktir. İşte bu nedenle ruhun getirdikleri kavramını ortaya koydum.

Rasyonalizasyon ile politizasyonun ne ilişkisi var demeyin. Rasyonalizasyon mantığı toplum bilincine yerleştikçe politizasyon yönelişleri disiplin altına alınacak ve böylece düşünen beyinler irrasyonel yönelişten kurtulacaktır. Amacımız temel olarak budur. İnsanı, düşünebilen, rasyonel düşünebilen insanı politize ederken onun değerlerini bozamazsınız. Bu nedenle insanlık bugünkü durumu ile rasyonel yöneticilere muhtaçtır. Yakın gelecek zaten irrasyonel birey bırakmayacaktır. Benim yapmaya çalıştığım toplumun bildiği, hissettiği şeyleri anlaşılır hale getirmektir.

Demokrasiyi rasyonel düşünce yapısı içinde bir görün bakalım kimse kimseyi küçümseyecek mi? Tutuculuk yakıştırması, devrimcilik böbürlenmesi kalacak mı ortalıkta? İnsanlık doğruları hissederek gelişir. Bunda liderler çekim gücü yaratırlar. Ama toplumsal hafıza zayıf olduğundan insanların kurnazlıklarıyla karşı karşıya kalırız. Bu durumda devleti koruyan bir beka mekanizmasını şart koştuk. İşte bu koruyucu katman insanlığın iyiliğini ve dürüstlüğünü ön plana alan bir gelişim mekanizmasıdır. Doğada hiçbir yenilik bir başlangıç etkisi görmeden ortaya çıkmaz. İnsanlıkta kendini bu doğa mekanizmalarıyla mukayese ederek geliştirmeye devam edecektir. Benim yazdığım altı kitapta çeşitli çalışma sahaları çok uzun yıllar insanlığı meşgul edebilecek özellik taşımaktadır. Bugün göremediğimiz detaylarda kim bilir daha ne kadar kafa yorulacaktır. İşte bu nedenle Allahın ilmi insanlığı sonsuza kadar meşgul edebilecek derinlik ve kapsamda görülmelidir.

Stratejik Vizyon ve Rasyonalizasyon :

Her kurum ve kuruluş geleceğe yönelik olarak bir hedef bir vizyon belirlemelidir. Bu vizyona ulaşmak için belirlenecek strateji şeffaf olduğu kadar rasyonelde olmak zorundadır. Stratejiyi belirleyecek proje ve yönelişler rasyonalizasyonun ölçümleme mantığında kontrol edilebilmelidir. Bunu sağlayabildiğimiz takdirde geleceği pozitif olarak beklenenlere yönelik olarak yönetebiliriz.

Projelerin rasyonalitesi kapsamında çalışmalar yapabilecek insanlar yetiştirmeliyiz. Demokratik veya dünya konjonktüründe var olan kurum veya müesseseler projelerin yolsuzluk çemberine takılmalarını önlemeleri gerekir. Devlet bu kapsamda halkı ve sistemi koruyucu tedbirler almak zorundadır. Halkın bilinçlenmesi bakımından bu kapsamda basına önemli fonksiyon düşmektedir. Halkın sistematikle bütünleşmesi belki zaman alacaktır. Ama her kuruluşun kabul edilebilir değerlere ulaşması ve insiyatifin felsefesi açısından evrensel değerleri taşıması önem arz etmektedir. İnsanların doğru projeler üreterek insanlığa hizmet etmelerini sağlamak önemli bir işlevdir. Böylece fırsatlar pozitif olgu içinde çoğalacak ve insanlar aç gözlülük yapmak yerine hizmet yarışına gireceklerdir.

Bugün özellikle üçüncü dünya ülkelerinde örgütlü olarak halkın çıkarlarını koruyucu mekanizmalar mevcut değildir. Siyaseti bir laf ebeliği ve irrasyonel hayaller peşinde koşmak görenler eğitilmeli ve rasyonel kalıplara sokulmalıdır. Bunu sağlayabilmek bakımından siyasi merak ve yöneliş içinde olanlara rasyonalite ve proje üretimi kapsamında eğitimler planlanmalıdır. Bu maksatlı çalışmalar desteklendikçe ülke dinamikleri olumlu bir gelişim içine girebilir.

Bir projenin rasyonalitesi fayda ve mahsurlar içinde analiz edilebilir. Hiçbir zaman projenin şanına değil fizibilite ve faydalarına dayalı olarak yaklaşmak gereklidir. Bunu çözümleyebildiğimiz zaman bireylerin ne kadar katılımcı ve faydalı üretken olduğunu göreceğiz. Amacımız tüm insanlığın katkılarını sistematize etmek olmalıdır. Bunun içinde yapılanların anlaşılır detaylarda kabul görmeleri gerekmektedir.

KARAR TEORİSİ ANALİZİ :

İnsanın kolektif yaşama bilinci onun toplumu tanıyıp kendini toplumun bir ferdi yapma zorunluluğu ile ortaya çıkmaktadır. O halde bizim insanımıza karar vermeyi öğretmemiz gerekir diye düşünüyorum. İnsan zaten yaradılış olarak sosyal varlık olma özelliklerini taşımaktadır. Düşünebilen, düşündüklerini hayata geçirebilen bir insan tipi yaratmalıyız. Bunun da çıkış noktası karar verme disiplinine dayanmaktadır.
İnsan karar verirken her zaman maksimum fayda teorisini kullanmaktadır. Bu durumda hem mutluluğunu maksimize edecek hem de toplumsal kazanç maksimum olacaktır. Bu kararı verirken bildiklerinin ışığında ortaya koyduğu değerleri değerlendirecektir. İnsanın kendi çıkarlarını toplumun veya karşısındakilerin çıkarlarıyla dengelemesi onun faydalı ve yararlı bir iş yaptığı anlamına gelmelidir. Kişi kararlarını kendi katkılarının en özeline yöneltmesi bilinci çok kapsamlı bir olaydır. Zira insan çalışmayı ve yönelmeyi sevecek şekilde bugüne gelmemiştir. İnsanın zevk alacağı yönü ve görevi bu olmalıdır. Kendi katkısını göremeden sadece fayda arayan zihniyeti, yani fırsatçılığı istemiyoruz. Bu mantık materyalist ve aşırı hırs yaratan Platon mantığıdır. Evet insanın müteşebbis olması güzeldir bunu teşvik etmek lazım. Ama unutmamak gerekir ki biz İslamiyet’in mutluluk ve iyilik ölçümlerini hayata geçirmeyi amaç edinmiş nesilleriz. Ve dünya bu yöneliş becerimizle cenneti yaratacaktır. İşte insanı toplumsal örgütlenme içinde yaşatmanın temeli budur.

Biz her şeyden önce bize kader kardeşliği yapan diğer insanların iyiliğini istemeliyiz. Verilen kararlarda sosyolojik bir iyilik mertebesi yaratmak ve bu katkıyı seve seve ortaya koymak alışkanlık haline getirilmelidir. Hayatımızın ve var oluşumuzun temel itici kaynağı bu yaklaşımdır. Kararları kuru kuruya bir mekanik işlev gibi görmek yanlıştır. Biz bildiğimiz yolun en kısa yol olduğunu ön planda tutmalıyız ve kendi katkımızı her zaman arttıracak yöneliş içinde olmalıyız.

Karar verme işi bir niteliktir. Büyük kararlar özellikle itina ile alınırsa pişmanlık mekanizması yok edilmiş olabilir. Bizim amacımız insanları ürkek yapmak değil bir anlamda ehlileşmiş insan imajını ortaya koymaktır. Bu kapsamda ikna mekanizmaları rahatlayacak ve alınan kararın doğruluğu ve isabeti ortaya konulmuş olacaktır. İnsanların düşünce ve çıkar mantalitesi diğer insanların çıkar ve istekleriyle çatışsa bile birbirini ikna edebildiği ölçüde doğru yapılaşma içine girmiş demektir. Özellikle ailelerde kadın erkek çatışması karar mekanizmalarının ikna yönünün bulunmamasına dayanmaktadır. Bu da kararların alınma yetersizliğini veya kararların ortaklaşma bilincinin olmadığını göstermektedir. İnsanlar bu nedenle politik davranma yolunu seçmektedirler. Politik davranma açıklığı ve yürekliliği frenlediğinden yapmacık ya da samimiyetsizlik sonuçlarını yaratabilmektedir.

Bizim amacımız açık yürekli ve politikalarını gerçekçi stratejilere dayandırmış insan modelini yaratmaktır. Karar verirken kararının etrafındakileri etkileme durumunu düşünmeyenler yanlış davranış içine girebilirler. Bu nedenle liderlik yaradılışın ikna yeteneği ile uyumlu çalışmak zorundadır.

a. Karar ve Etkileri :

Bir konuda karar alırken kararın her halükarda avantajları ve dezavantajları olacaktır. Bunlar avantajlar lehine kullanıldığında çevremizi ikna kabiliyeti yaratacaktır. Karar seçenekleri içinde avantajları daha fazla olanı veya dezavantajı asgari seviyede olanı tercih edilmelidir. Kararın çevreye etkisi ve ikna yeterliliği önemlidir. Bir siyasi kararda aynı olgunlukta açık ve tutarlı olmalıdır. Bir proje veya bir yöneliş zaman ve mekan ilişkisinde bir değişimdir. Bu değişimin yönetimi demek olan karar hayatı ve geleceği etkiler.

İkna edebilir karar verme yeteneği insanları objektif davranmaya ve böylece rasyonel olmaya itecektir. Verilen kararın doğruluğu ve sürekliliği önemlidir. Bu kapsamda insanın dikkatli ve kabul edilebilir bir realite çizgisine ihtiyacı vardır. İnsan bu oluşumunu çocukluğundan itibaren gerçekçi davranış ve yönelişlerle kazanabilir. Hayal ile gerçek arasındaki ilişki bir anlamda geleceğimizdir. Bunu böyle görmek ve daha çok objektif davranmaya yönelmek toplumsal fayda sağlayacaktır.

Politika verilen kararın maskelenmesi olarak kullanılmamalıdır. Politika kararı destekler mahiyet kazandıkça samimiyet ve gerçeklik ortaya çıkacak rasyonalite sağlanacaktır. Bu nedenle stratejilerin çıkar çatışması yaratması insanlığın becerisinde çözümlenecek bir oluşumdur. Hukuk bir anlamda stratejik çatışmaların çözümü bakımından kendini göstermektedir. İnsanlar sadece istemeyi değil aynı zamanda katkıda bulunmayı öğrenmelidirler. Hayat ancak bu yapılanma içinde bütünlük ve anlam kazanabilir.

Kararı etkileri muvacehesinde düşünebilmek bir üstünlük göstergesidir. Toplum anlaşılır hale geldikçe hayat zenginleşip fırsatlar çoğaldıkça insan hayata daha çok bağlanacak ve beklediğimiz manada pozitif bir katılımla denge kurulacaktır. İşte bizim görevimiz bu manada toplumsal oluşumu yönetmektir.

b. Optimum Doğruluk Derecesi :

İnsan beyni gelişerek evrimi gerçekleştirmektedir. İlk çağdaki hayır ve şerri Allahın bilebileceği kabulü yavaş yavaş terk edilmektedir. İnsanlar düşünsel özgürlüklerine kavuştukça ve evrensel değerlere büründükçe hayat daha anlamlı ve renkli olacaktır. İslamiyet ve Batı birikimi yeni bir başlangıç yaratabilmelidir. Platon felsefesinin insan için yararlı olan toplum içinde yararlıdır yaklaşımı, doğruyu ve mantıklıyı arayan insanlarımızca geliştirilerek ve toplum için faydalı olan insan içinde yararlı olacak şekle dönüşecektir. İnsanın Allah yolu olarak görmesi gereken budur ve insanlığa katkı yaradılışın temel düşüncesini oluşturmalıdır.

İnsanlık yine kendisi için hayır ve şerri tüm çıplaklığıyla görememektedir. Ancak görebildiği alan genişlemiştir. Giderek daha da genişleyecek ve bu mutluluk paylaşımı düşüncesini yaratacaktır. Hiçbir insan hata yapmak istemez. Ancak eldeki veriler yetersiz olduğunda kendini bu yeterlilikte bir karara zorunlu hissedebilir. Hissetmekte insanın yönelişini belirleyen bir oluşumdur. İnsan kendi kararlarındaki tecrübeleriyle olgunlaşır. Yani karar vermek bir tecrübe işidir. Ataerkil aile yapılanmasında kararları yaşlıların verdiği gerçeği göz önüne alındığında, çekirdek ailedeki karar verme olgunluğunu yaratmak zorunda olduğumuzu göz ardı edemeyiz. Müteşebbis ruhunda genel olarak karar verme gözü karalığına dayandığını unutmamak gerekir. Kararı verip emeği yöneltmek başarının sırrıdır. Bu sırrı, herkesin gördüğü şartları aramalıyız.

Verilen kararı doğruluk mertebesine götürebilmek kendine güvenin oluşumunu sağlar. Kendine güven ise hayatı ve olayları algılama yeterliliği ile sağlanır. İşte insanların farklılığı burada doğmaktadır. Algılama yönelişi ile kendini yakalayan insanlar etraflarını etkileyebilmektedirler. Tek düze eğitimin başarıyı hazırlamaması burada açıklık kazanır. Eğitimdeki başarı hayatla bağdaştırılıncaya kadar insanı zorlamaya devam ettirmeliyiz. Zeka, sabır, irade ve işletim becerisi bütünlüğünde insanlar fark yaratmaktadırlar. Kararı doğruluk ve isabetle seçebilme kabiliyeti her bireyin kazanması gereken bir vasıftır. Bu vasfı arayan eğitim mekanizmaları kurmadıkça insanların beceri yeterliliğini arttıramayız.

c. Avantajlar-Dezavantajlar :

Verilecek her kararın cazip tarafı vardır. Bundan ötürü kararı irdelerken avantaj ve dezavantajlar iyi ve dikkatli bir şekilde sıralanırsa kararın getirecekleri ile duyulacak pişmanlık önceden görülebilir. Böyle bir inceleme her zaman kararın daha iyi hazırlık yapılarak karşılanmasını sağlar. Kararın dezavantajlı tarafları görülebildiği ölçüde bunlara hazırlık yapılabilir. O zaman verilen karar daha da kuvvetlendirilmiş olacaktır.

Şu bir gerçektir ki hiç kimse kendi aleyhinde bir kararı onaylamaz. İşte bu özellik insanın ve insanlığın gelişmesini sağlayan bir durum yaratmaktadır. İnsanın hayvandan farkı bir anlamda düşünsel karar verebilmesidir. Kararın ilgisine giren durumları gözden geçirme kabiliyeti insanı entelektüel yapar. Her oluşumu normal ve faydalı tarafları ile görmek insanı iyimser yapar. Hem iyimser olmak hem de pişmanlığı minimize etme girişimi içinde olmak en iyi yaklaşımdır.
Ben karargahta çalışırken kendi kendime bu karar verme mekanizmasını geliştirmiştim. Böylece geniş düşünmeyi ve çalışmayı onaylayanların dikkatini konu üzerinde toplamayı başardığımı sanıyorum. En sağlıklı ve kolay karar alma yolu budur. Hayrı da şerri de görebildiğin ölçüde dikkate almayı başarabilirsin bu şekilde. Aynı zamanda karara güven duymamızı sağlar bu şekilde yapılan irdeleme. Yöneticilerin yardımcılarına ben bu şeklide çalışma yapmalarını tavsiye ederim. Böylece yöneticilerin kısa sürede konunun hem olumlu hem de olumsuz yönleri hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmış olacaktır.

Karar verirken kararın çıkar durumu iyi görülmelidir. Eğer başka bir kararla daha fazla avantaj sağlanabiliyorsa bu kararı avantaj-dezavantaj bazında irdelemek daha faydalı olabilir. Karar alındıktan sonra gerekli feed-back yapılması da önemlidir. Tek düze kararı alıp kontrol etmemek yanlış beklentilere sokabilir kendimizi. Bu da yanlış karar kadar önemli bir sonuç yaratabilir. Bireyin karar mekanizmasını sağlıklı çalıştırması kendisini mutlu edecek faktörlerin başında gelmektedir. Kararları stratejik beklentilere uydurmak ise başarılı yaşamın anahtarı olur.

d. Uygunluk Bilinci :

Yaşamın geçmişi ile geleceği arasında ilişki kuran karar mekanizmaları insanı uygunluk açısından düşündürmelidir. Verilen her karar bizi geleceğe götürürken bize geçmiş hakkında da bir düşünme fırsatı verir. Kararın geçmişten geleceğe uygunluk içinde götürülmesi bizim ne kadar sağlıklı bir stratejimiz olduğunu gösterir.

Bu bilincin yaratılması toplumsal bir olaydır. Örneğin Türk milletinin karakter olgusu içinde bu uygunluk bilinci fark göstermelidir. Aynı şekilde İngilizlerin yaşam tarzları açısından farklı bir uygunluk bilinci olması doğaldır. Neticede bu bir kültür farklılığıdır. İnsanları kültürel açıdan analiz ederken yaşam anlayışları itibarıyla kültür oluşumu üzerinden incelemek gerekir. Ahlak ve örf adetlerde karar mekanizmalarının diğer boyutlarıdır. O zaman karar alırken sosyal uygunluk bilinci önemli ölçüde etkili olacaktır.

e. Pişmanlık ve Korunma Yolları :

Pişmanlık insan için çok zor bir durumdur. İnsanın içini yer bitirir. Bu nedenle hayatı insanlarımıza iyi öğretmemiz gerekiyor. Pişman olmak verdiğin kararı sonradan beğenmemek demektir. Beğenmeyeceğin kararı neden veresin ki. Hayat bazen insanı beğenmediği kararları vermeye zorlayabilir. Bunlardan derste alınır aynı zamanda insan kendini tanır. Ama dediğim gibi kararları çok kapsamlı duygusal analiz yöntemiyle gözden geçirmek gerekir.

Hayat karmaşık ve mekan açısından büyük gibi görünebilir. Ama çok dikkatli ve hayatın gerçekte çok uzun olduğuna dayanarak karar almaya çalışılmalıdır. İnsanın hayatında en önemli iki karar vardır. Bunlardan biri meslek seçimi diğeri eş seçimidir. Eğer bunlarda başarılı seçim yapamazsa hayat boyu sıkıntı çeker ve huzur bulamaz.

İnsanlar o kadar eğitim alırlar, konunun uzmanı olurlar ama insanlığa karar alma konusunda hiçbir şey öğretemezler. Ben bunu anlayamıyorum. Karar konusunda hayat bu kadar acımasızken niye hiç kimse nasıl karar verilir diye bir ders kitabı hazırlamaz. Aslında insanlık biraz fazla nankör galiba. İnsanlığa hizmet kapsamında pek istekli ve duyarlı davranmıyorlar. Benim dünyada bulduğum en sıkıcı şey bu. İnsanların ilgisizliği ve bilgisizliği beni kahrediyor.

Hayatı pişmanlıktan kurtarmadan insanları mutlu edemeyiz. Bu nedenle mutluluk tasarımı realize edebilmek için hayatı ve kendimizi en iyi şekilde tanımamız lazım. Dostlar karar mekanizmalarında bize evrenselliği yaratabilirler. Genel olarak yalnız insan kendini pişmanlık batağına sokar. Bunu unutmamak lazım. Hayatımızın anlam kazanması için dengeli ve sosyal olgularla uyumlu bir yapı içinde yaşamak lazım.

Ben kendimi yalnız yaşattığım için belki de huzur ve zevki sadece yaptığım işlerde aradım. Böyle olunca da paylaşmayı ve ahengi yaratamadım yaşantımda. Sizlerin bundan ders almanızı istiyorum bir anlamda.

f. Belirsizlik Altında Karar Seçenekleri :

Kararlarımızın bir çoğunun oluşumunda belirsizlik hakimdir. Belirsizliği etkileyen ana unsur tecrübe eksikliğidir. Ben bu kapsamda bir üniversitenin kapsamlı bir web sitesi hazırlamasını öneriyorum. İnsanlar belirsizlik altında nasıl karar vermelidir?

Belirsizlik, örneğin çarşıya gideceksiniz, ama belli bir programınız yok. Orada bir arkadaşınızla karşılaşırsanız sohbet edeceksiniz. Çarşıya gitmeye karar vermek başka yapacak işiniz de olabilir, bu durumda önem kazanabilir. Evde oturup kitap okumak mı daha faydalı yoksa çarşıda karşılaşma olasılığı olan bir arkadaşla sohbet mi bunun kararı çok önemli olmayabilir. Ne bileyim aklıma bir anda o geldi. Bende bu yazdıklarımı çok çalışarak ve düşünce geliştirerek yazmıyorum ki. Ne olacağını bilemeden tek düze yazmak istek yaratır mı sanıyorsunuz. Son günlerde yaşam motivasyonumu iyice kaybettim. Beni sürükleyen okunacak şeyler yazma isteği de kalmadı içimde. Ne olacak bilemiyorum.

Hayatın bir çok kararı belirsizlik altında verilir. Kumar oynayanlar belirsizliği daha iyi bilirler. Herhalde çok heyecan verici ki milyonlarca insan bu eylemi yaşamayı zevk haline getiriyorlar. Kumarın risk altında karar vermek olduğu oyunlarda vardır. Risk altında karar vermek daha heyecan verici olabilir. Risk ile belirsizlik arasında istatistik veya olasılık olarak elde bilgi olması farklılığı vardır. Risk altında karar üzerinde teorik olarak beklentilerden söz etmek mümkündür. Belirsizlik altında kararda ise alternatifler vardır. Bunların eşit şanslara sahip olduğu gibi bir varsayımdan hareket edilir.

Karar vermek hayatın en heyecan verici olayı olarak görülmeli ve insanlık buna alıştırılmalıdır. Kolay ve doğru karar vermek bir beceri, bu da bir liderlik vasfıdır. Liderler verdikleri karara inandıkları için kararlı davranırlar. Kararlılıkta karar kadar önemli bir husustur. Bunu göz ardı etmemek gerekir. Karar verici sonucuna katlanmak zorunda olduğundan insanı bu durum dikkatli ve egoist yapar. Bu da insanın sosyolojik bir özelliği olarak karşımıza çıkar.

g. Risk Paylaşımı Üzerine :

Biraz matematik bilgisi olasılık teorilerini anlamamızı sağlar. Eğer karar alternatiflerinin gerçekleşme olasılıklarını biliyorsak risk altında karar veriyoruz demektir. En riskli alternatif en son karar olacaktır. Meydana gelme nispeti en yüksek karar alternatifini seçmek en akıllı yöneliş olur. Bu durumda kendimizi belirlilik altında karar veriyormuş gibi hissederiz. Ama hiçbir zaman unutmamalıyız ki sonuçlar hiçte belirlilik altında verdiğimiz kararlar gibi olmayacaktır.

Karar vermeyi öğretmek öğrenim yaşantımızın uygun yerinde mutlaka olmalıdır. Kararı teorik bakışların yanında pratik şekliyle de öğrenmek gerekir. Yaşamın temel kuralı doğru karar vermesini bilmeye dayanır.o kadar insan bu kadar yıldır tahsil yapıyor ama kimse bana karar vermeyi öğretin demiyor. Sebebi gayet basit. İnsanlar doğduktan itibaren fizyolojik olgularıyla devamlı karar mekanizmasını çalıştırmaktadırlar. Bu nedenle karar vermeyi öğrenme bilinci toplumun içinde doğal olarak aktarılmaktadır. Benim tezim bunu bilinçli hale getirmekle insanımızın düşünme boyutunu böylece mutluluk ve iyilik temelinde canlı bir yaşamı yaratma güdüsü oluşturmayı amaçlamaktadır. Evet insan karar vermeyi bilir ama hayatın öğrenilecek detaylarını ancak merak ederse öğrenecektir. İşte merakı karar mekanizması öteleyecektir. Bilmediklerini, bilemediklerini görebilme ortamı ancak geniş düşünmekle olacaktır.

Ben Amerika’da Türkiye’nin dolayısıyla İslamiyet’in tehlikede olduğunu sezdiğimde kendi kendime bir karar verdim. Zekama ve dikkatime güveniyordum. Çıkan fırsatlardan istifade ile peygamber rolü oynayacaktım. Ben bunu içgüdülerimle hissediyordum. Aslında son peygamberin Hazreti Muhammet olduğunu biliyordum. Ama başka bir çare olmaması beni bu yola sürükledi. Döneceğime yakın “kurtar bizi” dendiğinde gülüp geçtim tabii. Ama beni izleyenler haklı çıktılar.

İKNA ETME YOLLARI :

Konuşma kabiliyeti bize düşünen ve hak eden bir hayatı hediye etmektedir. Biz konuşma kabiliyetimizi isteklerimize dayalı bir ortamda geliştiririz. Edebi sanatlar ifademizi duygularımızla gösterme yeteneği öğretir bize. Böylece daha karmaşık ama daha insanca bir ortam çıkar karşımıza. Bugün nasıl geleceği yönetim konusunda stratejiler üretebiliyor ve bu stratejileri politikalarımızla gizleyebiliyorsak tüm bu yetenekler hayatımızın güzellikleri olarak ortaya çıkmaktadır. Okuma merak ve ilgisi bu anlamda önem kazanmalıdır. Okuduğumuz şey birinin aklından geçenler olduğuna göre bunların bizim hayatımızla ilişkisi bizi meraklı kılar. Dünya klasiği diye tercih edilen birçok eser bu anlamda yakın gelecekte ne kadar anlamsız şeyler olarak değerlendirilecek. Doğrusunu söylemek gerekirse hayatı anlatım olarak okunan romanlar ne kadar sıradan şeylerdir. Halbuki bir romancının mutlaka duygusal tecrübelere ihtiyacı vardır. Bu duygusal tecrübeler kendini ifade etme vasıtası olarak kullanıldığında ilginç olabilmektedir. İşte bu nedenle bizim insanımızın yeterliliği konusunda çok derin şüphelere sahibim.

Teknoloji ile değişen hayatımız bize kolaylık sağlarken biz geri kalan zamanda üretkenliğimizi kontrol etmeyi daha bilmiyoruz. Tek düze müzik dinlemek veya televizyon seyretmek tabiî ki faydalıdır ama üretkenliğimizi olumsuz etkilememelidir. İnsanın üretkenliği düşüncelerinde yatar. Üretkenliği alışkanlıklarımıza dönüştürmeden hayatı renklendirmemiz mümkün olamaz. Benim sanattan hayata aktarılması gerekli gördüğüm oluşum budur.

İnsanlar sosyalizasyonu bir yaşamsal üretim olarak görmedikçe içe kapanık ve kendi kendine yeterli olmayı tercih ettiği sürece dünya renklenemez. İşte ikna etmek bir anlamda liderlik, bir anlamda hedefe ulaşma mekanizması sayılabilir. İşlevsel olarak ikna etmeyi analiz edemediğimiz ölçüde hayat hayat gelişimimizi hızlandıramaz. İkna etmeyi duygusal bir tatmin olarak görmemiz bunu hedef almayı bilmemiz gerekir. İkna etmek tabiî ki bir yetenek işlevidir ancak düşünsel olarak bunu planlamak, realize etmek ve neticede istediğimizi elde etmek gerçekleştirme başarısını ortaya koyan bir süreçtir.

İkna etmek kendi kendine bir tasarımdır. Karşınızdakini istediğiniz yapıda düşünsel olarak hazırlamak önce sabır sonrada ses tonunuz, seçtiğiniz kelimeler ve mimiklerinizle bir duygusal yönetimdir. Ben Batının gelişme becerisinde tiyatronun bu itici gücü görenlerdenim. Onun için tüm insanlığa duygusal yönetim örnekleyecek ve tabiî ki karşınızdakini ikna edecek yetenekler kazandırmalıyız. Bunun hayatı ve insanı geliştireceğine ve böylece renklenen bir entelektüel kimlik ortaya çıkacağına inancım tamdır. Bu yazdıklarım topluma hizmeti benimsememiz özverili insanlara bir heyecan ve yöneliş ufku hazırlayabilmelidir. İşte hayatın ve insanın birleştiği özellik burada bulunacak ve insanlar becerilerini geliştirecek şekilde yarışacaklardır.

a. Stratejik Hazırlık Devresi :

İkna etme düşüncesi bazen birkaç saniyede beynimizde bir strateji yaratabilir. Bazen günlerce düşünmemiz gerekebilir. Bu nedenle bunun becerisi bu konudaki tecrübe birikimi ile ilgilidir. Aslında romancılar ikna üzerine taktikler yazsalar insanlar o kadar çok okur bu yazılanları. Öyle zannediyorum ilk roman yazan kendi becerisinde ancak bunu yaratabildiğinden asırlardır yazarlar tekdüze hayat tesadüflerini yazmaktadırlar. Hayatın insan çabasında en önemli hareketi olan ikna becerisini geliştirmeyi kimse akıl edememiş olmalı.

Ben ikna etme konusunun bir bilimsel saha olarak görülmesi gerektiğini ABD’de bir profesörün konudan bahsetmesiyle düşünmüştüm. Amerika’dan da ikna etme üzerine bir kitap getirttim. Kitaba şöyle baktım. Yazarlar anlaşılır olabilmek için gündemdeki konuları tartışma mekaniği içinde işlemişler. Yanlış değil yaptıkları ancak kolaya kaçmak. İnsanı insana ve iknaya götüren oluşları iyi anlamadıkça hayatı renkli boyutlara sürükleyemeyiz. Bizim amacımız insan dimağını doğasında zenginleştirmektir. İkna ise sosyal olgunun mutluluk sırrıdır. Dediğinizi yaptırmak için emredebilirsiniz ama ikna etmeyi beceremezsiniz. Belki birkaç asır sonra ikna etme öğretileri yaygınlaşacak ve böylece insan hem kendini hem de karşısındakini daha iyi tanımak zorunda olduğunu anlayacaktır.

Emir yani komut ilkel bir yaklaşımdır. Bunu bir hak olarak insanın görebilmesi için hiçbir neden yoktur. İnsan sosyal olgunun verdiği saygınlığı ikna yeteneğinde kullanabilir. Ama mutlaka ifade ettikleriyle iknaya yöneltmesi gerektiğinin bilincinde olmalıdır.

Her insan oluşları bir şekilde kendine göre algılamaktadır. Bu nedenle kendi özelliğini ikna edilme derecesinde görebilmek bir anlamda bir oluştur. Bu oluşu yönetmek demek olan ikna stratejisi aklın bir tezahürüdür. Kullandığı malzeme sosyal olgular, etik ve bilgidir. Bunların bileşkesinde konuşma yeteneğiyle amaca sürükleme gerçekleştirilmektedir.

İkna etme tekniği aynı zamanda eğitimin bir yaklaşımıdır. Bu nedenle öğretmenler çocuk psikolojisi konusunda kendilerini yetiştirmek zorundadırlar. Eğitimi bugün bu boyutlarda işletmek bana göre daha emekleme safhasındadır. İnsanı ikna yeteneği üzerinde çalışmayan toplumları bireysel yalnızlık beklemektedir. Yalnız yaşamayı sosyal olgu gibi algılayan toplumlarda ne kadar ilkel olduklarını zaman içinde anlayacaklardır.

b. Taarruz ve Savunma :

İkna etmede en etkili yöntem taarruzdur. Böylece karşı taraf baskı altında kalır ve kabulleneceği asgari karara yöneltilmiş olur. Savunma zorunda kalanlarında durumu değerlendirip taarruzla karşılık vermeleri gerekir. Taraflar hamlelerini bir cephe komutanının birliklerini muharebe sahasına sokmaları gibi yönetmeleri gerekir. Aslında siyasette geliştirilen politikalarla bu şekilde yönetilmektedir. Ancak dünya gerek ekonomik gerekse askeri güç bakımından tek hakimiyete dönüştürüldüğünden politikalar kendini gizlemek açısından çok karmaşık bir doku içinde yürütülmektedir.

Müzakere ortamında tarafların hamleleri belirlenmeden ikna etme yönelişleri tespit edilemez. Bu nedenle tarafların kendi duyarlılıklarını gizlemeleri ve razı oldukları seviyeyi göstermemeleri esas olarak görülmelidir. Diplomaside de durum aynı çerçeve içinde düşünülebilir. Taraflar kendi hamlelerini birbirinden bağımsız realize ettikleri takdirde birbirlerini daha olumlu etkileyebilirler. Dünyada şu anda içinde bulunduğumuz dönemde dünyayı yönetim stratejilerini merkezden yöneterek geliştirme süreci yaşanmaktadır. Geçmiş çağlarda insanları daha doğrusu toplumları motive eden unsur tehdit olmuştur. Roma İmparatorluğu döneminden sonra ortaya çıkan askeri güç yeteneğinin sürekliliği devlet olma bilinci geliştirmiştir.

Bugün her millet devlet organizasyonuna sahip olmasına rağmen gelişen teknolojilere dayalı güç unsurları merkezi yönetselliği gerekli kılmaktadır. Herkes biliyor ki Amerika dünyanın tek otoritesi konumunda olup dünya ekonomik oluşumu milletlere refah sağlayacak şekilde global bir perspektifte yönetilmek zorundadır. Aslında 10 yıl öncesine kadar Batı tekelindeki dünya zenginliği yavaş yavaş diğer sınırlara da aktarılmaya başlanmıştır.

Bireyin kendi taarruz kabiliyetlerini gözden geçirmesi bazen günler sürse de konuşma ortamında öyle bir an gelir ki saniye içinde yeni hamleni yapmak zorunda kalırsın. İkna mekanizması en rasyonel anlamda mahkeme ortamında yürütülmektedir. Dünya adalet mekanizması düzenlenen hukuk kuralları çerçevesinde tüm insanlara uygulanmaktadır. Bu yaklaşım insanın birey olarak davranış ve otorite olduğu ideal mekanizmayı yaratmaktadır. Böylece insanlar hukuk mekanizması içinde haklar kazanmakta ve yaşamaktadırlar. Hayatı renkli kılmak ve özgürlük sınırlarını zorlamak insan beyninin yaratıcılığında geleceği renklendirecektir. Bugün insan hakları beyannamesi bireyin ikna yeteneğinin ana hukuki dayanağını oluşturmaktadır. İnsanlık geliştikçe şartlar gelişecek böylece evrim süregiden bir davranış gösterecektir.

c. Konu Hedefi ve Safhaları :

İkna etme girişiminde konu sahası belirgindir. Bunun karşı taraf ilgisine giren kısımlar ile bizim ilgi sahamıza arasındaki ilişki ayırt edilecek şekilde düşünülmelidir. Bundan sonra bizim ilgi sahamız üzerinde kendi avantajlarımız ve dezavantajlarımız tespit edilmelidir. Aynı aşamayı müteakip karşı tarafın avantaj ve dezavantajları incelenmelidir. Bundan sonra kendi tutumumuz en az iki veya üç kademeli olarak belirlenmelidir. Karşı taraf hazırlığını bizim çözümlememizden daha zayıf yapmışsa taarruz planı uygulanmalı ve böylece karşı tarafı maksimum etkileyici tutuma yönelmelidir.

Bu durumda ikna etme safhaları;
- Hazırlık,
- Strateji belirleme,
- Hamlede bulunma,
- Karşı yöneliş.

Şeklinde belirlenebilir.

d. Kanaat Teorisi :

Genel yöneliş alışkanlıkları göz önünde bulundurularak, insanların birbirleriyle ilişkilerinde bir kanaat yönelişi olduğu kabul edilmelidir. Bunun ana sebebi belki ekonomik belki de sosyolojiktir. Ama böyle olmasa insanlar genel bir birliktelik yaratamazlardı. Sosyal insan belki de bu noktadan ortaya çıkmaktadır. İnsan doğası barışçıldır. Uyku zamanı belki de en zayıf anını ortaya koyar. İlk insanın mağaralarda sürüngenler ve yırtıcı hayvanlarla iç içe yaşadığı dönemlerden bir korku yaklaşımı vardır. Bugün kendi şehrinde huzur ve sükun içinde yaşama becerisine ulaşmış olan insanı barışçı ve kendi refahını yaratan davranış içinde yaşamaya çalışan bir varlık olarak görmemiz lazım.

Karşı cinsle ilişkide iki tarafın gönlü üzerine hareket etme bile bize insanın genel bir kanaat yönelişi içinde olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Eğitsel yöneliş disiplini bakımından insanın kendini tanıması çok önemli bir kanaat birikimi yaratmaktadır. Bu belki de müteşebbis gözü karalığını ortadan kaldırması bakımından zararlı olsa da bilgi ve beceriye dayalı toplumsal örgütlenme zaman içinde çok daha profesyonel hale gelecek ve insanların müteşebbis yapıları kurumsallaşarak topluma daha faydalı oluşuma dönüşecektir.

Gerçek şu ki; ikna etmede karşı tarafında kanaatkar davranış içinde bulunması olası bir beklenti yaratmaktadır. Bu durumda ikna etme yönelişi kolaylaşacak ve taraflar ortak kar paydasında bir araya geleceklerdir. Ancak diğer taraftan bunda arsızlarında rolü olacağı hiçbir zaman unutulmamalıdır. Toplumun hukuk yapısının zaman içinde gelişmesi bireysel yöneliş ve disiplinin istatistiksel verilerine dayandırılacağından insan hatta toplum doğası üzerinde çalışmalar yapılabilecek ve böylece hukuk sistemi mükemmele doğru yol alacaktır.

e. Yeterlilik Arayışı :

Hiç kimse sahip olabileceğinin altında bir değere razı olmak istemez. Toplum örgütlenmeleri yöneliş analizleri yapabilmek için bazı farklı oluşumlara olanak verebilir. Ancak hiçbir zaman topyekun yönelişte yeterlilikten şaşılması mümkün değildir. Bir toplumun yarattığı rasyonalite aşağı yukarı her birey için geçerlidir. Böyle olunca birey yönelişlerinde toplumsal yeterlilik bazında bir seviye ortaya çıkmaktadır. İkna etme yönelişinde bu seviye karşı tarafı bloke etme bakımından özenle kullanılabilir.

Diğer taraftan sosyal etkileşimde bir yeterlilik yaratabilir. Bir profesör için 10000 dolar küçük bir para gibi algılanabilir. Ama sıradan bir işçi için belki de büyük para olabilir. Bu nedenle her konunun ve her kişinin ayrı bir ekonomik değeri olduğu unutulmamalıdır. Aslında avukatlık müessesini yaratan oluşumda bu ekonomik değerden ortaya çıkmaktadır.

f. Denge ve Üstünlük :

İkna etme girişiminde ortaya konulan gerekçe ve sebep-sonuç ilişkileri karşı tarafı marke etme bakımından bir takım dengeler ve üstünlükler yaratabilir. İkna etme yönelişinde ortaya konulacak hamlelerde üstünlüklerin iyi kullanılması önem arzetmektedir. Bu nedenle yapılacak çalışmada ortaya konulacak strateji bir anlamda karşı tarafı etkisiz hale getirmeyi sağlamalıdır. Sağlamıyorsa kabul edilebilir bir bağlamda anlaşmaya yönelmeyi ortaya koyabilmelidir. Bu nedenle ikna etmeye çalışırken tatmin olmak gerekli ve önemlidir. Belki de insanların aradığı mutluluk ikna etme becerilerinde yatmaktadır. Bu sosyalleşmeyi körükleyecek sonuçta mutluluk tasarımına dönüşen bir hayat anlayışı ortaya çıkabilecektir.

Benim gözlemlerime göre insanlar daha yaşam tasarımını anlayabilmiş durumda olmadıklarından tatmin olmayan bir yöneliş kargaşası yaşamaktadırlar. Bunun temel eksikliğini sosyalizasyon bilinci bulunmaması ve eğitimin rasyonel insan yaratmayı amaçlamamasında yatmaktadır. İnsanın ve toplumun idealize edilmiş bir ortama yönelmiş olması bile ümit vericidir. Bugün insanları endişelendiren hususların ortadan kalkmasıyla daha dengeli ve rasyonel bir bilinç oluşacaktır. Bu da zamanla tüm insanlığın zihinsel olarak gelişmesini sağlayacaktır. Hiç okumuş ile cahil bir olabilir mi? Bugün dünyanın yarısı cahili cüheladır. Bu rezilliği dünya üzerinden atmadan teorik olarak bilimlerin geliştiği yörelere uyum sağlayabilmesi mümkün değildir.

YÖNETİM YAKLAŞIMI :

Bu bölümü yazmaya ne kadar ehilim bilemiyorum. Ama şundan eminim ki yazabildiğim kadarıyla en uygununu becereceğim. İnsana yönetsel kabiliyet Amon la kazandırılmıştır. İnsanlık aşağı yukarı 7000 yıldır bu özelliği işleyerek bugüne gelmiştir. Ne kadar son iki yüz yıl içinde tanrısal yönetimden vazgeçilmeye çalışılsa da hala bu etki devam etmektedir. Amon bir yarı tanrıydı ve dünyanın bir anlamda gelişim paternini yaratmıştı. Amonun öğrettiği temel konu liderin tanrısal bir üstünlüğe sahip olduğu anlayışıydı. Osmanlıların taşıdığı yönetsel kabiliyet liderin yardımcısı olarak tanrısal kurallar kullanılıyordu. Bir anlamda Kuran-ı Kerim kuralları dünyanın yönetsel mekaniğini değiştirmişti. Liderler kendilerini tamamen tanrı gibi görmek yerine yazılı kurallarla bireyi bağlayıcı sisteme dayalı bir önderlik kabiliyeti yaratmak zorundaydılar.

Batının reform bilinci de bir anlamda bu oluşumu destekleyen bir aşamaydı. Nitekim sanayi devriminden sonra ortaya çıkan laiklik yönelişi iradeyi kutsallık dışı bir kavram haline getirmeyi amaçlıyordu. Bu amaç ne kadar görüntüde öyleyse de dünyanın evrimini üstlenen İngiltere’de Kraliçe aynı zamanda dini bir özellik taşımaktan vazgeçmemiştir.

Osmanlıların 13. yy da İslam ortamına dayalı geliştirdikleri sistem bile bugünkü dünya liderliğinde daha anlamlı bir özellik taşımaktadır.

Bugünkü durum tarihsel oluşumun bir devamı şeklinde ortak bilinç oluşturacak bir öğretiyi var etmiştir. Bu husus genel liderlik düşüncesinde insan doğasına uygun, rasyonel yapılanma içinde bir durum ortaya koymaktadır. Yani artık insanoğlu kendi sınırlarını kendi belirlerken genel yapılanmayı yani kendi doğasını tanıyabilmektedir. Amaç insanlığa hizmet etmektir. Bunu rasyonalite içinde başarmak gerekir. Böylesi bir yaklaşım insanlığı gelişime ve geleceğe kazanarak götürecektir.

En ufak yapılanmasından, en büyük organizasyonlara kadar insanın üretkenliğini ve yönetkenliğini rasyonel tutuma götürecek anlayış yaratılabilirse insanlık için daha verimli ve faydalı tutum ortaya konulmuş olacaktır. Bu bölümün yazılış maksat ve beklentisi işte budur.

Yönetimi bir üretkenlik düşüncesi içinde ortaya koymak gerekir. Üretkenlik sadece eşya veya mal üretmek değildir. Üstlenilen stratejik konumda yaratılan maddi ve manevi duruş kabiliyeti de etkinlik bazında bir üretkenliktir. İşte temel felsefe insanlığın organizasyon olarak örgütsel davranışlarını verimli ve faydalı ölçülere getirmektir. Böyle olursa insan faydalı tutumunu gösterecek ve yaşadığı yönetsel olgunun bir itici unsuru haline gelecektir.

a. Kurumsal Oluş Anlatımı :

Kurum toplumsal bir gerekliliği stratejik manada yöneten ve yönlendiren oluşumdur. Bir kurum evrensel değerler üzerine oturtulmuş stratejik görev fonksiyonunu cari işlemler ve geleceğe yönelik işlemler olarak saptamalıdır. Kendi bünyesinde kendi faaliyet alanını destekler yapıda eğitsel organizasyonunu kurmalıdır. Bu eğitimin ve stratejik görev fonksiyonunun ana bileşkesi doğrultusunda personelini indoktrine edecek bir çalışmayı sürekli faal tutmakla olur.

Hiçbir kurum kendi gelecek yönetimini halka izah etmeden başarılı olamaz. O zaman kurum halkın örgütlenme ihtiyacı olarak kendi varlığını sürekli ispatlar yapıda çalıştırılmalıdır. Personel kurumun ihtiyaç ve yönelişlerine uygun üretkenliği gösterebilmelidir. Bu durumda her birey için fonksiyonel görev analizi yapılmış olmalı ve yönetsel olarak üretkenlik sürekli kontrol edilmelidir. Bunu başarmak rasyonalizasyonun temel amacını oluşturur. Böylesi bir kurum sürekli aktif yapısıyla fonksiyonel bir varlık kazanır.

Devletin halk için bir organizasyon olduğu gerçeği hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır. Kurum bu organizasyon içinde diğer kurumlarla üretkenlik ve rasyonalite açısından yarış halinde olmalıdır. Kurumların uluslararası dayanışma içinde çalıştırılması da önemli bir paylaştırıcı unsur olmaktadır. Kurumlar arası organizasyonlar ve aktiviteler kendi personel bilinci hakkında önemli katkı sağlayabilir. Unutulmamalıdır ki personelle kaim olan üretkenlik ve yönetim bilinci eğitim ve seçme kriterleri ile canlı tutulmaktadır. Eğitimi doktriner yapılanmaya ve doktrinleri sürekli gelişir manaya ulaştırmak bir kurumun sonsuza kadar aktivite gösterebilmesi yoludur. Kurum ayrıca kendi sosyalizasyon kriterlerini de geliştirebilmeli ve kendi kurumunun kültürünü oluşturabilmelidir.

b. Yönetimin İnsani Boyutu :

İnsanlar doğalarına uygun ve sosyal hak edişlerinin paralelinde yaşarlar. Yönetim öyle bir mana yaklaşımıdır ki insanlar hiyerarşik bir yapılanma içinde kendi benlikleriyle bütünleşerek faaliyet gösterirler. Çalışma disiplini ve çalışma şartları tabii ki insanın özgür bilinç ve yönelişine uygun olmalıdır. Bu manada istenen odur ki personel yönetim yapılanması yeterliliği beceri oluşumuna ve liderliğe göre oluşsun. Personel rejimleri insanın işe kendini vakfetmesine yardımcı olmalıdır. Yönetimde aşağılanma, insanın şerefiyle oynama gibi davranışlar olmamalıdır.

Ben öyle düşünüyorum ki, saygı sevgi temelli ilişkilerde sosyalleştirilecek olan insan dünyayı doğru ve yeterli algılayacak ve kendi hayatını insanlık için faydalı yönelişe sokacaktır. Hiçbir yönetim oluşumu insanlığa hizmet dışında oluşturulmamıştır. Bu noktadan hareketle her insan kendini sistemin bir parçası olarak görebilmeli ve yönetimin başarısında odaklanmalıdır. Yönetimlerde kişisel kapris ve saplantılara izin verilmemelidir. Özellikle benim yaşadığım kelaynak bozuntularının insanlığa hizmet veya yeterlilik açılarından ne kadar değersiz olduklarını bildiğim yapılanmalarda insanlar ne kadar ızdırap çekiyorlardır.

İnsanın hayata pozitif ölçülerde bakabilmesi ve kendini katkı sağlayan konuma çıkarması amacımızdır. İnsan görevini yaparken kendini mutlu hissetmiyorsa başarılı olduğumuz söylenemez. Tabii hayatı zul olarak gören zavallılar bu konumuzun dışındadır.

İnsan hakları bütün dünyada aynı değerlilikle uygulanmalıdır. Çalışma şartlarını belirleyen konvansiyonlar da aynı şekilde önemlidir. Dünya belki kısa vadede çok büyük değişim yaşamayacak ama orta vadede değişim çoğalacak ve nihayet uzun vadede beklediğimiz sonucu yakalayacağız.

Yönetim hiçbir zaman bir zorbalık uygulama alanı değildir. Kurumlar işletilirken stratejik vizyonları göz önünde bulundurularak oluşturulacak çalışma disiplinleri ile önem kazanacaktır.

c. Hiyerarşi ve Yönetim Mekaniği :

Her kurum veya kuruluş bir işletme disiplini oluşturmak için hiyerarşik yapı tesis eder. Böylece kurum veya kuruluşun bir yönetim mekaniği doğar. Bizim tezimiz hiyerarşik yapı içinde gerek eğitsel gerek düşünsel bakımdan kademelerin dengeli ve adil oluşturulmasıdır. Kurum veya kuruluş çalışmayı, çalışkanlığı, üretkenliği ve verimliliği ölçebilir bir yapılanma tesis ederse personel bu yapılanma içinde daha üretken ve mutlu olabilir. İnsanlar genelde birbirleriyle rekabet halinde hisseder kendini. Hakların paylaşımında genellikle insanlar kendilerini ölçü içinde hissetmezler. Bu bakımdan insanları incitmeden onların olumlu yaklaşımlarını motive etmek gerekir ve sistemi adil kurabildiğimiz takdirde insanların birbirlerini benimsemesi kolay olur.

Silahlı kuvvetlerde senelere dayalı bir hiyerarşik sistem vardır. Her sınıfın çok iyileri, iyileri ve kötüleri vardır. Bu kapsamda sınıfların iyileri ile çalışmak zevk verirken sepetleriyle çalışmak ızdırap vermektedir. Bu nedenle personel politikalarının kişi bazında çok dikkatli ölçülerde oluşturulması ve işletilmesi önemlidir.

Özel sektörde durum biraz daha farklıdır. Aile şirketlerinin ömür ortalamalarının 24 yıl olması bir anlamda şirketi kuranın çekildiği durumda şirketin faaliyetlerinin yürümediği anlaşılmaktadır. Özel sektörün profesyonel destek alacağı şartları yaratmak çok önemlidir. Devlet daha kolay kendini yenileyebilir. Ancak özel sektörde kişiye bağlı üretkenlikle kolay oynanmaz. Bu nedenle özel sektörün verimliliği kişinin bireysel üretkenliğinde gizlidir. Devlet ise daha atıl yapısına rağmen eğer görev ve eğitsel becerilerinde ilişki kurabilirse zaman içinde kendini daha verimli kılabilir.

Aslında devlet işleri üretmeyi zaman içinde özel sektörü çalıştıracak şekle dönüştürecektir. Böyle olunca hem özel sektör kendini geliştirecek hem de devlet üretkenlik kazanacaktır. Devlet ile özel sektörün ilişki ve iletişim hacmini arttırmak en doğrusudur. Bunu tabiî ki şeffaf bir ortamda gerçekleştirmek gerekir.

d. Stratejik Yönetsel Davranış :

Bir kurum veya kuruluşun fonksiyonel oluşu onun varlık açısından duruşunu gösterir. Vizyon ve stratejik hedefleri onun gelecekle ilgili faaliyet yönünü belirler. O zaman doğal olarak kurum veya kuruluş kendini stratejik yönetsel bir davranışın içinde bulur. Bunun etkinliğini, verimliliğini incelemek ise rasyonalizasyon kapsamında yapılması gereken çalışmalarla mümkün olabilir.

Her ara kademenin veya fonksiyonel kuruluşun bir ayrı vizyonu olması icap eder. Böylece alt birimlerde kendi içlerinde fonksiyonel bir davranış yapısı oluştururlar. Bunların da etkinlik ölçüleri ve yıllık hedefleri rasyonalizasyon ruhunu belirleyici bir durum yaratır. Hayatı kuru kuru dört duvar olarak gören cahiller onu renklendirmeyi de bilemezler. Yaradılış insana günde üç öğün beslenme zorunluluğu getirmiştir. İnsanların çoğu bir sonraki öğünde ne yemesinin düşünecek kadar bile hayata katkısızdırlar. Bizim bu çalışmaları yapmamızın gayesi insanlara düşünce boyutunda ne kadar renkli bir hayat kurabileceklerini göstermektir.

e. Ölçülebilir Etkinlik Düşüncesi :

Yönetim kendini üretkenlikle tanımlayabilir. Ortaya konan projeler, projelerin yeterlilik ve üstünlükleri eğer üretim söz konusuysa bunların verimliliği, neticede her oluşun bir faaliyet yükü ve sistemin topyekun katkısını belirleyen bir ölçümleme olmalıdır. İşin içine birde kalitenin tanım ve ölçüsü bu kapsamda ortaya konulabilir.

Hayat düşünsel olarak bile bir aktivite zenginliğidir. Zamanı ve aktivite bereketini ayarlayan medeniyet insanlığın gelişmişlik ölçüsü olmaktadır. Bugün insanlığın çok büyük bölümü dünyanın sahip olduğu aktivite özelliklerinin çok azını kullanabilmektedir. Önümüzdeki 50 yıl içinde dünyada belki de bugünkü sıkıntıların büyük bir çoğunluğu ortadan kalkmış olacaktır. Bu yazdıklarımız o zaman herkes tarafından anlaşılır duruma gelecek ve insanlar hayata katkıları ölçüsünde değer kazanacaklardır. İşte bunu becerdiğimiz zaman yönetsel sorunlarda ortadan kalkmış olacaktır.

f. Liyakat ve Sadakat :

Bir kurum kendine özgülük kazanabilmesi için personelinin liyakatına önem veren bir terfi sistemini işletebilmesi şarttır. Liyakat görevi benimseme ve kurumun stratejik yaklaşımlarına hizmet üretme becerisinin ölçüsüdür. Bunu işletebilmek her milletin harcı olmalıdır. Bunu işletemeyen milletler hiçbir zaman ulusal rekabette muvaffak olamazlar. Bunu anlamak ve insanın kendine güvenini sağlayan bir toplumsal doku oluşturmak çok önemlidir. İlk çağ toplumlarının soya dayalı yönetim zihniyetleri sadakate bağlı bir yapılanma içinde olduklarını gösterir. Sadakat hiyerarşik yapı içinde liderin yamanması özelliklerine dönüşür. Halbuki lider kendini yenileyemezse kurum liderini yeniliklerle donatamazsa o kurum veya yönetim iflas etmeye adaydır. Bugün Türkiye gibi geri kalmış ülkelerde kısmen liyakat ortaya çıksa bile sadakat köklü oluşumlar kurumları geliştirmekten uzaklaştırmaktadır.

Liyakatin temeli evrensel değerler üzerinden tasarım yeteneğine ve iradeye dayanır. Bunlarda bireyde kendine güven sağlar. Kendine güveni olmayan dangalakların hele sistemin başına getirilmesi o toplumu ne kadar gülünç kılar. Ben Deniz Kuvvetlerinde kendini tanrı zanneden zavallıların kurduğu sistematik içinde edindiğim tecrübelere dayanarak diyebilirim ki her ne kadar liyakat ön planda tutulan bir sistematik gösterilse de sadakate dayanan bir yapı işletilmektedir. Sadece sadakat köprüsü liyakate dayandırıldığı görüntüsü ile saltanat sürdürülmektedir. Bu nedenle böylesi irrasyonel bir dünyada kendimi yetiştirme avantajını kullandım. Kimseye eyvallah etmediğim içinde sadakat köprüsü benden uzak tutuldu. Bende kendimi Amerika’da göstererek yapmak istediğime ulaştım.

Yazdığım kitapların tamamı rasyonel düşünce sistemini ve toplumsal dokuyu rasyonel görüş içinde anlatmaya çalıştım. Öyle zannediyorum ki dünya insanının sonsuza kadar kendine rehber alabileceği bir çalışma oldu. Bende yazdıklarımla bunu yapabilmenin onurunu hissettim. İşte kendine güven ve Allahın yardımı ancak bu şekilde tezahür ediyor.

g. Görev Bilinci Ve İnisiyatif :

Görev bilinci bir sorumluluk çeşididir. Sorumluluk düşünce ve duygusuna sahip insanlarda olur. Bugünkü sistematik içinde yöneliş bazında ölçülebilen sorumluluk bilinci görev kapsamında faaliyetle ve başarıyla tezahür etmektedir. O zaman sistemler kendilerine yönelen bireyler arasından sadece yetenekle sorumluluğu ölçtüklerinde başarı nispetleri düşük kalacaktır. Sorumluluk bilinci öncelikle hayatı sevmekle başlar. Aile yapısı, çevre, okul hayatı sorumluluk bilincini oluşturan yönelişleri kapsar. Bunların sistematiği ve teorisi Salih Amel de anlatılmaya çalışılmıştır. Hayat son derece karmaşık görünen ve çok kapsamlı bir oluştur. Bu nedenle hangi bireyde sorumluluk bilinci daha fazla olur kısmı sonsuza kadar insanlığı meşgul edecek bir konudur.

Görev bilinci demek ki öncelikle kendini göreve hazırlama temayülü ile oluşacaktır. Bunu eğitimle sağlamak bir seçenek olsa da faaliyet sabır ve azmin ötelemesinde başarıya dönüştüğünden bu özellikleri de denemek gerekecektir. Netice olarak görev bilinci kuruma hizmet etme aşkı yaratmayı ve kurumun doktrinini benimsemeyi gerektirir.

İnisiyatife gelince; yönetimde bu konu genellikle tasarım dışı bırakılır. Sebebi doğrunun lider önderliğinde dile getirildiği varsayılarak bunun dışına çıkılması benimsenmez. Belki de doğrusu budur. Zira insan özgürlük alanını hiçbir zaman doğru algılayamamıştır. Hazreti Musa’nın 10 emri toplumsal dinamiklerin özüdür. Hazreti İsa günah ve sevgi bileşkesinde aslında bambaşka bir hayat tasarımı ortaya koymuştur. Bu tasarımda insan günahkar olarak doğar ve bu yaşamında sevgi tezahürü ile toplumsal varlık haline gelir. Hazreti Muhammet görev bazında insan doğasını bireysel eğitime tabi tutan bir yaşam tasarımı ortaya koymuştur. Bu tasarımda yaşam bir sınavdır ve ahirete intikalde Salih Amelle yaşamış olmak esastır. Neticede bugün yapılan bu çalışmalarda Hazreti İsa’nın da Hazreti Musa’nın da ve tabii ki Hazreti Muhammet’in de doğruluklarını kabul eden hak edilen bir hayatın ahirete taşınması bilinci yaratılmaya çalışılmaktadır. Günahkar doğumlar yakında bitecek ve ahir zaman başlayacaktır. Bu durumda bundan sonra ki zaman içinde inisiyatif kullanılmayacaktır. Amacımız insan dimağını inisiyatif kullanma ihtiyacından uzaklaştıracak detayda berraklaştırmaktır. Bunu sağladığımızda tez-antitez dönemi sona erecek rasyonalite ağırlıklı yaşam mekanizmaları tartışılacaktır. Doğrunun bir olmadığı gerçektir. Ama rasyonalite bizi doğruluğun birliğine hareket için temel dayanak olacaktır.

Kurumları kuruluştan itibaren bilinçli yönetimlere kavuşturmak denenmelidir. Bu bir tasarım becerisidir. İnsanlar bunu yapabilecek yetenek ve tecrübeye sahiptir. Önemli olan doğru tercihlerin yapılmasıdır. Dünyada ABD gibi rasyonel bir dev varken insanlığı irrasyonel olgulardan korumak kolay olacaktır. Hayatı rasyonalite ölçülerinde dizginlediğimiz zaman insanlık mutluluğun hazını yaşayabilir duruma gelecektir.

h. Yönetimin İlkeleri :

Yönetim, stratejik bir vizyonun gelecekte ulaşılabilir yapılmasını sağlayan politik bir davranıştır. Bu durumda kurumun yönetsel bir vizyonunun olması şarttır. Bence bu birinci ilkedir.

Vizyonun ulaşılabilir kılınmasını sağlayan stratejileri olması gerekir. Bu stratejilerden en az bir tanesi evrensel olgularla sürüklenebilir bir master plana dönüştürülebilmesi gerekir. Demek ki ikinci ilke yönetimin benimsediği bir stratejisinin olmasıdır.

Seçilen stratejinin ulaşılabilirliğini sağlamak üzere izlenecek politikaları belirleyen bir çalışma yapılması gerekir ki buna yönetimin gizlilik ilkesi denir.

Yönetim; işletmenin cari ve geleceğe yönelik hedef ve yönelişlerini rasyonel bir mekanik içinde çalıştırılması esastır. Bu nedenle gerek cari işlemleri gerekse geleceğe yönelik işlemlerin ölçülebilir değerlerle takip edilmesi sağlanmalıdır. Buna yönetimin değerlendirme ilkesi denir.

Yönetimi oluşturan bireylerin kurumsal yapı içinde sağlıklı bilgi üreten bir mekanizma kurmaları esastır. Böyle olursa yönetim sağlıklı bir iletişim içinde çalışabilir. Buna yönetimin iletişim ilkesi denir.

Politikaların gerek personel, gerek lojistik, gerek işletme bazında insan dinamikleriyle uyumluluğunu sağlayacak bir işletme denetim mekanizmasına ihtiyaç vardır. Buna denetim ilkesi denir.

Yönetim cari ve gelecek tasavvurlarında sistemi üretken kılacak tedbirleri eğitsel, ar-ge ve diğer yollarla sürekli yenilemelidir. Buna yönetimin yenilik ilkesi denir.

Yönetim; planlar, icra eder, kontrol eder, değerlendirir ve geri besleme oluşturur. Bu kalıp içinde yönetsel becerileri değerlendiren bir kararlılığa ihtiyaç vardır. Buna yönetimin kararlılık ilkesi denir.

Netice olarak; her yönetim kendine özgü rasyonalite içinde olacaktır. Amacımız rasyonel döngü içinde yönetsel mekanizmaları çalışır sürekliliğe getirmektir. İlk çağ bize Allahın verdikleriyle sınırlı bir yönetsel beceri kazandırdı. Yeni çağ aydınlanma ile birlikte insanın kendi kendini geliştirebileceği bir yol açtı. Nihayet Yakın çağ insan becerisinde bir hayatı kurumsallaştırmayı öğretti. Şimdi Altın çağ’da maksimum verimlilik altında doğru mekanizmalarla işletilen kurum ve kuruluşlarla rasyonel yaşamayı öğreneceğiz. Hayatın bundan sonrası yeni başlamaktadır. Hayatı daha kapsamlı görebilir duruma geldiğimizden Allah bize insanın gerçek doğasını göstererek yardımcı oldu. Bizim yapacağımız ise bu becerimizi detayda kendimize güven verecek kalıplara sokarak kader kardeşliği örgüsü içinde hoşgörü ve iyilik bilincinde mutluluğu aramaktır. Mutluluk ise eğitimin yaşamsal değerlerle insanı donattığı sosyalizasyonun insanı lider kıldığı, rasyonalizasyonun insan-yönetim bilincinde esas alındığı bir süreç içinde yaratılacaktır. Bu nedenle Altın Çağ, Mutluluk çağı yada cennet bizim ufkumuzdur, hedefimizdir.

ı. Yönetimin Tasarımı :

Yönetimin tasarımı bir projedir. Bu nedenle çok açık ve seçik ortaya konması gerekir. Birinci derece de şeffaf bir oluş taşımalıdır. Her yönetici bu kapsamda kendini denemeli ve düşünce boyutlarını açmalıdır. Ancak böyle lider bir yönetim olgusu sağlanabilir.

Proje olarak ele alındığında bir işletim dokusunun analizi şarttır. Bunu istatistik ve verimlilik bazında ortaya koymak gerekir. Siyaset içinde yuvarlak laflarla insanları kandıran yapı kaldırılmalıdır. Halkın bu açıdan bilinçlendirilmesi ve sistemin kendini şeffaf olarak yaratması çok önemlidir. Görev tarifi ölçü taşımıyorsa subjektif olgular içinde kalacaktır. Objektif yapılanma ancak ölçü ile sağlanabilir. İşte bu bakımdan yönetimin tasarımı bir projedir ve rasyonalite içinde yer almaktadır.

İkinci aşamada rasyonel hedefler yer alır. İşletmenin stratejik hedefleri kendi bünyesindeki verimlilik üzerinde olmalıdır. Sürekli büyüyen ekonomik anlayış içinde yaratılan dünya ekonomisi kendini rasyonel olgularla işletildiğinde belki iki misli zenginleşecektir.

Üçüncü aşamada teknolojik konsept ele alınmalıdır. Teknolojinin sağladığı kolaylıklar ve teknoloji sahasında yakın vadede beklenen gelişmeler çok önemlidir. Bunları görmeden incelemeden bir konsept çalışması yapabilmek mümkün değildir.

Dördüncü aşamada getirilecek yeni doktriner özellikler belirlenmelidir. Böylece hem verimlilik hem de çalışma disiplini öğeleri gözden geçirilmiş olacaktır.

Nihayet beşinci aşamada orta vadedeki gelişim beklentileri ve buna uygun alınacak tedbirler incelenmelidir.

İşte yönetimin tasarımı budur.

i. Yönetsel Beceri :

Bir yönetim dokusunda en alt birimden en üst yöneticiye kadar kabul gören bir liderlik vasfı aranmalıdır. Yani yönetici ve yönetilenler kendi kişilik ve vasıflarında çevreye güven veren bir imajı yaratabilmelidir. Toplumun genel ahlak değerlerinden tutun da giyim kuşamına kadar her yönüyle yeterlilik taşımak esastır. Üretim merkezlerinde işbaşı kıyafeti tasarımı insanların dikkatlerini dağıtmadan çalışmalarını sağlayan bir uygulamadır.

Zaman bakımından tutarlılık bir diğer yönetsel beceri göstergesidir. Yapılacak işleri zamanında ve gerektiği özellikle ortaya koyabilmek bir beceri işidir. Üstelik her gün ve her zaman tutarlı bir şekilde programa uymak önemlidir.

Her insanın yönetsel becerisi farklıdır. Ama genel olarak yönetim; zaman ve ölçülerle ilişkili bir denetim tesis eder. Böylece yönetsel düzenin işleri konusunda bir fikir edinilmiş olacaktır.

j. Teknolojinin Yönetime Getirdikleri :

Bugünkü bilgisayar ve iletişim kabiliyetleri yönetimi aşırı merkeziyetçi ve kontrolü kolay duruma getirmiştir. Bundan 3 asır öncesini düşünün. İngiltere kraliçesi Çin ile ilgili bir karar verdiğinde gemiler hareket edip Çine gitmesi gerekiyordu. Bugün uydulardan istifade ile Çin’deki bir olay veya durum İngiltere kraliçesi tarafından anında öğrenilebiliyor. Böylece yönetim gereklilik bazında tercihler yaparak kendi başarısını yönetebilmektedir.

Bir fabrikayı düşünün. Fabrika müdürü üretim hatlarındaki performansı an be an görebilir kabiliyete ulaşmıştır. Bu durumda ara yönetim mekanizmaları gerçeği gizleyemeyeceğinden şeffaf bir organizasyon işletimi sağlanmıştır. Yani yönetici bir anlamda teknoloji ile yönettiği birim hakkında anında bilgi ile mücehhez kılınmaktadır. Hele birkaç yıl içinde yaygınlaşacak cep telefonu kabiliyetleriyle tüm insanlık görsel veya işitsel olarak bir cep telefonuyla çok kapsamlı faaliyetler icra edebilir duruma gelecektir.

k. Emir ve Rica :

İnsanlar düşünsel varlıklardır. Bu nedenle ikna edilerek aktif hale getirilebilirler. Emir bir insana kumanda etmektir. Cephede emir önemli olabilir ama hiçbir zaman ikna etmez. Bu durumda zor olan insanı duyularıyla algıladıkları bazında ikna edici bir teşebbüse gereksinimi vardır.

Silahlı Kuvvetlerde üst makam alt bağlılarından rica ederek emrini verir. Bu güzel bir teamüldür. Nedenine gelince rica insanı uyanık tutar ve sorumluluk yükler. Bir anlamda inisiyatif verir. Böyle olunca alt makam kendini görev ve sorumlulukları bazında kapsamlı bir biçimde hazırlık yapmaya yönelecektir. Zaten istenen de budur.

Görevi rica olarak algılayan anlayış muteber insan anlayışıdır. İnsanlara tabur halindayken kumanda edilebilir. Diğer zamanlarda her kes kendi görev alanında faaliyet gösterecektir. Böyle bir durumda rica uygulamasının ne kadar önemli olduğunu bilmem ortaya koyabildim mi?

RASYONALİZASYON UYGULAMA YAKLAŞIMLARI :

Ailenin Rasyonalizasyonu :

Aile içinde rasyonalizasyon yaratılabilir mi, bunu pek açıklıkla söylemek mümkün değildir. Zira aile ortamında genellikle sessiz olanın sırtına binilir. Bunu engellemenin yolu tarafların yaşam şartlarını anlaşılır hale getirip anlaşmalarına dayandırılabilir. Aile hukuku etik bir değer haline getirilirse karşı cinslerin hayatı bir bütünlük içinde paylaşmalarını sağlayabiliriz. Zamanla insanlar zamanlarını daha etkin kullanmayı öğrendikçe detaylarda istekler duyguları öteleyecek ve çatışmalar ahenge dönüşebilecektir. Amacımız zaten budur. Zamanı ve maliyetleri en etkine çekmek rasyonalizasyon için çalışma sahası olabilir. Aslında belki de mutluluğu maksimize etme becerisi aile ortamında daha kolay planlanabilir bir çalışma olabilir. Bütün bunlar önce matematikle daha sonra kendilerine özgü yaratılacak ölçülerle işletilebilir duruma getirilebilir. Bir bakıma her oluş bir anlaşılır bakış açısından ifade edilmek demektir. Bilim bize matematik ölçüde anlaşılır bir hayat sunmaktadır. Belki de gelecekte matematiğin daha kolay kullanıldığı disiplinler yaratılabilecektir. Bilgisayarın ve istatistik biliminin geleceğimize çok değişik çaplı pencereler açabilecek güç olarak görülmesi gerekir. Bilgisayar teknolojisinde son 25 yılda elde edilen gelişmeler aynı süratle devam ederse 50 yıl sonrası için kimbilir ne olanaklar ortaya çıkarılacaktır.

Uzay teknolojilerinin uydular vasıtasıyla iletişim ve görüntüleme olanaklarıyla hayatımıza getirdiği kolaylıkları düşünün. Nano teknolojinin insan beyniyle iletişim ortamına getirebileceği imkanlar hiç bilinemiyor. Bütün bunlar mutlaka insan açısından daha anlaşılırlık ve yönetsellik kolaylıkları sağlayabilecektir. Bu nedenle bugün bilemediğimiz tüm bu zaman etkinliği beklentileri mutlaka rasyonel bir hayat tasarımı ölçüsünde tezahür edecektir.

Mahallenin Rasyonalizasyonu :

Mahalle şehrin bir bölümü olarak kendine özgü sosyalizasyon gerçekleriyle çok değişmelidir. İnsanlar evlerinde kapalı kalıp televizyon seyretmekle zamanlarını geçirmeyi bırakmalıdır. Televizyonda seyredilecektir ama hemen yakınımızda düşünce ve duygularımızı paylaşabileceğimiz hobilerimizi geliştirebileceğimiz aktiviteler mutlaka olmalıdır.mesela spor aktiviteleri, mesela müzikholler, dans salonları. Şimdi nasıl briç bilardo salonları varsa bunların yanında konuşma ve tartışma yoğun tiyatro yaklaşımlı aktiviteler yaratılmalıdır. Böylece insanlar hem katılımcı hem de paylaşımcı olacaklardır. Bu aktiviteleri yönetmek ve yönlendirmek bakımından kulüp bazında yönetimler oluşacak herhalde. Rasyonalizasyon bunların işletiminde ortaya çıkacak bir uygulama disiplini olacaktır.

Şehrin Rasyonalizasyonu :

Şehir kendi kendine yeterliliği ile anlam kazanan bir yerleşim yeridir. Şehir kültürü batıda daha fazla medeniyete yatkındır. Zenginlik bir anlamda spor, sanat ve cemiyet faaliyetlerini anlamlı ve ilgilenilen şekle dönüştürmüştür. Aslında dünya insanı son iki yüzyıl içinde teknolojinin getirdiği olanaklarla hayatı çok değişik boyutlara getirmiştir. Batı insanı biraz daha hayatı İslamiyet perspektifinde anlamlı bir şekilde anlayabilirse muhakkak ki çok kısa sürede insanlığı değiştirebilecek yeteneği var edebilirler.,

İnsanların çoğunun hala seks güdüleri ile yaşadığı bir dünya içindeyiz. Medeniyet bir anlamda insanı çok daha kapsamlı güdü ve duygulara götürmeli. Benim medeniyet kapsamında düşündüğüm işte budur. Rasyonalizasyonun şehir ile ne ilgisi var demeyin. Her şehrin kendi insanlarını kültürel anlamda kucaklayabilen bir kapasitesinin olması gerekir.

İlk çağda köyler oluştu. Köyler Allahın verdiklerini insanlığa sunan bir işlevsel doku durumundaydı. Yakın çağ sanayi devrimi ile insanın ürettiğini insanlığa sunan şehirleri oluşturdu. İki yüzyıldır Batı’da başlayıp dünyaya yayılan sistematik budur. Türkiye gibi fakir ülkelerde şehirler bir özentiden ve zevkten uzak bireysel etkilerde ortaya çıkmaya çalışmaktadır. Zenginlik arttıkça şehirler kendilerini yenileyecek ve güzelleştirilecektir. Betonarme binalarında 60-80 yıl içinde yenilenmesi ihtiyacı ortaya çıktığında çok daha modern olanaklarla çok güzel şehirlerin ortaya çıkacağını sanıyorum.

O zaman şehrin rasyonalitesi; şehircilik anlamında bir bilimsel doku oluşturmak ve böylece insanların kendileriyle barışık mutlu yaşamalarını sağlayacak bir sonuç ortaya koyma girişimidir. Bunun için nispeten bulunan imkanlarla şehirleri güzel ve huzurlu ortamlar haline getirmeyi düşünmeliyiz. Yakın çağ şehirleşmesi fabrika işçiliği fonksiyonundan doğuyordu, Altın Çağ şehirleşmesi ise bilgi ötesi toplumsal oluşumu kucaklayan bir husustan ortaya çıkacaktır.

Devletin Rasyonalizasyonu :

Batı ülkelerinde devletin hizmet anlayışı halkı yönlendirme fonksiyonu üzerinde bireysel olgunluğa dayandırılmıştır. Türkiye gibi devletle son 100 yıl içinde tanışan ülkelerde insanlar insanın katkısını anlayabilmiş olmadıklarından kanunların veya kuralların sistemi kuracağı sanılmaktadır. Halbuki kuralları uygulayacak olanlar insanlardır. İnsanlar kuralları öğretmeden ve onların bu kurallara inanması sağlanmadan hiç işlevsel bir olgunluk ortaya çıkabilir mi? Türkiye’de AB formasyonuna uygun kanunlar yapılınca Türk insanı AB formasyonuna girebilir mi? Hiç eğitsel ve sosyalizasyon kapsamlı çalışmalar yapmadan bizim AB standartlarını yakalayabilmemiz mümkün olabilir mi? Biz AB’nin 20 yıl sonraki işlevsel yapılanmasını bilmiyoruz ki onu kendimize adapte edebilelim. Kanunları değiştirerek insanlar adam edilmez. Devlette öyle. O halde insanları değiştirecek politika ve yatırımları ortaya koyabilmeliyiz. Bunları da ancak Batı kendilerinde uyguladıklarını bize öğretirse becerebiliriz. Burada şunu söylemek istiyorum. Değişim yönetilmeden olmaz. Yani AB kanunlarını tercüme edip parlamentodan geçirmek bir oyundur. Önemli olan şehrin, köyün yaşam harcıdır. Yaşam harcı iyi karıştırılmazsa mantıklı ve zevk sahibi liderlik yetiştiremezsek hiçbir şekilde ilk çağ mantalitesinden kurtulamayız. Bugün hala Türkiye’de köy bazında insanlarımız ilk çağ kültürel olgularıyla yaşamaktadır. Bunların değişimi ve olgunlaştırılması alınacak tedbirlere bağlıdır. Bu nedenle Altın Çağın tüm dünyaya yaygınlaştırılması hedefi için 100 yıl öngörülmüştür. Eğer medeniyeti sadece bina yapmak olarak görseydik bu süre 50 yılı aşmazdı. 100 yıl insanlığın değişimi için yeterli bir süredir. Batı duygusal yetersizliğini geliştirirken doğu materyal olgunluğunu geliştirecektir.

Ben Atatürk’ün Batı dünyasındaki kurumları içleri boş olarak kurabildiği konusundaki durumu düşünmüş bunların içinin benim tarafımdan doldurulmasının mümkün olacağını hissetmiştim. Hakikaten bu yaptığım çalışmalar gerek devlet gerek millet ve gerekse ülke bazında yaşam disiplini oluşturacak bir tanımlamaya dönüşmüştür. O zaman devletin rasyonel işleyebilmesi için devlet kitabında yer alan açıklamalara ilave olarak düşünsel açıdan insanın katkısını realize eden sistematikleri işletmek olarak ele almalıdır. Rasyonalite ölçülü, kontrollü ancak kendine güvenen bireylerin liderliği için indoktrine edilmiş yönetim mekanizmaları olarak ele alınmalıdır. Bu kapsamda düşünülmezse kimsenin bunun içinden çıkabilmesi mümkün değildir.

Dünyanın Rasyonalizasyonu :

Dünya bölgesel ekonomik ve siyasi oluşumlar dışında Birleşmiş Milletler çatısı altında hukuki bir örgütlenme ortaya koymuştur. Bugünkü durumda zengin ve bilgi toplumu oluşumuna dönüşmüş bir bölümü ile gelişmekte olan bir bölümü ve çok ilkel şartlarda bulunan bir bölümü vardır. Geleceği bilgi sonrası toplum olarak görüp çalışmalarımızı her bir grup için ayrı ayrı sürdürmeliyiz.

Hukuk dayanağı tasarımla uyumlu çalıştırıldığında kendini daha güçlü ve inandırıcı hale getirecektir. Bugüne kadar çıkış noktası tartışılan hukuk artık kendine dayanak bulmuştur. Tasarım her şeyin başıdır. Geçmişte böylesi gerçekçi bir tasarım yapılamamış olduğundan insanlar üzerinde hukuk etkisi çaresizlik bazında tezahür ediyordu. Bugün hukuk sosyal olguları kabullenen ve sisteme istatistik sunan bir özellik kazanmaktadır. Bunu doğru işletmek ve insan-toplum doğası üzerinde rasyonalite yaratmak çok önemlidir. Toplumların deneyimlerini paylaşması bazında açık yüreklilikle dayanışma şarttır. Bunu gerçekleyici örgütlenmeyi Birleşmiş Milletler planlamalı ve realize etmelidir. Hayatı bir gelişen patern içinde insan doğası ve toplumsal yönelişler paralelinde yarına taşımak önemlidir. Bu sistematiği bilinçli olarak kurmak ve yaşatmak dünyanın rasyonalizasyonu demektir.

Ben istatistik biliminin iletişim yetenekleri üzerinden uzun vadede çok değerli toplumsal veriler üretebileceğine inanıyorum. Bu çalışmalar desteklenmeli ve geliştirilmelidir. Kendimizi böylelikle daha samimi bulgular içinde tanıma olanağı yaratabiliriz. Nano teknoloji ile iletişim yetenekleri orta vadede çok büyük oluşumları gündeme getirecektir. Bunları iyi değerlendirmek ve toplumların yararına yarınları geliştirmek çok ince ve hassas bir durumdur. Bunu yönetmek işte liderlik vasfı burada işe yarayacaktır. Dünyanın zenginliği ile insanın duyarlılığı geliştirildikçe hayat ve insan kavramları hak ettiği aşamayı yaratacaktır.

İnsanın Rasyonalitesi :

İnsan ve Salih Amel bir yaşamsal birlikteliktir. Bunun ruhu üretkenlik ve verimlilikte yatmaktadır. İyi huylu, hoşgörülü, düşünebilen, entelektüel varlık aradığımız özelliklerdir. Bunları bugünkü durumdan istikbale taşıyabilmek için özenle ve çok dikkatli çalışmalıyız. Kendimizi yarına hazırlama bilinci olmadan Salih Amel disiplini anlam taşımaz. Hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşama isteğimizi sürekli yüksek tutmalıyız. Toplum insanın zafiyetlerini takviye edici tedbirleri görebilmeli ve yaratabilmelidir. Fakir insanların hayatları Allaha terk edilmiş sadeliktedir. Zengin insan Salih Amel ile rasyonel bir yaşamı zevkle realize edebilir.

Hayatı tutumlu, gerekli olanla, gereği kadar değerlendirmeliyiz. Cimri ve girişimsiz yaşamak hayatı kurutmak demektir. Hayatı planlı ve programlı yaşamak bir anlamda onu renklilik bazında gözlemlemek demektir. Başkalarının yönelişlerini kıskanmak yerine kendimize örnek alabildiğimiz ölçüde hayatımızı daha renkli yapabiliriz.

Dünya – insan ve hayat üçgenindeki estetik, güzellik ve tasarım bilinci başkalaşımın temel öğeleri durumundadır. İnsanların örgütlenmesi liderlerin organizasyonları geliştirmesi hep rasyonalizasyon davranışları olarak ortaya çıkacaktır. Amacımız insanları becerileriyle mutlu yaşadıkları bir dünyaya yöneltmektir.

Her yöneliş ve oluş yorumlanabilir, ölçümlendirilebilir. İnsanlar belli konularda diğer insanların yönelişleri hakkında bilgi sahibi olurlarsa kararlarını daha isabetli ve manalı bir şekilde verebilirler. İşte rasyonalite için karar verme yaklaşımını bu manada inceledik. Yazılanların her birinin birbiriyle ilişkisi vardır. Önemli olan bu ilişkiyi hissetmek ve yönelmektir. Yapılan her şeyin bireysel ve toplumsal bir mana taşıdığı gerçeğini hiçbir zaman unutmamak gerekir.

RASYONALİZASYONUN TEORİK OLARAK ANLAMI :

Ölçülebilirlik Yönü :

Ölçülebilirlik bilimi yaratmıştır. Bilimler anlaşılırlıklarını ölçülendirme becerisiyle geliştirmektedirler. Duyguların bile ölçülebileceği bir geleceğe gitmekte olduğumuzu bilmemiz gerekir. Hayatı ölçülü ve anlamlı oluşturmak bir anlamda rasyonalitenin görevidir. Biz matematiği ilkokul üç seviyesinde toplumsal yaşamımızda kullanmaktayız. Yakın gelecekte herkesin lise mezunu olacağı öngörüldüğüne göre toplumsal becerimizi lise seviyesi matematiğine getirmemizde şarttır.

Ölçülebilirlik böylesi bir gelecek için önemli ve gereklidir. Karar mekanizmalarını şeffaflaştıracak ana unsurda buradan geçmektedir. İnsanları rasyonel ölçülebilen bir hayata daha kolay hazırlayabiliriz. Hayat rasyonalitede gerçek örgülerini kazandığında eğitim zorlukları da bir anlamda aşılmış olacaktır.

Netice olarak rasyonalizasyon bir ölçümleme becerisi olarak görülmelidir. Böylece insanlık irrasyonel yönelişlerden kurtulabilir.

Yöneliş İlkesi :

Sağduyu ve mantık bir anlamda doğal olarak rasyonaliteye uyumlu bir oluştur. Bu nedenle insanlar ikna olma ve karar verme açısından kendi çıkarlarını daha kolay görebilmektedirler. O zaman insan doğasına uygunluk teşkil eden bu durumu kendimize rehber almalıyız. Bazı toplumsal konularda yetersizlik rasyonaliteyi bozacak yönelişler yaratabilir. İşte bu nedenle asgari eğitim seviyesini lise, lisedeki eğitim oluşumunu ise hayat olarak belirledik. Bu realiteyi rasyonalizasyonla insan doğasındaki ilişki bazında görebilmek en doğrusudur.

Netice olarak her insan kendine özgülük kazandığı dünya yaşam alanında tanrısal gerçekler dışında kendi karar mekanizmasını sağlıklı ve düzenli çalıştırmak durumundadır. Bu davranış sosyalizasyonu geliştirecek ve medeniyet anlayışını görkemli bir oluşa dönüştürecektir.

Bilinçli Oluş İlkesi :

İnsanda toplumsal bir oluşum olarak bilinç çok değerlidir. Bu insanı ehil bir varlık yapar. Böylelikle kararlarını dengeli ve ölçülü hale getirir. Böylesi bir özellik toplumsal gelişimi ve bireyin toplumun bir parçası olarak yöneliş becerisini yaratır. Dolayısıyla bu toplumsal bilinç bireyi rasyonel olmaya zorlar. Kumar oynamak, aşırı içki içmek işte bu olguyla yaygınlaşmaz. Aslında peygamberlerinde veya dini konularda karar üretenlerinde hareket noktası bu bilinçtir. Hazreti Muhammet’in Kuran gibi bir tasarımı insanlığın malı haline getirmesi de bir anlamda bu rasyonalite bilincidir. Bugün bizim hareket noktamızda aynıdır. Eğer Hazreti Muhammet bugün yaşasaydı mutlaka benim seçtiğim düşünsel açıklama yolunu seçerdi. İnsanlığın bu güne ulaşmasını sağlayan ana gerekçe de aslında budur. Aklın yolu bir dedikleri işte bu kavramsal açıklamadır. Rasyonalite detayları gösterecek ki hiçbir zaman bu yaklaşımın sonu gelmeyecektir. İşte bu Allahın sonsuz tasarım kabiliyetinin ana tezahürüdür.

Doğa ve Rasyonalizasyon :

Doğayı Allahın yönetim gücü olarak görmemiz gerekir. İnsan ile Allah arasındaki büyük ayırım bir yerde yaratmadaki eksikliktir. İnsan Allahı anladıkça kendi gücünü de keşfedecektir. Doğayı anlayabildiğimiz kadarıyla ne kadar rasyonel bir işletim tasarımı olduğunu anlamaktayız. Rasyonalizasyonu da insan yaşantısının doğası olarak görebiliriz. O zaman bunu akıl ölçülerinde tutarlılığını ve dengesini aramamız gerekecektir. Hayatı bütünüyle dengeli ve anlamlı hale getirmek rasyonalizasyonun hareket noktasıdır. Doğa detayları hakkında bilgi genişliği rasyonalite becerisinin artmasına olanak sağlayacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta insan mantalitesinin örnekleme ihtiyacını doğadan alması gerekliliğidir. Doğa ne kadar doğru ve detaylı anlaşılırsa insan duyarlılığı da o kadar gelişecektir.

Rasyonalitenin Sonsuzluğu Üzerine :

Rasyonalizasyon insan doğası ile bağlantılı olduğundan duyguların ve sezgilerin tekamülü bunun gelişimini etkileyen faktörler olarak ortaya çıkacaktır. Böyle olunca bugünün toplumsal yetenekleri birkaç on yıl sonra çok değişeceğinden insanın duyarlılıkları da değişecektir. Bu durumda rasyonalizasyon her gelişmeden ve tercihten etkilenerek insanlığa tecrübe kazandıran bir unsur olacaktır.

Bu bakış açısından hareketle tercih ve yönelişlerdeki beceri birikimi zamanın bir fonksiyonu olarak yaşayacaktır. İşte bu oluşum rasyonalitenin sonsuzluğu konusunda bir görüş olmaktadır. İnsanın her birinin farklılığı gibi tercih ve yönelişlerinde farklılığı esastır. Bu kapsamda her bir yönetimin sahip olduğu insan faktörleriyle değer kazanacağını hiçbir zaman unutmamız lazımdır.

SONUÇ :

Bu kitabın tasarlanmasının amacı yönetsel düşüncenin temelini oluşturacak bir yaklaşım ortaya koymaktır. Ne kadar başarılı olabildiği konusunda hiçbir yargıda bulunmak istemiyorum. Yazmaya başladığımda da bunu şu anda yazabilecek tecrübeye sahip olmadığımı söylemiştim. Eğer bundan sonraki yaşantımda yönetsel bir tecrübe kazanır ve buradaki düşüncelerimden farklı bir yargıya varırsam bu kitabı toplatırım.

Rasyonalizasyon Atatürk düşünce sisteminde yer alan akılcılığın doğru adıdır. Çünkü akılcılık hiçbir şekilde terbiye olmamış saf bir anlayışı anlatmakta kullanılmalıdır. Ölçü olmadan hiçbir inkişaf sağlanamaz. Halbuki bizim hareket noktamız cennet gibi mükemmel bir yaşamı disipline etme sorumluluğudur. İnsanlık gelişmeye ve tekamüle devam edecektir. Bu çalışmalar belki de birkaç asır sonra yetersiz kalacaktır. O zaman temel hareket noktalarını koruyarak geliştirilmesi gerekebilir. Hiçbir şekilde bu yazılanların bir son olduğu düşüncesinde değilim. Bunları da en iyi ben bilirim iddiasına da sahip değilim. Eğer bunlar daha önce yazılmış olsaydı emin olun kendimi bunları yazma zorunluluğunda hissetmezdim.

Bu çalışmaların başlangıcında hareket noktası olarak doğayı ve insanı almıştım. Altın Çağı yazarken de önce Devlet organizasyonunun felsefesini yazmaya çalıştım. En sonunda da rasyonalizasyonla bitirdim. Benim çalışmalarımın bu kapsamdaki sonu olduğunu sanıyorum. Bundan sonrasında tabii ki boş durmayacağım. İnsanı duyguları bakımından eğitecek çalışmalar yapmayı arzuluyorum. Özellikle tiyatronun basitleştirilerek insanı duygusal olarak eğiten bir mekanizma haline getirilmesine inanıyorum. Bunu Shekspear’den öğrendim sayılır. Batı dünyasının bu güçlü kişiliğe borcu büyük. Bende kendisine tiyatroyu yaşatması yönüyle saygılarımı sunup duygusallığı geliştirecek yönelişi becermeyi çok istediğimi söyleyebilirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder