19 Mayıs 2009 Salı

Müjde

DÜNYA VE KAİNAT :

DOĞA :

Kainatta Allahın yarattığı her şeyin zaman boyutunda ki değişimine doğa denir. Her canlının bir doğası olduğu gibi, her maddenin de yaradılıştan kaynaklanan bir karakteri vardır. Bu karakteri onun doğasıdır. Biz madde ile ruh arasında kalmış olayları ve değişimleri inceleyebilmekteyiz. Ruhu göremediğimiz için madde üzerindeki soyut eylemleri ruhun özelliklerine bağlayarak izah etmeye çalışırız. İşte Allahın insanlara öğretmediği budur. Varlığını bildiğimiz halde göremeyiz ve değerlendiremeyiz. Allahın yönetim kudretini topladığı ruh her zaman bize merak unsuru olarak kalacak ve kendimizi Allahın karşısında her zaman küçük göreceğiz. Yaradılışımızın Allah’tan temel farkı budur.

KAİNATIN GİZEMİ :

Kainat, sonsuz kabul edilen boşluğun içinde yıldızlardan ve bunların topluluğu galaksilerden oluşan büyük yaşam alanıdır. Kainat; bir dikdörtgeni dolduracak şekilde sağ alt köşeye yakın bir bölgeden genişleyerek büyümektedir. Kainatın yaşı 15 milyar yıl olarak hesaplandığına göre genişlemesini 5 misli daha devam ettireceği sanılmaktadır. Bundan sonra toparlanması söz konusu olursa kainatın toplam yaşam süresinin 150 milyar yıl olacağı değerlendirilmektedir.

İnsanın hareket alanı galaksilerle sınırlıdır. Galaksiler içinde bile yıldızların mesafesi oldukça fazladır. Böylesi bir büyüklük bugünkü olanaklarla ulaşılması imkansız boyutlardır. Belkide hep öyle kalacaktır.



MADDE-VARLIK :

Madde; atomun keşfedilmesiyle elementlerle izah edilmiş, daha sonra elektron, nötron, proton gibi partiküllerden oluştuğu kabul edilmiş, böylece varlığı oluşturan zerreler hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Einstein madde ve enerji arasında ilişki olabileceğini ispatlamaya çalışmış ve bize sonsuz enerji ihtiyacı için kaynak alanını göstermiştir.

İnsan daha enerjiden maddeye, maddeden enerjiye dönüşümü tam olarak kontrol edemese bile buna çalışmaktadır.

Canlı varlığın gizemi çok daha enteresandır. Hidro karbon moleküller yapısıyla hücre başlı başına bir deha ürünüdür. Bugün genetik yapısını okuyabildiğimiz bu varlığın gelecekte oluşumunu ve yaradılışını kontrol edebileceğimiz beklenmektedir.


BİLİM VE DOĞA :

Bilim; varlık ile doğanın açıklanmasına çalışan bir yaklaşımdır. Bugüne gelinebildiğine göre doğru ve insan beyni ile uyumlu bir yaklaşım olduğu kabul edilebilir. Genel kanı şudur ki doğa ve varlık gizemini insanlık için sonsuza kadar muhafaza edecek ve bu kapsamda insanlık doğrularını teorilerle izah etmeye çalışacaktır.

Bu doğruysa bilim sonsuza kadar, açılan ve çoğalan bilgi kümesini yığmaya devam edecektir. Sadece insan için yapılması öngörülen çalışmalar neredeyse sonsuzdur. Toplum için öngörülen çalışmalarsa bundan daha çoktur. Allah bizi böylesi bir karmaşık ortamda yaşatarak, kendimize tam güvenimizi sınamaktadır. Böyle olunca peygamberler ve Allahın emirleri her zaman rehber olarak kalacaktır. İnsanlığın her yüz senede bir yenilendiği göz önünde tutulursa iletişim ve eğitiminde sürekliliği göz ardı edilmemelidir.






VAROLUŞ ÜZERİNE :

Var oluş Allahın üstün yaratma kabiliyetinin bir eseridir. Bu insanlık için merak konusu olmaya her zaman devam edecektir. Büyük patlama ve gezegenlerin oluşumu, canlıların yaratılması ve bunların tekâmülü, bütün bu oluşumu kontrol eden bir kudreti var olarak kabul etmemizi sağlıyor. Bu da insanlığın bakir yaradılışına ve kendi özellikleri ile gelişmesine bakılırsa, gelen peygamberlerin toplumsal olgular üzerine çalışmasına ve getirdikleri bilgilerin kısıtlılığına bakılırsa insanlığın önünde daha çok yol olduğu anlaşılacaktır.

İnsanlığın temel görevi; organizasyon, idame ve geleceğin yönetimidir. Kendi varlığına bu temel üzerinde anlam katacak ve bilemediği konularda teori üretmeye devam edecektir.

Var oluş gerçeği ve zaman hayatın kendisidir. Biz insan olarak kendimizden ve kendi etki alanımızdan sorumlu olmaktayız.



SAMANYOLU GALAKSİSİ:

Dünyamız güneş sistemi ile Samanyolu Galaksisi içinde yer almaktadır. Demek ki Ademoğlu’nun ilgi ve ulaşım limiti burasıdır. Galaksiler arası ulaşım Allahın gücünde yer aldığından bize düşen bu galaksiyi insanlık için mükemmel şartlara doğru çekmektir. Bugün güneş sistemi içinde gezegenlere bile ulaşım imkanlarımız yoktur. Ancak bilim ve teknolojinin bize galaksi içinde insan becerisini gösterme kabiliyeti sağlayabileceğini umuyorum.

Dünyanın ömrünün güneşe bağlı olarak 5 milyar yıl gibi bir zamanla kısıtlı olacağı düşünülerek kainatın ömrü olan 135 milyarlık süreyi Ademoğlu Samanyolu Galaksisinde geçirecektir. Demek ki bizi burada mahşere kadar var edecek oluşum insan beyninin içindedir ve buna 5 milyar yılımız vardır.





UZAYIN GİZEMİ :


Uzayın bizim için sonsuz bir boşluk olduğu düşüncesi hakimdir. Unutulmamalı ki kainat insanlık için galaksileri ve bunların yaşam süreçlerini gizlemektedir. İnsanlık uzayın derinlikleri ile bilgileri son 20 yıl içinde arttırmaya başlamıştır. Belkide önümüzdeki orta vadeli yıllarda bu imkanlar daha da genişleyecektir. Eğer böyle olursa uzayın her bölümü hakkında uzun vadede toplanacak bilgiler bize galaksilerin nasıl bir hayat emaresi taşıdıkları hakkında bilgi verebilecektir. Galaksilerdeki yıldızlar ve bunlara ait sistemler anlaşılır hale geldikçe insanoğlu uzay hakkında daha somut yargılara varabilecektir. Dünya çevresine çıkılarak kullanılmaya başlayan uyduların bile insanlık için ne kadar önemli kolaylıklar sağladığı ortadadır. Uzay çalışmalarına birbirini iten ve rekabet eden mantık ile yoğunluk kazandırılması önemlidir. ABD’nin sağladığı birikim tabiî ki çok sevindiricidir. Ancak NASA gibi üç-beş sistem dünyada çok daha etkin rol oynayabilir kanaatindeyim.


GEZEGENLERLE İLGİLİ :

Güneş sistemindeki gezegenler güneşe mesafeleri, büyüklükleri ve doğal sistematik davranışları ile farklılık göstermektedir. Bu gezegenlerin varlığının bir anlamı olmalıdır. Dünya insanoğluna yaşam ortamı sunarken diğer gezegenler neden vardır? Allahın kusursuz ve mükemmel tasarımını anlamaya çalışmak bizim birinci hareket noktamızdır. Bu gezegenler bize mükemmelliğin gereği olarak gözükmelidir. Gerek çekim güçleri ile gerekse birbirlerine olan yaklaşımları ile bir dengenin bir muvazenenin varlığının habercisi olmalıdırlar. Belki de sistem zamanının bir ölçüsü durumundadırlar. Allah yaratmışsa mutlaka insanoğlu için önemlidir. Kainat tasarımı Allahın sonsuz gücünün insanoğlunu her zaman hayretlere düşürecek beceriye sahip olduğu kabul edilmelidir. İnsan varlığı için dengeli sistemleri bu oluşumlardan yola çıkarak tasarlayabileceğimiz anlamı çıkabilir. Bu nedenle kapı daima açık bırakılmalıdır.
GÜNEŞ :

Güneş dünyamızın hayat kaynağıdır. Bu nedenle yaşamımızın da bir anlamda temelini teşkil eder. Güneşi biz güneşten gelen ışınlarla algılamaktayız. Dünyanın güneş etrafında dönüşü, ekseninin eğikliği ve dünyanın kendi etrafında dönüşü bize hayat sağlamaktadır. Bize ne kadar hassas bir denge ve tasarım olduğunu öğretir güneşi anlamaya çalışmamız.

Güneş bize kainat hakkında da önemli ipuçları göstermektedir. Yıldızların nasıl bir oluşum içinde oldukları hakkında bilgi verir. Güneşten yayılan radyasyonun ve belkide bugün bilemediğimiz diğer etkilerin gezegenlere ve dolayısıyla dünyaya nasıl bir etki yapmakta olduğunu incelemeye devam edeceğiz. Güneşteki enerjinin maddeye dönüşüm potansiyeli hakkında elde edeceğimiz görüş ve teoriler zamanla kainatı daha iyi algılamamıza olanak verecektir.

Güneşin gezegenlerle ilişkisinin enerjinin maddeye dönüşümünde bir araç olduğu kabul edilebilir. O zaman yaradılışla bağlantılı olarak enerji yoğunluğu ile zaman ve madde ilişkisi bize yaratıcının yaratma becerisi hakkında bilgi verebilir. Güneşin zaman boyutunda geçireceği evreler hakkında, kainatı gözlemleme yöntemiyle elde edeceğimiz verilerle yorumlar yapabilmemiz mümkün olabilir. Işık hızı ve ışık oluşumu bize teorik olarak kümelenmiş enerjinin maddeye dönüşümü sürecinde ölçülebilir göstergeler yarattığını düşündürebilir. Fizik bilimi ışığı tarif ettiği kadarıyla yetinmemeli enerji-madde ilişkisinde bir boyut olarak görmelidir.

Yıldızların hayat evreleri yapılacak çok uzun süreli gözlemlerle teorileştirilebilir. Bu nedenle çok sabırlı olmalı ve üretilen teorilerin güvenirliği konusunda çok dikkat göstermelidir.

Çekim kanunları ve madde-madde etkileşimi gelecekte çok geniş manalar ve kolaylıklar getirebilir. Radyasyonda bir diğer özelliktir. Bunlar hakkında insanlık teorilerle daha çok gelişmeye ve incelemeye ihtiyaç göstermektedir.

Güneşi irdelerken genel kabule göre gezegenlerin güneşten koptukları belkide doğru değildir. Güneş sisteminin bir enerji yoğunluğundan maddeye dönüştürülürken böyle bir tasarımın yaratılabileceği gözden geçirilmelidir. Bizim teorilerimiz Allahın gücünü küçümseyemez, ama olabilirliği açısından açıklama yapmaya çalışmalıdır.

Bilim varsayımlarını açık tutmalı ve bu varsayımları her zaman gözden geçirmelidir. Hayat ve bilemediğimiz insan üzerindeki hakimiyet, anlamakta zorluk çekeceğimiz Allahın gücünü küçümsememiz doğrusunu hatırda tutmamızı dikte ettirmektedir.


DENİZLER :

Dünyanın ¾’ü denizlerle kaplıdır. Su hayatımızın temel yapı taşı ve dünyanın yaşamsal parçasıdır. Tüm canlılarda ortak olan hücre büyük oranda su bulundurur. Canlılığın temeli olan bu olgu aynı zamanda yağmurlar ve diğer doğal oluşumlarla hayatı sürekli kılan özellik taşımaktadır. Denizler karalardaki hayatın bir anlamda destekçisidirler.

Denizler sadece su açısından değil aynı zamanda kendine özgü ortamda var olan besin potansiyeli ile de insanlığın bir nevi beslenme deposudur. Gelecekte öyle zannediyorum ki denizler balık ve deniz ürünlerinin beslenme alışkanlıklarında yaygınlaşmasıyla çok önemli bir üretim imkanı sağlayacaklardır.

Denizlerin bugünkü ekonomik hayatın ne kadar önemli ulaşım ortamı olduğu unutulmamalıdır. Gelecek belkide denizler üzerinde çok daha kapsamlı hayatı etkileyecek tasarımlara sahne olabilir. Araştırmaları aralıksız ve koordineli olarak sürdürmeliyiz.


KARALAR :

Bilimsel olarak dünyanın kabuk denen bölümünün plakalar halinde karaları ve tabiî ki deniz tabanlarını manto üzerinde taşıdıkları kabul edilmektedir. Dolayısıyla dünya oluşumu ve dağların hareketine dayalı bir sistematik yaklaşımın bulunduğu anlaşılmıştır. İnsan ömrünün bu değişimi fark etmeye yetmediği de aşikardır. Böyle olunca karalar dünya atmosfer ve iklim koşullarına dayalı başkalaşım yanında bir de jeolojik yapısal başkalaşım geçirdiği anlaşılmaktadır. Milyonlarca yıllık hareketlilik ve törpüleme karaların bugünkü varlığını oluşturmuştur. Karalar üzerindeki canlılığında milyonlarca yıldır var olduğu göz önüne alındığında dünyanın daha gerçekçi bir oluşum paterninin teorik olarak ortaya konulmasına imkan vermelidir. Dağlar ovalar kıyı şeritleri hep insanın egemenliğindedir. Böyle bir hükümranlık hem sorumluluk hem de estetik açıdan insana görevler yaratmaktadır.

Tabiatı koruma bilinci ve yaşam disiplini dünyanın doğası ile bütünleşmiş bir anlayış içinde gerçekleştirilmelidir. Zamanla bilimsel gelişmelerin ve teknolojik becerilerin ortaya koyacağı imkanlarla yaşam alanları daha üretken ve insan zevk ve yönelişlerine uygun yapılanmaya dönüştürülecektir. Bu görüş ve düşünceye siyasi örgütlenmede insanları doğa ve çevre bilinciyle yaşatmak bakımından kapsamını doğa olarak belirleyen partilerinde ortaya çıkarılması gereklidir. Nitekim Batı bunu görmüş ve etkin hale getirmiştir.

DÜNYANIN YARADILIŞI :

Dünyanın insan yaşamına uygun kriterlerinin hassaslığı göz önüne alındığında dünyanın sadece güneşten kopan bir parça olarak soğuyup bugünkü haline geldiği tezi yetersizdir. Böylesi mükemmel bir ortamın canlıların yaşam alanı olarak dizayn edildiği gerçeği tek çözüm olarak yaradılış yönetimini kabul etmemize neden olmaktadır. Diğer gezegenlerin kuru kuruya yaradılıştan farklı bir özellik taşıması belkide dünyanın daha özel bir statü ile yaratıldığını anlamamızı sağlamaktadır.

Bugün için doğal gaz yada fosil temelli yakıtların dünyadaki oluşumlarını izah edebilmek mümkün değildir. Dünyadaki milyonlarca yıllık organik hayatın bir sonucu olduğu şekliyle yapılan açıklamalar yetersiz kalmaktadır. Ben dünyanın insan becerilerine paralel olarak yaşam alanı standartlarını yükselten bir özel tasarım olduğunu kabul etmekteyim. Diğer gezegenlerinde insan tasarımında yaşam alanlarına dönüştürülmesinin zaman içinde mümkün olabileceğini düşünmekteyim.


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER :

Dünyanın bugünü, milyarlarca insan ve bilim ve teknolojinin gelişim trendi ile geleceği tasarlama bilincidir. Bu kapsamda 20.yy uluslara dayalı bir model olarak Birleşmiş Milletler organizasyonunu ortaya çıkarmıştır. Gelişmeler ve toplumsal değişim dinamikleri öyle gösteriyor ki ulusa dayalı sistemler yerine bölgesel ekonomik güçler oluşumu yani plural bir sistematik dünyanın geleceğidir. Birleşmiş Milletler devlete dayalı temsil yapılanmasıyla dünya siyasi konjonktüründe bir değer halini almıştır. Dünyanın top yekun yönetim ilkeleriyle dengelenmesi ihtiyacı gelecekte bu organizasyonu daha etkili hale getirecektir. Birleşmiş Milletler organizasyonu kuruluş ilkelerine dayalı bir anlayışla insanlığın mutlu geleceğini hazırlamasında faydalı bir teşkilat olarak kalmalıdır. Siyasi etkinlikleri açısından plural oluşumları bünyesinde etkin hale getirmesi belkide zaman içinde kendini yenilemesini gerektirebilir. Ancak özellikle ABD’nin etkinliğini destekleyen ve hukuk sistemi mantığı yaratan örgütlenme çok iyi düşünülmüş bir tasarımdır. Dünyanın örgütlenme ve gelişim paternlerine yön vermek bakımından faydalı çalışmalarla etkinliğinin sürdürülmesi kanaatinde bulunulmaktadır.

Bugünün teknolojilerinin yarattığı iletişim imkanları yapılan analiz ve çözümlemelerin bilimsel değerlendirilmeleri insanlığı yönlendirebilecek değerler taşımaktadır. Nitekim önümüzdeki 10-15 yıl içinde dünya yaşam standartlarının asgari yeterlilik seviyesine sürüklenebilmesi mümkün görülmektedir. İşte Birleşmiş Milletler bu açıdan önemli bir etkileyici rol üstlenmeli ve etkinliği dünya siyasi ve ekonomik oluşumları ile desteklenmelidir. İnsanlığın kurtuluşunun top yekun örgütlenme olduğu ve insanların var oluş ilkeleriyle birlikte birbirinden sorumlu oldukları unutulmamalıdır.


ULUSLAR ARASI DÜZEN :

Büyük küçük, zengin fakir her ulus, bir temsil yapısıyla diplomasi denen ölçüler yumağında yaşayacaktır. Milletlerin varlığı ve demografik özellikleri realist bir yapılanmayla geliştirilmeye çalışılacaktır. Siyasi ve ekonomik etkinlik plüralist bir varlık stratejisiyle sürdürülecektir. Teknolojik ve bilimsel güç elemanları global bir perspektifle işletilecektir.

Dünya; kader kardeşliği kavramıyla her bireyin ve her halkın müreffeh yaşaması doğrultusunda dengelenen bir siyasetle yönetilecektir. Eğitim teknikleri ve olanakları maksimum istifade ile insanlığın hizmetine sunulacaktır. İnternet ve iletişim teknolojileri bireyin etkinliğini süratle arttırmaktadır. Bunlar sayesinde insanlar arası ilişkiler süratle gelişmekte ve rasyonel yaşam renklenmektedir.

ALLAH İLE İLGİLİ :

YARATILIŞ GERÇEĞİ :

Allah kainatı ve kainattaki tüm varlıkları bir ateş topundan yaratmıştır. Kainat bu ateş topunun kainatı oluşturacak şekilde büyük boşluk içinde açılmaya başlamasıyla oluşmuştur. Açılma bugüne kadar geçen 15 milyar yılda altıda birini tamamlamıştır. Tekrar toplanacağı da düşünüldüğünde kainatın toplam ömrünün 150 milyar yıl olacağı değerlendirilmektedir.

Dünya ve bunun gibi alemlerin özel olarak yaratıldıkları gerçeğini her zaman göz önünde tutmalıyız. İlkel bir insan olarak yaratılmış olan Ademoğulları çoğalarak ve organize olarak cennet kurmayı başarabilecek seviyeye gelmişlerdir. Her insan ölümsüz ruhu ile kainatın değişik alemlerinde (ki yaklaşık 18000 yada 70000 alem bulunmaktadır) yaşamaya devam ederek kendini ehlileştirmektedir.

YÖNETİM :

Allah kainatı doğası ile yönetmektedir. Kurana göre yaratılan her madde yaradılış kurallarına uygun olarak Allahın kontrolü altındadır. Böylece kainat doğal kuralları ile kendi içinde canlıdır. İnsan sahip olduğu ruh ile kainatın seçilen galaksilerinde tabiatı kontrol etme becerisi kazanmaktadır. Bilim denen sonsuz ışık insanın kainatı ve dünyayı anlamasına yardımcı olmaktadır.

Maddenin doğasındaki enerji yoğun yapılanma ile maddenin fiziksel oluşum dengesi var oluşun kaynak açılımını vermektedir. Dolayısıyla Allahın madde üzerindeki hakimiyeti kainatın bir anlamda tüm varlığını yönetim becerisine dönüştürmektedir. İnsanoğlu Allahın yönetsel becerisini her zaman merak edecek ve teorilerle bunu izah etmeye çalışacaktır.

YENİDEN VAROLUŞ OLASIĞI :

Allah gölgesi olarak yarattığı insana benzemektedir. Sonsuz yönetsel ve yaratış gücü ile kainatın yöneticisi ve bekçisidir. İnsan sonsuz denebilecek yaşam kabiliyeti ile Allahın tasarımı ve yaratığıdır.

Allahın kainatın var oluş süresine dayalı bir ömrünün olduğunu değerlendirmekteyim. Büyük bir olasılıkla kainatta yaratılmış olan trilyonlarca insandan tek bir vücut yeni bir Allah doğacaktır. Benim kanaatim ve değerlendirmem bu şekildedir. Zira insan için söylenen yeniden dönüşün O’na olduğu gerçeği bu şekilde izah edilebilir.


BİLİM :

A. BİLİM VE İNSAN :

Bilim doğayı anlayabilme yönelişidir. İnsan bilimi ve kurallarını hazır bulduğu için çocukluğundan itibaren mevcut tasarımların ve açıklamaların bir parçası haline gelir. Kapasitesi dahilinde bilime katkıda bulunmak her insanın isteyeceği bir şeydir. İşte Nobel uygulaması, her yıl insanlığa yararlı bir hizmeti ödüllendirerek insanlar arasında bir yarışma ortamı ortaya koymaktadır. Bilim insanların ortaya koyduğu bilgilerle oluştuğu halde bugün insanlığa yön veren bir sistematiğin mantığı olmaktadır. Aslında bilimde insan mantığına dayalı kabullenmelerden yola çıkarak oluşumları açıklamaya çalışır. Ancak bilim uygulamada hurafelerden daha somut başarılar gösterdiği için daha muteber olarak görülmektedir. Doğru olanı doğruluk nispeti hakkında kanaat sahibi olmaktır. Böylece insan kendi yaşamı hakkında daha uygun tercihlerde bulunabilecektir.


B. BİLİMİN YARATACAĞI MUTLAK DOĞRU :

Bilim varsayımlardan yola çıktığını gizlememelidir. Gerçi bilimin güvenirliği insan aklı ile doğru orantılı olsa da insan bence doğrunun ne kadar doğru olduğu hakkında bir kanaat sahibi olmalıdır. Hayat insan duygularında ve insan dimağında şekillenmektedir. Dünyanın bu oluşumu salt bilim gibi somut verilere dayalı yaklaşımlarla açıklayabilmesi mümkün değildir. Kuantum fiziği ile açıklanan madde yapısının gerçekte her oluşumda insanın önünde olduğu gerçeğini unutmamalıdır. İnsan işte böylesi karmaşık bir olgunun içinde doğrusal yönelişlerle yaşamını sürdürmektedir.

Bugün için mutlak doğru yaratamayan bilim gelecekte de bu özelliğini değiştiremeyecektir. Daha doğrusu belkide mutlak doğrular Allahın bilebileceği netlikte olgunlaşmaktadır. Biz yine de mutlak doğruları aramaya devam edeceğiz.

C. TEORİ VE VARSAYIM :

Teori; bir açıklama, bir disiplin örgüsüdür. Böylece insanlar kendi çözümlemelerini evrenselleştirirler. Bugüne kadar ne kadar çok teori ortaya atılmışsa o kadar da kompleks bir varsayım ağı oluşmuştur. Demek ki teori baz aldığı varsayımına dayalı olarak yapılabilen bir açıklamadır. Aslında çocukların ders kitaplarında bu şekilde yer almaması geçmişte dinin uygulama alanında şüpheye dayalı boşluğu yok etmek gibi bir şeydir. Gelecek somut açıklama ve algılama yerine soyut kavramlardan oluşan bir dünyaya dönüşecektir. Doğrusuda zaten budur. Kuantum fiziği de karmaşık yapılanmayı algılama tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda insan yaradılışı ile madde arasındaki ilişki de daha anlamlı bir ifade bulacaktır kanımca.

İnsan ruh ve bedeninin karmaşıklığı kadar kainatta karmaşık bir hadise yoktur. Yine insan beyni kadar özellikli bir tasarım bulamazdı.

D. BİLİM ADAMI :

Bilim Adamı olma kriterlerini Batı doğru koymuş, koymuşta bugünkü ortamı yaratmış. Bizim amacımız doğruları bozmak değil.

Türkiye’de bilim adamı neden yetişmiyor? Zira bilim adamı olabilecekler para kazanmak için hayata atılıyorlar. Bu nedenle zor geliyor geri kalanlarına bilim adamı olabilmek.

Ben derim ki beyin kullandırmaz öyle kolay kendini. Eğer biri becermişse kullanmayı beynini bırakalım becersin becerebildiğini. Belkide beyin ile ruh arasındaki ilişki dengededir kim bilir. Biz kendi düşüncelerimizle insanı zorlamamalıyız. Bugün psikolojik bozukluklar yeteri kadar yaygın. İstemeyiz biz düşünen adama dönsün toplum. Bizim niyetimiz insanlar kendilerini görsün ve hedeflerini buna göre belirlesin. Ne kadar somut değerlerle örersek hayatı o kadar mutlu oluruz. Hayallerimiz gerçekleşir kendimizi biliriz.

Neticede bilim adamı olmaya istekliler gönüllü olsunlar ve kendilerini verebilip insanlığa hizmet etsinler.

DİN VE TOPLUM :
TOPLUM BİLİM :

Tarih içinde toplumların oluşumu ve disiplini uzun zaman dilimlerinde gerçekleşti. Bu nedenle insanı toplumsal değerlere sokmak kolay değil bilmek lazım. Toplum bilim toplumun ileri gelenlerinin toplumun iyi karakter kazanması için üretilen töre-adet ve kurallardır. Aslında hiçbir kural yoktur ki topluma iyilik katmasın. İnsan yaratılış özellikleri ile toplumsal davranışların uyarlanması sosyalleşmeyi ve medeniyeti getirmiştir.

Bundan sonra tüm toplumlar incelenerek toplumsal kurallar tespit edilecek ve bunların toplumsal olguya etkileri analiz edilecektir. Böylece toplumsal yönelişleri oluşturan değerler üzerinden gelecek ile ilgili sağlıklı tasarımlar yapmak mümkün olabilecektir. Aslında kültür bu kapsamda tanımlanabilir. Kültürün içine biraz coğrafi birazda iklimsel özellikler girdi mi ortaya çıkar kendisi.

DİNLERİN ÇIKIŞI VE YARATTIKLARI :

Esasen üç semavi din önemlidir, toplumsal etkinlik yarattıkları ile gözlemlenebilecek olan. Diğerleri gerek kopyalama gerekse özentidir. Allah üç peygamber ile adam etmiştir.

Hazreti Musa ile başlayan toplumsal karakter kazanma girişimi yavaş yavaş tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Tabii Yahudiler millet olarak bu özelliklerle üstünlük kazanmışlardır. Hazreti Musa’nın 10 emri insanın toplumsallaşması için gerekli asgari başlangıçtır. Bu değerlerle yaratılan yaklaşımlar toplumu üstün kılmaktadır.

Hazreti İsa evrensel bir sevgi bağı kurmaya çalışmış, günahı önemsemeyi öğretmiştir. Allahın bağışlayıcılığına atıfta bulunarak dengeli bir yaşam tarzını ortaya çıkarmıştır. İnsanlar bugün toplum bilimini konuşabiliyorlarsa bunlar İncil’in açık boyutluluğundan kaynaklanmaktadır.

Hazreti Muhammet zor bir kalıp yaratmıştır. Bu kalıba sığmaya çalışan insanlık kendine çok farklı boyutlar kazandırmıştır. Ahirete referans yapan yaşam sistemi insanı en çok etkileyen ve düşündüren özelliğe sahiptir. Zor olanı bu bilgilerin ispatlanamamasıdır. Böylece bilim ile din arasındaki dengesizlik asırlarca mücadele yaratabilmiştir.

Bugün insanlık Hazreti Muhammet’in Kuranının ötesinde bilgi ile donatılmıştır. Görevi olan medeniyeti yavaş yavaş kuracak ve dünya mutluluk çağını başlatacaktır. Bilimsel gelişmelerin trentleri ile insanlığın beklentileri bu şablon üzerinde birleşmektedir.


TOPLUMUN DEĞERLERİ :

Toplumun her parçası kendine özgü değerler yaratmamış olsa birbirlerine katlanamaz ve anarşi doğar. Aileden başlarsak ekonomik değerler öncelikle var oluşu sağlar. Kültürel değerler birlikteliği olgunlaştırır. Kendine özgü yaşam yönelişleri değere dönüştüğü zaman aile aile olur saygınlık kazanır.

Her köy ve kasaba kendine özgü değerlere sahiptir. Bu değerler başta kültür olur sonra ahlak. Devletler hukuk sistemleri ile toplumların değerlerini yaratmaya ve yürütmeye çalışırlar. Ama unutulmamalıdır ki toplum değerleri kanunlarla değil insan doğasıyla ortaya çıkmaktadır. Geleceği birebir göremediğimiz için geleceğin değerlerini bilemeyiz ama zaman onları da kültür ve ahlak olarak yaşantının parçası yapacak, böylece insanlık medeniyeti oluşturmaya devam edecektir.

Yakın gelecek insanlığı çok etkileyecek, bizim çalışmalarımız insanlığa rehber yaratmaktan başka bir şey değildir. İnsanlar geleceği kendileri yaratacaklardır.


İNSAN :

EVRİM VE İNSAN :

İnsan fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik varlık olarak incelenmektedir. Bu üç varlık özelliği de değişim halindedir. Bu değişim evrim olarak adlandırılmaktadır. Bütün canlıların evrim geçirdikleri kanaatinde bulunulmaktadır. Ancak insanın evrimi çok daha karmaşık ve sistematiktir.

Örneğin bir Kuranı Kerimin yarattığı evrimsel katkı hem psikolojik hem de sosyolojiktir. Bunun diğer toplumlara etkisi de aynı şekilde değişken olmaktadır. Ancak Allah Kuran’a uymayı insan için gerekli görmektedir. Bu kısmı evrensel bir olay değil bir gerçektir. Aynı şekilde Hazreti İsa’nın yolundan gittiğine inanan Hıristiyanların topyekun cehenneme gitmeleri de bir gerçektir. Allahın insana tanıdığı sınırsız özgürlükleri elçileri vasıtasıyla kısıtlaması da insanın yaradılış gerçeğidir. Demek ki Allah özgür insanı terbiye eden bir baskı yaratmaktadır. O zaman insan bunu tartışmasız kabul edecektir.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ :

Doğumundan itibaren insan kendi varlığını kabul ettirme yolunda yaşar. Önce fizyolojik ihtiyaçlar için kişiliğini koyar, sonra psikolojik ihtiyaçlar gelir. Çocuğun tek başına veya arkadaşlarıyla oyun oynamayı becerdiği dönemde sosyolojik ihtiyaçlar başlamış demektir.

Çocuğun bu dönemde kişiliğinin ortaya çıkması söz konusudur. Çocuk aslında karakter ve kişilik özelliklerini ruhuyla belirlemiştir. Ancak şunu söyleyebiliriz ki dünyadaki görüntülerden kopya çekerek bu özelliklerini tanıyacaktır. Bu nedenle kişiliğin ortaya çıkma dönemi olan 6 yaşına kadar olan dönemde çok itina ile bakılmalıdır.

Aileler kendi varlıklarını çocuklarına adamaları gereken bu dönem için kendilerini en iyi yeterlilik seviyesine getirmek zorundadırlar. Her birey kendinin sonraki nesil için ne kadar önemli olduğunu anlamalı ve buna göre yaşam bilinci oluşturmalıdır.



OKULLARDA EĞİTİM-ÖĞRETİM :

Anne-babanın okul öncesi eğitimde üzerinde durması gereken en önemli özellik çocuğun düşünebilmesini sağlamaktır. Bu özellik daha sonra okul yaşantısında da en çok aranılan özellik olacaktır. Zeka ve öğrenme becerisi ölçüleri ile tanımlanacak olan birey yönelişine göre kategorileşmiş bir öğretim yapısını yaşayacaktır. Burada dikkatli olunması gereken konu her aşamada yatay geçiş imkanlarının açık ama hak etmeli olması gerektiğidir. Zira 18 yaşına kadar çocuk kendi bilinciyle değil anne-babası veya çevresindekilerin etkilerinde kalacaktır. Bu kapsam bilim adamları tarafından insanın doğası olarak analiz edilmelidir. Böylece hangi yüzde ile değişen bir kader yaratılmaktadır ortaya çıkacaktır.

Lider özelliklere sahip yeteneklerin tespitine özel önem verilecektir. Bu yetenekler özellikle üst seviye yönetici ve bilim adamı olarak insanlığa hizmet edebilirler. Unutulmamalıdır ki ailelerin bir düzen içine girmeleri en az 3 nesil alacaktır.

Toplumun bireye eşit şans tanımasından yana gelişecek düşünce ve kabuller zamanla yatılı okulların çoğalmasına neden olacaktır. O zaman bu okulların psikolojik ve sosyolojik gereksinimler açısından yeterliliklerine iyi bakılmalıdır. İnsan tek başına yaşamaktan çok üretken ve katılımcı yapısıyla sosyalleşmeye açık bir yapı içinde yaşamalıdır. Kimliğin özelliklerine göre yönlendirilecek olan insan mutluluk tasarımı bilincinde yaşamayı öğrendikten sonra özgürlüğünü kazanmalıdır. Böyle olursa öğrenmesi ve sorumlulukları bütünleşmiş olacaktır.

AİLE :

Dünyada bugün mevcut olan aile tipleri zaman içinde modern çekirdek aileye dönüşecektir. Böyle bir süreci kısaltacak tedbirler ve yönelişler desteklenmelidir. Modern çekirdek aile ne demektir, burada bundan bahsedilecektir. Madem ki hayat bir stratejik çözümlemedir, şu halde aile de bu çözümleme içinde beraberliğin anlam kazandığı bir süreç tasarımı olarak görülmelidir. İnsanlar hayatı kendi yöneliş becerilerine dayandırarak mutlu ve dolu dolu yaşayabilmelidirler. Bunun için aile bir araç olmalı, amaç olarak hayatı imha edecek bir varlığa dönüşmemelidir.

Ailenin oluşumunda en önemli etken duygusal yönelişler olmalıdır. Bunun temelini de beğeni kavramı ortaya koymaktadır. İnsan kendi özellikleri ile yönelişi arasında dengeli bir beraberlikte mutluluğunu maksimum seviyeye çıkarabilir. Hayatın evrelerine göre ortaya çıkacak birliktelikler renklendirilme becerilerine göre deneyim aktarma imkanlarıyla beslenmelidir. Bunu ailenin özeli diye görmeyin, insanların tecrübelerine katın. Böylece hem insanlık daha iyi anlaşılacak hem de ekstrim vakalar gözden kaçmamış olacaktır. Bunların sistematik yapılandırılması ayrı bir bilimsel çalışma olmalıdır.

Ben ısrarla mutluluk tasarımı üzerinde durmak istiyorum. Aile mutluluk tasarımı konusunda birbirini anlayan ve destekleyen bir karakter taşımalıdır. Böyle olmazsa zaten bireylerin paylaşabileceği hemen hemen hiçbir şeyleri yok demektir. Böyle bir yaşamı ben sizlere öngörmek istemiyorum. Mutluluk tasarımı belkide en önemli bilimsel çalışma sahasıdır. Eğitiminde temelini oluşturacaktır.

Mutluluğu ölçülebilir hale getirmek insanların becerisi olacaktır. Mutluluk çağı veya cennet yaşamı ancak böylelikle anlam kazanabilir.

EĞİTİM FELSEFESİ :

Eğitim çocukluktan itibaren ikna yöntemine dayalı olarak geliştirilmelidir. İnsan küçüklüğünden itibaren sevgi-saygı ve sorumluluk üçgeninde dengeli yaşatılmalıdır. İkna yöntemi de bu kapsamda gelişebilir. Mutluluk tasarımı nasıl düşünsel beceri gerektiriyorsa, ikna etmek üzerine geliştirilecek taktiklerde bir anlamda düşünsel beceri gerektirir. Bu nedenle tartışma felsefesi analiz edilmeli ve teknikleri insanlara öğretilmelidir. Böyle bir beceri ile ancak insanlar stresten uzaklaşabilir ve kendi zekalarının çözüm alanını yaratabilir.

İnsanları sosyal varlık haline getirmeyi amaç edinen eğitim aktiviteleri karaktere ve yönelişe göre dengeli bir ortam içinde başarılı olabilir. İnsanın sosyal ve psikolojik künyelerinin oluşacağı zaman boyutunda bilimsel aktiviteler önem kazanacaktır. Duygular hakkında ölçüler ortaya çıkacak ve insan çok daha etkili bir şekilde motive edilebilecektir.




BESLENME FELSEFESİ :

Hayatın beslenme üzerine kurulu bir döngüsü var. Bu nedenle insanın bu alışkanlığı çok önemlidir. Günde üç kez beslenmek zorunda insanlar. Bunun ölçüsü, çeşitleri ve edebi olmak zorundadır. İnsanlar medeniyeti bir anlamda yeme alışkanlıklarıyla uygulamaya koymaktadırlar. Tarih boyunca insanlık yeme alışkanlıklarını değiştire gelmiştir. Bugün ulaşılan seviye belkide bu konuda gelişecek en gelişmiş seviyedir.

İnsan aceleci davranmamalı ve özenerek zevk alarak yemeği yemeyi alışkanlık haline getirmelidir. Altın Çağda belkide lüks lokantalarda robotların hizmet ettiği bir ortamda istenen lezzette yemekler yenecektir. Bu çok uzun değil birkaç nesil sonra ulaşılabilecek bir durumdur. Ancak kuralları şimdiden koymak durumundayız. Şişmanlık kötü bir durumdur. İnsanlar kendileri için uygun kiloda yaşamak için yaratılmışlardır. Bunun farklı olması bedene ve ruha azap verir. İşte buna hakkımız yoktur.

Yemek yemek için yaşanmayacak, yaşamak için yenecektir. Yemek yemenin en büyük zevklerden olduğu bilincinde olunacak ve bu durumun özenle gerçekleşmesine gayret gösterilecektir.


TEMİZLİK VE DÜZEN :

Özellikle İslamiyet ilk çağdan itibaren temizliği dinin bir parçası haline getirmiştir. Temizlik denince iki konu anlaşılmalıdır. Birincisi bedenin temizliği ikincisi yaşam mahallinin temizliği. Her ikisinde de dikkatli yaşamak gerekir. Beden için günde bir defa duş almak gereklidir. Her yemekten sonra eller yıkanmalı, dişler günde en az iki defa fırçalanmalıdır.

Yaşam mahallinin temizliği, tozu toprağı ve kokusu ile anlaşılabilecek bir durumdur. Haftada en az bir defa süpürülmeli, ayda bir büyük temizlik yapılmalıdır. Güneş girmeyen eve doktor girdiği, havalanmamış evde bakteri ürediği unutulmamalıdır. Bilim adamlarının temizlik konusundaki öngörüleri dikkatle dinlenmelidir.

Düzen bir hayatın anlamlı kılınmasını sağlayan yaşam biçimidir. İnsan kendi huzurunu kurduğu düzen ile anlar ve sağlar. Bu durumda yaşantının belli bir düzen çerçevesinde geçmesini sağlamak bir ödev olmalıdır.

HAYAT :

Hayat ruhun yaşam alanını oluşturan zaman boyutundaki belirlemelerdir. Hayat var olan değerleri anlamlı kılma becerisinin sergilendiği bir süreçtir. İslamiyet bu dünya hayatı olarak tanımladığı bölümü Salih amelle yaşamayı emreder. Salih amel ideal bir yaşantının hayata dönüştürülmesidir. Bu ideal toplumsal ve bireysel değerler yaratmaktadır. Toplumsal değerler ahlak, bireysel değerlerde namus olarak adlandırılır. Müslüman hayatını sonraki cennet yaşantısını hak etmeye adar. Bu adama onu hassas yapar ve her kararını Salih amel üzerinde işleyerek hayatını renklendirir.

İslamiyet bu doğrularını tarım ekonomisi şartlarına uyarladığı için Batı’nın sağladığı gelişmeleri hayatına adapte edememiştir. Dindar geçinen yobazlar peygamberlik sevdalarında koydukları kurallarla İslamiyet’i bağnaz ve geri bir yapıya sokmuşlardır. Kuran Allahın emri değil insana bir danışma kitabıdır. Hayat Kuranda insana bırakıldığına göre şekillendirmesini insan kendi yapacaktır. Namus ve ahlak kuralları bilimsel olarak şekillendiğinde Salih amelde anlaşılır hale gelecektir. Kısacası hayat bedenle ruhun uyumu ve hak edilen bir görevdir.


KADER :

Ruh bu dünyada doğmadan önce de vardı, sonrada var olacak. Bu gerçek Allahın kader örgüsü içinde hak edilen hayatlarla anlaşılmaktadır. Allah ruhumuz üzerinden kurmuş olduğu sistem ile her anımızı her niyetimizi her davranışımızı bilebilmektedir. Kaderi iki aşamalı olarak anlatabilmek mümkündür. Biz bu dünyadaki hayatı anlayabileceğimize göre bu anlatım şekli en mantıklı olanıdır. İki kader vardır. Büyük ve küçük kader. Büyük kader daha önceki yaşantımızdan hakkettiğimiz yaşamı anlatır. Bu dünyadaki doğumla gelen sosyal mevkiimiz ve bedenimizde çıkan genetik hususiyetlerimiz ile karakterimiz büyük kaderdir. Küçük kader ise bu dünya hayatı içinde yarattığımız mutluluk ve iyilik becerilerimizin oluşturduğu bir sonraki hayatımıza dair hak ettiklerimizdir. Yani sevap ve günahlarımızdır. Allahın kurduğu sistemin affı yoktur. Ancak yaşamdan da kurtuluş yoktur. Yaptığımız her iyilik ve her mutluluk adımı sevap hanemizi doldurmaktadır. Böylece iman edenlerimize ait olan ahiret ve cennette bu kapsamda izah edilmektedir. Şöyle ki; iman eden önce ahirette cezasını çekmekte ve sonra cennette dünyaya gelmektedir. Kader burada da işlemektedir.

İBADET VE YAŞAM :

İbadet yaşamı ve yaşam mücadelesi veren insanı zaman boyutunda dengeleyen ve eğiten bir mekanizmadır. İslamiyet namazla günlük hayatı dengeli hale getirmiştir. Bugün her birey çalışmak zorundadır. Dolayısıyla namaz bir yük haline gelmiştir. Temelde şöyle düşünmek gerekir. İslamiyet cehalet üzerine kurulmuş bir sistemdir. Bugün dolayısıyla yeniden yorumlanmalı ve hatta Allahın emir ve iznini almalıdır.

Ben lise mezuniyetini cehaleti yenmek için kendine güvenen birey oluşturmak için asgari yeterli düzey olarak görüyorum. Bu nedenle lise mezunu ve daha yüksek eğitimi başarmış olan bireylerin namaz kılmasına gerek yoktur. Ancak daha az eğitilmiş yetişkinler sabah akşam saat 8 gibi ikişer rekat namaz kılmalıdırlar.

Oruç açlık ile bedenin terbiyesini sağlar. Oruç tutmayı tamamen ihtiyari olarak bırakıyorum. Kendini yetiştirmeyi ve daha kuvvetli ruhi değerler yaratmayı isteyenler yönelsinler. Bugün doğaya bağlı yaşam şartlarını yenmiş olduğumuzdan açlığa dayanıklılık ihtiyacımız kalmamıştır.

Hacca gitmek gibi bir saçmalık ibadet olamaz. Ama dünyayı gezmek ve dünyayı yorumlamak insanlığa hizmet sayılabilir. Bu nedenle bol bol gezmeniz ve seyahatlerinizde oralarda yaşayan insanları anlamaya çalışmanız çok önemli görülmektedir. Turizmi bu açıdan geliştirmek gerekir.

Kelime-i Şahadet şöyle olmalıdır. “İman ettim Allaha, inandım kadere, yaşarım mutluluğa”. Artık bütün insanlık Allahın birliğini bilmektedir. Bunu hala söylemek ilkelliktir. Biz onu sahip olduğu potansiyelle anlamaktayız. Dolayısıyla tek ve yüksek olduğunu sadece ismiyle sokmalıyız zihnimize. Kaderi anlamak demek hayatın kurallarını anlamak demektir, yaşam ise mutlu olmayı emretmektedir.

Ben; Allahın izniyle sizi sosyalleştirecek yeni bir ibadeti ortaya koymak zorundayım. Allah karşı cinsleri yakınlaştıran sosyal bir insanı yaratmak istiyor. Allah ibadet için dans etmenizi emrediyor. Cehaleti yenmiş olmak bu şartı yerine getirmek için gereklidir. Zaman boyutunda ne kadar ve ne zaman dans edileceği hususunda bir yargıda bulunmak zor. Ama bana göre 15 dakika ve günün uygun saati yeterlidir diye düşünüyorum. Bu uygulama sizi sosyalleştireceği gibi karşı cinsle münasebetinize de bir anlam katacaktır. Belkide yaşam bu şekilde çok anlamlı ve bereketli olacaktır. Bunu emri veren Allah bilir.

Yaşam bir mücadele olmaktan çıkacak ve bir zevk alma yarışmasına dönüşecektir. İşte cennet ile ham dünya arasındaki fark budur. Yaşamı renklendireceğimiz her türlü fikri ve uygulamayı insanlığa alternatif olarak sunmalıyız. Böylece renkli ve farklı yaşamlardan tecrübe kazanma olanağımız ortaya çıkacaktır.


EĞLENCE :

Eğlence aslında bir mutluluk tasarımıdır. İnsan mutlu olmak için eğlenmek ister. Eğlence bir ortaklık bir beraberlik olayıdır. Aile içinde ortak noktalarda birleşme demektir. İş çevresinde bir değişiklik bir başkalıktır eğlence. İnsanları daha özel bir şekilde kaynaştırır birbirine. Ne derler; insanı içki masasında tanıyacaksın diye. Eğlencenin veya bu yönelişin genellikle içki ile barışık olması bir sorun olarak görülebilir. İşte bu noktada insanların birbirine ihtiyacı var. Eğlencenin yapısına göre içki yavaş yavaş içilmelidir. Böylece sarhoş olmadan ama zevkle eğlence sürdürülmelidir. Benim bu konuda düşüncem 6 saatte 2 duble içkidir. Bunu ölçü alırsanız hiçbir zaman başınız ağrımaz.

Eğlence bireyin hayatına şehir yaşantısı ile girmeye başlar. Tabii köylerde de vardır mutlaka. Kına geceleri, düğünler, dernekler. Sözün özü şudur ki eğlence büyük bir ekonomik alandır, gelecek için çok önemli.


L.ROMANTİZM :

Romantizm aslında zengin yönelişi ve sezgisidir. Batı’da bugün bunu hayatlarının bir önemli parçası haline getirmişlerdir. Romantizm hayatı renklendiren bir yöneliştir. Romantizm aslında sadece karı koca veya sevgililer arasında olmamalıdır. Romantizm aile içinde hatta arkadaşlar arasında da hissedilmelidir. Romantizm kelimesinin kökeni nereden gelir bilemem ama bildiğim incelik, düşünce ve yöneliş birikimini ifade etmesidir.

Hayat pembe gözlüklerle çok daha ince ve duygusal olmaktadır. Bilinmelidir ki soyut alem olan bu değerler Altın Çağda öncelik alabilecek ve insan bu kapsamda kendini gösterebilecektir. Demek ki romantizm bir bilim sahası olmalıdır. İnsanlara romantik yaşam öğretilmeli ve yaşantılarının anlamlı olmasını sağlayacak şekilde düşündürülmelidir. Böyle olursa renkli dünya kazanılır ve hayat güzelleşir.

M. MUTLULUK :

Hayatın iki gerçek itici gücü vardır. Biri mutluluk diğeri iyiliktir. Gerçekte insanın yaratılış ve yaşamın gerçek ölçüleri bunlardır. Mutluluk insan duyarlılığının ve egosunun tatmin seviyesi olduğundan ana itici güç mutluluktur. Her insanın birinci görevi mutlu olmaktır. Her insan dünyaya baktıkça mutlu olabilecek yeteri kadar sebebi bulabilmektedir. Buna şükretmekle mutluluğa ilk adım atılabilir. Salih amelle yaşama verileri mutluluğu tamamlayıcı bilgilerdir. Hayatı bir eğitim gibi görürsek sonunda ahireti ve cenneti hak etme bilinci en yüksek motivasyondur. Bugün dünya sosyalleşme bakımından çok geridir. İnsanlar yalnızlığa itildikçe mutsuzlaşırlar. Zira mutluluk bir başarı bir mukayese yeteneğidir. Her insanın sahip olduğu üstünlüğün tadını çıkarmaktır mutluluk bir anlamda. Ben daha da ileri giderek mutluluk tasarımından bahsedeceğim. Mutluluğu hayatı becermek sorumlulukları yerine getirmek ve “işte bu” demek olarak algılamak lazım. Daha sonrasında da zamana katabileceklerimizi tespit edip bunlara zaman ayırmaktır mutluluk. Mutluluk farkı görüp onu ortaya koyunca anlaşılır.

N. DUYGULAR VE YÖNETİMİ :

İnsan ruhunun ortaya koyduğu en gerçekçi olay duygularımızdır. Duygular sosyalleşmenin ve sosyal olmanın ortaya çıkardığı değerlerdir. O zaman insan bilinçli olarak duygularını yönetebildiği zaman medeni insan olabilmektedir. Medeni insanın önceki hali ilkel insandır. İlkel insan duygularını yönetemediğinden sosyalleşmeyi beceremez. Bu beceriksizliği onu tatminsiz ve isyankar yapar. Toplumun dışarı ittiği bu tip insanı kurtarmaya çalışmamız birinci amacımız olmalıdır.

İslamiyet bize insanı zaman boyutunun çok ötesinde tanıtarak öğretmiştir. Bugün ispatlamış olduğumuz bu gerçekler insanlık var oldukça rehber olmaya devam edecektir.

Temel duygularımız sevgi-saygı ve sorumluluktur. Her birey bu duygularını yönetirken kendini tanıyacak ve sosyalleştirecektir. Kin, nefret, intikam gibi duygular bastırılarak egemen olmaları önlenecektir. Böylece medeniyetin temeli anlaşılır hale gelecektir.

O. İRADE VE KARAR TEORİSİ :

Beyinsel beceri olarak bir konu hakkında karar vermek ve bu karar karşısında tutarlı kalmak irade ile ilgilidir. İradenin tezahürü kendine güven ve olgunluktur. Bir insandan beklenen kararlarında rasyonel olması ve kararlarına bağlı kalmasıdır.

Karar teorisi basit olarak kazancı maksimize etmeye dayanır. Aynı şekilde maliyeti veya zararı minimize etmekte denebilir. Bu kapsamda rasyonel karar verebilmek için karar alternatifleri arasında avantajlar ve dezavantajlar sıralanır. Bu sıralama sonunda avantajlar ve dezavantajlar arasında tercihte bulunulur. Her konuda bu zihinsel olarak yapılabildiği gibi yazılı olarak ta yapılabilir. Aslında herkesin yazılı olarak birkaç tane karar analizi yapması eğitsel olarak faydalıdır. Böylece insan karar vermeyi öğrenir. Bu teori genel olarak insanı materyalist yaparsa da helal-haram, iyilik-kötülük bazındaki tercihlerde subjektif ölçülü hale getirilebilir. Böylece Salih amel üzerine bir uygulamaya dönüşebilir.

P. AKIL VE ZEKA :

Akıl ile zeka arasında şu fark vardır. Zeka intibak yeteneği ölçüsü iken akıl karar ve çözümleme becerisini kapsar. Tek düze zeka materyalist bir insan yapar kişiyi. Halbuki beklediğimiz İslami düşünce sistemine göre rasyonel davranmaktır. Temeli sağduyu ve bilgi olan aklın sosyalleşmeyle ilgisi vardır. Sosyolojik varlık olarak insanı hazırlayan ve yaşatan değerler aklın ölçüsü olmaktadır. Akıl duygulardan etkilenirken, zeka salt duyulardan aldıklarıyla yetinir. Bu durumda zeka aklın çözümleme yeteneğidir şeklinde de söylenebilir. Akıl zekayı indoktrine edilmiş değerler üzerinden kullanabildiği ölçüde inisiyatif kullanılabilir. Eğer zeka bir tarafa itilip akıl ile yaşanırsa başkasının buyruğunda yaşayan robot durumuna düşülür. Bu ise bizim özgür irade arayışımıza ters düşer. Bizim istediğimiz İslamiyet olgusuna dayalı akıl rasyonelliği içinde hayatı zekasıyla çözümleyebilen insandır.

Q. KABİLİYET VE MESLEK :

Kabiliyet ruhun getirdiklerine bedenin uyum sağlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Meslek ise gerekli bilgi ve tecrübenin kazanılması sonunda kabiliyetin kullanılır hale gelmesidir. Hiçbir insan doğuştan meslek ile gelmez dünyaya. Ancak şu da bir gerçek ki ruhun getirdiği değerler onu dünyadaki mesleklere doğru iter.

Gelecekte insan kabiliyetleri analiz edilip, nasıl karakter yapıları hakkında malumat çıkarılabilmişse kabiliyetler hakkında da bilgi edinilebilir görülmektedir. Hangi kabiliyetlere sahip insanların hangi mesleği daha kolay ve zevkle yapabileceği konusunda çalışmalar yapılabilir. Meslek kazandırma bir eğitsel olaydır. Eğitimin belkide özünü oluşturan böyle bir durum hakkında insanlığın birikimini de analiz etmek gerekir.

Meslek herkes tarafından kazanılacak bir özellik olmamalıdır. İnsanın kabiliyetleri ile meslek arasında bulunacak ilişkiler karakter özelliğiyle de irtibatlandırıldığında mükemmel örgütlenme yapılabilir duruma gelinmiş olacaktır.

R. KENDİNİ ADAMA ÜZERİNE :

Her insan yönelişleriyle özgür olmalı bu gerçek ancak bir yol var ki başarının temelini oluşturmaktadır. Bu da kendini adama ile olur.

Kendini adama başarı muhakkak bir yaklaşımdır. Bu konuda birincisi her insan her işi yapabilir, ikincisi bir işi iyi yapan her işi yapabilir düşünceleri etkilidir. Bunların her ikisi de doğrudur. Ancak bilmek gereken en iyiyi yapabilme konusunda insanların farklılık gösterecekleridir.

Kendini adama; insan iradesini ve aklını konsantre etmek ve dikkatini toplayarak en iyi anlaşılmış ve en iyi düşünülmüş sonucu ortaya çıkarmak demektir. Bu her insanın kazanması gereken bir alışkanlıktır. Hayatı ciddiye almak yaptığın işi önemsemek demektir. Eğer bu yoksa zaten kişinin işine sevgisi, saygısı ve sorumluluk bilinci yok demektir. Dolayısıyla hayat kendini adamaya indeksli bir yaklaşımdır.

Dikkat süresi ne kadar koyu ve ne kadar uzunsa insanın başarı beklentisi o kadar yüksek olur. Bunu sağlamanın ve ölçmenin yolu tabiî ki uygulamalı olarak eğitim ortamıdır.


S. SEVGİ VE GÜZELLİKLER :

Sevgi ruhun yöneliş ölçüsüdür. Bu insan yaradılışının temelini oluşturmaktadır. Sevgi mutluluk çağrısı olarak ta isimlendirilebilir. Dolayısıyla Hazreti İsa’nın insanlığa öğretmeye çalıştığı sevgi çok önemlidir. Sevgi bir bağdır ve insanı cezp eder.

Güzellik ise çekiciliktir, farklılıktır ve müspet değerdir. Bunlar her insanın aradığı yani doğasında yöneldiği şeylerdir. Her yönelişi sevgi ve güzellik oluşturmaktadır. Yönelişi anlatmaya çalıştığımız her insanın var olan özellikleri toplumsal değerlere dönüştüren itici güç sevgiden ve güzellikten kaynaklanmaktadır.

O halde insan sevgiyi ve güzelliği seçici yapısıyla yetiştirilmeli ve hayatı bulabildiği değerlere katkısıyla yaşamayı becermesi sağlanmalıdır. Mutluluğu fark yaratmak olarak ele aldığımıza göre farkı oluşturacak değerler sevgi ve güzelliktir. Bu iki olgu hayatın rengidir, neşesidir, zevkidir.

T. SANAT :

Sanat, seçilen bir konuda ruhun ortaya koyduğu başkalık olarak görülmelidir. Dolayısıyla sanat tek düze kabiliyet değil, bir konsantrasyon sonucu ortaya konulan tasarımdır.

Her insan bu yönüyle biraz sanatçıdır. Bugün sanatçı olarak ortada boy gösterenler kendilerindeki farklılığı keşfetmeye çalışan ve bundan zevk alan insanlardır. Bizim amacımız her bireyi kendi sahasında sanatçı yapmaktır. Sanat yaygınlaşmalı ve sosyalleşmenin temel itici unsurlarından biri olmalıdır. Zira sanat ruhun olgunluğunun ölçüsü olmalıdır. Bizim ereğimizde olgunlaşmış, becerilerini ortaya koyabilen bir hayatı insanlığa mal etmektir. Bu nedenle sanat sahası bilim adamlarınca bu yönüyle çok dikkatli analiz edilmeli ve eğitsel bulgularla insanlığın hizmetine sunulmalıdır. İnsanlık sanatsal becerileri yüklendikçe estetik ve yaşam zevkleri yükselecek ve toplum içinde yapısal farklılaşma temayülü dengelenecektir.

U. HAYATIN GERÇEKLERİ :

Hayatın gerçekleri kendimizle başlamaktadır. Önce hak ettiğimiz hayatı anlamak zorundayız. Ve hiç kimsenin bunda etkili olmadığını bilmeliyiz. Ruhun öncesi ile geleceği arasındaki dönemi yaşamak bilinci ile hayatı ruhun getirdikleri ve buldukları arasında dengeleyerek mutluluğa dönüştürmek zorundayız.

Tabii ki bedensel ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere toplum bizi yönlendirecek. Ama bilmemiz gereken bir şey var ki toplumu oluşturan her bir fert bizim gibi kader yolcusudur. O zaman ortak noktayı kendimizde aramalı ve bulmalıyız. Bugüne kadar yaşam belki daha zordu ama yakın gelecekte insanlar hayatın gerçekleri üzerinde sorunlarını çözecekler ve mutluluk tasarlayan bir yaşama sürecini başlatacaklardır. Biz hak ettiğimiz bu zaman sürecini yaşayacak olan insanlar olarak kendimizi mutlu kabul etmeli ve şükretmeliyiz, kime, kendimize.



V. HASTALIKLAR VE METANET :

Genetik olarak var olan hastalıklar, yakın gelecekte çözümlenecek olduğundan hak ettiğimiz bedeni zorlamayacağız. İnsan doğası yaşam için en uygun tasarımdır. Dolayısıyla bize düşen dengeli ve düzenli yaşamayı becermektir. Ter kandan tasarruf sağlar ve sağlam kafa sağlam vücutta bulunur sözleri herkes tarafından benimsenmelidir. Bu iki söz bedenin dayanıklılığını anlatmakta ve gerçeğin özünü oluşturmaktadır. Hayatımızdaki süreci daha gençliğimizden itibaren bu iki sözün bilincinde alışkanlıklarla donatır ve buna göre yaşarsak hastalıklar bizden uzak durur ve dayanıklılığımız en üst düzeye çıkar.

Hayatı canlı bir mekanizma olan vücudumuzu en uygun şartlarda yaşatmak birinci görevimiz olmalıdır. Geri kalan teferruattır. Bize bunun yaratacağı mutluluk hormonu da Allahın tasarımının bu yönde olduğunu göstermektedir.



Y. GÜZEL VE ÇİRKİN :

Yaratılmış olan her canlı en azından belli bir yönüyle güzeldir. Çirkin olan kendini güzelleştirecektir. İnsanın güzele bakan, güzeli arayan bir özelliği vardır. Bu güdülerin doğal sonucu olarak tezahür etmektedir.

Genetik bilimi, güzelliği belki de zaman içinde tüm insanlığa mal edecektir. Ancak ben öyle zannediyorum ki bu başarılsa bile ruhun getirdikleri kapsamında güzellik ve çirkinlik yine var olmaya devam edecektir. Bu kavramlar farklılığın insan değerlendirmesinde yarattığı bir sonuç olmalıdır. Zira ne çirkinler vardır ki ruh güzelliği ile ne kadar mutlu olmuşlardır. Bizim anladığımız büyük kader kapsamında güzellik hak ediliyorsa ki böyle olması lazım, cenneti hak eden insanlarda çirkinliğin ortadan kalkması beklenmelidir.

Genetik bilimi yanında estetik bilimi de geliştirilmelidir. Estetik açıdan uygulanan operasyonlarla ve güzellik merkezlerinin uygulamalarıyla çirkinlik yenilmekte ve estetik olarak daha çekici sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bunların Allahın yarattığı sureti değiştirmeme gibi bir anlayışla reddedilmemesi lazımdır. Her insan güzel olmayı istemekte haklıdır. Biz Allahın gücünü estetik kabiliyeti ile arttırdığımızı düşünmeliyiz.

AA. RUHUN EĞİTİMİ :

İnsanın toplumsal verilerinin değiştirilmesi anlamına gelen eğitim bilincin ve alışkanlıkların etkilenerek davranışlarda meydana gelecek değişimi ifade etmektedir. Bu kapsamda ruhun akılla ilişkisi kapsamında zekanın bile eğitimle etkilenebildiğini kabul etmek gerekir.

İnsanın belki de uzun vadede kabiliyetler ve kazanımlar kapsamında eğitim profilinin çıkartılabileceğini düşünüyorum. Bugün nasıl diploma ile eğitimin farklılıkları ortaya konuluyorsa, kabiliyetlerin de ölçülebildiği bir düzeni yaratmanın mümkün olabileceğini düşünmemiz lazım. Karakterin yöneliş haritası yarattığı tespit edildiğine göre, böylece insanları toplumsal organizasyonda daha verimli yapabileceğimize göre kabiliyetleri de ölçebilmemiz gerektiği kanaatindeyim. Eğer bunu başarırsak zirveye yönelebilecek değerleri daha küçük yaşlarda tespit edebilir ve eğitim imkanlarını bu gruba daha yoğun seferber edebiliriz.

Ben topyekun hayat çizgisinin bir anlamda ruh eğitimi olduğunu düşünüyorum. Cenneti hak eden insanlar olarak biz daha şanslı görmeliyiz kendimizi.

BB. AŞK :

Hayatı yaşanmaya değer kılan en güzel etken aşktır. Aşk bir ait olma duygusu sayılabilir. Son yıllarda aşkın beyinde yaptığı değişikliklerden söz edilir oldu. Demek ki aşk sadece duygusal değil aynı zamanda kimyasal bir olay. Aşk sosyalleşmenin itici unsurlarından biridir. Yaradılış gerçeği olarak insanın neslini devam ettirmesi ve çoğalması bu kimyasal olayla ilişkilidir. Belkide insanlık aile kavramını bu kimyasal olaydan türetmiş ve bugünkü sosyalleşmeyi sağlamıştır. Gerçekte aile – aşk - çocuk üçgeni hayatın önemli bir parçasıdır.

Bugün görünen o ki, aşk farklı kültürleri birbirine çeken bir olaydır. Farklı kültürler eğer aşkı sulayamıyorlarsa aşk bir süre sonra insanların katlanmak zorunda olduğu bir çileye dönmektedir. Bu nedenle ben hayatı en az 9 aşkla süslenen bir süreç olarak görmenizi istiyorum. Hayatımız eğer genç kalmayı da becermişsek böylece çok renkli bir sürece dönüşebilir. Aşkın ortalaması 3 yıl iyi geçtiği gerçeğini unutmadan, çocuk yapınca çocuk 6 yaşına gelinceye kadar görev ve sorumluluk bilincinde kalarak yaşamayı bir kural yapmamızı öneririm. Tabii bazıları sevdalanacak ve bir ömür boyu mutluluğu canlı tutabilecektir.

CC. AKRABALIK :

Anne ve babanın yakınları olarak akrabalar özellikle çocuklar üzerinde çok tesirli olabilmektedir. Bu nedenle öncelikle yakınlığın akrabalardan yaratılması güzel bir olaydır. İnsanları doğal olarak sosyalleştiren ikincil faktörde akrabalardır. Akrabaların birbirine gidip gelmesi ve birbirlerine samimi davranması güzel bir uygulamadır. Ben öyle zannediyorum ki dayılarla amcalar yarışmayı becermeliler. Sonra teyzeler ve halalar yarışmalı böylece çocuklar sıcak bir ilişki üzerinde yaşamalı.

Aileyi aile yapan faktörlerden biri olan akrabalık, karı-kocanın kendilerine destek gördükleri bir esnek yapılanmadır. Düğün dernek gibi uygulamalarda aile akrabaları ile denge kurabilmekte ve güç alabilmektedir.

Komşuluk ve akrabalık üzerine ilişkileri geliştiren duygusal ve uygulamalı yöntemler üzerinde çalışılmalıdır. Komşuluk ta akrabalık kadar sosyalleşmenin önemli unsurudur. Hatta bazı durumlarda komşuluk daha da önem kazanmaktadır.


DD. ARKADAŞLIK VE DOSTLUK :

Eğitsel, işlevsel ve örgütsel faaliyetler insanın kendi ve karşı cinsinden birçok arkadaşlıkların kurulmasına zemin hazırlamaktadır. Ben her gün yeni bir arkadaş kazanacak girişimci bir yaşamı yeğlerim. Böylece sürekli kendimi tanıma fırsatı bulurdum. Her gün arkadaşıma yeni bir ben tanıtmak herhalde çok anlamlı bir yaşam yaratırdı.

Arkadaşlıkların elektriksel bir etkileşim olduğunu düşünüyorum. Duygularla ve estetik tarz ile ilgili olabilir. İnsana çekici gelen kabiliyetler, sezgiler veya kültür olabilir. Ben günde en az yedi arkadaş ve dost ile iletişim kurulmasını sosyalleşmenin becerisi olarak değerlendiriyorum. Böylece insanın sıkıntısını ve etkileşim ile moral unsurlarını dengeleyebileceği düşüncesindeyim.

Dostluklar ise ayrı bir olgudur. İnsanın çok fazla dostu olmaz genellikle. Ama hayat boyu kendine daha yakın bulduğu bireyler dost olarak tutulmalıdır. Dostluk birbirinden geçinmek değildir ama insanın yalnızlığının sigortasıdır.

EE.MÜNAZARA:

İnsanların bildiklerini, anladıklarını ortaya koymak diğer insanların anladığı ve bildiği ile karşılaştırmaya denir. Kahvelerde ve diğer toplantı yerlerinde ve cemiyetlerde konuların tartışılması için yapılması gereken bir toplumsal aktivitedir. Bu aktiviteye bir fiil taraf olanlar kendi fikirlerini tanıma yanında bu fikirleri savunurken gösterebildikleri direnç ile kendilerine güvenleri artar. Münazara uygulandığı takdirde toplumun bilinçlenmesine çok süratli etki yapabilecek bir uygulamadır. Yazarların ve köşe yazarlarının konuları tez-antitez kapsamında irdelemesi ve daha entelektüel okuyucu yaratabilmesi önem kazanmaktadır. Hayatı algılamak ve duyguları etkileyen yazı ve romanlarla onu renklendirmek son derece güzel ve zevkli yaklaşım olmalıdır. Yazar yetiştirmekte aslında lider yetiştirmek gibi son derece zor ve karmaşık bir olaydır. Ancak yazar olabilecek yönelişe sahip olanların ortaya çıkmaya başladıklarından sonra özen göstermek ve bazı imkanlar sunmak son derece rasyonel bir davranış olmaktadır.

FF.BAŞARI VE ZAFER:

İnsan tasarım yeteneği ile geleceğe yönelebilmektedir. Bu özelliği insanlığın birikim sağlamasını ve insanlığın gelişmesini sağlamaktadır. Sosyalleşmesi paralelinde toplum bireyi insanlığa hizmet edecek forma sokmaktadır. Bugün batının sanayi ötesi toplum özellik kazanması uzak doğunun da sanki sanayi devrimi yaşar gibi üretkenlik kazanması bu tasarım kabiliyetinin ürünüdür. Gerçekte geleceği planlama becerisi eğitim ve tecrübeye dayanır. İnsan eğer geleceği planlamayı biliyorsa zaten toplumun itici gücü konumuna geliveriyor. Zaman sadece hedefe ulaşmak için gerekli işlemleri yerine getirmeye kalıyor.

İşte başarı geleceğe yönelişte zamanı efektif kullanarak hedefe ulaşma becerisidir. Zafer ise toplumun örgütlenerek hedefe yönelmesi işleminde başarıyı yakalamaktır. Genellikle geçmişte savaşlar zaferle ölçülürdü. Ama bugün futbolda şampiyon olmak, ihracatta rekorlar kırmak, hep zafer olarak isimlendirilir. Başarı ve zafer insanlığın aynı zamanda motivasyonudur. Dolayısıyla liderler başarı ve zafer planlamaları ve stratejileri ile halkı yönlendirmelidirler.

GG.OKUMA ALIŞKANLIĞI:

Okuma alışkanlığı en kolay ailede görme yoluyla kazanılır. Anne ve babasının okuduğunu gören çocuk kendisini okuma alışkanlığına iter. Bu alışkanlık kolay kazanılmaz. Öncelikle okuduğunu faydalı ya da çekici bulmak lazımdır. Öyle her şeyi okumaya meraklı insanlarda vardır. Ancak öylesi bir okuma alışkanlığı faydalı mıdır? İncelemek lazım.

Öncelikle okunacak şeyleri tespit etme yeteneği öğrenilmeli. Bunlar okulda kazandırılabilir. Sonra okuduğundan yararlanma olasılığı olması lazım. Tek düze roman okuyucuları da var tabi. Bunlar roman kahramanlarını takip ederek heyecan duymaktadırlar.

Ben kitapları üç kategoride toplamak isterdim. Birinci kategori bilgi kitapları, ikinci kategori eğlence kitapları, üçüncü kategori siyasi propaganda kitaplarıdır. Böylece meslek ya da hobi dahilinde olan kitaplar bilgi kategorisinde olmalıdır. İnsanlar eğlence türü kitapları zevkle okuyabilmelidir. Herkes yazar olduğunu sanabilir. Ama her kitap okunmaz. Bu nedenle kitapları yayınlatanlar biraz dikkatli olmalıdır.


HH.DİKKAT ÜZERİNE:

İnsan yaşamı aslında bilgisayar gibi aynı anda bir işlem yapmak üzere oluşmuştur. Dikkat bölünemez. Bu kural hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Aynı anda birden fazla konuya dikkat toplamak mümkün olmadığına göre konsantre olmuş bir beyin yaklaşık on sekiz dakikada yorulur. Bu süre içinde mutlaka dikkati dağıtıp tekrar toplamak gerekir. Film yapımlarında veya tiyatro oyunlarında da bu konu göz önünde tutulmalıdır. Bir oyun on beşer dakikalık yoğunluklarda planlanmalı ve bir süre dikkati dağıtarak tekrar kişiyi konsantre edebilmelidir. Eğer böyle dizayn edilebilirse oyunların etkisi çok daha fazla olacaktır.

Araba kullanırken arada bir km. göstergesine, yağ indikatörüne bakma alışkanlığı dikkati kısa süre dağıtıp tekrar toplama imkanı sağlayacaktır. Böyle kullanma alışkanlığına sahip insanların kaza yapma riskleri daha azdır.

Konuşurken ne söylemek istediğimiz konusunda karar vermek, kelimeleri seçme ve fikirleri sıralama açısından önem kazanır. Konuştuğu dinlenen insanlar bu şekilde yapma alışkanlığı yapmış kimselerdir.

İİ.DÜŞÜNME BECERİSİ:

Düşünme alışkanlığı çocukluktan başlar. Çocuğuna gösterdiği merak ölçüsünde ilgi gösteren anne baba çocuğun ilgisini ve iletişim kurma becerisini yaratır. Eğitimi ceza ile vermeye çalışanlar düşünme becerisi yerine bastırılmış insan üretirler. Yahudilerin çocuk yetiştirmedeki becerileri onların üstün ırk olmasını sağlamıştır. Hıristiyanlarda çocuk yetiştirme becerilerini Yahudilerden öğrenmişlerdir. Türkler Yahudilerle birlikte yaşarken onları gavur gördükleri için küçümsemiş olmasalardı bugünkü duruma düşmezlerdi. Türklerin erkek çocuk yetiştirme alışkanlığı göçebe ırkın özelliklerinde gizlidir. Sokakta arkadaşlarıyla oynayarak yetişecektir. Bu özellik onun özgür ve savaşçı olmasını sağlaması meslek becerisine dönüşmemektedir. Çünkü sabretmeyi öğrenmemektedirler.

Düşünme becerisi matematikle değil, felsefe ile ilgilidir. Her oluşumu başka oluşumlarla ilişkilendirme alışkanlığı düşünme becerisinin temelini oluşturur. Düşünme alışkanlığını kazanabilmek eğitim sürecinde öğrendiklerini yorumlama becerisi kazanma ile ilgilidir. Bu durumda konuşturulan ve fikirlerini dışa sunan çocuk düşünme ve kendine güven yetenekleri ile donanır.

CC.KANAATKARLIK:

İnsan önce kendi var oluşunu anlamalıdır. Sağlık durumu, bedeni yetenekleri ve en önemlisi sosyal yeri onun ruhunun taşıdıklarına örnek gösterirler. Bu durumda insan kendine kısa ve uzun dönemler için hedefler koyabilmelidir. Bu hedefleri daha çocukluğunda doğru koyabilenler hayatlarını düzenli ve zevkli geçirirler.

İnsan bulabildikleri ile yetinmeyi anlamalıdır. Zira bu özellik onun yaşantısının temeli olmaktadır. Ahlak ve namus kuralları ile sarılı olan bilinç kanaatkar olarak insan egosunu terbiye etmeye çalışır. Kanaatkarlık çocukluğunda arsızlığını yenmiş kişilerde daha belirgin olarak ortaya çıkar. Ailenin belki de sevgi-saygı ve sorumluluktan sonra çocuğa aşılaması gereken alışkanlık budur. Bu alışkanlığı kazanan insan ahlak kurallarına daha bağımlı hisseder kendisini.

Anne baba kendi ölçülerinde kanaatkarlığı düşünmeleri gerekir. Hayat bu yapısı ile bir paylaşım olduğuna göre paylaşımda hakkına rıza göstermek insanın öncelikli olarak kazanması gerekli bir özelliktir.

KK:ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK:

Her ruh kendi dünyasına hükmetmek üzere yaratılmıştır. Bu nedenle beden üstünde üstünlük ister, büyüklük ister, hakimiyet ister. İnsan duygularına hükmederek kendini dizginleyecek ve bu şekilde toplumsal değerler kazanmaya çalışacaktır. Hayat süresince bastırılmış duygular ve çıkan fırsatlarda akıp giden yönelişler. Akıllı insan toplumsal değerleri daha güçlü hissetmek isterse alçak gönüllüğü denemelidir. Alçak gönüllülük hiçbir şekilde başkasının hakimiyetine girmek değildir. Belki biraz daha özverili olmayı gerektirir ama toplumsal insanın değerleri alçak gönüllülüğe uyar. Kendi çıkarları uğruna politikalar üreten insan alçak gönüllü ise politikalarını çıkan fırsatlardan istifade ile realize etme imkanı bulabilir.

Alçakgönüllülük bir saygı kümesi görüntüsüdür. İnsanlara küçük büyük saygı ile yaklaşmak gerekir. Böyle olursa sevgi ve iletişim daha güçlü şekilde oluşur. Amacımız mutluluk olduğuna göre insanlar politikalarını kendileri belirleyeceklerdir. Yöneten ve eğitenlerin görevi sadece yol göstermektir.

LL.HOŞGÖRÜ:

İnsanların çoğu kendi egolarının itirmesi ile faaliyet kazanmaktadır. Bu insanın yalnızlığının doğasıdır. Böyle kuru kuruya insanlar birbirine takılmasın diye gurur yüklemiştir Tanrı insana. İşte hoşgörü çevreye, olaylara ve kendi pozisyonuna daha geniş bir perspektiften bakabilme yeteneğidir.

İnsanlar mutluluk tasarımlarında birbirlerine destek olmalılar. Böyle olursa ideal toplumsallaşma gerçekleşebilir ve insanlar kendilerini daha az yalnız hissederler. Hoş görü bilimsel olarak incelenmeli ve insanlara doğası öğretilmelidir. Hoş görü yoğun bir tasarım değil, ama tıkanan yerlerde hoş görü desteği olan bir tasarım içinde yaşanmalıdır.

Gelecekte mutluluk tasarımı yapan insanlar toplumsal ilişkilerinde daha yumuşak ve daha sevecen bir yaklaşıma ihtiyaç duyacaklar. Eğer boşluk ve tekdüzelik insanın motivasyonunu olumsuz etkilerse başvurulacak değer hoşgörü olacaktır. Zira hoş görü insanlığın hareket kıskacını açacak özellik taşımaktadır.

MM.SORUMLULUK:

Allah yarattığı yaşamsal bağlantılarla insanda geliştirdiği sorumluluk duygusu sonucu organize olma yeteneği kazanılmıştır. İnsanlar yaşadıkları sürece hem kendilerinden hem de kendilerine ait olanlardan sorumlu olmalıdırlar. Ruhun dünyadaki konaklaması bir görev ve erişilmesi gereken bir hedef taşımaktadır. Cennet sürekli kalınmak istenen bir yaşam tarzıdır. Sürekli yaşamayı hak etmiş ruhlar gelmektedir buraya. Dolayısıyla hayatı doldururken mutluluk ve iyilik çemberlerine sokulan hayat beynin, dolayısıyla aklın yönetimini sorumluluk bilinci ile renklendirebilecektir. Hayatın anlam yüklü kısmını sorumluluk duygusu yeşertmektedir. Sorumluluğu kapasitesine göre insanlar paylaştığında büyük organizasyon kurulabilmektedir. Ancak yakın geleceğin vaat ettiği yaşam koşulları insanın olgunluğunu ve becerikliliğini kabul etmektedir. Böyle olunca bilinç sorumluluğu önce kendine verecektir.

NN.SAYGI ÜZERİNE:

Saygı aslında hukukun temelini oluşturmaktadır. Hukuktan önce sosyal tasarım gelmelidir. Sosyal tasarım her türlü organizasyonun işletim felsefesidir. Bu organizasyonda irtibat kuran her birey tasarıma ve diğer bireylerin haklarına karşı saygılı davranmak zorundadır. Dolayısıyla saygı var oluşun doğasıdır. Birlikteliğin çekim gücünü oluşturmaktadır. Böylece insanlar büyük küçük zengin fakir birlikte yaşamayı becerirler.

Bugün bildiğimiz kader çözümü insanın kendine saygısını yaratacaktır. Her bireyde doğacak bu yaşam kıvılcımı fertler arasında dengelenmeye zorlanacak ve bunun çözümünde saygı karşımıza çıkacaktır. Hayatı bir tasarım olarak görebilirsek bunun en önemli iletişim aracının da saygı olduğunu anlayabiliriz.

OO.İNTİKAM DUYGUSU:

İnsanlar davranışlarındaki tutarlılıklara bağlı olarak başkalarından farklı davranışlarla karşılaşmış olabilirler. Böyle bir durumda kin ve nefret duyguları insanı etkisi altına alır. İntikam duygusunu köreltmek insanın içindeki ışığı söndürmek gibi bir şeydir. Bu nedenle intikam duygusunu öldürmeden dizginlememiz gerekmektedir. Dinler intikam duygusu konusunda değişik yorumlar getirmiştir. Unutulmamalıdır ki; intikam ölçülü kalmalı ve hiçbir şekilde şiddet içermemelidir. İnsan aklının incelikleri intikamı tatlılıkla aldırabilecek kadar yeteneklidir. Unutmayalım ki; hayatın renkleri düşünebilme becerimizdedir. Bir intikam uğruna toplumsal hukuk dengelerini alt üst edemeyiz. Bilmeliyiz ki, intikam almak istediğimiz insan da kendi egosunun ve bilincinin etkisinde davranış sergilemiştir. Devlet organizasyonu içinde hak ve hükümler insan sağduyusunu ölçülü hale getirebilmektedir. En azından insanlık yaşam biçimlerini oluşturuncaya kadar çözüm yolu bu olarak görülmelidir.

PP.İTAAT:

İnsanlar örgütlü veya örgütsüz birlikte yaşarken mutlaka bir lidere ihtiyaç duyarlar. Eğer bu oluşum kurulamazsa anarşi doğar. Amacımız anarşi içinde insanları birbirine kırdırmak değildir. O halde her organizasyon kendi oluşumunda bireyleri hiyerarşik bir yapılanmaya sokar. Böyle olunca kendi konumumuzu iyi ayarlayarak organizasyonun başarısı için çalışmamız gerekir. Bu organizasyonun verimliliği de itaate dayalı bir özellik taşımaktadır.

Her organizasyonda bir görev oluşumu her görev oluşumunda bir yetenek çözümü vardır. Görev bazında işlemlerin mutlaka felsefesi veya açıklaması olmalıdır. İnsanlar modamod robot gibi yaşatılmamalı ve ikna edilmelidirler. İşte itaat bu kapsamda önem taşımaktadır.

İnsanlar kendilerini tanıdıkça pozisyonları da kabulleneceklerdir. Eğitim ve eğitimdeki beceri hayat örgütlenmesinin bir anlamda beceri ölçüsüdür. İnsanları tek düze doğaları ile değil aynı zamanda sosyal olguları ile de anlamak gerekir.

RR.İNİSİYATİF:

İnsanın düşünmesinin, öğrenmesinin ve ruhunun temel göstergesi kullanabildiği inisiyatifle ölçülür. İnisiyatif kullanmak demek, yapması gerekeni değil de başka bir şey yapmak değildir. Görevini layıkı ile yerine getirmekte bir anlamda inisiyatif kullanmaktır. O halde inisiyatif beklenen dışında bir oluşumu dengelemek üzere kullanıldığında anlam kazanır. Bir kazayı hissederek önlemeye çalışmak gibi bir şeydir bu.

Atatürk subayın kullanacağı inisiyatifi vurgulamıştır. Atatürk inandığı değerleri ile çıkan fırsatlardan istifade ile başarmıştır. Demek ki inisiyatif bir anlamda kurulu bir yay gibi değerlendirilebilir. Bir ailenin geleceği ile ilgili aile reisinin inisiyatif kullanması da bir ölçüdür. Dolayısı ile inisiyatif hayatı ve rantları maksimum faydaya dönüştürme becerisi olmalıdır.


6. TOPLUM:

A. Devlet :

Devlet; milletin yaşadığı vatan toprakları üstünde dünya milletleri ile rekabet eden özelliklerini kazandırarak milleti huzur ile geleceğe taşıyan örgütlenmedir. Devlet ilke bütünlüğü ile millet varlığından sorumludur. Devletin amacı dünya konjonktürü içinde milleti dünya medeniyetine yöneltmek ve mutlu yaşamını sağlamaktır. Devlet her tür akılcı girişim ve müteşebbis ruhlu insanlarla yönetilir. Devletin her birimi verimli çalıştırılmak üzere daha iyiye gitmek için aktif halde tutulur. Devletin gerek personel gerek materyal bakımından yeterlilikleri iktidar partileri tarafından desteklenir. Devlet parlamentoya karşı sorumlu olarak devlet başkanı tarafından işletilir. Başbakan devletin-milletle iletişiminden ve devletin millet çıkarlarına dayalı yönetiminden sorumludur. Her bakan kendine bağlı kurum ve kuruluşların işletim felsefesini oluşturmakla yükümlüdür.

Devletin kendini oluşturan birimlerce insanlarına indoktrinasyon verecek bir çalışma ve gelişme konsepti yada doktrini olmalıdır. Bu doktrin belli periyotlarla yenilenmeye açık tutulmalıdır.

Devleti milletle irtibatlandıran ana unsur parlamentodur. Parlamentoda milleti temsil eden kişiler önce devleti sonra milleti ve daha sonra temsil ettikleri bölgeleri düşünerek çalışacaklardır. Partilerin stratejik araştırma merkezleri vekillerin bireysel olarak yeterliliğini kontrol etme ve sağlama açısından çalışma yapacaklar, parti başkanları meclis içindeki faaliyetleri inceleme geliştirme ve etkileme yönüyle örgütleyeceklerdir. Parlamentonun kanun yapıcı özelliği yanında devleti denetleme görevi de vardır. Parlamentonun sağlıklı çalışabilmesi siyasi partilerin örgütlenme ve stratejik hedefleri ile sıhhatli bir bütünlük sağlaması gereklidir. Devlet kendi sistematiğini devletin oluşum ve gelişim birimi yanında parlamento ile de örgütlemesi gerekir. Parlamentonun üstlendiği bu üstün sorumluluklar devleti dengeleyen birimler yanında siyasi partilerin stratejik hedefleri ile de desteklenmelidir.

Dolayısıyla devlet işletilen bir sistem olarak sürekli verimliliğe ve rasyonelliğe yöneltilmeli, devlet-millet ilişkisinde gelecek kolaylıklara ve bireyin mutluluğuna gidecek şekilde tasarlanmalıdır.

B. PLANLAMA VE STRATEJİ:

Hayat birlikteliğin bir sonucu olarak organizasyon ile renklenir. Organizasyonun itici gücünü liderler yapar. Liderleri yönlendirecek faaliyet takvimi ise planlama, hedefler ve stratejilerden oluşur. Planlamanın temel mantığı faaliyetleri kapsamları itibarıyla görebilme yeteneği kazanmaya dayanır. Dolayısıyla kurulan, çalıştırılan ve geliştirilen her örgüt canlı özelliklerini kazanmayı ve bireylerini indoktrine edecek, yani hedef birliği yapacak yapılanmayı bünyesinde bulunduracaktır. İnsanlar örgütlenme becerilerini geliştirdikçe kendilerini ve zamanlarını daha etkin kullanır hale geleceklerdir. İnsan yaratılışı ve zamanı taşıdığı ölçüm faktörleri ile farklılıklarda bütünleşecek özellikler taşımaktadır. Hayatı bir üretim süreci olarak görmek ve buna yönelik bir yaşantıyı benimsemek her entelektüel birey için esas olmalıdır. Böyle bir yaşantı var olmanın ve mutluluğun temelini teşkil edecek şekilde geliştirilmeye devam edilecektir.

Birey kendi becerilerini organizasyonlar içinde gösterebildikçe daha mutlu ve özelliklerine daha kapsamlı bir şekilde ulaşmanın mutluluğunu yaşayacaktır. Böyle bir toplumsallaşma bireyi yalnızlıktan kurtaracağı gibi zamanı da en etkin olarak kullanma becerisini yaratacaktır. Uzayan ömür ve çözülen sorunlarla dünya kısa sürede değişecek ve insanlığın mutluluk çağını hazırlayacaktır.

İnsan ihtiyaçlarının sürekliliği ve zamanın süre giden akışı dengeli ve istekleri anlamlı bir dünya yaratılabileceğini göstermektedir. Zaman kendimize ait varlık ve düşünceleri realize etmeye planlandıkça örgütsel beceriler rekabet ortamında gözlendikçe hayat renklenecek ve toplumsal yönelişler insan doğasını geliştirecektir.

İnsanın planlama becerisi de evrim geçirecektir. Unutmamak gerekir ki değişmeyen ve gelişmeyen hiçbir canlı ve ortamı yoktur. Önemli olan bu değişimin gelişim modunu insanın kontrolü altına alabilmesidir.

C.MİLLET YÖNELİŞİ:

Milleti devlet örgütlenmesi içinde geleceğe götürmek ve organizasyon bilinci ile halkları yaşatmak bireylerin ayrıca izlemesi gereken bir olgudur. İnsanları motive etmek ve böylece toplumsal bir ruh yaratmak gereklidir. Devlet bu yönüyle başta partiler olmak üzere sivil toplum örgütlerini ve sahalarına göre yetişmiş bireyleri konsantre edecektir. Halkın medya ile iletişimi toplumsal değerleri oluşturmak ve geliştirmek bakımından faydalıdır. Dünya sahip olduğu iletişim imkanları ile küçük bir alana dönüşmüştür.

Birey bazında yetenekler organize edilerek rekabet bilincinde millet yönelişine dönüştürüldüğü takdirde bireylerin daha mutlu olabilecekleri ortamlara taşınabilir. Dolayısıyla milletlerin reaksiyon ve bilinçleri ayrı bir ruh ve ayrı bir motivasyondur. Milletleri olumlu gelişim paternleri içinde yaşatmak da liderlerin ortak görevleri olarak görülmelidir.

D.HUKUK SİSTEMİ:

Hukuk, örgütsel veya bireysel yönelişlerin çatışma alanlarına çözüm getiren bir yaklaşımdır. Hukuk sistemi oluşların felsefesine ve canlanmasına karışmaz. Bu nedenle hukuk yaşamın bir parçası olmak yerine gerektiği zamanlarda ortaya çıkar.

Çatışmanın en bol olduğu alan aslında ailedir. Ancak aile ekonomik ve itibar etkileri ile çatışma alanlarını gizli tutar genellikle. Hukuka bol ihtiyaç tasarım hatalarından kaynaklanmaktadır. İnsanlar doğa yapılarını öğrenerek gelişmekte ve evrim geçirmektedir. Sanayi devriminden sonra çatışma alanları da çoğalmış ve son iki yüz yıl içinde hukuk büyük bir bilim haline gelmiştir. Hukuk aslında bireysel duyguları sönümleme fonksiyonu görür ve toplumsal sorunlara bireylerin ya da organizasyonların dengelenmesini sağlar.

Dünya insanlığının ereği, hukuk sistemlerine başvurmadan yaşayabilmektir. İnsanlar dengelendiği ve sorunlarını çözdüğü zaman tasarım mükemmele ulaşacak ve çatışma alanları sıfırlanacaktır.

Hukuk gerekli ve etkili olarak işletilmelidir. İnsanların kendine özgü çıkar ve yöneliş anlayışları kolay disipline edilebilecek bir olgu değildir. Bu nedenle etkili hukuk işletimi toplumun sağlığı açısından önemlidir.

E.SAĞLIK SİSTEMİ:

İnsanlık doğumla başlayan yaşam mücadelesi içinde her zaman sağlık problemleri ile karşılaşmıştır. Sağlık örgütlenmeleri toplumların ilkel örgütlenme ile yürüttüğü yapılanma ve tecrübelerle ortaya çıkan sorunları gidermeye başlamış ve giderek problem sahaları azalmaya başlamıştır.

Yaşam alanlarında gerekli sağlık örgütlenmesi ve bunun işletim ortamı tabiî ki başlı başına bir tasarımdır. Sağlık sistemi içinde sağlıklı işletilen yapılar uzmanlar ve stratejistler tarafından geliştirilecektir. Bunun başlı başına bir tasarım ve ihtisas işi olduğu açıktır. Ancak unutulmamalıdır ki; insan sağlığı üzerinde yapılan çalışmalar insan doğasına etkileri yönüyle dikkatle geliştirilmelidir. Benim düşüncem sağlık problemlerinin önümüzdeki zaman içinde refah seviyesinin artması paralelinde daha da kolaylıklarla donatılacağı yönündedir.

İnsanların sağlık problem sahaları analiz edilerek, yaşam standartları ve örgütlenme becerileri arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılarak ve buralardan oluşturulacak deneyimler insanlığa mal edilecektir.

F.EĞİTİM SİSTEMİ:

Eğitim sisteminden ana beklenti, yaşam bilincini oluşturma yanında mesleğe yönelik birikimli ihtisasa temel ve ihtisas hususlarını kapsayarak büyük organizasyonun parçası haline gelecek olan insanı yetiştirmektir. Dünya, özellikle batı eğitim sistemini bilimsel tabana oturtarak hurafe ve boş inançları bertaraf etmesini bilmiştir. Doğu ise hayatı ve dünyayı batıya bakarak yorumlamaya çalışmaktadır. Belki de dünyada bu oluşum evrimsel bir yaradılış gerçeğidir.

Eğitim sisteminin okul tercihi zaman içinde biraz daha özgürleştirilmelidir. Çocukluk ve gençlik dönemini eğitime adayan bir yaşam bence yanlış olmalıdır. Evet eğitim gereklidir. Ama her şeyi öğrenmek gereksizdir. Bugün iletişim ortamının sağladığı kolaylıklar ve nano teknoloji uygulamalarının yakın vadede ortaya koyacağı kolaylıklar bilginin ulaşılabilirliği konusunda önemli imkanlar yaratacaktır.

Eğitim konusunda belli yeteneklerin okul sonrası da kazanılması mümkün olabilir. Eğer böyle olursa eğitim yığınını hayata yaymakta mümkün olabilir. Aile içinde başlayan yöneliş biçimlendirilmesi dünyada hala belli standartlara ulaştırılamamıştır. Bu durumda bebeklik ve çocukluk dönemlerinde bireye yüklenecek değerleri şekillendirmek ve örneklemek belki de iyi bir başlangıç olacaktır.

G.İDARİ SİSTEM:

Devletin yönetimi merkeziyetçi bir yapı içinde teşkilatlanmaktadır. Teşkilat yönetim prensiplerine uygun çalıştırılmalı ve görevlendirilen personelin işgal ettiği mevkii donatabilecek evsafta olması sağlanmalıdır. İdari sistem teknolojinin imkânlarından azami istifade edebilecek örgütlenme ile donatılmalıdır. Halk idari sistem ile ilişkilerinde teşkilatın halk için çalıştırıldığı ilkesine göre tavır bulmalıdır.

Devletin eğitim, kültür ve diğer faaliyet alanlarında geleceğe yönelik planları olacaktır. Maksat sürekli gelişen bir çalışma disiplini yaratmaktır. Devlet mekanizması durağanlıktan çıkarılmalı ve toplumu etkileyen bir davranışa çekilmelidir. Böyle bir ruh yaratmanın bugünkü eğitim olanaklarıyla mümkün olduğunu değerlendirmekteyim. Devleti ne kadar verimli ve üretken yapabilirsek, halkın ihtiyaç ve yönelişleri o denli kolay karşılanır duruma gelebilir.

İdari sistemin teoride muhafazakar ve prensiplerle yaşatılması da önemlidir. Zira devrim ismi altında türetilecek modeller yerine uzun vadede evrimselleştirilecek yöntemlerin halk için daha sağlıklı olacağını düşünmek gerekir.

H.SOSYAL KURUMLAR:

Başta çocuklar olmak üzere, kimsesiz insanların devlet himayesine alınarak sahiplenilmesi bir devletin başta gelen faaliyetlerindendir. Bu kurumların işletilme becerisi gerçekte o toplumun sevgi, saygı, sorumluluk üçgenindeki becerisini ortaya koyar. Eğer bu insanlar himaye edilemiyor ve mutsuz yaşatılıyorlarsa insanlar örgütlenme becerisi açısından zafiyet içindeler demektir. Zira her şart içinde yaşam mücadelesini verebilecek zeka seviyesine sahip insan burada kendini yaşama bağlayamıyorsa insanlar kendilerini işe vermiyorlar demektir. Ya da işlerini bilmiyorlar demektir. Her iki durumda içler acısıdır.

Belki de halkın da özellikle yaşlıların boş zamanlarını bu insanlarla birlikte olarak geçirmeleri gerekebilir. Hatta öyle bir toplumsal alışkanlık geliştirilmeli ki herkesin sosyal kurumlardan bir arkadaşı olsun. Böylece insanlar birbirine kaynaşsın. Arkadaşlık, akrabalık ve komşuluk insanları birbirine yakınlaştıran bağlardır. Bu faaliyetleri geliştirmek için sosyalleşme becerileri üzerinde çalışmak gerekir. Devlet nasıl okullara yatırım yapıyorsa sosyalleşme merkezlerine de yatırım yapmak gerekir. Böylece ekonomi ve sosyal hayat renklenecektir.

I.SİYASİ ÖRGÜTLENME:

Siyaset özellikle 20.yy. içinde ortaya çıkan bir kavramdır. Bunu medya yaratmıştır. Böylece insanlar yönetsel kurumları oluşturmuş ve politikalarını seslendirir hale gelmiştir. Siyaset aslında yönetsel donanım anlamı taşımaktadır. Toplumsal yönelişin bir yöntemini dile getirmek ve yöneliş göstermektir. Demokrasilerde iktidar ve muhalefet olarak ortaya çıkan örgütlenme durumu halkın çıkarlarını değişik gruplara değişik görüş ve düşüncelerle mal etmeyi ortaya koymaktadır. Siyasi partilerin bir oluşumu hedef alarak ortaya çıkmaları ve milleti örgütleyerek hedefleri doğrultusunda stratejiler belirlemeleri siyasi oluşumun göstergeleridir. Her siyasi parti hem kendini hem de diğer partileri dengeleyen görüş ve yönelişlerle var olmaları güzel bir şeydir.

Ekonomik sistemin planlı kapitalizm, siyasi yönelişin liberalizm, dini portrenin ise “mutlak doğrular” içinde İslamiyet olduğuna göre dışarıda kalan yönetilen yönetici ve doğa bileşenlerinde siyasi örgütlenme yapılmalıdır.

J.KÜLTÜREL FAALİYETLER:

İnsanlar aralarında yetiştirdikleri bilgelerle insanları kucaklayan insanlara mal olmuş değerler üretmektedirler. Bunların halk tarafından benimsenenleri kültür olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun bu kültür değerlerini ortaya çıkarmak ve yeni yorumlar ortaya koymak bir özel emek işidir. Bugün kültürel yöneliş olarak tarihi kalıntılar ve folklor oyunları akla gelmektedir. Aslında her köy ya da kasabanın kendine özgü ürettiği mutlaka bir takım değerler vardır. Bu değerleri araştırıp o yerleşim yerinin malı haline getirmek ayrı bir çaba ve yöneliş gerektirir. Özellikle Türk Kültürü ve İslam Düşünce Sistemi çok kapsamlıdır. Bunları araştırıp karakter oluşumuna yön veren duygu becerisini sağlayan bu değerleri iyi tespit etmek gerekir. Türkiye gibi geri kalmış ülkeler son üç yüz yılın geriliğini yaşamaktadır. Yaşayan her varlığın bir değeri bir yaşam iteni vardır. Bunu böyle görüp analizleri buna göre yapmak lazımdır.

Sanatta bu oluşumlar içinde bir göstergedir. Sanat mademki bir tasvirdir, insanların iç dünyalarının yansımasıyla ortaya çıkan göstergedir, o halde insanlar teşvik edilmeli ve yaratıcılığa yöneltilmelidir.

K.DOĞAL KAYNAKLARIN YÖNETİMİ:

Dünya yaşayan bir sistem olduğuna göre maddenin yok olmadığı gerçeği ile hareket edersek kısıtlı olan doğal kaynakları korumak ve insanlığın rasyonel hizmetine sunmak esas alınmalıdır. Doğal güzelliklerde bir anlamda bunların içindedir. İnsanlar yaşam tarzlarını Altın Çağ’da çok daha hareketli ve bereketli hale getireceklerdir. Dünya görüşü, sevinci yaratacak insanlar birbirini kucaklayacaktır. Sevgi ve saygının hüküm sürdüğü bir yaşam standardına dönüşecektir dünya. İnsan hak ettiği güzelliklere kavuşacak ve tüm dünya mutlulukla yaşanan bir aleme dönüşecek. Gerçekte insan tahayyülü ile ortaya çıkacak bu durum insanlığın becerisi olacaktır. Bu nedenle bize sonsuz hayal ve irade gücü ile yaşam sunan büyük yaratıcı Allaha şükredip insanlığa hizmet eden bir hayatı benimsemeliyiz. Zira insan da en önemli doğal kaynak sayılır.

Dünya sahip olduğu potansiyeli sonsuza kadar kullanmaya yönelik stratejiler geliştirmelidir. Zamanın ve bilimin öğretisi bize hayatı daha geniş boyutlarda anlatacak ve gelecek çok güzel olacaktır.

ÇEVRE VE ŞEHİRLEŞME :

Çevre bugün insanlığın becerisinde yaratılışından daha estetik görünüm ve işletime ulaştırılabilmektedir. Bunu insanın estetik becerisi ve yaratıcılığı ortaya koymaktadır. Bilim adamlarının iklimlere kafa tutan canlı organizmalar (ilk etapta bitkiler) yaratabilmesi bu güzelliklerin dünyanın her yerinde insanlığa sunulmasını sağlayacaktır. Unutmayalım ki Tanrı katından gelmiş son peygamber bize çöllerin meyve ağaçlarıyla donatılabileceği ilhamını vermişti. Ben öyle inanıyorum ki genetik bilim önümüzdeki zaman içinde bunu becerecek ve dünya çok farklı bir yaşam alanına dönüştürülebilecektir.

Şehir ve köyler birbirinden farklı işletmelerdir. Bu nedenle şehir işletmeciliği ayrı bir tasarım ve örgütlenme becerisi istemektedir. Gerçekte sistem ve işletme kavramları bu oluşumun gelişmesinde ve gelecekte önemli katkılarla insanlığın hizmetine dönüşeceğine inanılmalıdır.

Dünya güzelliği ölçüsünde güzel insanlarca tasarlanmalı ve işletilmelidir. İşte o zaman insanlar yarattıklarının kıymetini bilecek ve mutlu olacaktır.

SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ :

Bugün üretimin rasyonel hale getirilmesiyle ekonominin tek yönlü olarak arz ve taleple yöneltildiği zihniyeti kaybolmaya başlamıştır. Ekonominin makro dengeler üzerinde tesis edildiği bir döneme gelinmiştir. Dolayısıyla devlet geçmişi geleceğe taşıyan bir tasarımı sosyal güvenlik sistemini işletmek durumunda kalmıştır. Sosyal güvenlik sisteminin zamanla daha da gelişerek toplumların refahına uygun yapılanmalara getirilmesi kaçınılmazdır. Zira zenginlik malda ise mal üretilmektedir, malı kullanmaktaysa halk zenginleştirilmelidir, mutlu yaşamaktaysa refah arttırılmalıdır. Bütün bunların dengesi arsızlığını yenmiş hayatı bir mutluluk zamanı olarak görmeye ve yaşamaya alışmış insanlarla kurulabilir. İşte bu oluşum içinde geleceğe insanlığı taşıyacak örgütlenmelerin başında sosyal güvenlik sistemi gelmektedir. Örgütlenmeyi, hayatı ve ekonomiyi bununla ilişkilendirerek gelişmiş toplumlar yaratmak elimizdedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder