1. DEVLETİN VARLIĞI:
İnsanlar binlerce yıldır birlikte yaşamayı öğrenmeye çalışıyorlar. Doğumundan itibaren öğrenilenlerle yaratılan yaşam sürekli gelişerek devam ediyor. Özellikle Sanayi Devriminden sonra ortaya çıkan şartlar toplumsal olanakları artırma çabası ve ekonomi imkanları milletleri birbiriyle rekabet eder duruma soktu. Daha önce diğer milletlerin yağmasından halkını korumayı amaçlayan örgütlenme ihtiyacı bugün refah toplumu yaratma amacına dönüşmüştür. O zaman bugünkü manada devlet milletin geleceğini kontrol altında tutan halkın huzurunu sağlayan bir organizasyon olarak tanımlanabilir. Devlet varlığını tarih boyunca olduğu gibi bir kişide temsil edilerek gösterir. Bu kişi devlet başkanıdır.
Devlet başkanı gücünü parlamentodan alır. Bu nedenle parlamentoya karşı sorumludur. Tarihte devlet başkanları gücünü bazen kendilerinden, bazen tanrıdan bazen de diğer devletlerin desteğinden almıştır. Ancak biz burada demokratik bir toplumu incelemekteyiz.
Monarşi, oligarşi ve demokrasi devlet varlığını belirleyen modeller olmuştur. Demokrasi hep aranmış ancak gerçekleştirilememiştir. Sebebi devleti yönetenlerin devlet içinde var olan güç odaklarının etkisinde kalmasıdır. Bugün dünyada yürütülen mutlak hâkimiyet altında yalancı demokrasiler gerçek demokrasi değildir. Dünya insan beyni için küçük bir alan olduğundan, dünyanın top yekûn örgütlenmesi doğal bir gelişmedir. Globalizm olarak adlandırılan bu birliktelik sermaye-teknoloji bileşkesinde ekonomiye dönüştürülmektedir. Tabiî ki devletler vardır, ama devletler sadece halka inanç dağıtan ve yerel-ekonomiler oluşturan sübjektif varlıklardır. Biz bu sübjektif varlıkları tüzel kişilik haline getirmeye çalışacağız. Böylece global resmi herkes görecek devletin halklar üzerinde etkisini arttırarak milletlerin mutlu gelecek zemininde gelişmesini sağlamaya çalışacağız. Hedef her bir insanın büyük organizasyon içinde mutlu yaşayabilmesidir. Bunu sağlayabilmek içinde her bireyi görevinde mutlu kılar duruma getirmeliyiz.
Demokrasi olabilmesi için farklı görüş kitlelerinin olması gerekmektedir. Her oluşumun değişik gerçeklere dayanabileceği bilinmektedir. Bu nedenle insanların örgütlenmesinde bakış açıları renkliliği, bu renkliliğin dayanakları da örgütlenme becerisini ortaya koymaktadır.
20 yy.da sağ-sol görüşlerle çalkalanan bir demokrasi ortamı yaratılmaya çalışılmıştı. Bu kapitalist sistem ile komünist sistemin mücadelesinden kaynaklanmıştı. Şimdi sosyal demokrat olmak ya da kapitalist olmak arasında tercih yapılmaya çalışılıyor. Bunlar gizli örgütleşme yönelişleridir.
Toplum terbiye oldukça milletin hizmeti devletten özel sektöre kaymaktadır. Devlet kural koyucu rolünü üstlenmekte kontrol mekanizmaları ile soygunları önlemeye çalışmaktadır. Çaresizlik ve arsızlık iki kardeş yöneliştir. İkisi de insanı kurallardan farklı davranmaya iter. Bu nedenle halkın mutluluğu ve yarınların güvencesi için şeffaf sistemler kurulmalıdır. Halk gerçek doğrularla bilgilendirilmelidir. Böyle olunca daha geniş bir insan kitlesi insanların mutluluğu için harekete geçebilir. Devlet ile halkın barışı anlamına gelen bu yöneliş alıştıra alıştıra ve basını güçlendirerek yapılmalıdır. Bazı güç odaklarının propaganda ortamı olduğu sürece halkın ezilmesi ve haksız yere refahı paylaşmaması sonucu doğar.
O zaman devlet denen yapı ile halk arasındaki ilişkileri dengeleyecek bir sisteme ihtiyaç vardır. Görünür demokrasilerde partiler global perspektifte ötelenerek destek bulmakta ve halkın doğasından ayrı bir yöneliş yaratmaktadır. Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır: Halk üç beş ne idüğü belirsiz stratejistin oyuncağı değildir.
Halkları güdülen kitleler olmaktan çıkarmalıyız. Bunu insanları entelektüel yapıp sistemin içine çekerek başarabiliriz. Bizim hedefimiz işte budur.
Şu halde devletin ilkeleri;
- Halkın geleceği için çalışacak.
- İnsanların mutluluğu için refah yaratacak.
- Çevreyi insanlara uygun hale getirecek.
- Halkı diğer halklarla rekabet ettirecek
- Şeffaf devlet ve şeffaf özel sektör hedef alınacak.
- Partilerle devlet arasındaki ilişkilerde devletin çıkarları ön planda tutulacak
- Devlet rasyonel işleyen kurumlardan oluşacak.
- Özel sektöründe rasyonel çalışmasına destek verilecek.
- Rekabet doğası kurumlara ve kişilere aşılanacak.
- İnsanlara fırsatlar veren sistematik içinde yaşanılacak.
- Global perspektifte değerler, saygınlık seviyesinde tutulacak.
- Dünyadaki her devlet için aynı değerler korunacak.
2. MİLLET VE MİLLETLERARASI REKABET :
Millet kavramı bir soy birliği, ırk birliği ve dil birliği kavramlarıyla oluşan bir topluluğu anlatmak için kullanılmaktadır. Şimdilerde bir de kültür birliğinden söz edilmektedir. Ancak pratikte devletin sınırları içinde kalan halk topluluğu için kullanılmaktadır. I. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkarılan siyasi sınırlar bugünkü devletlerin siyasi sorumluluk alanlarını belirlemiştir. II. Dünya Savaşından sonra kurulan Birleşmiş Milletler teşkilatı da devletlerin siyasi varlıklarıyla teşkilatlandırılmıştır. O halde birinci derecede millet devletin halkı olarak pratiğe geçmektedir.
Bugün dünya plüralizm ve Globalizm denen örgütlenme kavramlarıyla iç içe siyasi yapılarını genişletmektedir. Bugün için en etkili ölçü ekonomik güç ölçüsüdür. Kişi başına düşen milli gelir devletlerin zenginlikleri hakkında bir fikir vermektedir. Ekonominin gelişmişliği kullanılan teknolojilere dayalı olarak belirlenen askeri gücü ortaya koymaktadır. Örneğin ABD başlı başına bir dünya devi rolündedir. Dünyanın tamamına tek başına yetecek bir askeri potansiyeli bulundurmaktadır.
İnsanlar arası iletişimin merkezi sosyal olgulardır. Bu münasebetler insanları toplum haline getirmiştir. Bugünkü devlet halkın bu sosyal organizasyonunu rasyonelleştirmek rolünü üstlenmiştir. Ekonomik ilişkiler sosyal olgunun canlı faktörüdür. Böyle olunca devletlerarası sosyalleşmede öncelik ekonomik örgütlenmeye dayanmalıdır. Spor ve kültür aktiviteleri de dünyayı renklendiren diğer olgulardır.
Dünya öncelikle yaratılış ile gelen geografik özellikleriyle dengelenir. Bundan sonra ekonomik ve teknolojik birikim gelir. O halde plüralist bir denge öncelikle aranacak ve bulunacaktır. Bunun yanında realizm dünya var oldukça ittirici unsur olarak insanların dikkatinde kalacaktır.
Millet olmak için geçmişte ve gelecekte bağlantılı toplumsal hareketler ön planda tutulmalıdır. Keşifler ve gelecek ile ilgili tasarımlar milletlerin diğer milletler nezdinde ufkunu açacak, gelişen dünyayı mutluluğa taşıyan unsurlar olacaktır.
Tarih millet için önemli bir var oluş kaynağı olarak görülmektedir. Tarih aynı zamanda bir milletin sosyal olgularını da ortaya koymasına yardımcı olur. Büyük bir olasılıkla yakın gelecekte milletlerin karakteri kavramı doğacaktır. Bu kültürün genel tanımının yeniden yapılmasına yardımcı olacaktır. Ne şekilde insanı eğitirsen eğit sosyal olguların etkisi büyük önem taşımaktadır. Bu sosyal olgularda genel olarak toplumun geçmişinde ürettiği değerlerle ilgilidir. Büyük bir olasılıkla toplumların kompleksleri de bulunacak zamanla. Bu veriler insan değerleri ile bütünleştirilip huzurlu ve mutlu gelecek için insanlar kendilerine projeler yapabileceklerdir.
Bugün için en büyük toplumsal göstergelerden biri sanat becerisidir. Dinler insanları uzun yüzyıllar bu yönden kurutmuşlardır. Ancak aydınlanma çağı sanatla değişimi başlatmış ve bugüne gelinmiştir.
İnsanlık tarihi insanların sosyal olgular kadar hayatı kolaylaştıran yönleriyle de değişimler yaşamıştır. Bugün değişim ve zenginlik planlanabiliyorsa bu insanlığın büyük becerisidir.
Altın Çağ’da insan merkezli bir mutluluk arayışı egemen olacaksa da dünya organizasyonu şeffaf kurulacak ve şirketler çoğalarak şeffaf olacaktır. İnsanın insanı sömürmesine ihtiyaç yoktur. Bu üstünlük değil rezilliktir. O zaman dünya tüm insanlığı kucaklayacak şekilde kurallar koymalıdır. Evet insan şımarır, insan tembelleşir ancak politikalar bu göstergeleri göz önünde tutarak belirlenirse 50 ve hatta yüz yıl içinde bütün dünya değiştirilebilir. Kurallar bireylerin mutluluğu aramasına uygun konulduğunda ve insan mutluluğu aramasını bilirse ve bütün bunlar insan doğasına uygunsa evrim büyük ölçüde kontrol edilebilir demektir.
Son 40 yıl içinde turizm önemli ölçüde gelişmiştir. Ancak tüm insanlığı kapsayan bir toplum hareketi haline getirilmeden durdurulmamalıdır. Her ülke güzelliklerini dünya tasarımcılarının elinde ortaya koymaya çalışmalıdır. Böyle yapılırsa yeterince uzun olan kısa zamanda daha da uzayacak olan ömür içinde renkli anılarla doldurulacak mutlu bir dünya yaratılabilir. O halde her ülke kendi prezantabllığını kendi projelendirmelidir. Geçmiş güzelliklerle dolu kalıntılara sahiptir. Doğal olan varlıklar güzeldir. Allah dünyayı mükemmel güzellikte yaratmıştır. İnsanoğlu bu güzellikleri işletmeyi becerdiğinde kendini mutluluğa ulaşmış olarak görecektir.
HALKIN DEMOKRASİ YÖNELİŞİ :
Az gelişmiş toplumlarda halkın büyük çoğunluğu fakir ve günlük geçimi için yaşar. Böyle olunca evrim – gelişme – değişim gibi kavramlar pek etkili olmaz büyük çoğunlukta. Bu nedenle dünyanın az gelişmiş bölgeleri yaşar mutlakıyet altında.
Demokrasi bir refah toplumu aldatmacasıdır. Zira güç odakları gizlerler emellerini toplumun çoğunluğundan. Liderler geniş zamanlı anlaşılması güç nutuklarla insanları oyalarlar. Son iki yüzyıldır toplumlar yönetiliyor mutlak hakimiyetle, bereket; Batı denen bölgede fışkırıyor. Zaman öyle gösteriyor ki bilim sorunları çözdükçe dünyanın diğer bölgeleri de gelişecek.
Demokrasi bir uzlaşma aldatmacasıdır. Tıpkı borsada fabrikalara ortak olmak gibi bir şey. Demokrasi böyle olmamalı. Demokrasi halkın mutluluğu yönünde stratejilerin üretildiği kurumlarca yarışma yaratmalı.
Teknoloji süratle yeniliyor kendini. Bu nedenle fabrikalar değişiyor birkaç on yılda. Sermaye dikkatli yönetiliyor. Enflasyon denen canavardan korkuluyor. Aslında bütün bunlar aldatmaca. Kapitalizm falan diyorum. Bugün insanoğlu o kadar muktedir ki organizasyon konusunda, örgütleyelim dünyayı rasyonel bildiklerimizle.
Kişi için yaratılan sınırlar güzel, ancak biraz daha sosyalleşme lazım. Çevreyi sosyalleştirecek özelliklerle donatmalı. İnsanların çoğu nazlı ve ürkek. Çocuk yetiştirmeyi bilmek lazım. Sosyal bilimlerle uğraşanlar biraz üretken olun. Halkı organize edecek yöntemler bulun. Allahın verdiği zeka zorlanmadan işe yaramaz. Gerçekleri halkın anladığı sosyal bir düzen lazım.
İşte demokrasi gerçek anlamda bu. Yöneliş özgürlüğü esas olmalı. İnsanların indoktrine olması güzel, heyecan ve mutluluk yaratıyor. Becerenler hayatı parselleyip kayıyor.
Devlet bugünkü anlamda dünya konjonktürü ile yönleniyor. Siyasi değişimi hazırlayanlar halkları kandırıyor. Devletler özgür olmalı demografide ve sosyalleşmede. Yarışma gerçekçi olmalı kültürel değerlerle.
Son yüz yıldır teknoloji birikimi ekonomik zenginlikler yarattı. Ama dünya mutlu değil, özgür değil. Bunlar hedef alınmadan yapılanlar kalıcı değil. Refah tabiî ki önemli, hak ederek olmalı. Ancak insanlar planları tahmin edebilmeli umutları olmalı. Allah bize ortak bir kader verdi. Ademoğulları dölünde beraberlik arayalım. Dünya bugünkü mekanımız anlayalım. İnsanı çözmeden ve toplumu kontrol etmeden evrim başarılı olamaz. Demokrasi ortak yönelişin en güzel tartışma ortamı. Yönetenler bırakın halkları kandırmayı, gelin söyleyin doğruları. Günlük politikalarla gizlenen büyük stratejiler görüldü artık. Nasıl bir umut ekmeği bir de hayatı varsa insanın. Gerçekler yöneltir.
Evet insanların % 98 i gününü gün etme peşinde. Böyle olunca liderler önem kazanıyor. Fakir ülkelerde kaynaklar kısıtlı örgütlenme zor oluyor. Bütün bunların örnekleri varsa Batı’da organize edin halkları yazın stratejileri. Büyük değişim başlasın artık, yeter insanlığın çektikleri.
Üretimse üretim, neden paylaşılmıyor zenginlikler, neden paylaşmayı mutluluk saymıyorlar. İnsanlar alıştırılacak mutlu yönelişlere, bu ekonomi olacak, sosyal hayat olacak, cahiller önemsenmemeli bilgi öğrenmeyle olmaz. İnsanlar yorumlamaya yöneltilmeli, proje tasarlattırılmalı müteşebbis yapılmalı.
Evet biraz zor bu dediklerim biliyorum. Ama deneyeceğiz diyorum zaman gösterecek. Bugün için teknolojideki trentler statikocu davranmayı gerektiriyor. Ama bilelim ki eğitim gelişimi önemli.
Halkın demokrasi yönelişi Türkiye’de uygulanan şekliyle güzel. En azından halk ikna oluyor seçilenlerle. Kendini mutlu sanıyor bulduklarıyla. Ben derim ki uzlaşma önemli yinede, insanlar yöneltilmemeli suni olgularla. Halkın bir hissi olmalı tarihten gelen değerlerle.
Demokrasi halkın uzlaşma becerisi, ama stratejistler dikkatli ve üretken olmalı. Liderler dalkavukluğu bırakıp toplum çıkarlarını göstermeli. Sömürü düzeni yerine hakkaniyetli saygın bir sistem kurulmalı.
EĞİTİM SİSTEMİNİN YÖNETİMİ :
Eğitim sistemi bugün için bilimin getirdiği anlaşılabilirlik oranında gelişmektedir. Eğitimin temel amacı sonraki nesillere insanlığın birikimini aktarmak ve böylece dünyada nesil akışı içinde gelişimi ve mutluluğu yaratmaktır. İnsan olgusunda eğitim iki parçalıdır; birincisi bilinç dediğimiz öğrenmeye dayalı oluşum, ikincisi ise alışkanlıklar. Alışkanlıklar bugüne kadar üzerinde durulmamış bir eğitim parçasıdır. Ancak standartları olması gerektiği tarih buyunca tartışılmıştır. Bugün toplumsal değerlere sahip olan insanlık alışkanlıkları kendi yönelişi içinde törpülemektedir. Böyle olunca büyük sorun olarak görülmez.
Eğitim sisteminde dört temel yöneliş ve saha göz önünde bulundurulmalıdır. Birincisi bedenin eğitimidir. Spor ve aktivitelerle zenginleştirilmiş bir hayat idealdir. Unutulmamalıdır ki Allah insanı yarattığında dünya bugünkü gibi değildi. Bugün medeniyetten bahsedebiliyorsak kendimizi yaratılıştaki şartlardan anlamamız doğru olur. Kalp ve kan dolaşımı organizmanın en önemli parçalarıdır. Adeta diğer fonksiyonlar bu temel unsurlardan ortaya çıkabilmektedir. Hayat bir ortalama ömür formunda düşünülmeli ve alışkanlıklar profesyonelce insanlara mal edilmelidir.
İkincisi, bireysel hayatın öğretilmesidir. Bu toplum ve ruhun etkileşimini sağlayacaktır. Özgürlükler ve sorumluluklar belirgin olmalıdır. İnsan psikolojik ve sosyal bir varlıktır. Ruh hem ferdi hem de sosyal yönüyle bir bütündür. Duyguların yönetimi bazında insan eğitilerek olgunlaştırılabilir. Böyle bir beceri kazanılmadan medeniyetten bahsetmek mümkün değildir. İnsan mutlu olmak için yaşamaya programlanmıştır. Diğer bütün yönelişler insanın mutluluğu tercihine dayanmaktadır.
Üçüncüsü; sosyal bir varlık yaratmaktır. Toplum kendi oluşumunu ve şartlarını tarihsel bir süreç içinde gerçekleştirmiştir. Bugün ideal çare aranmalı ve insanların birbiriyle kaynaştığı bir yapıya ulaşılmalıdır. Sivil aktivasyon olarak adlandırılabilecek böyle bir yöneliş toplum yöneticilerince programlı bir şekilde geliştirilmelidir. Kültür ve sanatsal faaliyetlerle sportif faaliyetler bunların çıkış noktaları olabilir.
Dördüncüsü; belki de en önemlisi tatmin olmayı öğrenmektir. Tatmin olmak sosyal oluşumun bireysel özelliklerle dengelendiği bir durumdur. Mutluluğun en önemli parçasıdır. Tatmin olmamış bir insan hem mutlu olamaz hem de üretken olamaz. Durum böyle olunca beceri ve alışkanlıklar duyarlık yaratıyorsa tatmin olmakta derin mutluluk yaratacaktır.
Eğitimin en güzel yanı ölçülebilir değerlere sahip olmasıdır. Bu özelliği onu belirginleştirmek yanında rekabet ortamı yaratmaya da imkan sağlamaktadır. İnsanın beynini kullanmasını sağlayacak en önemli unsurlar egosu ve kendini ispat yönelişidir. Böyle olunca insan düşünebilir bir varlık haline gelebilmektedir. Bilgi toplumu şartları yaratılacaksa bu değerler iyi kullanılmalıdır. Unutulmamalıdır ki toplumsal başkalaşım insanın yaşam olgularına yakışmıyorsa çöküşe geçebilir. İnsanlık bugün sağladığı ihtisaslaşma becerisiyle toplumun değişimini doğru ve evrimsel yönetimle sağlayabilmektedir. Bilim bugünkü imkanlarla insanı kendimize yetecek özelliklerle tanımamıza yardımcı olmaktadır. Duygular yönetimi konusunda çok az birikimimiz vardır. Bu birikim belkide önümüzdeki milyonlarca yıl çoğalmaya devam edecektir.
Eğitim toplum organizasyonu ile iç içe bir kavramdır. Maksat dünyayı, kendini ve geleceği yönetebilecek insan profilinde bir eğitim sistemi organize etmektir. İnsanların her birinin farklı bir dünya olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Ruha, özgürlüklere ve yaradılışa saygı esas olmalıdır. Her insan farklı özellikleriyle insanlık için bir örnektir. Eğitimi bir sistem olarak incelediğimizde doğal yönelişlerle bilinçli yönelişler arasında bir denge kurması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu durum sağlanabilirse eğitim ölçüleri gösterecek ki daha başarılı bir sonuç alınabilecek.
Eğitimi bir sosyal olgu olarak görüp kültürel değerlerle süslemek gerekir. Böyle olunca toplumların karakterleri anlaşılacak, milletler kendi üstünlüklerini yaratabileceklerdir. İnsan ne kadar karmaşıksa eğitim sistemi o kadar dikkatli yönetilmelidir. İnsanı mutlu etmeyi hedef aldığımıza göre toplum yaratacağı değerlerle kendi katkısını zaman içinde belirginleştirecektir.
GLOBALİZM VE MİLLET :
Globalizm dünyanın tek vücut olarak organizasyonudur. 2. Dünya Savaşından sonra ABD orijinli global bir dünya perspektifi yaratıldı. Soğuk savaş döneminde dünya ikiye bölünerek ABD ilgi sahası daraltıldıysa da bugün ABD tüm dünyayı yönlendiren bir global yapıyı yönetmektedir.
Millet olma duyguları ve yönelişleri halkları harekete geçirmek için önemlidir. Bu durumda özellikle geri kalmış bölgelerde realizm döneminin yöntem ve yönelişleri korunmalıdır. Dünyanın topyekun geldiği seviye her ne kadar plüralizm odaklı bir yapılanma ise de her üç anlayış ekonomik ve siyasi organizasyonda kullanılmalıdır.
Dünya milletleri coğrafi olarak yerleşmiş kabul edilmelidir. Böyle bir kabulle hareket noktası bulunulan yerde rekabete dayalı bir stratejiyle gelişmek ve kalkınmaktır. Dünya insanı için eğitim ve refah açısından büyük bir hareketlilik içine girebilecek duruma gelindiği değerlendirilmektedir.
Dünya kainat içinde ne kadar küçük bir yer tutmaktadır. İnsan beyni kainatı algılayabilmekte ve onun bir bölümünü kontrol edebileceğini görebilmektedir. Zira bilimsel açıklamalar insan beyninin gücüdür. Bu seviye insanlığın ortak malıdır. Kader kardeşliği insanları bir zaman diliminde birlikte yaşatmaktadır. Paylaşımın zenginlik olduğu, rızkın ancak böyle arttırılabileceği hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır.
Globalizm temelde bilgiye dayalı eğitim sisteminin itici noktası olmalıdır. İnternet gibi bir olanak varken insanların bilgiye ulaşma becerilerinin kısıtlanması anlaşılır gibi değildir. Gerçi internet son 10 yıl içinde büyük aşamalar kaydetmiştir. Önümüzdeki 10 yıl içinde getirebilecekleri ise hiç tahayyül edilememektedir. Böyle bir durumda teknolojik trentler iyi analiz edilmeli ve gelecek tasarımcıları insanlığın yönelişine destek vermelidir.
Firmalar bazında yaratılan global yöneliş tabiî ki doğrudur. Ancak bu büyük oluşumda faaliyet gösterdikleri alanlarda rasyonel çalışmaya devam etmeleri önem taşımaktadır. Milletlerin firmalar bazında becerilerini geliştirmeleri önemlidir. Bu yöneliş milli duygularla serpilen halk kitlelerine ihtiyaç duyar. Halklara beceri kazandırmak ise çok kapsamlı bir konudur. Bugün mesleki eğitim ve sanat bireyin yönelişine göre hayatın zorlaması olarak ortaya çıkmaktadır. Altın Çağda meraklı ve ilgili aynı zamanda yaşamının sorumluluklarını taşıyabilecek insan tipine gidilecek ve böyle yetiştirilecektir. O zaman bugün için Yahudilerin müteşebbis yetiştirme becerileri tüm dünya halklarına kazandırılacak ve dünya mutluluk çağını öyle yakalayacaktır.
Hayat uygarlığın gelişimi paralelinde renklenmekte ve güzelleşmektedir. Böyle bir hayat sanat yani yaratıcılıkla süslendiğinde daha da renkli bir hal alacaktır. O zaman mutluluk çağının yaşam tarzı bugünkünden çok daha farklı olabilecektir. Bugün emek yoğun yaşam şartları yerini beceri yoğun yaşam dönemine geçirecektir. Beceri temelde bilgi ile desteklenen sanat içinde gösterilebilir. Bu ekonomiyi de sosyalleşmeyi de etkileyebilecek bir yaklaşımdır.
İnsanın en büyük ihtiyaçlarından biride hiç şüphesiz hareketli bir yaşamdır. Bu özelliğini sportif faaliyetlerle donatması gereklidir. Bugün bile sporun insan vücuduna kazandırdıkları tam olarak anlaşılmış sayılmaz. Rutin yaşantıda önemli bir faaliyet olması gereken sporun hayatımızı ne kadar renklendirebileceğini tahayyül etmek bile güçtür.
Zaman insanın lehine işlemektedir. İnsanlık beyinlerin organizasyonu sonunda üretim hızını yükseltmektedir. Bu şartlar devam ettirildiği takdirde önümüzdeki 50 yıl içinde kazanılacak birikim tahayyül bile edilemez.
Netice olarak; Globalizm teknolojinin ve ekonomik örgütlenmenin bir ihtiyacıdır. Millet olma güdüleri ise halkların mobilizasyonu için vazgeçilmez duygular yaratmaktadır. Beceri liderlerdedir. Liderler halk kitlelerini dünyanın ulaştığı ve ulaşmak istediği seviyelere yöneltmelidirler.
EKONOMİK GÜCÜN YÖNETİMİ :
Ekonomik güç tarım ekonomisi döneminde Allahın verdikleriyle sınırlıydı. Toplum mekanize olmadığı için Allahın verdikleri de yönetilemezdi çoğunlukla. 20 yy motorlu araçları üretince yollar asfaltlanıp ulaşım süratlenince durum değişti. Aynı zamanda barajlar ve sel taşkınlarına setler yapılınca genişledi tarım alanları. Sebze ve meyve geliştirildi bereket getirildi. Ürünler yetiştirilip pazarlanınca ekonomi gelişti.
İnsanlar teknoloji ile hayatı kolaylaştırıp zenginleştirince, üretim yeterince etkilenip toplumu renklendirince ekonomi doğdu. Ekonominin hareketi ve bereketi parayla yönlendirilince sermaye doğdu ve kapitalizm teorisi ile anlatılır oldu.
Bu teori acımasızdı para kolay kazanılmayacaktı, insanlar zorlanacak ve yorulacaktı. Devletler organizatör oldu. Halk üretmeye yönlendirildi. Halkın paylaşımını regüle eden düşünceler gelişti. Sosyalizm yayıldı.
Ancak toplumun sahip olduğu ekonomi mekanizmaları gelişmekte olan ülkelerde zayıf kaldı. Halk yeterince üretemiyor muydu yoksa zengin ülkeler gerekli teknolojileri vermiyor muydu belli değildi. Dünya gelişmiş ülkelerin elinde global bir ekonomik oluşuma yönlendi. Böylece zengin ülkeler emek yoğun çalışmayacaklardı. Buna bilgi toplumu deniyordu. Aslında bilgiyi çoğunlukla zor şartlardan gelen beyinler buluyordu. Bunlar daha dikkatli ve titiz oluyorlardı. Beyinlerini zorladıklarından neticeyi de onlar yönlendiriyorlardı. Demek ki tek düze rahat yaşayan insan ruhunu değil bedenini doyuruyordu. Obezite gelişmiş ülkelerde süratle artıyordu. Bu gidiş doğru olamazdı. İnsanlar Batı’da ne kadar hak ederek bilgi toplumu olmuşlardı. Japonya ve Avrupa ABD’ye nazaran daha iyiydi sosyalleşme yönüyle. ABD’de insanlar yaşantının rehavetiyle baş başa kalmışlardı. Demek ki insanlar gösterdiği çabaya karşılık zenginlik kazanmalıydılar.
Ruh bedene hükmetmeli, beden ruhu yenememeliydi. Buna self disiplin denmeli. Bunu sağlamak için insana acımamalı ve ona gösterilen yollardan birine yönelmesi önerilmeliydi. Evet fırsatlar olmalıydı ama fırsatlar insanın tembellikle değil de, çalışkanlıkla yenebileceği yapıda olmalıydı. Amaç insanın mutluluğu toplumun ahlaki değerlerle yüksek kaliteye ulaştırılmasıydı. Böyle olunca ruh iyi anlaşılmalı ve saygınlık yaratacak bir yaşantının egemen olduğu yöneliş ön plana çıkarılmalıydı.
Ekonomi o zaman global bir planlamaya tabi tutulmalı. Plural bir üretim hedeflenmeli. Realist bir itici güçle yönetilmeli. Üretim ve teknolojik gelişim şirketlerin elinde rekabete dayalı bir ortama çekilmeli. Fertler üretim sahalarında sahip olacakları yönelişleri firmalara kabul ettirmeye çalışmalı böylece en becerilisi kazanmalı. Eğitim temeli ihtiyaca dayalı ortamda alınandı, fert kendi profesyonelliğini kendi yaratmalı. Böylece yönelişler adil ve zorlamalı olmalı.
İnternet bilgi çağını bütün dünyaya yayacak amaca göre çalıştırılmalı. İhtisas kuruluşları internette daha rasyonel fikir ve bilgi üretimi bazında rekabet yaratmalı ve insanlar kendileriyle daha iyi daha verimli ve daha güzel için çalışmalı. Tüketim ortamını rasyonel hale getirecek çalışmalar yapılmalı. Bugün sahip olduğumuz tüketim örgütlenmesi geliştirilerek daha verimli kılınmalı. İnsanlar zamanlarını arabalarında daha az geçirmeli.
Netice olarak ekonomi devletin kontrolünde firmaların rekabet ve iyi niyetli hizmetinde yeşermeli. Firmalar kurumlaştırılarak profesyonel kadrolara teslim edilmeli. Teknoloji ve alt yapı sorunları planlı ve programlı bir şekilde halkların hizmetine sunulmalı. Unutulmamalı ki kalite her zaman uzun süreçte fayda sağlayan bir unsurdur. O zaman kalite için standartlar gözden geçirilmeli ve asgari kabul edilebilir standartlara ulaşmak hedef alınmalıdır.
Ekonominin yönetiminde maliye basitleştirilmeli ve kontrolü kolay bir hale getirilmelidir. İnsanları inisiyatif kullanmaktan men etme düşüncesi yavaş yavaş terk edilmelidir. Fikren ve toplumsal olgularla zindeleştirilmiş bir dünya çalışkan insanların emekleriyle daha da güzelleşecek ve liberal anlayış içinde özgür yönelişler yaratılacaktır.
PLANLI KAPİTALİZM VE FELSEFESİ :
Bugün dünyada kapitalizm olarak adlandırılan bir sistem hakimdir. Ekonomik göstergeler kapitalizmin başarılı olduğunu insanlara göstermektedir. Hiçbir doğa olayı yoktur ki kontrol eden mekanizmaların yönetiminden farklı bir duruma neden olsun. Aslında gelişmiş ülkelerin bugün bilgi toplumu özelliği kazanması gösteriyor ki dünya globalist bir düşünce ile planlı bir şekilde evrim geçirmektedir. Bu siyasi konjonktür ile yönetilmekte ve insanlık bölgesel bir refah oluşumuna doğru kaldırabileceği hızla yönelmektedir. Planlı kapitalizm dünyanın bütün bölgelerini bilgi toplumu ve sonrası sürece götürecek yöneliştir. Kapitalizm toplum doğasını görüntüde acımasızca kendi ihtiyaçları bazında örgütlemektedir. Liberal bir tavır sergilemesinin amacı toplum bireylerinin kendi iradelerinde olan müteşebbis ruhu dışarıya çıkarmaktır. İnsanlık ortak hedefini belirlemiştir. Dünyayı top yekûn kalkınmış bir medeniyet haline getirmek. Önümüzdeki 30 yıl içinde sorunların hemen hepsi çözülmüş olacaktır. İnsanlık bu başarısıyla yeni bir medeniyeti hak etmektedir.
Tarım ekonomisine dayalı olunan dönemde Allah vergisi olan ekonomik doğa, sanayi devrimiyle insan kontrolüne geçmiştir. Sanayi devrimi iki ayrı ekonomik sistem ortaya koymuştur. Özel teşebbüse dayalı kapitalist sistem ve kamu teşebbüsüne dayalı komünist sistem. Her ikisinde de devlet önemli rol oynamaktadır. Komünist sistem için ferdin her türlü hareketi planlanırken, kapitalist sistemde ferdin içinde ki müteşebbis ruh hareketlendirilerek liberal bir anlayışla fert harekete geçiriliyordu. Devlet ferdi yani müteşebbisi desteklemekteydi. Müteşebbis kişiler daha sonra kurumlaştı ve büyük firmalar oluştu. Teknoloji firmaların rekabetinde daha süratli bir şekilde gelişir oldu. Bugün siyasi konjonktürün belirlediği Batı isimli bölge bilgi toplumu standartlarına ulaştırıldı. Bu bölgede üretim yatırımları kısılırken araştırma-geliştirme yatırımları büyük bir hızla arttı. Eğitim programları evrensel değerlere dayalı olarak üretken, düşünen ve çalışan insan tipini destekler duruma getirildi. Bilgi-teknoloji ve kapital üçgeninde dünya planlı bir şekilde değişimi yaşamaktadır.
İnsanlık unutmamalıdır ki birey yönelişlerinden toplum yönelişlerine geçilmiş, yerel güçler bölgeleri etkilemiş, 20 yy’da dünya kendi gelişimini medeniyete dayandırarak örgütlenmiş ve 21 yy’da medeniyeti tüm dünyaya mal edecektir. Teknoloji ve bilim limitleri zorlamaktadır. Bilim yakın gelecekte dünyanın sorunlarını çözmeye adaydır. Teknoloji süratle bunu doğrular biçimde gelişmektedir. Ekonomi teknolojideki gelişmeye paralel olarak süratle dünyayı etkilemekte ve dünya % 5 lere varan oranda büyüyebilmektedir. Dünyadaki bu gelişme hızı Çin ve Hindistan gibi nüfus yoğun bölgelerde yaşanmaktadır. Bu gelişme trentleri devam ettirildiği takdirde 20 yıl sonra dünya ekonomisi iki misli büyümüş olacaktır. Trendler devam edebilirse 40 yıl sonra dünya nüfusunun üçte ikisi refah bölgesinde yaşar hale gelecektir. Demek ki 100 yıl sonra bütün dünya refah bölgesine dönüşebilecektir. Teknoloji trentleri ile ekonomiyi paralel hale getirmek esas olmalıdır.
Planlı kapitalizmin yönetiminin ölçüsü kişi başına düşen gelirdir. Dünya realist bir siyasal düzen içinde milletleri yarıştıracaktır. Milletler rekabeti planlı kapitalizmin itici gücüdür. Devletler fertlerin bireysel rekabetini ön planda tutacak ve firmalarını rasyonel ve evrensel şartlarda örgütleyeceklerdir. Toplum doğasının evrimsel itici ve değiştirici gücü eğitimdir. Eğitim ortamları bütün dünya insanına aynı standartları kısa sürede sağlayabilmelidir. Medeniyet ufukta görülmüş ulaşılmasına artık kısa bir süre kalmıştır.
Dünya siyasi ve ekonomik konjonktürünün dayanağı toplumun hazmetme ve hak etme kapasitesidir. Bunun oluşum potansiyelini insan becerisi yaratmaktadır. Beceriyi yaratan bilginin insan dimağındaki oluşumu süratlendirildiği takdirde kapasite büyüyebilecektir.
Yaşam akışı içinde dünyayı anlayabilme kabiliyetini arttırmayı amaçlayan çalışmalar ile dünya insanının entelektüelleştirme çabaları sürdürülmeli ve insan yönelişleri rasyonele doğru değiştirilmelidir. Bugün dünya strateji, proje tasarımı ve proje realizasyonu konusunda yeterli beceriye sahiptir. Sermayenin güçlendirilerek insanların refahını yeterli düzeye çekecek yönelişler olumlu gelişmelerdir.
Türkiye müteahhitlikte gösterdiği başarılarla proje realizasyonunda ne kadar becerikli olduğunu kanıtlamıştır. Şimdi dünya ekonomik sistemindeki payını süratli bir şekilde arttırabilir şartlarıyla kendini ve kendinden çözüm bekleyen Orta Doğu ve Orta Asya’yı etkileyebilir durumdadır. Dünya konjonktürü buna imkan verecek şekilde gelişmektedir.
VERGİ SİSTEMİ ÜZERİNE :
Tarihte otorite kuran her zümre halktan hakkını almayı düşünmüş, gerekirse zor kullanmış, evet bu doğrudur. Sanayi devrimi kapitali yaratınca devletin gizli görüntüsünde dengeler bozulmuş, devlet zenginleşmiş ve toplumu geliştirmiş. Bunlar yaşanınca gelişmiş ülkelerde, şimdi deneniyor itibar dozuyla az gelişmiş ülkelerde.
Evet doğrudur devlet dayandırmalı harcamalarını somut gelirlere. Bunun adı hala vergidir. Kanunlarla desteklenir, zorla alınır. Devlet gibi firmalarla bireyler arasındaki ilişki de aynıdır. Firmalar karlarıyla çalışırlar, vergilerini de verirler. Düzen kolay kurulmaz, bireyler zenginleştikçe devlette zenginleşir aslında. Bireylerin zenginleşmesi kriteri rasyonellik ve verimliliktir. Yaşanılan şartlarda bulunulan fırsatlarla yönlenir.
Devlet bence örgütlemeli insanlarını firmalar gibi. Firmalar çalışmalı rasyonel ve verimli. Böyle olunca zenginlik çoğalmalı devlet zenginlikten payını almalı. Teknoloji yaygınlaştırılır, insanlar örgütlenirse bu dediğim şartlar sağlanabilir.
Devlet siyasi bir yapı ile yönlendirilir. Böyle olunca üretimde rasyonalite aranılır. Toplum organize olamamışsa yeterince, beceremez kendini yönetmeyi de.
Çözüm proje tasarlamak ve realize ederek yönetmektir. Zeki ve becerikli insanlar buna göre eğitilmelidir. Dünyada ekonomi örgütlenmişken büyük firmalarca bundan istifade edilmeli. Türkiye gibi az üretken ülkeler üretimi paylaşamadığından yeterince beceremezler refahı. Devletin görevi milleti organize edecek çalışma mekanizmalarını kurmaktır. Ama unutulmamalıdır ki rasyonel ve verimli olacak olan kanunlar değil insanlardır. O zaman organizasyon sağlanmalı doğru insanlarca, teoriler zorlanmalı alimlerce. Eğitim ve beceri kaynaştırılmalı, organizasyonun ihtiyacı olan rasyonellik sağlanmalı.
Bugün petrol ve enerji genellikle devletin kontrolünde işletiliyor büyük vergilerle. Dünya konjonktürü desteklemeli firmaları teknoloji ile, yönetim becerisinde ve sermayede böylece geliştirmeli devletleri itibarda ve zenginlikte. Hayat sanmayın zordur ve çözümsüzdür. Çözüm akılda insanlar yönelir. Yönetenler zaten desteklenmeseler büyük sistemce çıkmaz sonuç hiçbir yerde.
Doğa enteresandır, ilişkilidir her sistem birbiriyle. Dünyada öyle bir organizasyondur insanlarla ilişkilidir kurallar birbirleriyle. Böyle olunca insanlar düşünecek deneyecek ve benimseyecek. Gelişim böyle sağlanacak.
Vergiler bir yerde etkiler piyasayı üretim ve tüketimde. Böylece arz ile talep dengelenir kolayca. İnsanların büyük çoğunluğu yaşamaktadır boğaz tokluğuna. Devletin politikaları etkiler insanları, vergi bir yerde kontrolüdür ekonominin. Bankalar çok etkili araçlardır, yatırımın ve projenin desteklenmesinde. Vergiyi de yönetsinler rasyonel projeleriyle. Proje üretimi ve yönetimi ölçülebiliyor artık kontrol mekanizmalarıyla. Doğru teknoloji doğru yönetimle birleşince halk refaha ulaşıyor. Devletlerin varlığı madem ki gelecek, o zaman halkları buna göre örgütleyip yönetecek. Allah bilgiyi vermeli insanlara zengin olsunlar diye, paylaşıp rızkı arttırsınlar diye. Ekonomi böyle anlaşılmalı paylaşmak ve arttırmak üzerine. Refah böyle kazanılmalı ve mutluluk çağı başlatılmalı.
Vergi bir anlamda ferdi devlet varlığıyla bütünleştirmektir. Doğruluğu ve paylaşmayı öğretmektir. Faydalıdır bu düşüncelerin tesiri, ancak doğru beceriyi yakalamalı.
Madem ki rekabet bir ittirme gücüdür beceride, halklar paylaşmalı verileri ki anlasınlar rekabetin adaletini. Adaletin olmadığı bir kontrolsüzlükte anarşi egemen olur tüm acımasızlığıyla.
Velhasıl vergi halkın devleti tanıması ve paylaşmayı öğrenmesi ile aydınlanır. Zenginliği ve beceriyi devlet örgütleyip halka verecek. Ekonomi bir global yaklaşımdır halklar paylaşarak refahı arttırmalıdır.
ÖZEL SEKTÖRÜN YÖNETİMİ :
Firmalar planlı kapitalizmin ara taşlarıdır. Bunlar kurumsal faaliyet göstermek üzere kurulmalı ve yönetilmelidir. Başlangıçları mutlaka çalışma sahalarının en iyisi olmak amacını taşımalıdır. Müteşebbis insan ruhunu kanalize edecek bir yapılaşma olmalıdır. İstihdam ettikleri iş gücü rasyonel üretim ve yönetim şartlarında çalıştırılmalıdır. Personeline karşı tavrı ile firma hem vazgeçilmez hem de yol gösterici rolü üstlenmelidir. Zaman içinde belkide bu firmalar aile gibi bağlar üretecektir. İnsanlar farklılığı ve mutluluğu firma için çalışırken yaşayabileceklerdir.
Görünen odur ki bugün işlevsel olarak faaliyet alanı yaratılan her konu gelecekte şirketlerin işletme alanına dönüşecektir. Zira şirketler devlet gibi atıl ve milleti koruyucu zihniyete sahip değildir. Kolay yönetilmeleri kararların seri ve zamanında alınması bu avantajı sağlamaktadır. Firmaların en etkili tarafları insan gücü kullanma açısından taşıdığı avantaja dayanmaktadır.
Özel sektörün rekabet alanlarında aynı zamanda ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Firmaların faaliyetleri bazında ürettikleri bilgileri evrenselleştirmeleri önemlidir. Şu unutulmamalıdır ki bilgi özellikle evrensel bilgi gelecek için çok önemlidir. Gelecek ise ellerimizde ve yönetimimizdedir.
İnternet firmaların çalışma sahalarında paylaşmayı sağlayabilecekleri çok müstesna bir ortamdır. Kurumsallaştırılan firmalar aynı zamanda dünya ekonomik sisteminin bir parçası durumundadır. Eğitsel ve yönetsel becerileri paylaşmak hiçte rekabeti önlemez hatta daha da zevkli hale getirir. Gerçek şu ki dünya gerek ileri teknoloji üretiminde gerekse bu teknolojileri hayata geçirmede hiçte rakip değillerdir. Rekabet üretim, işletim ve pazarlama becerisini yansıtan konseptlerdedir.
Özel sektörün firmalar bazında kurumsallaşması şu demektir. Faaliyeti yazılı ve kontrollü bir şekilde icra ederek kalite yönetimi sunmaktır.
Devletin rolü özel sektör teşkilatlandırmaya dayanır. Özel sektör her ne kadar kişilerle var olan bir nesnel hüviyet gösterse de devletin yönlendirmesi olmadan gelişemez ve rekabet edemez. Devlet o zaman koruyucu ve muhafaza edici rolünü her sektör bazında oluşturacağı stratejik oluşum faaliyetleri ile oynayacaktır. Böyle olursa hem özel sektör riskleri azaltılacak hem de realist bir yapı altında milletlerarası rekabet ortamı sağlanacaktır.
Özel sektör kuvvetlendirilmedikçe planlı kapitalist ruh yaratılamaz. Firmalar bilinçlendirilmedikçe rasyonel ve efektif üretim ve yönetim sağlanamaz. Bunların ışığında halkın eğitim ve yönetimi personel ihtisaslaşması tabii ki büyük bir organizasyondur. İleri teknolojinin gerektirdiği ileri düzeyde eğitimi veren kuruluşlar gereklidir. Bunların kampusler şeklinde oluşturulacak merkezlerde gerçekleştirilmesi düşünülebilir.
İletişim ortamının gün geçtikçe daha da etkin hale getirilmesi insanların ihtisasları bazında birbirleriyle iletişim kurmalarını kolaylaştırmaktadır. İnsanlar birbirlerine açılmaktan ve paylaşmaktan korkmamalıdır. Piyasa tabiî ki rekabet gücü ile halka arzı sağlayacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki rasyonel ve efektif olmak rekabetten daha önemlidir. Pek yakında bilimsel potansiyel haline gelecek olan rasyonellik ve efektif işletim sahaları insanların tecrübelerini geleceğe aktarmada önemli rol üstlenecektir. Aklın yolu bir olmasına rağmen çözüm alternatifleri içindeki rasyonalite zaman içinde gelişmeyi etkileyen faktör haline dönüşecektir. Böyle olunca insanlar maksimum avantaj yaratma yönünde sürekli etkin olarak tutulabilecektir. Zaman çok olasılıklı düşünme becerisini insanlığa kazandırdıkça çözümlerin çok farklı olabileceğini de insanlar görebileceklerdir.
Özel sektörün rasyonel çalışacağı ve kurumsallaşıp profesyonelleştikçe rasyonalitesinin artacağı gerçeğine dayanan bir işletim organizasyonu, ferdin çıkarları ile halkın çıkarları arasında ilişki kurulabildiği anlamda farklılık yaratacaktır. Unutmayalım ki insanlarımızın katkı ve yönelişleri dünyanın geleceği ve mutluluğudur.
BİREY HAKLARI VE VATANDAŞLIK GÖREVLERİ :
İnsanlar tek organizmadan hayat bulunca ve karşı cinsleri ile geleceği yönetimleri birleşince aileler ortaya çıkmış. Ailelerde bütünleşen yaşam ve sosyalleşme becerisi toplumları yaratmış. Modern toplumda aile yapısı çekirdek aileye dönüşmüş, bireyler eğitim imkanlarıyla bütünleşen bir yaşamda yetenek yaratmışlar. Gelecek bu yapıyı zamanın uzunluğunda zorlayacaktır. İnsan kendisini yalnız hissetmemek için zamanı paylaşmayı becerecektir. Ama yine merkezde kendi olacağı için her kesin bir özel yaşantısı olacaktır. İşte birey bu yapıyı özgürce işletebilmesi için desteklenmelidir. İnsanları mutlu yaşama götüren temel unsur ruhlarıdır. Ruhun özelliği kendi üstünlüğünü tanımaya başlamakla anlaşılır. Üstün ruh aramayalım, yaradılıştaki özellikleri anlayalım. Allahın gücü ruhun farklılığında yatmaktadır. Gerisi bize kalacaktır.
Evlerimiz özel yaşam alanlarıdır. İletişim, sağladığı imkanlarla evimizin etkinliği artmaktadır. Belki kısa bir süre sonra çalışma odamız iş yerimiz haline gelebilecektir. Böyle olması bizi korkutmasın.
Toplum aile için ahlak bazında anlayış yaratmıştır. Bunlar örf ve adetlerle oluşan çerçevedir. Evlerimiz eskiden farklı, yaşamımız farklıdır. Geçmiş ile geleceğin köprüsü olan içindeki zaman geleceğe mutluluk törpülü adetler yaratacaktır. Bundan korkmayalım. Muhafazakarlık kendimize güvenin azlığını gösterir ama geçmişin tecrübelerini taşımamıza yardımcı olur.
Özel yaşamımızı oluşturan zenginlikler farklılıklarımızda, kimi yaşam becerimizden kimi atalarımızdan kalmıştır. Ama bugün yöneten biziz, ruhumuz hakkettiği esarete boyun eğmeli ve şartları geliştirmelidir. Buna çalışkanlık denir. Çalışkan olmayan beden bizi tembelliğe çeker. Ama ruhumuzu donatacağımız alışkanlıklarımızla çalışkan yapabiliriz. İnsanı insan yapan değerin ruhumuzda gizli olduğu bilinci hiçbir zaman aklımızdan çıkmamalıdır. Birey ruhuyla insan olabilmektedir. Yaradılış kazançlarımızla hakkettiklerimizi bütünleştirip sosyal bir mekanizmaya dönüşmeliyiz.
Bugün insanlık toplumu yönlendirebilecek beceriyi kazanmıştır. Bilim insanlığı gelecek için yaşar hale getirmeye hazırdır. Dünya şartları gelişinceye kadar emek yoğun yaşamımız bizim içindir. Vücudumuzu bir sağlık sebebi olarak görmeli ve onu zinde tutmalıyız.
Vatandaşlık görevlerimizin temelini toplumsal kurallara katkımız olarak görmeliyiz. Bu bizim yaşamımızın anlamı olmalı. Sistem bilim ile vatandaşlık görevlerini renklendiren boyutlara sokmalıdır. Her bir faaliyetin insana bilinciyle tecrübe kazandıracağı gerçeği göz ardı edilmemelidir. İnsan renkli bir hayatı çalışkan ve Salih amel zihniyeti ile yaşadıkça mutlu olacaktır. Biz insanlığı kalıba sokmak için değil renkli ve zevkli bir yaşam için koşullandırmaya çalışmaktayız. Her bireyin kendinde ortaya çıkan yöneliş becerisi ve değerler toplumu oluşturacaktır. Toplum bireyleri organize ederken onların mutluluğunu ön planda tutmalıdır.
Özel yaşam temizlik ve mutluluk dağıtan yapısıyla haklandırılmalıdır. Bugün sahip olduğumuz imkanlarla medeniyeti tanımlayabildiğimize göre artık insanlık rahatlayacaktır. Bu rahatlama yeni yeni yaşam ortamlarını oluşturacak ve insanlar mutluluklarını paylaşmaktan zevk alacaklardır. Renkli ve stresten uzak yaşam her bireyin seçici özelliği olacaktır. Bundan daha güzel bir yaşam anlayışı olabilir mi?
Birey kendi zevklerinin ahenginde sosyalleşmeyi sürdürürken toplum onu rahatlatmaya devam edecektir. Refah ve zenginlik insanı şımartmamalıdır. Hak edilmemiş bir yaşam kaybedilmiş bir hayattır.
DEVLETİN GELİŞİMİ HAKKINDA:
Devletin varlığı milletin gelecekteki mutluluğunu hazırlamaya yöneliktir. Bu kapsamda halk örgütlendiğinden devletin becerisi halkın becerisi anlamındadır. Ancak devlet, seçiciliği ve yönelişi ile kendini yetiştirmeye ve geliştirmeye müsaittir. Bu durumda devlette görev alanların aydınlık ve çağdaş olmaları esastır. Devlet kendini halk için ama halktan farklı görmek zorundadır. Özellikle Altın Çağ’a ulaşıncaya kadar halklarla devletler önemli hedef farklılıkları gösterebilir. Bu cehaletin öğretilemediği gerçeği gibi doğaldır. Halk zorlanmayı değişim için göze almaz ancak devlet uygulayacağı politikalarla halkı alıştıra alıştıra değiştirebilir. Doğruya değişim daha çabuk olur.
Birleşmiş Milletlerin yayınlamakta olduğu devletlere ait istatistikler gerçekçi bazda yürütüldüğü ölçüde devletler için referanstır. Devletler politikalarını devletlerin özelliklerine göre rekabet ortamında varlıklarını göstermek üzere oluşturacaklardır. Halkta özellikle entelektüel kesim toplumun değişimini isteyebilecektir. Cahil insana göre mutluluk aranmayacaktır. Böyle olmazsa cehalet dünyadan uzaklaşamaz.
Devlet planlama teşkilatı devletin politikalarını uygun modelleri üretmek üzere vardır. İstatistikler doğruya yakınlaştırıldıkça politika önerileri de merkezini buradan alacaktır. Devlet Planlama Teşkilatları teknoloji ile ekonomi arasındaki dünya konjonktörünü yorum merkezidir.
Parti sistemine dayalı rekabetle iktidara sahip olanlar halklarının mutluluğunu planlamak üzere hazırlık yapacaklardır. Devlet partinin yönelişlerine göre politikalarda veya seçilen şirketlerde farklılık yaşayacaktır. Yoksa kalkınma becerisinde veya istikrar yapısında değil. Hiçbir parti devletin temel varlığına tehdit oluşturamaz. Partilerin oluşum potansiyelleri devlet tarafından desteklenmelidir. Halk etnik kökenlerine göre ayrıcalıklarla yüklenemez. Bunu önlemek devletin örgütlenme görevlerinin başında gelmelidir.
Devlet seçiciliğini kişiler üzerinde yapabildiği gibi sınıfsız halk oluşumunda belli bir zeka ve eğitim bazında beceri ile müteşebbis karakter oluşumunda da yapabilir. Değişim ve gelişim her daim açıklıkla yaşanabilmelidir. İnsanlığın 100 sene sonrası belki daha net hissedilebilir ancak binlerce hatta milyonlarca yıl sonrasını hissedebilmek pek mümkün değildir. Bu durumda insanlık sürekli olarak faydalı değişimi ve gelişimi desteklemeye devam edecek bu fonksiyonu devlet üstlenecektir.
Devleti yönetenler objektif düşünmeye ve objektif değer yargılarına sahip olmalıdır. Bu özelliklerde insan yetiştirmeye çalışmak hedef olmalıdır. Cehaletin yenilebilmesi ancak bununla mümkündür. Cehalet çemberinden dünyanın geri kalmış bölgelerini kurtaracak temel yaklaşım eğitim ve göçtür. Aileleri eğitecek özel tedbirler uygulanmalıdır. Halk buna göre örgütlenmeli ve gelişime tabi tutulmalıdır. Aile yapısı genel olarak muhafazakar zihniyete yatkındır. Hele büyüklerin haklı görüldüğü toplumlarda muhafazakarlık son derece değişimi kısıtlayan faktördür. Yaşlıların bu etkisinden toplumu kurtarmak için özel politikalar üretilmelidir. Nesillerin Altın Çağa ulaşıncaya kadar objektif verilerle yetiştirilmesi oldukça önemlidir. Hedef objektif düşünce yapılarına ulaşabilmiş halk kitleleri oluşturmak ve halkı mutlu olacağı entelektüel yapıya ulaştırmaktır. Değişimi şekilsel ve yerel olarak sağlamak bir parça ise önemli olan insanları değiştirmektir. Değişim mutluluğa ve insanın doğasına olacağından kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkün görülmektedir.
Devlet halkının dini yönlerden objektif kalıplara sokmak gereğini görebilmelidir. Her ne kadar birey inanç özgürlüğüne sahipse de bu sadece mutlak doğrulardan sonradır. Mutlak doğruları benimsememiş insanların sağlıklı Salih Amel yapısına ulaşamayacakları bilincini taşımak gerekir. Bu nedenle ahiret ile insan üzerine bilinçlendirme süratli ve devamlı işlenmelidir. Bu işleme objektif kalıplarda yapılabilirse zaten birey kendi çıkarını anlayacak ve yönelecektir.
MUHAFAZAKAR GÖRÜŞLER :
İnsanlık tarihi, yarattığı değerleri deneye deneye bugüne gelmiştir. Bu değerler kolay yaratılmamıştır. Bir anlamda toplumsal farklılıkların oluşumuna neden olan kültür yapısı korunmaya layık olan değerlerle anlam kazanmaktadır. İnsanlık insan yaşantısı gibidir. Toplumlar kültürel değerleri gibi var olduğu oluşumları muhafazakar yapısı içinde muhafaza ederler. Bu durumda toplumsal farklılıklar insanların farklılıkları gibi algılanmalı ve korunmalıdır. Bunu sağlamak üzere kültür olan değerler toplumların niteliğini arttırmalıdır. Her tür anlayış kendi doğruları üzerinde hayat bulmuştur. İnsan doğası gibi coğrafi ve iklimsel oluşumlar farklılıkların temelini oluşturmaktadır. Muhafazakar anlayış değişimin hızını etkilerken karakter oluşumunu yenilere doğru götürür. Beklentimiz ve amacımız mutlu yaşayan sosyal değerleri gelişmiş toplum içinde insanı belirlemektir. Bunun karmaşıklığı ortadadır. Farklılığı bir oluşum olarak görmek bu oluşumları duygu ve etik değerler sentezinde analiz edebilmek önemlidir.
Muhafazakarlık devrimcilik karşıtı bir görüş gibi görülse de başarıya ulaşmış tek başına değer örgüsü oluşturmuş kültür devrimi yoktur. Değişmeyen ana unsurlar toplumu yaşanabilir değerlerle korur. Devrim muhafazakar değerleri irdelemeden onların insan sağduyusundaki kıymetini anlamadan tasarlanamaz. Devrim evrime dönüşebilir. Muhafazakarlık devrimi getirdiği üstün değerlerle evrime dönüştürebilir. Toplumu yönetenler ve toplum bilimciler dikkat göstermelidirler. Hayat belki de değişimi kabullendiği ölçüde farklılık yaratmaktadır. Mutluluk, farklılık yaratmak olduğuna göre devrim mutluluğu mutlulukta devrimi iterek evrime dönüştürülmelidir. O zaman muhafazakarlık toplum bilincindeki sağduyudur. Böylesi bir sağduyu insanlığı hep iyiye götürecek özellikler taşımaktadır.
Sosyal olguların teknolojik değişimlerle ilişkisi büyüktür. Teknoloji sosyal olguların değişimi için tasarlanamaz, ancak hayatı kolaylaştıran yeni imkanlar ortaya çıktıkça sosyal olgular zaman içinde evrim geçirir. Böylece toplum yeni alışkanlıklar ve yeni yönelişler bulur. Sosyal olguların duygularla çok yakından ilişkisi vardır. Duygularını eğitebilen insanlar mükemmelleşir. Mükemmel insan hoşgörü, alçakgönüllülük ve iyilik değerlerine bürünür. Bu değerler toplumun bireylerine renk katar. Yavaş yavaş farklılaşma başlar. İnsanlık tarihi kendini etkilemiş çok az dahiye sahip olabilmiştir.Demek ki dahi yaradılışın bir sonucudur. Dahiler çok olsaydı insanlık bugün kendini hissettiği kadar mutlu hissedemezdi. Muhafazakar doğrular ortaya konurken dikkatli olunmalıdır. İnsanın fizyolojik yapısına dikkatli bir şekilde evrim geçirilmelidir.
Muhafazakar anlayış kendini koruyabildiği kadar güçlüdür. Kendini koruma ihtiyacı duyan konuları muhafazakar yapı olarak görmeye çalışmak yanlıştır. İnsan doğasında kabul görmeyen değerler yaşamaz. Bundan şüphe duymamak gerekir. Peygamberlerin ön planda tutulduğu semavi dinlerin cemaati daha çok muhafazakardır. Böyle olması zaman boyutunda değerlerin benimsenmesi sonucunu doğurmaktadır. Toplum bilimciler dinleri incelerken çok uzun zaman varlığını idame edecek bir varlık olgusunun bilincinde olmalıdırlar. Bu son derece önemli bir teori olarak karşımıza çıkmaktadır.
Netice olarak muhafazakarlık dünyada biriken değerleri koruyucu bir yaklaşımdır. İyiye ve daha iyiye gitmeye çalışan toplumsal gelişmeler insan doğası ile buluşmalıdır. Bu gerçekleşmediği zaman dağılım ve güvensizlik başlar. Toplumun kendine güvenini yaratacak değerler faydalı ve önemlidir. Bunlar muhafazakar yapılabildikleri ölçüde başarılı olunabilir. İnsan duygusallığı ile sağduyusu arasındaki çelişme evrimin temel motorunu oluşturur. O zaman muhafazakarlık ile irtibatsız hemen hemen hiçbir şey yapılamaz.
TEKNOLOJİ – ÜRETİM MANTIĞI :
Tarih 18. yy’a kadar üretim mantığını ferdi beceri ile kısıtlamıştı. Sermaye kavramı yoktu. Bu nedenle eğer önemli bir üretim birimi alınacaksa bunun desteği kraldan alınıyordu. Sanayi devrimi ile yönelişler sermayeye dayalı bir hal aldı. Böyle bir değişim kapitalizm adı altında halka mal edilmeye başlandı. Bugün firmalar bazında üretim yönelişleri kontrol edilirken, finansmanda proje fizibilitesi kabul edilen bir ayrı güç kontrolünde gerçekleşmeye başladı. Ekonomi projelerden oluşan bir yöneliş birlikteliğine dönüştü. Kurallar devletler tarafından konulmakta yönelişler firmalarca gerçekleştirilmektedir. Bu doğası haline gelmiş ve gelmektedir.
Teknolojinin geliştirilmesi konumunda bilimsel araştırmalar üniversiteler ve araştırma merkezlerince yapılmaktadır. Zaman zaman özellikle ABD tarafından büyük teknoloji üretimine dayalı kapsamlı projeler gündeme getirilmekte ve büyük başarılar sağlanmaktadır.
Üretim ise kazanılan teknolojinin kullanıldığı halka yönelik ekonomik faaliyettir. Bugünkü imkanlarla insan-makine-bilgisayar üçlüsü kontrolünde sağlanmakta, bilgisayarda sağlanan gelişmeler paralelinde gerekli insan gücü azalmaktadır. Zaten gelişmiş ülkelerde ileri teknoloji sahalarında bilgi üretim kabiliyetleri paralelinde insan gücü istihdamının şekli 50 yıldır önemli ölçüde değişmiştir. Bugün teknolojiyi ekonomiye katabilmek için işçilik maliyetlerinin ucuz olduğu ülkeler seçilmekte ve global ekonomik kurallar yaratılmaktadır. Demek ki 30 yıl içinde akıllı robotların kullanıma başlaması halinde kurallar tamamen değişecek, soğuk füzyonun kullanılabilir hale gelmesiyle üretim maliyetleri düşecek ve ekonomi bambaşka bir anlayışa bürünecektir.
Teknoloji doğayı kontrol bilgisinin yapabilme yeteneğini göstermektedir. Biz teknolojiyi geliştirerek kaliteyi ihtiyaçla en iyi şekilde buluşturmaya çalışmalıyız. Maliyet ekonominin üretimle ilişkisini ortaya koymaktadır. Ekonomi büyük organizasyonun doğal oluşumudur. Sermaye proje üretecek, yatırım yapacak, teknoloji üretim becerisini ortaya koyacak, halk ihtiyaçlarına kavuşacak ve ekonomi zenginliği yaratacaktır.
Gelişme trentleri göstermektedir ki gelecek tamamen bilgisayarlarla kontrol edilen bir üretim becerisi kazanacaktır. Metalürjide sağlanan kabiliyetler kaliteyi en üst düzeylere taşımaktadır. İnsan önümüzdeki orta vadede üretim merkezlerinde sadece planlayıcı olacak daha uzunca bir vadede bunlarda tamamen bilgisayarlarca yapılınca üretim planlamasından tamamen çıkacaktır. Bugün Batıda hizmet sektörü eski fabrika işçilerini kendi bünyesine almaktadır. Hizmet sektörünün de zaman içinde bilgisayarlarla donatılması beklenmektedir. O zaman devletlerin halkları geleceğe hazırlarken insanın mutluluğu bazında disiplinli bir ortamı tasarlamak kaçınılmazdır. Bunu da insan duygularına dayalı yönelişler belirleyecektir. İnsanın doğal ihtiyaçları karşılandıktan sonra tatmin olacağı ortamların ortaya konması ve sosyalleşmesi çalışmaları önem kazanacaktır.
Teknoloji trentleri beceri bazında önemli gelişmeler içindedir. İnsanlık organizasyonunu teknoloji trentlerine dayalı olarak yapmak zorundadır. Bugünü bile teknolojik olarak değerlendirebilmek bu kadar güçken gelecekteki sonuçları az çok tahmin edebildiğimiz halde sosyalleşmeye ne katkıları olacağı gerçeklerini tahmin edememekteyiz. Doğrusu şudur ki teknoloji trentleri sosyal bilimcilere verilmeli ve sosyal bilimciler insan ve toplum üzerindeki etkileri konusunda benzetimler yoluyla fikir üretmelidirler. Bunlar yapılabilir ve sağlıklı sonuçlar elde edilebilirse teknolojinin psiko-sosyal etkileri üzerinde de fikir sahibi olunabilir.
Sonuç olarak teknoloji trentleri her sahada daha sona gelinmediği izlenimi vermekte bilimin gelişmesine paralel olarak bu trentlerin de yakın gelecekte dengeleneceği tahmin edilmektedir. Üretim teknolojisi rasyonelliğe dönüştürülmesi halinde mana kazanacaktır. Zaman rasyonel üretim şartlarında maksimum makineleşmeyi getirmektedir. Buda işgücünün istihdamının şekil değiştirmesine neden olmaktadır.
BİLGİ AĞI VE İNSAN :
Bilgi insanın kendini ve doğayı anlamaya çalışırken gördükleridir. İnsan aklı ortak yaratılış özelliğine dayanarak konuşmayı ve bilgiyi üretmiştir. Böyle bir birikim insanlığı bugünkü yaşam seviyesine ulaştırmıştır. Geleceğin çok daha güzel ve anlamlı olacağı anlaşılmaktadır. Cehalet üzerine kurulu yaşam daha bugünlerde entelektüel kişiliğe ulaşmıştır. Bunun yaygınlaştırılması ve tüm insanlığa mal edilmesiyle daha dengeli daha güzel bir dünya kurulabilecektir.
Bilgi ağı tarihsel boyutuyla önce yazıyı sonra kitapları ve kütüphaneleri daha sonra da interneti yaratmıştır. İnternetin daha gelişmişi insan aklıyla iletişim kurabilme yeteneğidir. Nano teknoloji ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler buna imkan verebilecek özellikler taşımaktadır. Böyle bir dünya yaratılabilirse o zaman bilginin birikimi yerine bilginin yorumu üzerine kurulu bir eğitim mekanizması kurulacaktır. İnsan doğası ve beyin üzerinde önemli bilgi birikimi sağlanmıştır. Gelecekte daha da fazla bilgiye ulaşılacaktır. O zaman teknolojilerin getireceği kolaylıklarla yaşamda çok kolaylaşacak tatmin olma ve mutluluk farklı boyutlara taşınacaktır. İnsanlık bilgi ağını doyumlu ve anlamlı kılacaktır ki böylece akıllı insan kavramı anlam kazanacaktır. İnsanın her biri yeterli yetenekle donatıldığı gerçeğinden asla vazgeçilmemelidir. Bilgi ağının özelliği bilgiyi insanlığın malı yapmalıdır. Böylece yorumlayan insanlar çoğalacak ve yeni yeni pencereler açılmaya başlayacaktır. Dünya bilgiyi yorumlama becerisinde hala çok yavaştır. Dünyada yaşayan insanların çok küçük bir oranı dünyanın oluşum paterninden nasibini alabilmekte ve katkısı kısıtlı olabilmektedir. Dünyada nice kıymetli beyinler su gibi ihtiyaç duydukları bilgiye ulaşamadığından körelmektedir. Dünya eğitim kolektifliği genellemesine sahip olmalıdır. Her toplum kendi sorun ve ufkunu çözümleme ve görebilme becerisini gösterebilmelidir. İnsanlık ortak mirasından gelecek nesiller daha çok zenginlik bırakabilmelidir. Böyle olursa yaşam ve yaratılmışlık ortaklığı sağlanabilir. Allah bu kadar mükemmel dünyayı, insanı ve doğayı tabiî ki bizim paylaşımımız becerisinde takdir edecektir. İnsanlar yaratılmışlığın tadını çıkarmaya hazırlanmalıdır. Allah kendinden özellik kattığı insanı her doğumda dünyanın değişik bir penceresinde dünyaya getirmektedir. Bilgi insanlığın, yaşamın ve ruhun temel gıdasıdır.
Bilgi ağı anlaşılabilirlik ve yeterlilik bazında belli standartlar yaratmalıdır. Her bilgi gereklilik bazında tertiplenecek bir ilgi düzeyine götürülmelidir. Bunlar insanların ilgisinin ölçülebileceği düşüncesiyle böyle görülmesi öngörülmektedir. Bilgi gerekliliği eğitim mekanizmalarının temel sorunudur. Hayat ve gelecek trentleri bugünü anlamamıza yardımcı olmaktadır. Hayatı insan ilgisine dönüştüren ekonomik katılım dünyanın itici gücü olmaktadır. Bu durumda mutluluk ve genelleme bilgi yorumlama ve fikir üretimine dayandırılmaya başlanmaktadır. Çalıştırılan beyin kullanılacak ve ruhun getirdiklerini insanlığa sunacaktır. Bunu asla unutmamak gerekir.
Hayat bildikçe güzellik kazanmakta ve insan mutluluğu çoğalmaktadır. Bunu topluma mal etmeden medeniyet oluşumundan söz edemeyiz. Nesiller boyu yaşayacak insanları eğitmeli ve dünyayı buna göre değiştirmeliyiz.
Netice olarak bilgi insan beyninin meyvesi bilgi ağı insanlığın beslenme ortamıdır. Bunu dikkatli ve özenli bir şekilde insanlığın geleceğine sunmalıyız.
MÜLKİYET HAKKINDA :
Mülkiyetin tarihsel gelişimi içinde devletlerin organize olmaları paralelinde özel mülkiyet ortaya çıkmış ve tarlalar, araziler sahiplendirilerek işletmeye ve mekana dönüşmüştür. Arazinin ve mekanın rasyonel işletilmesi için yerel firmaların oluşturulması ve böylece en etkin performansın ortaya konulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Bu yerel firmalar kendi bölgelerini en kaliteli ve estetik açıdan en güzel şekle dönüştürmeye çalışmalıdır. Böylece şehirler ve köyler en verimli halde yaşatılabilir. Geçiş döneminde mülkiyet, mirasın kaldırılması yoluyla zamana dayalı olarak firmaların büyümesini sağlayabilir. Bu uygulamanın tek bireye ait mülkiyetin gelir yetersizliği ve özen eksikliği nedeniyle çevrenin düzeninin bozulması olayını ortadan kaldırabileceği düşünülmektedir. Bu uygulama aynı zamanda iş üretimi açısından da önemlidir. Teknolojik gelişmeler uzun vadede mahallelerin eski yüzde kalmalarına neden olmaktadır.
Park yerlerinin büyük şehirlerde ortaya koyduğu sorunda göz önüne alındığında, araba mülkiyetinin de zamanla kiralık araba şekline dönüştürüleceği kanaati hakimdir. Altın Çağ’da daha fazla hareket kabiliyeti kazanacak olan insan araçlarının farklı kabiliyetler de kazanacağı göz önüne alındığında araba kiralama firmalarının özellikle yüksek apartmanların bulunduğu şehir bölgelerinde kiralama şekli ile büyük bir tasarruf sağlayacağı değerlendirilmektedir. Aynı zamanda böyle uygulamalar işletme açısından da büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Düşünce olarak araç mülkiyetinin karşısında olunmamakla birlikte araçların canlı özellikleri nedeniyle bu tip uygulamanın daha rasyonel olacağı açıktır. Sorun yer ve zaman boyutunda çeşitlilikle daha fazla zevk ve performansı bu yöntemin karşılayacağı kanaatinden gündeme getirilmiştir.
Bugün araçların % 90’ı günlük faaliyette atıl olarak sokaklarda beklemektedir. Bu rasyonel kabul edilemez. Dünya zenginlikleri ortaklaştırılmalı ve maksimum verimlilik sağlanmalıdır. İnsanların hareket yönlerine göre firmalar araç hareketini planlayabilir ve maksimum verimlilik sağlanabilir. Bilgi çağında evlerin bir internet kabiliyeti ile ofis haline dönmeye başladığı günümüzde bile bunları sağlayabilmek mümkündür. Kaldı ki 100 yıl sonrasının dünyasında hareketler çok daha karmaşıklaşacak ve bireysel hareketler ön plana çıkacaktır. Mahalle bazında ihtiyaçların karşılandığı tasarımlar ön plana çıkacağından şehir içi ulaşım büyük oranda toplu taşıma yoluyla karşılanacaktır. Bilgisayar ortamında kendi bilgisayarının yanında taşıma zorunluluğunun bile ortadan kalkacağı sanılmaktadır. Bu durumda büyük olasılıkla insanlar yanlarında çanta bile taşımayacaklardır.
Devlet tarafından mülkiyetin işletilmesi kavramı bence yanlıştır. Zira devlet atıl tuttuğu her köşeyi ekonomiye ve istihdama kazandırmalı ve estetik ve kalite açısından teorik çalışmalar yaparak firmalara yol gösterici bir pozisyon almalıdır.
Özel şahıs mülkiyeti bir sosyal zenginlik ise işletim ihtiyaçları açısından düşünüldüğünde firma da aynı imkanları kişiye sağlayabilir. Bu uygulama sağlıklı görüntü ve kabiliyet ortaya koyacaktır.
Okullarında mülkiyet ve işletim hakları firmalar tarafından sağlanmalı diye düşünüyorum. İşletim şartları zorlanacaksa da rasyonel imkanlara kavuşulacağı yönüyle en doğrusunun bu olduğu değerlendirilmektedir. Bugün temizlik ve güvenlik hizmetleri nasıl özel sektöre aktarılmışsa bütün faaliyetler hukuki yapı kazandırılarak özel sektöre aktarılabilir. Böylece hem istihdam, hem de rasyonel örgütlenme şartları sağlanabilecektir. İnsanlar ihtiyaçlarını daha iyi anladıkça hukuku geliştirerek daha rasyonele doğru gelişmektedir. Aslında sosyalleşme bir anlamda budur.
Netice olarak; dünyada var olan her şeyin geçici sahipleri olarak yaşamaktayız. Ruhun insana kazandırdığı yalnızlık kabiliyeti Altın Çağın ana felsefesi olacaktır. Yani insan öncelikle kendinden mesul olduğu bir hayatı yaşayacak, aş, evlat, ana-baba sorumlulukları toplumsal tedbirlerle sosyal yapının içine alınacaktır. Amacımız insanı sevgi yumağından mahrum etmek değildir, ancak sorumlulukla iç içe yaşayan sevgi yumağını daha doğal hale getireceğine inandığımız bu uygulamanın insanları daha özellikli olarak bir birine yaklaştıracağı doğruluğunu görmekteyiz.
TİCARETİN KURALLARI VE REKABET :
Eskiden profesyonel değildi sermayedar da çalışan da. Kendi doğalarına dayalı olarak becermeye çalışıyorlardı bu işi. Batı’da sermaye halkın ihtiyaçlarını rasyonel karşılamaya dönünce değişti bunlar. Halk mutlu düzen kurulu.
Bugün geri kalmış ülkelerde de halkın ihtiyaçları gelişmekte dünya, süratle Altın Çağa sürüklenmekte.
Büyük firmalar büyük hizmetler sunmakta ve ticaret bunların üzerine dönmekte ayrıca toplumsal kıymet kazanan markalara ne demeli! Demek ki hizmet olarak görülmeli ticaret, sermaye rekabet etmeli güzelliklere ve rasyonelliğe.
Bilim büyük işletmelerin rasyonel çalışmasını sağlamaktadır. Bu nedenle biz bu konuya ahkam buyurmayacağız. Bizim için işin felsefesi önemli unutmayalım, global ekonomi savunulmakta ve zaman boyutunda soğuk füzyon ve akıllı robotlar öngörmekteyiz. Bunlar değiştirecek her şeyi başta ekonomiyi ve insanların zenginliklerini.
Ticaret tüketiciye açık olmalı aldatmamalı onları. Kalite önemlidir soymayın zavallıları. Biz deriz ki üretim madem var, kalite sağlamalı zaman mülkiyeti böylece az üretimle daha çok bahtiyar yaratmalı.
Maliyetlerden haberimiz var, kardan da. Ticaretin fırsat olduğunu da biliriz. Ama unutmayalım ticaret demek kazanç demektir, her iki tarafta kazanmalı. Alan memnun satan memnun statüsünü savunmaktayız. Böylece ticaret yaratmayacak mahzun ve gülecek herkes mutlu olacak.
Ticaretin açık kapısı rekabet olmalı böylece fiyatlar ucuzlar diye umutlanmalı. Ekonomi öğretilir arz-taleple. Ama unutmayalım arz üretenlerin elinde.
Ticarette korumacılık yaratır kanser gibi çıkarlar. Korumacılık yıkılmalı rasyonel şartlar yaratılmalı. Kurallar buna göre konulup fırsatlar yöneltilmeli.
Dünya madem ki bir ekonomik alan. Riskler ve belirsizlikler kaldırılmalı ortadan. En az 20 yıl siyasi değişimler hissedilmeli, ticaretle uğraşan profesyoneller ihtiyaçları ve Pazar denen mekanizmayı yaratmalı.
Ticaretin birinci kuralı belirliliktir. Satılan malın özellikleri açık olmalıdır. Müşteri anlayacak ne aldığını açıkça. Sonradan pişman olmayacak aldığına.
Ticaretin ikinci kuralı memnuniyettir. Alan da satanda memnun kalmalıdır.
Üçüncü kural açıklar temizliği ve kaliteyi. Halk bundan emin olarak malı almalı.
Ticaretin ana dönüşümü paradır. Alanda satanda malın etrafında dönerler para için. Müşteri dürüst olacak aldığında, gelecekte elektronik ortam kolaylaştıracak satanın şartlarını korkmayalım çalışarak zenginleşeceğiz.
Tüketici korunmalı yasalarla ve uygulama kolaylığıyla. İşletme yapıyorsa bu işi kar maksadıyla hakkını veriyorsa vergiyle devlete, devlette tüketiciyi koruyacak dikkatle. Tüketici aldatılmayacak, kalite ve memnuniyet esastır, yalan söyleyen zararlı çıkmalıdır.
Müteşebbis desteklenmeli ve bilgilendirilmeli örgütlerce. Unutulmamalı kaliteli ticaret sağlanmaktadır rasyonel ortamda. İnsanlar fırsatları birbirini kandırmak sanmamalı, doğruyu aramalı.
Hayatın önemli bir kısmıdır sahip olduklarımız. Bunun adı ticarettir yanılmamalı. Dürüst insanlar ticarette başarılı olsunlar. Müşteriyi velinimet görmek esas olsun. Firmalar büyüdükçe lojistik problemler çözülür uygun şekilde. Teknoloji arzı destekler sistemler kurulur. Amacımız herkesin kazanmasıdır unutmayın.
SİYASİ PARTİLERİN ÇALIŞMA MANTIĞI :
Her siyasi parti ülkenin bütünlüğü ve geleceği için izlenen temel stratejiye uygun olarak politika üretmek zorundadır. Halkların saldırganlığı bitmiştir. Çizilen sınırlar Birleşmiş Milletlerin onayı ile değiştirilebilir. Kendi özgürlüklerini kazanamamış halklar siyasi olgunluklarını mevcut sistem içinde kazanacaklardır. Silahlı mücadele devri kapanmıştır. Artık halklar kendi yeteneklerini mensubu bulundukları devletin içinde göstererek belirginleşeceklerdir. Dünyada 1 milyondan fazla olmayan halkın siyasi egemenlik arayışı desteklenmeyecektir.
Siyasi parti oluşumu devlet tarafından desteklenecektir. Devlet her ilin kalkınma ve beceri durumunu istatistik olarak partilere sunmak zorundadır. Partiler politikalarını ülke geneli ve yerel halk için bu istatistikleri değiştirmek üzere kuracaktır. Ancak böyle olursa gerçekçi politikalar üretilebilir. Sadece yandaşlarına çıkar sağlamayı amaçlayan partizan politikalar insanları ve ülkeyi zora sokar. Bir millet millet olmayı temel istatistik değerleri tanıyarak anlayabilir. Hiçbir millet sağlıklı ve eğitimli yapıyı beceremeden entelektüel halk koşullarını karşılayamaz. Eğitimin bugünkü geri kalmış ülkelerde ne kadar önemli olduğu anlaşılmalı ve insanlar eğitim standartlarına ve davranış medeniyeti özelliklerine kavuşturulmadan medeniyetin kurulamayacağı unutulmamalıdır. Herkes anlamalı ki cehalet öğretilemez, zorlanır ve medeniyete ulaşılır.
Partiler politikalarını programlarında belirlemelidir. Böylece her seçim döneminde yeni programlar yaratılmalı ve seçim periyodunu kapsayacak şekilde akıllı ve mantıklı proje ve yönelişlerle donatılacak programlar devletin onayından geçmelidir. Devlet bu manada kendine siyasi saygınlık yaratmış kişilerden oluşan bir program onay mercii yaratmalıdır. Böyle bir örgütlenme halkın muhafazakar yapısı için gereklidir. Zira bugün takiyye dediğimiz Türkiye için Atatürk reform ve devrimlerini galebe çalan çağdışı zihniyetin hortlaması bile mümkündür. Birleşmiş Milletler partilerin programlarından haberdar edilmeli ve programlar diğer ülkelere de gönderilmelidir. Böylece kardeş halklar ortak projeler üretebilir ve ekonomik göstergeler daha süratle büyüyebilir. İnsanların umursamaz yönelişlerini törpüleyecek heyecan partilerin devletten sağlayacağı imkanlarla desteklenmelidir. Ancak böyle yapılırsa insanlar partilerin desteğini arayabilir ve partizanlığa yönelebilir. Unutulmamalı ki entelektüel insan mutlaka bir siyasi görüşü desteklemelidir. Entelektüel olmak demek bilmek ve katkıda bulunmamak değildir. Her insan yerel ve ülke politikalarına katkıda bulunmaya kendini zorlamalıdır. Hatta bu kapsamda destekleyici unsurlar yaratılmalıdır. Proje üreten ve yönetenler saygın kişilik kazanmalıdır. Böyle yapılırsa ancak insanlar motive edilebilirler. Demokrasinin en büyük faydası katılımcılıktır. Katılım büyük olunca insanlar daha mutlu olurlar. Mutlu insanları yönetmekte kolay olur.
Partilerin proje geliştirmede ki rekabetleri partizanlığı körüklemelidir. İnsanlara proje rekabeti yaptıracak çalışmalar mutlaka profesyonel kurumlarca aktarılmalıdır. Hatta devlet gelişme potansiyelini arttırmak için planlama faaliyetlerine partileri de katmalıdır. Önemli olan rasyonel ve faydalı fikirleri bulmak ve hayatı zenginleştirmektir. Gelişmiş ülkeler kendi becerilerini az gelişmiş ülkelere aktarmalıdır. Bunu bir sömürü zihniyeti ile yapmamalıdır. Zira bilinmelidir ki halklar gelişme potansiyellerini birbirlerine borçludur. Bugün dünyanın geldiği gelişme becerisi bütün halkları mutlu edebilecek yeteneklere sahip bulunmaktadır. Paylaşılan eğitim ve bilgi yetenekleri halkları daha da zengin ve mutlu edecektir. Unutmayalım ki dünya kader kardeşliğine sahip nesillerin bir durağıdır. Paylaşmak ise insanlığın tanrı takdiri kazanmanın bir yoludur.
Dünya paylaşılan değerlerle zenginleştiğinde duygularla beslenen bir yaşamı inşa etmeye çalışacak, partiler geleceği kurmak yerine kısa vadeli mutluluk projeleri üreteceklerdir. Böylece hayat renklenecek ve güzelleşecektir. Alimler ve siyasiler müşterek olarak insanın mutluluğunu hedef alan projeler üretmeye başladığında her şey bugünkünden farklı olabilecektir.
TOPLUMUN AHLAK YAPISI HAKKINDA :
Ahlak toplumun bireylerini ortak yaşama koşullayan doğal yapıdır. Bu yapılar semavi dinlerin merkeziyetçi tutumları ile bu ülkelerde daha kuvvetli, belli bir dini etki görmemiş toplumlarda da yöneticilerin ve filozofların ortak mantığından daha zayıf olarak oluşmuştur. Neticede ahlak bugün var ki toplumlar bireylerini kucaklamakta ve yaşatmaktadırlar.
Ahlak yapısı bundan sonra din ve felsefeden çıkarak toplum bilimcilerin doğal oluşum kuralları ile insanlara öğrettikleri bir düzene dönüşecektir. İnsanları duyguları ile mutlu edecek yapılanmaya dönüştürülmelidir.Toplumlar artık bireylerinin ilkel güdülerinin törpülendiği yapılanmalardan kurtulacak ve entelektüel insanı mutlu edecek yapılanmalara yönelecektir. İşte bu mutluluğun sürdürülebilir, dünyanın yaşanabilir bir mekana dönüştürülmesini sağlayacaktır.
Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki töre ve örf ve adetler insanlığın yanlışları değil doğrularıdır. Bunlar törpülenerek halklar iyi anlaşılmalı ve gelişim hızları göz önünde tutulmalıdır. Halkları eğitmek tohumlama yöntemiyle yapılmalı ve bu kontrollü bir şekilde sağlanmalıdır. Eğer böyle yapılmaz ve fikirler halklara anlayamayacakları şekilde empoze edilmeye kalkılırsa başarılı olunamaz. İnsan politika üretmede ki ustalığını burada gösterecek ve gerçek kimlikler ortaya çıkarılacaktır. Dünya insanının yaşam amacı, ruhunun derinliklerinde gizlediği ve bu aleme taşıdığı duygusal ve yöneliş itibarıyla değişikliği ortaya çıkarmaktır. Hedef tek bir insandır. Her insan mutluluğu ancak böyle yaşayabilir. Bence her insanın yaradılışındaki gaye budur. Taşıdığı değeri buluncaya kadar kendini eğitecek olan insan toplumun efendisi olmayı hak edecektir.
Ahlak kurallarının dinle bağlantısı Salih Amelle yaşayacak insandadır. İnsan madem ki aile içinde yeşermektedir o zaman aileler ahlak değerlerini bireye yani çocuğa kazandıracaktır. Bunları kalıplar haline sokmuş olan geçmiş ne kadar yanlışsa, kendine asgari kalıplar bulamayan toplumlarda yanlıştır. İnsan özgürlüğü başkalarının varlık alanlarını etkilememelidir. Bu durum ancak ahlak kuralları ile sağlanabilir. Artık bilim adamları mutlak doğruları bilmektedirler. Bu mutlak doğruların ışığında çok dikkatli olarak insanlara tarzlar yaratabilirler.
İnsanlar kendilerine sunulan kalıpları dikkatle kabullenince mutlu yaşamlarının yolunu açacaklarını görmeliler. Ancak bu sağlanırsa yeni yönelişler toplumda vücut bulabilir. Amacımız kötüye değişmek değildir. Mutluluk geçmişte de vardı, şimdi bu mutluluğu çoğaltmak hedefimiz ve gayemizdir.
Eğitimi yakın gelecekte duyguların yönetimine değiştirmek durumunda kalacak olan insanlık kendi yaşam penceresini de genişletecektir. Teknoloji ve teknolojinin yaygınlığı halkları entelektüel kimliğe büründürmektedir. İletişim ortamlarında sağlanan gelişmeler çok faydalıdır. İnsan sosyalleşme hızı böylece süratlenmekte ve insanlık ehlileşmeyi sürdürmektedir.
Ahlak hiçbir zaman bir amaç değildir. Bir araçtır. Halklarına mutluluk kazandırmayı amaç edinen bir yaşamın ve toplumun aracıdır. Ne kadar anlaşılır yapılırsa insan o kadar mutlu olacaktır.
İnsanlığın bugünlere gelmesini sağlayan geçmiş, zor ve anlaşılması güçtü. Bugün bilim ve bilim adamları çok daha güçlü ve bilgilidir. Bilinmeyenler olasılık teorisiyle tahmin edilebilmektedir. İstatistik ve olasılık teorileri toplumun aynası durumuna gelmelidir.
Amacımız halkları ve dolayısıyla insanları mutlu etmektir. Hak edilmiş mutluluk en güzeli ve kalıcısıdır. Birleşmiş Milletler bu gerçeği görecek ve dünyayı bu kapsamda bir yaşam alanı haline getirecektir.
Ahlak ile kültür iç içe yapılardır. Kültür yaratıldığı gibi değiştirilebilirde. Ama unutmayalım mot a mot gelişmiş ülkelerin kültürünü yaşamak şart değildir. Güçlü ve denenmiş ahlaki değerler kültürleri de etkileyeceklerdir. Bunu böyle anlamalı ve yönelmelidir.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE DİPLOMASİ :
Dünyada Altın Çağ kurulacaksa Birleşmiş Milletlerin başına bir lider gereklidir. Zira Birleşmiş Milletler ABD’nin arka bahçesi rolünü oynamaya devam edecektir. Bu liderin dünyayı medeniyete taşıyacak evrensel fikirlerle dolu bir tasarımı olması gerekir. Herkesin ikna olabileceği bu sorumluluk sahibi lider Hazreti İsa’nın ruhuna sahip bir dünya vatandaşı olabilir. Başka birinin böyle bir görevi üstlenebilecek yeteneğe sahip olması düşünülemez. Bu lider başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bütün devletleri rasyonel yapılara sokarak Altın Çağın kurulmasını başlatması beklenmelidir. Dünya bugün buna hazırdır.
Birleşmiş Milletler teşkilatı isminden de anlaşılacağı gibi millet esasına dayalı bir sisteme dönüştürülmelidir. Dünyada konuşulan dil millet kavramını temsile en yakın etkendir. Güvenlik konseyi dünyada 10 milyondan fazla nüfusa sahip 62 milletten temsilci ile oluşturulacaktır. Bir milyondan fazla konuşulan lisanlarda millet kapsamına alınacak ancak Güvenlik Konseyinde bir temsilci ile temsil edilecektir.
Genel Kurul siyasi oluşuma uygun olarak devletlerin temsilcisinden oluşacak üçer aylık periyotlar halinde birer hafta aktif çalışacaktır. Ayrıca Birleşmiş Milletler bugün var olan teşkilatlarını daha aktif hale getirecektir. Dünya Bankası sermayesi arttırılarak Birleşmiş Milletler Başkanına bağlanacaktır. Proje bazında finansman sağlamaya devam edecek ancak bu banka geri kalmış bölgelerin geliştirilmesinde aktif olarak kullanılacaktır.
Birleşmiş Milletler milletlerin rekabetine dayalı bir ortam tesis edecek ve tüm milletlere yönlendirici ve kesin talimatlarla yapacaklarını vaaz edecektir. Dünya diktatör bir liderliğin emrinde 100 yıl içinde Altın Çağa geçecektir. Dünya çalışma ve insan hakları konusunda Batı’da kazandığı değerleri süratle dünyaya mal edecektir. İnsanlık mutlu bir gelecek için seferber olacaktır.
Diplomasi konusu bugüne kadar kazanılan değerleri ve kuralları yazılı hale getirerek anlaşılırlığa anlam katılacaktır. Devletlerin ve liderlerin halka dayalı yapılanmalarının ardından devletler arası ilişkiler yeniden düzenlenecektir. Diplomasi devletlerin ekonomik ve siyasi ilişkilerini geliştirici fonksiyonu yanında sportif, kültürel ve teknolojik yada bilimsel faaliyet alanlarında da etkin hale getirilecektir. Devletler diplomatik alanda etkinlikleri ölçebilir işlemler yapacak ve yetiştirdikleri elemanları bu etkinliği sağlayabilir yeteneklerle donatacaklardır.
Birey temsil ettiği devletin tüm sorumluluklarına vakıf hale getirilecek ve böyle dünyayı dolaşması sağlanacaktır. Hiçbir birey kendi özelliklerini saklayarak ve başka maksatlarla ülkeleri rahatsız etmeyecektir. Bugün var olan ABD’nin kontrol mekanizmaları millileştirilerek daha etkin hale getirilecektir. Böylece CIA gibi dünyayı itiren mekanizmalar toplumları geliştiren unsurlar haline getirilecektir. Hiçbir milletin başka milletler üzerinde tahakkümü yoktur. Bu konu dünyanın yaşam özellikleri sürdükçe yaşatılması esastır.
Birleşmiş Milletler diplomasinin kontrolünün geliştirilmesi ile ilgili tedbirler alacak ve dünya insanının konsantre olmuş bir organizasyona dönüşmesini sağlayacaktır. Hiçbir millet diğerinden daha üstün değildir. Ancak eğitim ve bilgi üretimine dayalı becerileri ölçü haline gelebilecek kadar beklemek lazım. Hiç eğitilmiş insanla cahil insan bir olur mu?
Diplomaside ki kurallar küçültülerek ailelerin ve fertlerin davranışlarına indirgenecektir. Her aile ve daha sonra fert ilişkilerinde buradan kaynaklanan iletişim kurallarını bünyesine kabul ettirecektir. Zaman her bir insanın entelektüel ve diplomat özelliklere kavuşmasını sağlayabilecektir.
Netice olarak; Birleşmiş Milletler dünya insanının itici fonksiyonlarını üstlenerek ve cehalet ve sefaletin dünyadan süratle atılmasında rehberlik edecektir. Zengin ülkeler dünyayı kendilerine benzetmek için ön ayak olacaklarını ve bunun kendileri için bir sorumluluk olduğunu unutmamalıdır.
DEVLETİN YÖNETİMİ :
Devlet tek kişinin tasarımında yönetilecek şekilde vücut bulur. Bu nedenle devletin yönetim felsefesi bir kişiye dayanmak zorundadır. İnsanlık tarih boyunca bunu bulabilmiştir ve doğrudur. O zaman neden kraliyet veya monarşi değil de demokrasi ve cumhuriyet? Cumhuriyet çünkü tasarımı kişiye ait olacak olan yönetim kimseye tanrı tarafından verilmez. Kişi kendi talip olur, rakiplerini geçer ve yönetir. Demokrasi çünkü kişi hedeflerini belirler kabul eder ve kabul ettirir, halkın onayını alıp iktidara gelir. İşte siyaset budur. Siyaset partinin tasarım ve tasavvurudur. Böyle olunca halk kendinden ve liderlerinden emin olur. ABD’de uygulanan başkanlık sisteminin temel felsefesi budur. Devlet devletse uygun başkan adayını bulur ve seçilen adayı kendine lider yapar. Lider önce devlete karşı sorumludur. Zira devletin halk için varlığı göz önünde tutulduğunda halkı götürdüğü hedefleri vardır.
O zaman devlet yasama, yürütme ve yargı erkleri yanında yaşama erkine de sahip olmalıdır. Yaşama erki devletin halkı sürüklediği hedeflere doğru sürüklenmesini sağlar. Bir parçası derin devlet olan bu yapı diğer erklere de yol gösterir. Zira değişmeyen toplum geri kalmaya ve dağılmaya mahkumdur. Bugün toplumları büyük heyecana iten ana unsur gelişmedir. Bu gelişmenin ve büyümenin temel unsuru motivasyon olmakla beraber dünya konjonktürüdür. Zira özellikle az gelişmiş ülkeler dünya dış siyasi ve ekonomik dengelerinin etkisindedir. Dünya global perspektifte bir yanını bilgi toplumu bir yanını ilkel çağlardan kalma yapısıyla böyle muhafaza etmektedir. Kabul etmelidir ki insanlara hedef vermemişsek insanlar ne yapacaklarını bilemezler. Demokrasi hedef çokluğu anlamına gelmektedir. Hedef seçimini halk yapmaktadır.
Parlamento yasama erki için milli irade oluşturur. Partiler kendi programlarına uygun yasalar için burada vücut gösterir. Devletin yaşama erkinin parlamentoyu çok iyi etkilemesi gerekmektedir. Devleti koruyan mekanizma anlamına gelen yaşama erki çok dikkatli çalıştırılmalıdır. Eğer yasama erki yaşama erkini galebe çalacağını düşünüyorsa anarşi doğar. Yasama erki bu nedenle halkın yıpratmasına maruz bırakılmamalıdır. Politika arenasında partilerin devletle çekişmemeleri gerekmektedir. Eğer yeni bir sistem denenmeye çalışılacaksa bunun Birleşmiş Milletler onayıyla olması gerekir. Sistemler çalıştırılma beceriksizlikleri nedeniyle etkinliklerini kaybederler. Zira en kötü tasarım bile sistem olarak ortaya konmuşsa etkin işletim imkanı mutlaka vardır.
Bugün dünyada devlet yönetimi dışında birde yerel yönetimler vardır. Bunlar halkın ve şehirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için teşkilatlanmış birimlerdir. Zaman bunlarında işlevlerinin özel sektör tarafından gerçekleştirmesine gebedir. Bu nedenle rasyonelliği bu işletme merkezleri için anlatmaya gerek yoktur. Sorun yerel yönetimlerin siyasi partilerin ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Her birey politize olduğu ölçüde rant yaratabilmektedir. Böyle bir ortam partilerin çıkar merkezi haline gelmelerine neden olmakta, bu da rasyonelliği bozmaktadır. Bu bağlamda basına büyük iş düşmektedir. Toplum kurallarını doğru koyarsa insanlarda kurallara göre çıkar yaratmayı becereceklerdir. Unutulmamalıdır ki hiçbir kural detaylarda etkisiz hale gelmekten kurtulamaz. Buna istisna dense de zaman göstermiştir ki istisnalar kuralı işlemez hale getirmektedir.
Netice olarak devlet politize olmak açısından risk altındadır. Bu politizasyonu bir anlamda yaşama erki kontrol edecek ve devleti politize etmeyecektir. Başka bir yolu bulabilen varsa o söylesin.
GENEL YAŞAMA YAKLAŞIMI :
Bugün insanlık biliyor ki Allah hiç kimseye insanları yönetmek için güç vermemiştir. Böyle sananlar geri bıraktıkları toplumlarını cezalandırarak büyük tarihsel suç işlemektedirler ve milletlerini bu kapsamda cezalandırmaktadırlar. İnsanlığın organizasyonunda bugün sağlanan en yararlı kalıp demokrasidir. Demokrasiyi katılım arttıkça örgütlenmeler çoğalacak halklar özgür iradelerini yaratacaklardır. Demokratik ülkelerde var olan parlamento yasama ve yürütmeyi denetleme görevi üstlenir. Oluşumu milletin vekillerine dayandırıldığı için milletin iradesi olarak ortaya çıkar. Dünya her devletin kendi hukuk sistemiyle çok geniş bir deneme tahtası gibidir. Ülkeler birbirleriyle bu konuda da yarış halinde olmalılar. Ancak genellikle doğru yenilikler hep Batı’dan gelmektedir. Türkiye’de Avrupa Birliği normlarına ulaştırılmak istenmekle halkın yönelişlerini belirleyen bir durumu üstlenmektedir. Zamanla teknoloji ve ekonomi tüm dünyayı etkileyecek ve tüm dünya bilgi toplumuna daha sonra da bunun ötesine geçecektir.
Yaşama yeni kural koyma toplumun düzeni için şarttır. Böylece devlet kişilik millette gelecek kazanır. Hukuk sistemi son 500 yıl içinde dünyada gelişmiş, Fransa ihtilalinden sonra halkların arayışına dönüşmüştür. Geri kalmış ülkeler dünyayı yorumlama biçimi olan kanunları Batı’dan kopya ederek kendilerine mal etmeye çalışmaktadır. Batı gelişmişliği ve zenginliği ile dünyanın diğer bölgeleri için bir cazibe merkezidir. Dünya insanların kafalarında canlandırabildikleri ve yaşamlarını buna göre tanzim edebildikleri bir mekandır. Dinler toplumları muhafazakar ve dikkatli yapmaktadır. Devlet dini ve ahlaki konularda taviz vermeyen bir tutum içinde olmalıdır.
Yasama görevinin yerine getirilebilmesi için yasa ile ilgili tarihsel geçmiş aranmalı, hedefler ortaya konmalıdır. Hedefi belli olmayan bir yasa toplum içinde devlete olan güveni sarsar. Nitekim parlamenterlerin öncelikle kendi çevrelerine iş bulmaya çalıştıkları, kendi projelerini devlete kabul ettirmeye çalıştıkları gibi konular gündemdedir. Partilerin kendi program hedeflerini ülkenin çıkarları ile paralel duruma getirmeleri önemlidir. Eğer parti kendine göre bir hedefler zinciri izlemeyi amaçlıyorsa devletin yaşama erki ile karşı karşıya kalacak demektir. Yaşama erki çok daha güçlü olduğundan parti ülkenin hedeflerine uygun olarak çalışmalarını yönetmek durumundadır.
Milletvekili olmak demek sorumluluk üstlenmek demektir. Milletine hizmet edecek kapasitesi olmayan insanları vekil olarak ortaya çıkaran partiler yanlışlarını görmek zorundadırlar. Kanunlar toplumun yaşama ruhunu oluşturur. Toplumun beklentileri ve kabulü olmadan kanunun uygulama yeteneği zor olur. İnsanları inandırarak kanunları ortaya çıkarmak gerekir.
Doğru göründüğü kadar berrak değildir. Bu nedenle doğruları ortaya koyarken tarihsel analiz ve toplumun yöneliş eğilimleri kontrol edilmelidir. Eğer toplum kabullenmeyecekse onu zorlamak yanlıştır. Devlet bir otorite olmanın yanında halkın mutluluğu hedefini hiçbir zaman unutmamalıdır.
Hukukun üstünlüğünü halka kanıtlayabilmek için saygın bir parlamento yaratmalıdır. Bunu sağlama, öncelikle siyasi partilerin memleket gerçekleriyle örtüşen propaganda malzemeleri üretmeleri ile olabilir. Siyasi partiler ülkenin sistemiyle değil sistemin optimizasyonu ile ilgilenmelidir. Bunu sağlayabilmek öncelikle eğitilmiş insan gücü ile desteklenmelerini becermekle mümkündür. Bugün dünya strateji ve politika üretme becerilerini insanlara yaygınlaştırmaya başlamıştır. Bu bilgileri görecek ve kendilerini yetiştirecek olan insanlar milletin çıkarları doğrultusunda kendilerini yönlendireceklerdir. Unutulmamalıdır ki milletin geleceği her şeyden üstündür. Millet olarak geleceğini göremeyen halklar ezilmeye ve zamanla yok olmaya mahkumdur.
Yasama erki devlet iradesinin tezahürüdür. Bu nedenle halkın yasama erkini oluşturanları çok iyi tanıması ve denetlemesi gerekir.
Basın yasama erkinin disiplinini sağlamayı ve onu zorlamayı becerebilmelidir. Bunu sivil toplum örgütleri de denetleyebilmeli ve yönelişlerle ilgili yada kanunlarla ilgili yorumlamaların halka öğretilmesi gereklidir. Şu da unutulmamalıdır ki organizasyon becerisi eğitilmiş insan gücüyle doğru orantılıdır. Zira eğitilmiş insan daha kolay öğrenir ve öğrendiklerini yorumlayabilir.
DEVLETİN BİREYE KARŞI SORUMLULUKLARI :
Devlet örgütlenmesi zaman içinde öyle gelişecek ki her birey doğumundan itibaren belli koşullarda sağlık, beslenme ve barınma imkanlarına sahip olacaktır. Gelecekte çocuk altı yaşına kadar ailesi ile yaşayacak bundan sonra eğitim mekanizmaları içinde eğitime tabi tutulacaktır. Böylece insan toplumsal etkiden minimum etkilenerek ruhunun getirdiği değerler üzerinden hayatına yön vererek yaşayacaklardır.
Bugün yakın gelecekte bu sağlanamayacağından aile desteklenecektir. Belli bir geçim standardını yakalayamamış aileler devletten destek alacaklardır. Bu şekilde kısa zaman periyodu içinde insanların beslenme sorunlarıyla sağlık sorunları hafifletilmiş olacaktır.
Devlet genel asayişi sağlamak zorundadır. Bu nedenle örgütlenir ve toplum huzur içinde yaşar. Birey suçu kanıtlanmadıkça suçsuzdur ilkesi geçerlidir. Ancak unutulmamalıdır ki sistem insanların alışkanlıkları ile işlemektedir. Bazı istisnai durumlar karşısında feveran etmemek gerekir.
Devlet bakıma muhtaç insanlar için kendi sosyal örgütlenmesini süratle geliştirecektir. Bu insanlar koruma altına alınacak ve böylece toplumun itibar seviyesi yükselecektir. İnsanların çaresiz kalmamalarına özen gösterilecektir. Çaresiz hatta aç kalan insan suça meyleder. Bunun yanında ızdırap içinde yaşanmamalıdır. Devlet hastanelerinde böyle durumlara düşmüş insanların kurtulma çareleri bulunmuyorsa vefat etmeleri hızlandırılabilecektir. Biliyoruz ki bu dünyadaki hayat son değildir ve ne kadar önce ruhlar alemine gidilirse o kadar çabuk cennete vasıl olunur.
Devlet ve belediyeler örgütlenmeleriyle sağlıklı çevre ve yaşam koşullarını sağlamak zorundadır. İnsanların çaresizlik içinde barınma koşullarını kendileri hazırlama dönemi sona erdirilmeli ve çevrenin düzen ve intizam içinde olabilmesi sağlanmalıdır. Bu fonksiyon önemlidir ve hizmetin en iyi şekilde verilmesi esastır.
Devlet toplumsal hareketlerden(grev v.s.) bireylerin asgari etkilenmeleri için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Bu tedbirler öncelikle gıda yönünden olmalıdır. İnsanların toplumsal hareketlerden zarar görmemesi için dikkatli olunacaktır. Bu konuda dünya genelinde karşılaşılan durumlar bilim adamları tarafından incelenerek sistemi rehberlenecektir.
Birey öncelikle kendi hak ve hukuk özelliklerini öğrenmelidir. Bireyin devlete karşı sorumluluğu Salih Amel yaşayan bir zihniyete kavuşmasıdır. Toplumun suç olarak belirlediği davranışlardan uzak durmak gerekir. Sistemin amacı uzun vadede koruma mekanizmaları olmadan toplu halde yaşayabilen toplumu yaratmaktır.
Birey günlük faaliyetlerinin enerjik bir yapı içinde olmasını sağlamalıdır. Sağlık ve beslenme alışkanlıkları için dikkat edilmesi gereken kurallar olmalıdır. Birey bu kuralları dikkatle uygulamalı ve kendi yaşam alışkanlıklarını modern bir düşünce becerisine getirebilmelidir.
Bireyin vefatı ile ortaya çıkan durumda ilerde kurulacak olan sistem eksiksiz ve dikkatle uygulanacaktır. Böyle bir durumda törene gerek duymadan gerekli işlemler yapılmalıdır. Zira biliyoruz ki vefat töreni bize yani geride kalanlara ölümü göstermek içindir. Dünya düzeni yakın gelecekte o hale gelecek ki kimse gidenin arkasından ağlamayacak. Bireyselleşen dünya ve kurumsallaşan firmalar sayesinde dünyanın göçeni geride kalanlara çok etkili olamayacaktır.
Devletin bir diğer sorumluluğu da üstün zekalı insanları koruma altına almaktır. Üstün zeka belirtilerini gösteren çocuklar geleceği şekillendirecek bilim adamlarına dönüştürülebilmelidir. Böylece toplum kendi gelenlerini sağlıklı bir şekilde hayata hazırlamış olacaktır. Devlet insan konusunda insanların mutlak doğrular bilincine kısa sürede ulaşması için gerekli tedbirleri almaktan da sorumludur.
Netice olarak; devlet kısa vadede bireyin açlığını ve barınma ihtiyaçlarını giderebilmeli, ayrıca zaman içinde eğitim sorunlarını çözebilmelidir.
TOPLUMUN GELİŞME ÖRGÜTLENMESİ:
Toplumsal değişim süregelen bir durumdur. Gerek teknoloji trentleri gerekse sosyal olaylar değişim halindedir. Bu değişim süreklidir. Bu nedenle değişimi yakalamak ve topluma adapte etmek toplumsal bir görevdir. Bunun bilinçli olarak yapılabilmesi için kurumlar kendi bünyelerinde bu maksatlı olarak örgütlenmelidir. Kurumu yönetenler bu değişimi de stratejik hedef planlarına katacaklardır. Değişimin gerek üretkenlik ve gerekse verimlilik açısından pozitif değerler tanıması esastır.
Toplum bu özelliklerini takviye etmek maksadıyla bilimsel olarak değişimi kurumlar arası rekabete dönüştürebilmelidir. Böyle bir durum değişimi hızlandıracağı gibi insanları da duyarlı hale getirebilir. Rasyonel ölçü teknoloji trentlerinin ortaya koyacağı kalite ve kolaylıklar ile verimliliktir. Bunlar insanları daha önemli çalışmaya yöneltir. Amaç insanı daha üretken yapabilmektir. Altın Çağın örgütlenmesinde istihdam yaratmak maksadı asılsız olacaktır. İnsanlar dünya bilgilerini kolaylıkla algılayabilecekleri imkanlara kavuşabileceklerdir. Önemli olan bilginin yorumlama becerisidir. Elektronik imkanların ve bilgisayar kabiliyetlerinin gelişmesi ile insanlar kurumların işletimleri konusunda daha gelişmiş ortamlara sahip olacaklardır. Amaç istatistik verileri geliştirmek olduğuna göre bu bir pozitif ilgidir. Sistem optimizasyonu bilgi analiz sahaları yaygınlaşacak ve bilimsel ihtiyaçlar meslek sahaları yaratacaktır. Uzun vadede bu işlemlerde akıllı robotlar tarafından yürütülebilecektir.
İnsanlar edinilen tecrübeleri yorumlayarak daha pozitif değerlere ulaşabilmektedir. İnsanlığın temel özelliğini oluşturan bu değişim potansiyeli canlı tutulduğu takdirde sürekli yenilenen bir ortam doğacaktır. Yeni fikir ve uygulamalar personelin yapılanma sistematiği ile ilişkilendirildiğinde yönetim becerisi ortaya çıkacaktır. Bu beceri ölçülebileceğinden zamanla daha iyi anlaşılacaktır.
İnsanlar etkinlik ölçülerini anlayabilmelidir. Daha etkin olanın tercih edildiği bir yaşam tarzını benimsemek insanların karar mekanizmalarına sokulmalıdır. İnsan doğası buna müsait olduğundan çalışkanlık kriteri ile bu özellik bütünleştirilebildiği takdirde insanı mükemmelleştirecektir. İnsan karar verme mekanizmasında doğru ve ölçülü değerleri sürekli yenilediği takdirde daha süratli ve daha anlaşılabilir bir yenilenme ortaya çıkacaktır.
Dünya insanını değiştiren bu özellikler aynı zamanda yönetsel becerileri de etkiler. Yönetim bir sistem olarak algılanan organizasyonun ortaya koyduğu performansla ilgilidir. Böyle bir performans kriteri yönetimin biriktirdiği sağlıklı bilgilerle anlamlı kılınabilir. Kurum ve kuruluşlar kendi bünyelerinde gelecekte yapılacak analizlerde kullanılabilecek bilgileri de biriktirmelidir. Bu da değişimi yönetecek organizasyon birimi kadar önemli bir ihtiyaçtır. Böylece hem tarihsel duyarlık analizleri yapılabilecek hem de gelecek hedefleri pozitif olarak konulabilecektir.
Hayat bilginin yorumundan başka bir şey değildir. Firma, kurum ve kuruluşlar faaliyet alanlarındaki değişimleri yorumlayarak kendi becerilerini görebilirler. Bu beceriler onların yönetim kabiliyetlerini geliştirmeye yaramalıdır.
Gerçekte her kurum kendini yenileyemezse zaman içinde geri kalmaya ve üretkenliği azalmaya başlar. Bir diğer gerçekte kurumlar arası koordinasyon ihtiyacıdır. Koordinasyonun sağlıklı olarak gerçekleşmesi için sahip olunan ölçülerin evrensel değerlerle donatılması önem kazanmaktadır. Büyük organizasyonları yönetenler devletin değişim politikalarını izleyecekler ve bu değişim yapısı muhafaza edilecektir.
Netice olarak, rasyonel örgütlenme insan değerleri ile sübjektif verilerden etkilenmektedir. Değişim objektif verileri yakalama becerisi ile doğru orantılı bir sonuçtur. Değişimi rasyonel bir sonuç olarak görmek kendi bünyesine bunu katmak demektir.
ÇEVRE VE ESTETİK :
Dünya doğal haliyle bir harikadır. Ancak insan kendi yaşam alanını yaratırken doğayı yaralar ve bozar. Benim bu başlık altında söz edeceğim şey insanın doğayı yaraladığı yeri kendi becerisi ile güzelleştirmesidir. Batı bunu görmüş ve şehirlerini yani doğayı yaraladığı yerleri bir estetik harikasına dönüştürmüştür. Bunun ne kadar güzel bir yaklaşım olduğunu belirterek söze başlamalıyım. Dünyanın doğusu olarak adlandırdığım Batı’nın gerisinde kalan bölgesinde birçok yer insan yoğun yaşanan bölgeler özellikle kıraç hale getirilmiştir. Halbuki orman ve ağaç dünya güzelliğinin en büyük yardımcılarıdır.
Ben Batı’da doğayı korumak için partileşmeye başlayan yaklaşımı destekliyorum. Yeşiller partisi. Bu partiler tüm dünya devletlerinde olmalı ve ülkeler kendi içinde yaratacakları bu yaklaşımlarla doğayı kendileri için güzelleştirmeye çalışmalılardır. Güzel bir çevre insan ruhunun tazelenmesini, açılmasını ve zevk almasını sağlar. Bilim adamları bu konuya eğilmeli. Kıraç bölgeler hatta çöller bu bölgelerin iklim koşullarında yetişebilecek özelliklere sahip bitkilerle donatılmalıdır. Ben genetik bilimin bize özellikle çölleri ormana dönüştürebilecek imkanı verebileceğine inanıyorum. Bunu nereden söylüyorum. Hazreti Muhammet’e soruyorlar, kıyamet ne zaman diye, o da yanıtlıyor. Çöller meyve bahçelerine dönüştüğü zaman diyor. Demek ki Hazreti Muhammet kıyametin büyük değişim olduğu gerçeğini görebilmiş. Ancak çevresinin etkisiyle kıyametin bir son olduğu düşüncesi hakim olmuş İslam Aleminde.
İnsan havsalasının alamayacağı değişimler yaşanmaktadır, son 100 yıl içinde. İnsanın canlı organizmayı kontrol edebilmesi büyük olanaklar verecektir kendine. Böylece insanlığın sorun olarak gördüğü pek çok şey önümüzdeki zaman içinde hallolacaktır. İnsan kendini ve doğayı tanıdıkça her şey çok güzel olacaktır.
Estetik kelime anlamıyla göze hoş gelmek demektir. Göze hoş gelmek mutlaka ruhumuzun taşıdığı bir özellik olmalı. Allahın yarattığı en mükemmel canlı bu yönünü de görmelidir. Göze hoş gelen şeyler ruhumuzu okşamasa, dilimize hoş gelen şeyler ruhumuzu okşamasa ve kulağımıza hoş gelen şeyler ruhumuzu okşamasa hayatın ve zamanın bu kadar renkli olması sağlanabilir mi? Bunlara ilave olarak duygularımızın bu kadar kapsamlı ve karmaşık olmasına ne demeli? Böylesi mükemmel bir mekanizma dünyayı zevklerine göre yeniden yaratmaz mı? Ben bu yönelişin önümüzdeki zaman içinde ekonomiyi oldukça etkileyebileceğini düşünüyorum. Bilimsel gelişme ile ortaya konan teknolojilerin aslında büyük bir organizasyon olduğu gerçeğini görmemezlikten gelemeyiz. İnsan beyninin derinliklerinde var olan ve ruhla taşınan bilgileri dünyaya bırakmak görevimiz değil mi? Biz kendimizi ehlileştirirken doğaya hükmederek onu da kendimize benzetmeyecek miyiz? Böylece insanlık yaşamı bir anlam kazanacak ve kainatın bulunduğumuz köşesine hükmederek yaradılış fonksiyonunu yani kainatı yönetimimize almayı becermeyecek miyiz? O zaman nefesimizi tutalım ve kainata yönelmeden önce kendi zevklerimizi ve çevre estetiğini yaratmaya çalışalım. Her hamle her bireyden çıkacak yeni bir görüş büyük resmin boyanmasına katkıda bulunacaktır.
Doğa kendi bedensel ihtiyaçlarımız için de önemlidir. Sağlığımız atmosferdeki oksijen miktarı ile yakından ilgilidir. Ya kirlenmesine ne demeli? Atmosferi dengede tutan bitki örtüsü değil mi? O zaman insanın medeniyeti önce kendini temizlemeli sonra dünyayı güzelleştirmeli! İnsan havsalasının bugün bile algılamakta zorlanacağı kim bilir ne buluşlar var gelecekte. Bilim üretme hızını gün geçtikçe arttırmakta. Demek ki bugün aklımıza gelebilen her şey yakın gelecekte insanlığın hizmetine girebilecek. Her şeyin bir çözümü olduğu ve her varlığın bir gelişim ve güzelleşme yolu olacağı göz ardı edilmemelidir. Ruhun getirdiklerini dünyaya bırakmadan göçüp gitmemeli insan. Unutulmamalı ki her insanın bir yaradılış nedeni olmalı. İnsan mükemmelliği yanında kapasitesini de zorlamalıdır. Dünyamıza gelmiş her bir ruhun rahat etmesi yanında dünyaya iz bırakmaya çalışarak ömrünü geçirmesi misafirperverliğin en anlamlı ifadesidir. Böylece ruh bedeni emrine alabilir ve beyin ruhun inkişafı için kullanılabilir duruma gelebilir.
Bugün için imkanların kısıtlı olduğu bu çevre ve estetik konusu geleceğin belkide en çok konuşulacak konusudur. Geniş potansiyel yaratacak olan bu konuyu toplumlar göz ardı etmemelidir.
HUKUK SİSTEMİ ÜZERİNE :
Adalet mülkün temelidir. Bu düşünce materyalizmin ortaya çıkmasını sağlamış temel öğedir. Hukuk insanlar arasında ortaya çıkan muhalefeti kurallarla çözümlemeye çalışan sistemdir. Hukukta bir davalı bir de davacı vardır. Her ne kadar hukuk manevi durumlarda da kendini göstermeye çalışmaktaysa da ölçüsü olmadığından tutarlı olmayı başaramamıştır.
Hukuk birlikte yaşam için gerekli ve vazgeçilmezdir. Bu nedenle insanların toplum halinde yaşamaya başlamalarından bu yana hukuk sistemi de yeşermeye başlamıştır. Bugün mükemmelleşmeye başlasa da hala insanların menfaatleri ile bağlantılı olarak dejenere edilebilmektedir. Güçlü güçsüzü, zengin fakiri kendi çıkarları doğrultusunda etkileyebildiğinden hukuk sistemi düşünülebildiği gibi berrak ve şeffaf oluşamamaktadır. Hukuk sisteminin oluşmasını sağlayan kanunların bir yaşam felsefesinin olması gerekir. Yaşam felsefesini tanımlanmış olan hayat belirler. Buda dinden kuvvet almak zorundadır. Eğer din Salih Amelli yaşamı iyi tarif edebilseydi hukuk sistemi daha güçlü, toplum bireyleri de egolarını tatmin edebilecekleri değerlere ulaşmış olabileceklerdi.
Laik sistem demek ruhsuz sistem demektir. O halde din doğruları belirlenmeden mükemmel hukuk ortaya konulamaz. Din ise peygamberlerin ortaya koyabilecekleri değerler manzumesidir. Değerleri göremeden insanı yaşatmaya çalışmak zordur. Zaten böyle bir zorluğu yenmek için yaşam vardır. Yaşam ve tecrübe birleşip zekanın yorumunda kalırsa o zaman mükemmellik ortaya çıkar.
Hukuk sisteminin ortaya çıkardığı düzeni incelersek, ihtisaslarına göre mahkemeler, davacıların başvurduğu bir denetim mekanizması ve yargıları oluşturan sonuçları tatminkar kılan bir üst merci akla en yatkın olanıdır. Bugünkü dünyada profesyonel akıl yürütücüler maksada uygun politikalarla hakları gasp edebilmektedirler.
Böyle bir yaklaşım yolsuzluklara neden olmakta ve sistemler çürütülmektedir. İnsanların sistemlere güveninin kalmaması sonucu sistemler daha etkili güç sahiplerinin elinde reformlara tabi tutularak dünya hayatı devam ettirilmektedir.
Bugün Batı materyale dayalı yani bu dünyanın egemen olduğu değerleri ön planda tutan yaklaşımlarla yaşadığından daha zengin ve daha düzenli görülebilir. Ancak bu ortaya çıkan düzenin ruhla beslenmediğini anlamak lazım. Hele bilgi toplumuna yönelişte ruhsuz insanlar Salih Amelle oto kontrol mekanizmalarına sahip değillerse çürümeye kokuşmaya mahkumdurlar. Zenginlik insan için güzelse de sorumluluk duygusu yoksa zenginlik bedbahtlık doğurur. Bunu iyi görmek ve uygulamak gerekir.
Doğu yani İslamiyet dünya ile ahiret arasında dengeli yaşamak olduğundan oto kontrol mekanizmasına sahiptir. Oto kontrol mekanizması ruhun işlevini ortaya koymaktadır. İnsanlar tanrı karşısında eşit kurallarla yaşatıldığından ahlak zinciri daha kuvvetli oluşmuştur. Hata veya eksiklik bu dünyayı tanımlamalarındaki eksikliktir. Bu dünya ahireti bilerek mutlu yaşayabilmek olarak tanımlanırsa o zaman nimetlerdeki hakimiyet ve değerler çok daha pozitif anlam kazanacaktır.
Hukuk sisteminde en faydalı uygulamanın jüri yargısı olduğu kanaatindeyim. Bu nedenle insanların yargısına yol gösterici bir saygın jüri sisteminin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Evet hakim sağduyulu ve ilgili olabilir. Ancak tarafsız bir kanaat davaya eklenirse her ne kadar karar süreleri uzasa da çalışma başarısını arttırabilir. Mahkemelerle ilgili söylemek istediğim budur. Ayrıca davanın sağlıklı ve kısa sürede sonuçlanması sağlanmalıdır. İnsanlar bunlar üzerinde çalışarak yol gösterici sonuçlar ortaya koyabilecektir.
Netice olarak; dinsizlerin çıkarlarla egemen olmak istedikleri soygun ve vurgun yaklaşımları doğru ve kabul edilebilir değerler değildir. Sağlıklı ve insan merkezli hayat için otokontrol mekanizması şarttır. Evet Allahtan korkmamız gerekmez ama kendimizden korkmamızı sağlayacak bir düzene ihtiyacımız var.
GÜVENLİK ÖRGÜTLENMESİ HAKKINDA :
Devlet realizm olgusu içinde sürekli dış tehdide karşı bir tedbir olarak askeri gücü hazır tutan bir duruma gelmiştir. Milletlerin geleceği daha parlak görebilmeleri açısından komşu ülkelerle çıkar ilişkilerine girmeleri, devletleri askeri güç harcamaları açısından tetikler duruma getirmiştir. Plüralizme doğru kayan bölgesel oluşumlar askeri harcamaları ve politik sorunları çözümler durumda yürütülmektedir.
Devletlerin var oluşlarını kabul etmemizle birlikte oluşan uluslararası hukuk normları paralelinde politik sorunların çözümlenmesi güzeldir. Kabul edilmelidir ki her insanın ve her milletin yaşam hakkı vardır ve buna tüm insanlık sahip çıkacaktır. Bugünkü dünya milletler yerleşim düzeni tarihsel bir sonuçtur ve aynen muhafaza edilmelidir. Birleşmiş Milletler hukuk sisteminin ortaya koyduğu savaşın yasaklanması ilkesi gerçekçi olarak uygulanacaktır ve devletlerin geliştirilmesi düşüncesiyle uygulanan terörist eylemler sonlandırılacaktır.
Yakın gelecekte dış tehdit ve iç tehdit unsurları elimine edileceğinden bunlardan uzun uzun bahsedilmeyecektir. Ancak şu bir gerçek ki askerlik barış zamanının işi değildir. İnsanları genellikle doğru ölçü ve program konmamışsa miskin ve yararsız kılar.
Benim üzerinde durmak istediğim asıl güvenlik örgütlenmesi polis ve jandarmadır. Yani örgütlü veya bireysel suç unsurlarıyla mücadeledir. Bu konu benim ihtisas alanım değildir. Bu nedenle felsefesini doğru kurabileceğimden şüphelerim var.
Bugün kurulan yapılanma ile suç işleyenler sabıka kaydı ile takip edilmektedir. Zira genel olarak bir suçu işlemeyi alışkanlık haline getirmiş olanlar tekrar işlemektedirler. Benim kanaatim şudur ki Allah madem ki insanı sonsuz ömür ile donatmıştır. Biz ona acımayalım, acımayalım ki gürbüz nesiller ve gürbüz toplumlar oluşsun. Nasıl eskiden idam cezası uygulanıyordu, buna dönelim hem de daha gaddar olarak. Ama önce hangi suçların insanda tekrar işlenmeye temayülü olduğunu inceleyelim bilimsel olarak açıklayalım. Unutmayalım ki bu dünyayı tasarladığımız güzelliği ile yaşatmaya çalışacağız ve mutluluk ereğimiz olacak. Bunu sağlayabilmek için toplumu sıkı ve tartışılmaz kurallarla donatmalıyız. İnsanlara zulmeden, insanları kandıran ve insanları olumsuz etkileyen unsurlar ortadan kaldırılmadıkça toplum değişime uyamaz.
Mekan ve sokak gözetim ve koruma mekanizmaları süratle gelişmektedir. İnsanlar özellikle kurumsallaşmış kuruluşların güvenlik örgütlenmesiyle yeni bir güvenlik ağı tesis etmektedir. Evet bu husus istihdam yaratmaktadır, ama benim kastettiğim düzen 100 yıl sonrasını daha çok anlatmaktadır. Böyle bir durumda polis ve jandarma istihbarat ağları çok güçlenecektir. Büyük bir olasılıkla iletişim şebekeleri bilgisayarlarla dinlenebilecek böylece suç unsuru teşkil eden odaklar daha niyetleriyle çökertilebilecektir. Bugün daha vahşileşeceği sanılan gelecekteki insan özelliği son derece ehlileşmiş bir yapıya dönebilecektir. Sorun insan nüfusunun çokluğu gibi görülse de yaşam ve sonrası hakkında ulaşacağımız çözümleme geleceği kendi tercihimize göre yaratabilme fırsatını vermiştir. Gelecek mutluluk ve huzurdur. Sağlıklı toplumsal yapıları ile insan kendini ehlileştirmeyi becererek dünyayı cennete çevirecektir.
Geçiş dönemi olan süreç içinde toplumsal huzurun sağlanabilmesi ve yeni toplum ilkelerini insanlığın kabullenmesi için güçlü bir güvenlik örgütlenmesi şarttır. Zaten önümüzdeki 30 yıl içinde sağlanacak gelişmeler insanın eğitim olanaklarını geliştireceği gibi, aynı zamanda teknolojinin katkısıyla denetim imkanlarını da geliştirecektir. Şu bir gerçek ki dünya üzerinden kayırma ve farklı değerler verme yönelişleri silinmeli ve her birey aynı şartlarda muameleye tabi tutulmalıdır. Bu kapsamda insan hakları süratle Doğu’da da yaygınlaştırılmalı ve özenilen insan ve toplum yaratılmalıdır.
Her zaman akılda tutulması gereken şudur ki toplumsal olaylarda en yaygın duygu kendini gösterme duygusudur. Temel ihtiyaçları karşılanmış bir insan üstünlük ve var oluş itelemeleriyle kendini göstermeye temayül edecektir. Bu duygu öyle bir terbiye edilmelidir ki kendi varlığı toplumsal olgunun bir parçası haline gelebilsin.
BAŞARI, MUTLULUK VE BARIŞ :
Hayat bireysel ve toplumsal bir tasarımdır. Tasarımı toplumun filozofları yapar. İnsanlar doğumlarından itibaren bu tasarımı yaşamayı öğrenir. Başarı tasarımın doğasını kavramakla ve tasarıma uyum sağlamakla gelir. Her nesil tasarıma belli değerler katarak tasarımı güçlendirir. Eğer dünyada farklı tasarımlar rekabet halinde olmasaydı insanlık bugüne gelemezdi. Demek ki insanı geliştiren ana unsur rekabettir. Bugüne kadar uygulanan tehdit unsuru da bir faktör olmuşsa da artık dünya insanı proje tasarlamayı ve yönetmeyi öğrenmiştir. Başarı da projeyi ortaya koymaya denmektedir.
Mutluluk bireyin yaşamı zevke dönüştürme becerisidir. O zaman hayat bireyi mutlu edecek değerlerle donatılmalı ve insanın mutluluğu esas alınmalıdır. Toplumun insanlarını mutlu edecek şekilde bir hayat felsefesiyle donatılması ve bireyin bu felsefeyi ve bilgiyi öğrenerek yaşaması insanlığın büyük hedefidir. Böyle bir sonuç var oluşun gayesidir.
Başarı ve mutluluk arasındaki en önemli ilişki başarının verdiği çok büyük mutluluktan gelmektedir. Gaye olan toplum bireyini mutlu etmek için başarıyı göz ardı etmemelidir. O zaman toplum bireyi yaşatırken onu başarıya götürecek rehberleme ye sahip olmalıdır. Bu da örgün bir eğitim sistemi yanında proje destek unsurları ve danışma unsurlarını gerektirir. Toplum eğitilmiş ihtiyarlar yarattığında ihtiyarlar gençleri anlamalı ve gençlerin projelerini destekler şekilde örgütlenmelidir. Kuşaklar arasındaki bilgi ve yetenek farklılığı bilgi birikim hızının yüksekliğidir. Bu hız bu yüzyıl düşecek ve kuşaklar arasındaki farklılık temelde azalacaktır.
Barış tasarımların senkronizasyonudur. Dünyada bu fonksiyonun yerine getirilmesi için Birleşmiş Milletler kurulmuştur. Dünya insanı ve insanların ait olduğu toplumlar birbirlerinin varlıklarını kabul edecekler ve dünyayı tasarımların insanlık tutarlılığı ile çalışmasını sağlayacaklardır. Benim görevim dünya insanına doğru yaşam felsefesi vermek yanında dünya insanının mutluluğuna dayalı tasarımların çıkış noktasını oluşturmaktır. Tarih; doğa-coğrafya ve beceri bazında insanın ve toplumun ortaya koyabildiği değerlerle incelenecek ve yaşamayı becermiş olan milletler kendi özgün tarihlerini yazacaklardır. Milletler birbirlerinin üstün taraflarıyla gurur duymalıdırlar. Unutulmamalıdır ki Adem Oğulları varılması gerekeni görmüşler ve ulaşmışlardır.
Barış üzerine bireye indirgenecek özellikler de vardır. Birey duygularını küçüklüğünden itibaren serbest bırakmayı ve duygularıyla sağduyusunu aynı özelliklere taşımayı öğrenecektir. Bunu sağlayabilmenin en önemli yolu bireyin yaşadığı huzurdur. Huzur barışın başlangıç noktasıdır. O zaman tatmin duygusu ön plana çıkmaktadır. Eğitim ikna, beceri tatmin ile kazanılmalıdır.
Mutluluğu ortaya koyan bireye indirgenmiş duyguların başında sevgi, saygı ve sorumluluk yatmaktadır. O zaman ailenin eğitimden anlayacağı en önemli olay budur. Çocuk doğduğundan itibaren sevgiye doyacak, çocuk ile ebeveyn ilişkileri dengeli olduğunda saygı yaratılacak. Bunlar tatmin edilmediği takdirde yetersizlikler ve başarısızlıklar ortaya çıkmaktadır. Azim ve irade başarılı yaşamı oluşturacağından çocuk bunları zaman boyutunda kazanacak ve kişilik oluşumu 6 yaşında tamamlanacaktır. Kafası karışmamış ve duyguları bastırılmamış çocuk mutlu yaşamaya hazırdır. Ölçüsü tatmin olacaktır. Böylece yaşam mutluluğa, hayat tasarım olarak mükemmele ve ömür renkli bir maceraya dönüşecektir. İşte barış ve huzurun tasarımla ortaya koyduğu sonuç bu olacaktır.
Netice olarak amaç mutlu yaşayan insanlar ve mutlu bir dünyadır. Allah bu özellikleri ortaya koyacak insanları sevmektedir. Mükafatı da tarihsel olarak acı çekmiş binlerce yılı becermiş insanların ulaşmayı başardıkları son nokta yani cennettir.
SORUMLULUK, DUYARLILIK VE SAYGI :
Hayatı hazırlayan ve yaşamı anlaşılır hale getiren sosyalleşmedir. Doğumdan sonra çocuk, ailenin içinde, daha sonra komşu ve akrabalarla, okul yaşantısında öğretmenleri ve arkadaşlarıyla ve böylece devam eden süreçte sosyalleşmeyi sürdürür. Sosyalleşmenin ana yönetim duygusu sorumluluktur. Her birliktelik farkında olmadan kişiye bir taraf olma durumu yaratır. Birey bu taraf olma özelliği ile yavaş yavaş kendini tanır ve kişilik kazanır. Kişiliğin erken oluşması yaşanılan şartların bireyi kendine tanıtmasına bağlıdır. Sorumluluğu ortaya çıkaran ana etkenler sevgi ve saygıdır. Sevgi ve saygıya olan duyarlılığın bir anlamda tezahürü sorumluluğu yaratmaktadır. Sorumluluk bilinci de yavaş yavaş kişiliğin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
Devlet; başkanından neferine kadar milletin bireyleri tarafından oluşturulur. O halde devlet devlet olabilmesi için insanların kişilik sahibi ve sosyalleşmiş duruma gelmeleriyle mümkündür. Devlet bu istenen durumu sağlayabilmek için önce bireyi tanımlamalıdır. Dünyada insan hakları bilinciyle oluşan süreç bireyin yaşam standardını simgelemektedir. Böyle bir varlık ile bireyin yaşam alanı belirli olmalıdır. Birey yaşam alanı bilincini aileden alacağına göre ailenin manevi birlikteliğine dayanan bir yaşam felsefesi olmalıdır. Bu felsefe eşlerin kültür ve eğitimlerine dayanacaksa da genel prensipler benzerlik gösterebilir. Bundan sonra devletle temsile çıkmış olan millet özellikleri anlaşılır hale getirilmelidir. İş hayatı anlaşılır ve yaşam standartları kabul edilebilir olmalıdır. Bunların hak ve hukuku birey tarafından anlaşılmış olmalıdır. Toplum olma bilincini ve hissiyatını tarif edebilen bir oluşum da gereklidir. Tüm bu etkenler bireyi korumayı ve milletin geleceğini anlaşılır hale getirmeyi amaçlar biçimde tarif edilmelidir. Her oluşturulan sistem bir felsefeyle izah edilebilmelidir. Felsefe bir oluşumun mantığıdır.
İnsan hayata karşı duyarlı olduğu ölçüde pozitif değerlerle yüklenir. Bu duyarlık onu öğrenmeye, sorumlu olmaya ve nihayet düşünmeye sevk eder. İnsan duyarlığını etkileyen en önemli başlangıç anne sevgisidir. Annesi ne kadar doğal şartlarda içtenlikle sevgi yüklüyse çocuk o denli duyarlı olur. Anne sevgi ve şefkati bu anlamda önemi büyüktür ve vazgeçilemez.
Devlet insanlarını organize ederken öncelikle genel eğitim mekanizmalarını kullanır. Toplumun manevi değerlerini iyi anlamalı ve korumalıyız. Zira toplum duyarlığı manevi değerlerden büyük derecede etkilenir. Bu değerler öncelikle insanın inancıdır. Bugün yaşamın genel tasarımını bilebildiğimize göre her oluşum bu tasarımı destekler biçimde yeniden oluşacaktır. İnsanların yorumları ve farklılıkları toplumun değer yargılarını etkileyebilecektir. Böylece kültür birikimi yeni bir rotaya dönecektir.
Devleti yönetenler milli duyguları her zaman etkilemeye çalışmalıdır. Millet olmanın özelliklerini uzun vadede etkileyecek tasarımlardan söz etmek bireye mutluluk ve umut verecektir. İnsanların kendilerini geliştirmeye verecekleri öncelik milli duygularla kanalize edilebilir. İnsanlar kendilerini ve toplumlarını tanıdıkça gelecekle ilgili stratejilerini ve tasarımlarını buna göre yapacaklar ve başardıkça mutlu olacaklardır. O zaman medeni insan geleceğini tasarlayabilen insan olmalıdır. Böylece mutluluk ve kişilik anlam kazanacaktır. Toplum bu ihtiyacı karşılamak üzere genel eğitiminde tasarım ve strateji olgularını bireylere öğretmeli ve alıştırmalıdır. Bunun en etkili yolu milletin geçmiş ve gelecek stratejilerini çözümlemesi olabilir. Millet olarak geleceği görebilmek ve buna yönelmek bireyleri oldukça fazla motive edebilir.
Netice olarak; bireyi yaşatan ortam özü olan bir tasarım ancak Altın Çağın özelliklerini ortaya koyabilir. İnsanı mutlu yaşamaya alıştırmak tabiî ki zaman alacak, sorunları çözmek ve geliştirmek, hatta eğitmek kolay olgular değildir. Önce ne yapacağımızı bileceğiz sonra yapabilme becerimizi geliştireceğiz.
DÜZEN, DİSİPLİN VE HOŞGÖRÜ:
Tabiat yer çekimi ile dünyada bir düzen kurmaktadır. Düzen işlevsel olarak canlıların hareket alanını işler hale getirir. Bundan hareketle insan yaşadığı yeri düzenler. Ev her şey yerli yerinde olduğu zaman düzenlidir ve huzurludur. İnsan düzeni kurarken zevk ve estetiği birlikte harekete geçirir. Böylece kendi isteğine uygun bir ortam doğar. İnsanın hareket ve düşünce kabiliyeti duygularıyla yorumlandığında ortaya çıkan sonuçtur düzen.
Disiplin ise canlıların zaman bazında ortaya koydukları ahenktir. İnsan için disiplin zamanı ve tasarımı tek vücut haline getirmektir. Disiplin bir kurallar bütünüdür. Bu kurallar örneğin aile içinde düzen kurar ve ahenkli bir yaşam ortaya çıkar. Böyle bir oluşu anlatır disiplin. Örneğin askeri ortamdaki disiplinden bahsedersek, kıtayı tek vücut haline getirdiğini görürüz. Toplumun disiplini ise çok daha güçlü bir kavramdır. İnsanların alışkanlıklarını ortaya koymaya çalışır ve dengeyi böyle sağlar. Bir hayvanat bahçesinde yemeklerin zamanlaması bile disiplindir. Böylece hayvanlarda oluşan saykıl zaman mefhumunu ortaya koyar. Ramazanda orucun başlaması için ezanın okunması veya ramazan topunun patlatılması bir disiplindir. Böylece insanlar zaman bazında birliktelik sağlarlar.
Düzen ve disiplin birbirini tamamlayıcı kavramlardır. Hoşgörü ise farklıdır. Hoşgörü zamanlama ile ilgili oluşumu yani disiplini, mekanın zevkini ortaya koyan oluşumu yani düzeni olması gerekenden farklı ortaya koyanlara karşı kabullenici tutumumuzdur. Bu tutum öyle bir denge içinde kalmalı ki düzen ve disiplin bozulmasın. Eğer bu dengeyi kuramaz ve hoşgörü kapsamında vurdumduymaz olursak toplumun ahengi bozulabilir. Bir tek bireyle başlayacak bozulma uzun vadede bir çığ gibi büyüyebilir. Bunu göz önünde tutarak hoşgörü konumundaki dengeyi iyi kurmalıyız.
Hayatın anlamı insan için farklıdır. İnsan Allahın özellikler kattığı bir varlıktır. İnsan düşünebilme yeteneğiyle yorumlama imkanına sahiptir. Bu mekanizma bilgi ile birleştirildiğinde felsefe ortaya çıkmıştır. O zaman hayat yaşamdaki oluşumları kontrol ederek kurulan disiplin ve düzende var olmaktır. Strateji bu var oluşun geleceğe taşınmasıdır. Her insan zamanı ve mekanı kullanarak yaşar. Medeniyet ise mekanı yorumlamaktaki felsefedir. Zaman sadece zevk ve ahenk sağlar. İnsanların hayatı sanayi devriminden sonra renklenmiş, ekonomik hayat ortaya çıkmış, daha iyiyi amaçlayan insan yönelişi mutlulukla düğümlenmiş ve bugüne gelinmiştir. Gerçek medeniyet düşünsel olarak mekanı tamamlayan anlamlı yaşamı sağlayacaktır.
Altın Çağ işte bu oluşumu başarmaktır. Mutluluğun dengesi sorumluluk ve saygı ile kurulabilir. Sorumluluk ve saygı aslında mekana ve zamana karşı insanın tutumundan başka bir şey değildir. O zaman insan mutlak doğruları imana çevirip, hayatın bu dünyada tezahüründeki sorumluluğunu kendi bünyesinde oluşturacak ve geleceği Salih Amel için yönetecektir. Düzen ve disiplin tasarımları kültürün bir parçasıdır. Kültür madem ki hayatı anlama biçimidir o halde kültür kurallardan sıyrılmalı ve kendi kalıbına döndürülerek medeniyet kurulmalıdır.
Medeniyet her şeyin felsefesini ve yaklaşımını ortaya koymalıdır. İnsan kendinde var olan farklılıklarla hayata katkısıyla mutlu olmalıdır. Teknoloji nasıl hayatımızı kolaylaştırıyorsa felsefede yaşamı renklendiren ve her davranışa ahenk katan bir yapıda olmalıdır. Felsefe ile dogma arasındaki farklılık, dogmanın mantık aramadan kabule dayanmasıdır. Dogma insanın tabiatına terstir. Felsefe insana yaşamında özgürlükler bırakırken dogma onu kalıba sokar. Tarih göstermiştir ki hiçbir kalıp insana uygun değildir.
Netice olarak, insanı farklı kılan özelliklerle birlikte yaşamak düzen ve disiplin ister. İnsanları düzen ve disiplin içinde anlamak ve onları hoşgörü dengesinde rahatlatmak gerekir. Mekan ve zaman arasındaki yorumlama insanın zevkini ve duygularını ortaya koyar. Amaç mutlu insan yaratmak olduğuna göre eğitim ve ekonominin geleceği bu noktada dengelenmelidir.
AİLE PLANLAMASI HAKKINDA :
Batı nüfus artış hızını ayarlayabildi. Ancak dünya nüfusu hala büyük bir hızla artmaktadır. Bu husus Batı haricindeki bölgelerin zamanla daha da fakirleşebileceğinin göstergesidir. Aslında fakir toplumlar daha çok nüfus artışı yaşamaktadır. Demek ki bu ülkelerdeki eğitim ve kültürel doku henüz dünya bilincini oluşturamamış. Hala ilkel insanlar hayvan gibi yaşamayı bir felsefe halinde tutuyorlar.
Bu nüfus artış hızı tıpta önümüzdeki 10-15 yıl içinde sağlanacak gelişmelerle ortalama ömrün uzamasıyla daha da hızlı bir şekilde artacaktır. Afrika ülkelerinin çoğunda fakirlik ve cehalet kol gezmektedir. Bu ülkelerde yaşayan insanların durumu utanç vericidir. Dünyanın Batısı bu denli gelişirken bu bölgelerin bu derecede ilkel kalmaları dünyayı yöneten güçlerin sorumluluk anlayışını göstermektedir.
Aile planlaması nüfus kalabalıklığına göre uygulanacaktır. Nüfusu kalabalık ülkelerde bir kadına bir çocuk zorlaması sağlanacaktır. Unutulmamalıdır ki Allah dünyadaki her şeyi sizlerden daha iyi biliyor. Ancak tedbirleri bizim uygulayacağımızı da biliyor. Bunu böyle anlamak gerekir. Nüfus artış hızı sıfırlamış ülkelerde iki çocuk yapmak özendirilecektir. Nitekim Almanya’da uygulanan tedbirler son derece dengeli ve güzeldir.
Ben nüfusun artmasının son derece karşısındayım. Bu dünya imkanlarını kısıtlı görmemden kaynaklanmakta ve nüfus artış hızının yüksekliğinin dünyadaki cehaletin yaygınlığını göstermesinden kaygılanmaktayım. Bu konuda devletlerin yaygın uygulamalar başlatmasını öncelikle istemekteyim. Unutulmamalı ki sevişmeyi bile anlamamış yaratıkların dünya medeniyetine katkıları olamaz. Dünya anlatılmaz, anlaşılır. Çoğaldıkça fakirleşen aileleri kim besleyecek. Bilgi toplumuna geçecek dünya hangi hayvanları besleyecek.
Nüfus planlaması devletin en öncelikli işidir. Bu böyle görülecek ve tedbirlerle insanların duyguları eğitilecektir. Rusya’nın nüfusu artmamaktadır. Ancak ahlaki değerlerdeki zayıflık aile kavramını bozmuştur. Bu nedenle dünya alacağı tedbirleri uygulasın.
Gençlerin sağlıklı bir şekilde seks ihtiyaçlarını giderirken bu özelliklerini de eğitmeleri en doğru yoldur. Örtülü, kısır, kör inançlarla ve insanın doğasına aykırı tedbirlerle azgınlaştırılan güdülerin bu yönde çok etkisi olduğunu değerlendiriyorum. Bilim bu konuda insanlara ışık tutabilecek kadar gelişmiş durumdadır. Temel prensip kızların bakireliğini korumalarındadır. Aile oluşmasında ve sadakat duygusunun varlığında bunun Allahın bir lutfu olduğu düşüncesini taşımaktayım. Ancak başka yollar yok mu? Oral seks daha zevkli hakle getirilemez mi? Bu daha temiz ve sağlıklı insanlar yaratmaz mı? Erkeklerin karşı cinse daha yakın olmasını sağlamaz mı? Gönlünü almak ihtiyacı ile erkek medenileşmez mi? Bugün Doğuda yaygın olan dayak olayının altında doyumsuzluk yatmıyor mu? Bunu seksi ilişkilerin geliştirilmesi ile çözebileceğimizi kimse düşünemiyor mu? Kadınlar kendinize gelin ve dünyayı adam edin!
Bir erkeğin her gün veya en çok iki günde bir boşaldığını düşünün. Ne kadar sakinleşecek ve huzur ile yaşama sarılacak. Ve bunu sağlayabilmek için maçoluğundan vazgeçmesi gerekeceğini düşünün. Medeniyet uçkurun sorun olmasını çıkarmamızla başlayacaktır. Bu insanların huzurunu artıracak kadınlar yine değerli hale gelecek ve erkek kendini mutlu edecek kadını etkilemek için elinden geleni yapacak. Medeniyet işte burada başlamalıdır. Cinsel eğitim merkezleri kurulmalı ve insanlar utanmadan buralarda eğitilmelidir. Bir ömür boyu alacağı zevki görmeden denemeden ve utanarak yaşayan insanları kurtarmak kimsenin aklına gelmiyor mu? Ekonomik şartlara mahkum edilen kadınlarla bu sorun çözülebilir mi? Kadının da bu işten zevk alması gerektiği hiç mi önemli değil?
Bu konu dünyanın en öncelikli sorunudur ve çözümü en az 2 – 3 nesil alacaktır. Kadınla erkek arasındaki ilişkinin dengelenmesi her ruh için ayrı bir keys olabilir. Ama her eğitilmiş insan insanların doğal yönelişlerinden kendine pay çıkarabilir.
Dünya bu sorunu renkli bir şekilde çözebilirse hayat ne kadar güzelleşecek göreceksiniz.
AİLE YAPISI VE TOPLUM :
Ailenin oluşumu; özellikle çocuk olması ile onun bakıma muhtaçlığı kadını zorunlu olarak erkeğin yanında yaşamaya mecbur etmesinden doğmuş ve kadın ile erkek arasındaki ilişkiler sevgi-saygı yumağı ile gelecek beklentileri, barınma ihtiyacı bugünkü ailenin gelişmesini sağlamıştır. Ekonominin gelişmesi ve sanayi devrimi sonrası ortaya çıkan sosyal olgular ailenin yapılanmasını etkilemiştir. Örneğin tarım ekonomisine dayalı düzende var olan ataerkil aile tipi sanayileşen toplumlarda çekirdek aileye dönüşerek evrim geçirmiştir.
Bugün sanayi ötesi bilgi toplumu ve sonrasındaki durum tartışılmaktadır. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişini sürdüren İngiltere’de ailelerin %68’i boşanarak yeni bir aile kurmakta yada yalnız yaşamaktadır. Çekirdek aile mantığı ve töresi henüz oluşmadığından aile bireylerinin toplum içindeki yönelişlerine duyguları etki etmektedir.
Bilgi toplumu ötesi zamana ulaşıldığında aile kavramı her halde biraz daha farklılaşma gösterecektir. Bu değişimin özellikle kadının kendi ayakları üzerine basmasıyla kendi özgürlüğünü tercih etmesiyle farklılaşacağını tahmin ediyoruz. Zira kadın cinsel içgüdülerine daha hakim bir yaradılış üstünlüğüne sahiptir.
Toplum özellikle çocukların yetişmeleri ve sevgi ihtiyaçları yönüyle daha dikkatli ve tedbirli davranmak zorundadır. Eskiden köy gibi küçük yerlerde bireyler sosyal etkiden ötürü boşanmaktan utanıyorlardı. Bunun sebebi bir yastıkta kocamak mantığıyla kurulan, düğünlü dernekli evliliklerdi. Bugün iki kişi, iki şahit ile nikah kıyarak evliliğin sosyal baskısını hissetmiyorlar bile.
Ömrün 120, gelecekte 180 yıla çıkabileceği, insan yaratılışındaki özelliklerin anlaşılmasıyla sağlıklı ve genç yaşama şartlarının yaratılabilecek olması, aile kavramının gelecekte belli periyotlarda birlikteliğe dönüşeceği düşüncesini güçlendirmektedir. Bu belkide insan doğasına en uygun olanıdır. Çocuk yapmayı da istenen zamana çekebilecek bilinç oluştuğuna göre aile hukuku bu yapıya dönüştürülmeli.
Ailenin çekirdek tipi ve çocuk yetiştirmedeki annenin rolü ve babanın rolü sorumluluk açısından önem kazanmaktadır. Toplum yapılanmasında aileyi çocuğun karakterinin oluştuğu süreçte, yani 6 yaşına kadar, tartışmasız anne ve babanın birlikteliğinde zorunlu hale getirmelidir. Sevgi ihtiyacı ve dünya ile iletişim kurulduğu bu dönemde çocuk yalnız bırakılmamalıdır. Bu sorumluluğu taşıyamayacak kadınların anne olmasına bile izin verilmemelidir.
Toplum bu durumda aileyi ilk 6 yaşta çocuğa bağımlı bir sorumluluk olarak görmelidir. Bilgi toplumu emek yoğun çalışmayan erkeklerin dinlenme ihtiyacı olmayacağı gerçeğini göstermektedir. Daha sonraki dönemde insanlar spor aktiviteleriyle daha zinde ve daha fizik olarak üstün duruma geleceklerdir. Böyle bir oluşum insanların sosyalleşmesine bağımlı olarak daha fazla aşk demektir. Aynı oluşum kadın içinde geçerlidir. Ev işleri artık kolaylaşmıştır. Erkekte tek başına yaşayabilecek özelliklere kavuşmuştur. Dolayısıyla doğaları itibarıyla birbirlerini iten karşı cinslerin birbirine katlanması zorunluluğu ortadan kalkmalıdır. Bireylerin birbirleriyle ilişkilerinde sorumluluk duygusunu ön plana çıkarmak bakımından en iyisi belli süre için birliktelik felsefesinin yaygınlaştırılmasıdır. Böylece insanlar hem birbirlerine daha iyi davranmak zorunda kalacaklar, hem de birbirlerine daha saygılı yaşayacaklardır. Evlilik müessesesi örneğin üç yıl için, çocuk isteniyorsa 7 yıl için birliktelikleri ama zorunlu birliktelikleri kapsayan bir yapı içinde algılanmalıdır. Böyle görülürse hem kadının namus yükü ortadan kalkar, hem de erkeğin katlanma zorunluluğu ortadan kalkar. Böylece özgür bireylerin yaşadığı bir dünya tesis edilmiş olur.
Dolayısıyla toplum; evliliğin meyvesini yani çocuğu 6 yaşından sonra kendi kendine yetişebileceği ortama hazırlamalı ve bu şartları geliştirerek insan doğasına uygun hale getirmeye başlamalıdır. Daha sonrası için anne-baba-çocuk ilişkileri gelişen ihtiyaçlara göre dengelenebilir. Bunun hukuki doğası yaratılabilir. Daha çok varlıklı aileler malın ve mülkün kaybolmaması için gelecek kuşaklara ihtiyaç duymaktadır. Ama bugün biliniyor ki yaradılıştan bu yana soy işlemediği gibi gelecekte de işlemeyecektir, çünkü her çağrılan ruh ayrı bir olaydır, ayrı bir insandır.
Görevimiz insanın mutluluğudur. Temel çıkış noktası burada verilmiş, gerisi filozoflara bırakılmıştır.
OKULLAR VE ÜNİVERSİTELER :
Eğitim sisteminin mantığı ruhun getirdiklerini dışarı çıkarmak üzerine inşa edilmelidir. İnsan düşünen bir varlık olarak ele alınmalı ve düşünebilmesini sağlayan yapı içinde öğretim tasarlanmalıdır. Bilgi üretim mantalitesi ile düşünen insanların mantık yapısı eğitimin ana unsurları olmalıdır. Beyin kendini kolay kullandırmaz, bu göz önünde bulundurulmalı ve bireyin bunu başarması sağlanmalıdır. Okullar Altın Çağın ihtiyaç duyacağı kültürel ve sosyal faaliyetlere öncelik vermelidir. Yani sanat ve sportif faaliyetler ile entelektüel insan yetiştirilmelidir.
Okullarda eğitimin günlük programı, yeterince, tespit edilmiş derslerin ana hatları bazında anlamaya yönelik olmalı, birey detayları iyi hazırlanmış kitaplardan ve bilgisayar ortamındaki sitelerden araştırarak bulabilmelidir. Buna kolaylık sağlamak bakımından yol gösterici anahtar planlar öğrencilerin eline verilmelidir. Unutulmamalıdır ki müzik ruhun, spor bedenin gıdasıdır. Alışkanlıklar hem müzik hem sporun etkinliğinde yerleştirilmeli ve değişim süratle sağlanmalıdır.
İlk öğretim ve lise eğitimleri bugün olduğuna benzer ihtisaslaşmayı sağlamalıdır. Amaç standart insan yetiştirmek olmamalıdır. Ancak öğrencilerin eğitimi hak etmeleri ve kendi farklılıklarını öğrenmeleri önemlidir. Öğrenme teknikleri daha eğitimin başında tüm öğrencilerin anlayabileceği şekilde öğretilmelidir. Eğitim sisteminin temel güdüsü şüphe ve meraktır. Teoriler kalıp olarak değil faraziyelerinin öngördüğü gerçekler içinde öğretilmelidir. Hatta teorinin çıkışı şeklinde teori sahibinin hareket ettiği arayışları da öğretmeye çalışmak gerekir. Böylece insanlar düşünme yanında düşünenlerin yaklaşımı hakkında bilgi ve deneyimi tanıyacaklardır. Eğitim hayatın ve insanın yöneliş fikir ve teorilerine, karar verme bilincine ve kendini ifade etme yeteneğine yer vermelidir.
Üniversiteler kurulan ihtisaslaşma bazında geliştirilmelidir. Burada öğrenciler bilim ve sanat faaliyetlerinin kapsamları hakkında bilgi sağlayabileceklerdir. Böyle olunca lisans eğitiminde bireysel yeteneğe dayalı bir inkişaf mekanizması kurulmuş olacaktır. Altın Çağın entelektüel insanı ve bilgi toplumunun gerektirdiği araştırmacı ve yaratıcı insan modellerinden uzaklaşılmamalıdır. Bilimin, toplumun, teknolojinin ve insanın sonsuz analiz ve sentez odakları insanlığın belkide sonsuza kadar ilgisini çekebilecek özelliklere sahiptir. Bu nedenle detaylardan çok korkulmamalı ve madde ile manevi dünyaların limitleri zorlanmalıdır.
Üniversiteler sahip oldukları bilim adamları ile bilim sahalarının detaylarında irtibat halinde olmalıdırlar. İnternet ve daha ileri teknolojiler insanlığın ihtiyaçları bazında geliştirilmeye devam edilmelidir. Sadece bilginin insan ihtiyaçlarına ve kullanımına uygun ortamın geliştirilmesi sonsuza kadar sürebilecek bir arama anlayışını yaratabilir.
Her insanın farklı ruh ve beden yapısının karakter ve huy özelliklerinin incelenmesi bile sonsuz uğraş noktasıdır. Sanatın belkide bugün düşünemediğimiz dalları inceleme ve araştırma açısından ölçümsüz değerler ortaya koyabilir.
Üniversitede eğitim olanakları gençlerin ihtiyaçlarını ve yönelişlerini karşılayabilecek özellikler taşımalıdır. Üniversite yaşı bireyin kendini göstermeyi ve tanımayı amaçlayan bir evredir. İnsanların bu evreyi mutlu geçirmesi de önemlidir. Pasif insan tiplemesi yerine aktif ve faaliyet üreten yönelişlere sahip insan modellemesi ve teşviki sağlanmalıdır. Dünya ve bilgi durağan yapıdan faydalı yapıya yani insanın hayatını renklendirecek yapıya dönüştürülmelidir. Bunu yaparken temel yaklaşım hak etmek ve mutlu olmak öz düşüncelerinden hareket edilmesi olacaktır.
Tez çalışmaları, ciddi ve yararlı sahalardan uzaklaştırılmamalıdır. Böylece eğitim yönelişleri araştırma ihtiyaçları ile ciddi manada paralellik kazanacaktır. Eğitim ve hayat ciddi sahalardır. Prensiplerinden ve insana ait değerlerinden koparılmamalıdır. İnsanlığın sürekli yenilenen yapısı bu hayatı renkli ve canlı tutan ana mekanizmadır. Her şey her yıl yenilenmelidir. Bu özelliğin insanlığı renklendiren ana yaklaşım olarak görülmesi önemlidir. Gelecek her zaman var olacağından dünya insanı, mutluluk çağının akışkan hayatını sindire sindire yaşamalıdır.
DEVLETİN KURUMLARININ FELSEFESİ :
Devlet ülkenin ve milletin rasyonel yaşamını temin etmek üzere kurumsal olarak yapılanır. Her bir kurum diğerlerinden farklı bir faaliyet alanına yönelir. Böylece çalışma sahalarında ihtisaslaşma sağlanır. Kurum sahalarının tespiti ihtiyaçlara göre belirlenir. Burada bu ihtisas sahaları üzerinde durulmayacak temel işletme felsefesi ve üzerinde durulması gereken konulardan bahsedilecektir.
Kurum kendi şahsiyetini buluncaya kadar araştırma merkezlerinden, üniversitelerden ve bu sahada dünya çapında başarı sağlamış kurumlardan destek almalıdır. Kurumun varlığı onun işe yaradığı anlamına gelmez. Kurumun kuruluşunda, ki mutlaka yasa belirliyordur, kurumun hedefleri ve kurumun stratejisi hakkında parlamento beklentileri de vaz edilecek, kurumu bu yönden üretkenliğe ve en önemlisi belli bir programa zorlayacaktır. Böyle olursa kurum yönetenleri kendini devlete karşı sorumlu hissedecektir. Devletin her bir işi zaman bazında hedeflendirilmedikçe insanları üretken olmaktan uzaklaşır.
Her kurum profesyonel bir görev organizasyonu ile işletilecektir. Görevler rasyonel ve ölçülebilir değerlerle yüklenecektir. Unutulmamalıdır ki devlete alınan bir personel eğer safra ise en az 30 yıl onun çalıştığı yer üretkenlikten uzak olacaktır. Her kurum personel politikasını kendi belirlemelidir. İhtisas personeli istihdam edilirken her beş yılda bir etkinliği gözden geçirilecek şekilde çalışılmalıdır. Ancak böyle olursa personel verimliliği ve üretkenliği kontrol edilebilir. Profesyonelce çalışamayan insanlar kurumları geri bırakır. Profesyonelce çalışmak demek kurumun yüksek çıkarlarını kişilerin menfaatlerinden uzak tutabilmek demektir. Her faaliyet gününün bir üretim ölçüsü olmalıdır. Eğer böyle olabilirse kurumlar hem ıslah olabilir hem de milletin ihtiyaçlarına hizmet verir bir nitelik kazanabilir. Bugün dünya insanı artık üretkenliği anlamış durumdadır. Üretkenlik rasyonel ölçüleri yakalayabilen yaklaşım özel sektörde vardır. Özel sektör dinamik üretkenlikte seri kararlar alabildiği için daha dinamik yapı içinde çalışabilmektedir. Dolayısıyla bu üstün özellikten azami istifade edilebilmelidir. Devletin soğuk binaları içinde dona kalan insanların devletin çıkarlarını koruyabileceği mantığı çağ dışıdır. O zaman kendi üretkenlik alanlarındaki hizmetleri belirleyerek özel sektöre yaptırmalıdır. Böylece daha üretken bir işletme zihniyeti ortaya çıkabilir. Ancak unutulmamalıdır ki kurumların stratejilerini siyasi partiler dejenere etmeden etkilemelidirler. Siyasetin devletle ilişkisi bu kapsamda olmalıdır. Her bir siyasi partinin devletin her bir kurumunun işlevleri konusunda hedefleri olmalıdır.
Türkiye’de siyaset devleti hedef almadığından devletin atıl çalışması karşısında hiçbir politik başarı sağlayamamaktadırlar. Devletin millet menfaatleri için politikalarını belirlemeyi amaçlayan siyaset hiçbir rasyonel oluşumla uğraşmadan kendi kendine basit polemiklerle halkı uyutarak gün geçirmeyi sağlamaktadır. Böyle rezalet hiçbir dünya ülkesinde yoktur.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti devletini Batı’daki kurumlaşmayı gözlemleyerek kurmuştur. Ancak seksen yılı aşkın sürede kurumlar hiçbir olağanüstü denebilecek başarıyı sağlayamamışlardır. Demek ki kurumların sömürülmesinden başka varlık gösteremeyen insanların hiçbir rekabet güdüleri yoktur. İnsanlar kendi hallerine terk edilerek üretken hale getirilemezler. İnsanlara yapacakları öğretilmeli ve becerileri gözlemlenmelidir. Bunun için kurumların vizyonları, stratejileri yönetim konseptleri vardır. Artık halk uyanmalı ve devleti sorgulamalıdır. Halkına varlık katamayan devlet yok demektir. Türkiye Atatürk’ün kurtardığı bir imaj ile yaşıyorsa Türkiye’yi yönetenler sorumluluklarını görmeli ve dış dünyadan destek istemelidir. Evet Türkiye fakir ve eğitimsiz bir ülkedir. Ama bugün ortaya çıkan fırsat Türk Milletinin tarihinde hiçbir zaman çıkmamıştır. O halde rasyonel devlet kapsamında yapılması gerekenler acımasızca yapılmalıdır.
Savaşlar milletlerin direnç kabiliyetlerini ve organizasyon becerilerini ölçüyordu eskiden. Bugün barış egemen zaman boyutunda insanları üretkenlik rasyonellik geliştirilebilir ve etkileyebilir. Unutmamalıdır ki dünya artık emin ellerdedir ve emin ellerde kalmaya devam edecektir. İnsanlara acımak yerine insanları üretken hale getirmek onlara mutluluğu öğretmektir. Toplumlar ileriye doğru hedeflerini zenginleştirmek istiyorlarsa çarklarını sağlam kurmalı ve üretken çalıştırmalıdır.
DEVLETLERARASI İLİŞKİLER :
Bugün dünyada bağımsız birer organizasyon olarak 200’e yakın devletin bir kısmı gerçekten devlet olma özelliklerine sahip olmasa da devlet olarak tanınmıştır. Ben bir devleti hiç olmazsa 5 milyon nüfuslu görmek gerektiğini düşünmekteyim.
Her devlet milletinin karakteri üzerine ve saygın değerlerle donatılmış olarak tanınacaktır. Devletlerin hukuk karşısında değerleri olmalıdır. Antlaşmalar demokratik yapı içinde partilerin bilgilerine sunulmalı ve parlamentonun onayladığı antlaşmalar partilerin eğitim sistemlerinde yer almalıdır. Böylece her kanun gibi devletlerarası antlaşmalarda yaygınlaşacak ve daha kapsamlı bir şekilde dış politikanın malzemesi olacaklardır. Dış politika devletlerarası ilişkilerde devletin politikalarıyla dengelenecek, her parti bu politikalarla kendi politikalarını dengeleyecektir. Her parti dış politika değerlerini kendi belirlerken devletin statükocu yaklaşımını göz ardı etmeyecektir. Bugüne kadar diplomasinin yaygın destekçisi olan askeri güç yerine demografik kabiliyetler önem kazanacak kültürel ilişkiler güçlenecektir.
Devletler kendi ülke vatandaşlarının yabancı memleketlerdeki sorunlarını kolay çözebilecekleri yapılanmayı sağlayacaktır. Turizmin ve diğer kültürel ve sportif faaliyetlerdeki gelişmenin gün geçtikçe çoğalacağı göz önüne alındığında bu faaliyetlerin sorun sahaları özenle izlenmeli ve geliştirilecek tedbirlerle çözümlenmelidir.
Diplomatik misyon sadece devleti temsil etmek değildir. Devletin unsuru olan millet temsilcilerinin hak ve hürriyetlerine olabilecek haksızlıkları önlemekte bu temsilcilerin görevidir. Dolayısıyla amaç halkı rahat ettirmektir. Bugün gelişen bilgisayar ve internet imkanları gelecekte bireysel bilgileri tüm dünya alanında paylaştırabilecektir. Böylece ortaya çıkacak sorunun başında lisan birliği ihtiyacı gelmektedir. Batı hemen hemen her yetişkin tarafından bilinen İngilizce ile ortak lisanını yaratmıştır. Dünya zaten bu lisanı diplomaside kullanmaktadır. O zaman dünya lisanı olarak İngilizce kabul edilmeli ve Batı’da olduğu gibi dünyanın her yerinde İngilizcenin ikinci lisan olarak öğrenilmesi yönünde gayret sarf etmelidir.
Devletler kendi kültürlerini yörelerine göre tanıtan dokümanları üretmek ve geliştirmek için tedbirler almalıdır. Bunların bilgisayar ortamında bütün dünya insanının kullanımına sunulması önemlidir. Böylece insanlar gezmek görmek istedikleri yerleri gerçekçi olarak öğrenecek ve gittiğinde yabancılık çekmeyecektir.
Turizm faaliyetlerinde maksimum değerler üretilmesi için devletler halklarını yönlendireceklerdir. Bu konuda geliştirici tedbirler alınacak ve uygulanacaktır.
Bölgesel ekonomik organizasyonlar zaman içinde önem kazanacaktır. Avrupa Birliği gibi siyasi kişilik kazanmayı hedef alan yönelişler halkları kaynaştırıcı ve dünya barışını yaymayı hedefleyen özellik taşımaktadır. Lisanların farklılığı anlaşma zeminini zorlaştırsa da teknolojinin getireceği kolaylıklarla zamanla bunlar aşılabilecektir.
Hava ulaştırma olanakları herhalde uzun vadede çok gelişecektir. Deniz ulaşım kabiliyetlerinin de zaman içinde daha da yoğunlaşacağı düşünülebilir. Bu noktalarda gümrük ve kontrol mekanizmalarının sağlıklı işlemesi önem kazanabilir. Bu kapsamda işletme ve hukuk gelişmeye açık bir anlayışla yürütülmelidir. Amaç insanların faaliyetlerini hızlandırmak ve kurallara uygun yaşamaktır.
Uluslar arası denizcilik örgütü deniz alanlarındaki faaliyetlerini devletlerarası işletimini organize etmektedir. Bu organizasyon sağladığı kural geliştirme kabiliyetini muhafaza etmelidir. Hatta dünya denizcilerinin ihtisaslaşmasına yönelik faaliyetler üretmelidir.
Netice olarak; diplomasi Batı’nın yarattığı en güzel değerlerden biridir. Geliştirilerek ve yaygınlaştırılarak yaşatılması bence çok önemlidir. Diplomasi yapısı içinde özel sektör ve devlet kurumları arasındaki ilişkiler de yer almalıdır. Böylece halk organizasyonları iletişim sağlayacak ve gelişmenin yayılımı hızlanacaktır. Birleşmiş Milletler diplomasi alışkanlıklarını ve kurallarını geliştirici bir örgütlenmeyi yaşatacak bu faaliyetleri izleyecektir.
PARA VE YÖNETİMİ :
Tarihsel olarak para bir itibar ölçüsü olmuş ve bugünkü ekonomik hayatın en etkili vasıtası haline gelmiştir. Ancak insanları maddi hayata döndüren bir özellik kazanmıştır. Belki de insanoğlunun dünyadaki saygınlığının ölçüsü bu olmalı. Ancak ben doğal olmadığı için başka yolların ilerde insanlığın hizmetine alınabileceğini düşünüyorum. Bugün devletlerin milli paraları yaygın. Diğer taraftan Avrupa’da Euro uygulamasına geçildi. Gazetelerde çıkan fikirlerden edindiğim kanaat bölgelere göre de olsa paraların değerlerindeki değişim irrasyonel dalgalanma yaratıyormuş. Demek ki paralar arasındaki dengeyi muhafaza edecek bir sistem kurulmalı. Bunun da yolunun bir dünya parası yaratılması olduğu üzerinde duruluyor.
Ekonomistler bu gelişmeleri değerlendireceklerdir. Siyaset ve ekonomi birlikte yaşadığı sürece paranın subjektif ölçüler yaratması doğal olabilir. Ancak unutulmamalı ki insan parasal değerleri takip ederken çıkan fırsatlardan büyük mutluluklar elde ederken, kaybettiği şartlarda da ızdırap çekmektedir. Borsa uygulamalarını doğal gibi göstermek mümkünse de dikkatli olmak ve kurallarını doğal yapıya uygun geliştirmek en doğrusu olmalı.
Bugün elektronik imkanlar paranın dolaşım ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Bu iyi bir durum. Paranı bankada emniyette tutarak bir kart ile harcamalarını yapabiliyorsun.
Ben ekonomistlerin bireyin hayatını kolaylaştıracak ve ekonomiye anlam kazandıracak başka bir teori geliştirmelerini istiyorum. Bireyin özellikleri çocuk yaşta görülebilir duruma gelmektedir. Acaba çocuk bu özelliklerine göre geleceği satın alabilir mi? Eğer böyle bir teori geliştirilebilir ve hayata geçirilebilirse ekonominin önemli bir sorunu çözülmüş olur. Böylece sosyalleşme ve bireysel gelişim hızlanabilir, entelektüel insanı kendine güvenen bir yapı içine sokmuş olabiliriz. Bu fikri şuradan destekliyorum. Gerek devlet gerekse büyük kuruluşlar burs adı altında gençlere bir takım imkanlar sunabilmektedirler. Eğer bunu genelleyebilir ve kurallarını dikkatli koyarsak insanların yönelişlerini çok pozitif noktalara çekebiliriz.
Bilgi toplumuna dönüşümde internetin rolü büyük olacak. Aynı teknolojinin ekonomik hayata sunacakları da büyük olmalı. Bunlar önümüzdeki 50 yıl içinde hayata geçecektir. İnternetin aynı zamanda sosyalleşmeye de katkısı büyük olacak galiba, dikkatli olmalıyız ve yeni bir yöntem bulabiliriz bu yönde.
Para hayattaki başarının ölçüsü ise fırsatlar ve hayat insana bunu kazanmanın yollarını objektif değerlerle göstermelidir. Bu nedenle ekonomik hayatın kriterleri ve çalışma bilinci insan doğasına uygun ama yönelişi destekleyen bir anlam kazanması gerektiği kanaatinde bulunmaktayım.
Eğitim, toplum ihtiyaçları ve insanın yaşam standartları kapsamında belirlenecek yapılanma geleceğin toplumunu şekillendirecektir. İnsanları entelektüel yapı içine sokmadan böyle bir tasarımı rasyonel işletmek imkansız gibi görünüyor bana. Komünizm uygulamalarından çıkarılan sonuçlar tekrar gözden geçirilmeli. Toplumlar beslenme, barınma ve seks ihtiyaçları yönüyle oluşumlarını yeterli düzeye süratle çıkarmalıdır. Bizim bu güdüleri yenmiş bir dünyayı yönetmeye hakkımız olduğunu düşünüyorum. Bizim kafa patlattığımız noktaların başında insan ruhunun sahip olduğu derin duyguları harekete geçirecek çalışmaları yapmak. Böylece belkide mutluluktan büyük paylar alabilir duruma getirebiliriz insanı.
İnsanların yaşandıkça biriken en değerli hazinelerinin tecrübeleri olduğunu düşünüyorum. Bu tecrübelerin bir iş becerme yetisi olarak algılanması ve toplumun ihtiyaçları ile özdeşleştirilerek ekonomik değere dönüştürülmesi sağlanabilir. Eğer bu sağlanırsa özellikle emekli sorunu çözülebilir diye düşünüyorum.
Milletleri ölçü alan güç değerlerini daha sıhhatli ölçülerle tarif ederek insanların bilgisine sunmak siyasi ve ekonomik saygınlığın ölçüleri olabilir. Böyle sıhhatli değerler ortaya konabilirse paranın saygınlığı kapsamında toplumsal değerler çıkabilir.
Netice olarak; insanları sosyalleştiren ana unsur ekonomik faaliyetler olmuştur. Gelecekte bunu daha etkili hale getirecek organizasyonlarda ekonomik değerlerle desteklendiğinde insan daha fazla sosyal hale gelecektir. Böyle bir gelişme mutlu insan portresi için önemli bir katkı olacaktır. Para ve değeri zamanla rasyonel ölçülere getirildikçe daha anlamlı bir hayat ortaya çıkacaktır.
ENERJİ KAYNAKLARI VE SONRASI :
Bugün dünyada enerji ihtiyacının karşılanmasında en yaygın olarak petrol ve doğal gaz kullanılmaktadır. Nükleer enerji de diğer enerji potansiyelidir.
Soğuk füzyon üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Benim kanaatim odur ki soğuk füzyon önümüzdeki 30 yıl içinde insanlığın hizmetine girecektir. Enerjiye dayalı teknoloji ve uygulamaları bundan sonra süratle yaygınlaşarak insanlığın hayatını donatacaktır. Belki de soğuk füzyondan daha pratik alternatif enerji üretim yolları vardır. Zira bilebildiğimiz kadarıyla madde enerjiye dönüştürülebilecektir. Bunun özel elementlerde özel yapılar gösterdiği uranyum elementinden bilinmektedir. Belki de insanlık uranyum kabiliyetlerine haiz yeni bir element türevi üretebilecek ve sonra bunu parçalayarak ortaya çıkan enerjiden ihtiyacını karşılayabilecektir. Ama Allahın tasarımında mutlaka enerji probleminin çözümü vardır.
BANKACILIK SİSTEMİ HAKKINDA :
Devletlerin itibarı arttıkça projeleri değerlenmekte ve projelerin finansmanını sağlayacak sistemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bankacılık sisteminin birinci varlığı insanlık projelerini kontrol ve finanse etmektir. Böylelikle paranın dönüş işlemlerini çok yaygın para kullanmadan yapabilmek mümkün olabilmektedir. Bankaların istikbalde kuracağı elektronik iletişim kabiliyetleri her birinin faaliyetini diğerleri ile gerçekleştirmek mümkün olacağından belkide sistemde hiç para kullanılmadan bankaların sağladığı kayıt sistemleri ile parasal etkinlik sürdürülebilecektir.
Bankacılık sistemi siyasi etkilerden uzak proje fizibilite etütleri yaptırabilecek bir sistemi geliştirmektir. Bu sistem projelerin rasyonelliğini kontrol edip finans sistemini etkilemelidir. Böylece yatırıma dönen sermayenin tekrar faydaya dönüşmesi kontrol edilebilecektir.
Bugün bankacılık ferdi işlemleri son derece çabuk görebilecek hale gelmiştir. Yakın gelecekte daha ne olanakların çıkarılabileceğini tahmin edebilmemiz pek mümkün görülmemektedir. Eğer bireye geleceği finanse edilebilecek bir sistem kurulabilirse çok süper bir şey olur kanaatindeyim. Böylece kişi projesini ve hayatını yöneterek ekonomik sisteme katkı sağlayabilir ve her birey üretkenliğini arttırabilir.
Devlet bankacılık sistemini zenginliğin ve refahın arttırılması maksadıyla organize edebilecek imkanlara sahiptir. Devlet proje üretim kabiliyetlerini geliştirmedikçe projeler hep siyasi kadroların keyfiyetinde kalırsa halkın zenginleşmesi pek mümkün olamaz. Amaç yaygın olarak halkı zenginleştirmek ve projeleri borsa kanalıyla yaygın halk kitlelerinin malı yaparak zenginliği yaymaktır. Borsa-banka ve proje üçlüsünün yüksek potansiyele sahip beyinlerin hareket ve üretim kabiliyetlerini arttırması beklenmelidir.
Bankacılık ve devlet yönetiminde proje üretim kabiliyetleri arttırılmalı ve geliştirilmelidir. Projelerin büyük sistemler olarak tasarlanması ve bireylerin yönelişleriyle parçalar halinde geliştirilmesi ve halka mal edilmesi önemlidir. İnsanlar bankalarda biriktirecekleri paralarla değil ürettikleri projelerle övünmeli ve bundan itibar kazanmalıdır.
Belkide yaratıcı potansiyele sahip çok küçük orandaki insanlar özel kişilik kazandırılarak toplumların gelişmesine yönelik olarak çalıştırılmalıdır. İnsanların % 2’si gibi oranı farklıdır. Bu oranda insanları insanlığın hizmetine sokmak belki zor ama tek çözüm yoludur. Gerçekte zaten bu orandaki insan grubu toplumları çekmektedir. Bu insanların örgütlenmesi ise biraz dikkatli çalışma ile gerçekleşebilir.
Devlet ne kadar işe yaramaz insanı ne kadar yüksek seviyede eğitime tabi tutmaktadır. Bunlar toplumdan bir şekilde seçilmektedir. Yapılacak iş bu sistemi biraz daha akılcı kurallarla geliştirmek ve eğitilen insanları proje üretimine yönelik olarak hazırlamaktır. Proje üretim potansiyeli gelişmiş ülkelerde bu husus örgütlenmiş olarak vardır. Ama bu potansiyel kurumların içinde olduğundan eğitim sistemlerinde yoktur. Bu kabiliyeti yaymadıklarından geri kalmış ülkeler bunların becerilerinden istifade edememektedirler. Gayeleri kendilerine üstünlük sağlamaktan başka bir şey değildir. Böylece kendi insanları dünya çapında her zaman popüler kalacaktır. İşte emperyalist düşünce budur.
Zaman Altın Çağın kurulması zamanıdır. Kader kardeşliği ile zaman boyutunu paylaşan insanlarımızı cefa çekmekten kurtarmak her bir bireyin katkısı ile olabilir. İnsanlar bilgilerini ve tecrübelerini evrenselleştirince tüm insanlık ortaklaşa cenneti kurma yeteneğini kazanacaktır. İnsanın görevi insanlığa hizmet etmektir. Egosunu yenmiş asil insanlar haline gelebilmek ancak böyle mümkün olabilir.
Bankacılık sektörü gerek birey, gerekse kurum ve kuruluşların para hareketinin merkezi durumuna gelmiştir, gelecektir. Devletin maliye işlemlerinin birçoğu bu sistemle entegre edilebilir. Eğer bu yapılırsa ticaret hayatının birçok sorunu ortadan kalkar sağlıklı işleyen bir maliye ve vergi sistemi ortaya çıkar.
Bankacılık sistemi ekonominin can damarıdır. Bu nedenle sağlıklı ve disiplinli işletilmesi sistemin dejenere olmaması için önemlidir. Bankalar aynı zamanda kurumların kişilerle muhatap olmadan parasal sorunlarını çözümlemeleriyle de çok büyük bir hizmeti başarmaktadır.
BASIN VE MEDYA HAKKINDA :
Basın veya medya toplumun çok önemli gelişme ve bilinçlenme mekanizmasıdır. Bu mekanizma öyle bir şekilde çalışsın ki insanların yaşamlarını renklendirmekle kalmasın aynı zamanda onları kontrol ve mutlu eden ve toplumun bir parçası haline getiren yapıya dönüşsün.
Televizyon ve radyo çok önemli ve yaygın yayın ağlarıdır. Bugün hemen her yerde mevcut olan yayın kabiliyeti ile insanlar dünyadan haberdar edilmekte ve böylece insanın sosyalleşme olgusunu genişletmektedir. Televizyonların izlenebilirliği bir gerçek olduğu kadar interaktif olmaması bu kabiliyetin insan dimağına etkisini sınırlamaktadır.
İnternet ortamı çok daha eğitici ve eğlendiren bir boyut yaratmıştır. Bu ortamın süratle geliştiği ve kabiliyetlerinin genişlediği bilinmektedir. Dolayısıyla bu yön hızla yaygınlaştırılarak interaktif eğitsel yapılarla insanların gelişmesini sağlamalıdır. İnternet açık ve yaygın eğitim ortamını yaratabilecek özelliklerdedir. Hatta ilerde belli bir eğitime katılma sonucu sertifika bile verilebilir duruma gelineceğini sanıyorum.
Gazeteler ise kendilerini enteresan sandıkları haberlerle meşgul eden bir yapıdan kendini kurtaramamaktadırlar. Toplumsal yapılanmada kurumlaşmış müesseselerin hedefleri, stratejileri ve becerileri kapsamında denetim ve bilgilendirme mekanizmaları kurabilseler halkın daha fazla ilgisini çekebilirler. Köşe yazarları belli bir düşünce kalıbının evrenselleşmesine çalışarak kendilerini zorlamalılar. Böyle olabilirse ancak düşünen bir toplum yaratılabilir. Gazete takip edilebilirliği arttırmak bakımından bilim sahaları dışında kalan konularda eğitim verebilir durumdadırlar. Ancak bilim dışı sahalardaki bilgi birikimi yeterli olmadığından bireylerin daha önce bunları belirleyip ortaya koyması gerekir. Bugün belkide binlerce hobi ve beceri sahası meydana çıkmış olduğu halde araştırılıp geliştirilmesine yönelinmemektedir. Örneğin lokanta işletme becerisi bir araştırma sahasıdır. Böyle bir sahayı bilimsel olarak analiz edebilecek birikim lokantaların kalite açısından ne kadar farklı boyutlara ulaşabileceğini düşünmek bile güçtür. Tarımsal becerilerin içinde domates yetiştirmek konusunda belkide kütüphaneler dolusu kitap yazılabilir. Çiçek herkesin evinde yetiştirmeye çalıştığı bir güzelliktir. Ama hangi çiçeğin bakımının hangi özellikler göstermesi gerektiğini kimse bilmez. İşte bunun gibi sonsuz sayıda irdeleme sahasında toplum detaylarla ilgilenir hale getirilebilir. İnsan detayları ne kadar net görmeye başlarsa hayatında onun mutluluğu için ne kadar önemli olduğunu anlar. Medya demek ki insanları ve yönetimleri irdelemek yanında eğitsel manada bilimsel gerçeklerin uygulamalarıyla halkı bilinçlendirebilir. Üniversite testlerine dayalı birkaç milyonluk kitleye yönelik hizmet yerine toplumun daha geniş kesimlerine katkıda bulunabilecek yapılanmayı yakalamalıyız.
Televizyon programlarıyla halk kitlelerinin eğlence ve eğitim unsuru görevini devletin geniş ufku ve kültürel yapının yaygınlaştırılması kapsamında ve korumasında gerçekleştirmeye devam etmelidir. Halkın kendi bireysel tercihlerine göre farklı kanallarda farklı programların izlenebilirliği çok güzel bir ortamdır.
Eğitimi bir süreklilik içinde değil de bir dizi içinde bir anlayış empozesi gibi görerek sistemi böyle yönetmeye çalışmak önemlidir. Böyle olursa halkın eğlenirken sosyal bilgi birikimini ve felsefeyi öğrenmesi mümkündür. Ayrıca düşünce tahlilleri ile düşünme becerisini geliştirmeye çalışmak diğer amaç olmalıdır.
Gazete ve medya çalışanları içinde yazı yazanlar ve program yapanlar çok geniş perspektifte hayata bakabilmelidirler. Dar kalıplarla halkı kısır döngü içinde bırakmaya çalışanların itibar görmemesi gerekmektedir. Gerçek şu ki Türkiye gibi geri kalmış bir ülkenin medya ile ufkunun açılması bir başlangıçtır. İkinci aşamada özendirici çalışma teşvikleri yaratılmalıdır. Böylece eğitime yöneliş bir alışkanlık haline gelebilir.
Netice olarak medya; halkı hem öğretici hem bilgilendirici hem de kontrol edici rolüyle çok önemli bir organdır. Toplum bağımsız ve ilkeli medya ortamını kendiyle bütünleştirmelidir. Halkın medya ile ilgisini geliştirici stratejiler halkın entelektüel kimlik kazanmasını sağlayacak şekilde geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
SİSTEM VE İŞLETME :
Sistem mantığı bir oluşumun çalışma şeklini açıklamada ve bu durumu analiz etmede kullanılmaktadır. Bu mantık bize oluşumları anlama ve geliştirme fırsatı vermektedir. Böyle olması bizim sistemi tarif etme bilincimizi ve daha detayda onu tahlil etme becerimizi yaratmaktadır.
Bir sistem kendi başına tek bir oluşumu ifade edebileceği gibi birbiri ile iç içe girmiş sistemleri de anlatmaya yarayabilir. Yine aynı oluşum bize analiz fırsatı verebilecektir.
Örneğin güneş sistemi varolan varlıklardan ve birçok alt sistemlerden oluşur. Dünyanın ayla yarattığı oluşumda yine güneş sistemi içinde ancak ayrıca incelediğimizde bir alt sistemdir. Çekim kuvvetlerinin yarattığı durumda bir alt sistem olarak incelenebilir. Gezegenlerin pozisyonlarının yarattığı durumu da aynı şekilde düşünebiliriz. Güneşin çevresine yaydığı radyasyonu incelerken de ayrı bir sistematik içinde hareket etmemiz gerekecektir.
Dünyadaki doğal oluşumlar sistem mantığı ile izah edilebileceği gibi insanların yönetim bazında kurduğu oluşumlarda bir sistem olarak incelenmektedir. Örneğin sosyal güvenlik sistemi.
İşletme ise doğal oluşumların dışında insanların faaliyetlerinden oluşan oluşumları analiz etmede kullanılan bir terimdir. Örneğin evdeki faaliyetler bir işletmedir. Apartmanın kazanının çalıştırılması bir işletmedir. Bir mağazanın lojistik olarak sistematiği bir işletmedir.
Sistem ve işletme arasındaki fark sistemin bir münasebetler mantığı olduğu, işletmenin ise insan faaliyetleriyle oluşan bir yapının olduğu şeklinde açıklanabilir.
Sistem ve işletme çok kullanılan iki terimdir. Bu iki terimin bu kitaba konulmasının amacı insan yaşantısında faaliyetlerin bu iki kavram içinde açıklanmaya çalışılması gerekmesine dayanmaktadır. Böyle olunca her bireye eğitim yapılanmasında sistem analizi ve işletme bilinci öğretilmelidir. Bu nosyonların kazanılması hayatı anlama açısından önemli görülmüştür.
Ben kendimle ilgili çalışmalarımda sistem mantığını yakaladıktan sonra her şeyi daha iyi tahayyül edebilir duruma geldiğimi biliyorum. İşletme yaklaşımı da hayat boyu içinde bulunacağımız bir ortamda ilişkileri daha iyi kavramamızı sağlayacaktır. Bu itibarla çobanından devlet yöneticisine kadar sistem ve işletme bilinci hayatı algılama şeklini önemli ölçüde değiştirecektir.
Amacımız daha bilinçli ve daha iyi anlaşılabilir bir dünya ortaya koymak ve bu dünyada yaşayan insanları anlayış birliğine ulaştırmaktır. Bu iki konunun teorisi ve detayları bilim adamlarınca açık seçik anlaşılır şekliyle insanlığın hizmetine sunulabilir. Ben genel mantığını sizlere göstermek istedim.
Hayatımızın anlaşılır şekle dönüşebilmesi için karar verme becerisini geliştirmemiz gerekmektedir. Karar teorisinin özü de bu sistematik yaklaşımları anlamayla işe çıkacaktır.
Yaşam hayatın bize sunduğu fırsatları değerlendirme yaklaşımı olarak düşünüldüğünde karar vererek çizdiğimiz kaderimiz bizim her şeyimizdir. Bu kaderi bilinçli şekilde oluşturmak ise karar verme bilincimizle ilgilidir. Salih Amel olarak adlandırılan yaşam şekli bizi bizim için hazırlanan ahiret ortamından koruyucu bir kalkandır. Biz Allahın kurduğu sistemleri de algılarken aynı mantığı yürüteceğiz. Böylece kendimizi daha iyi ve daha etkin bir irade ile yaşama bağlayacağız.
Bu kitapta daha detaylı bir sistem ve işletme metodolojisi verilmemesinin nedeni bu iki yaklaşımın izahında önümüzdeki zaman içinde olabilecek yeniliklere imkan tanımaktır. Böyle yaklaşım tüm işlemlerimizde sürdürülmektedir.
İnsanı anlamak içinde sistemlerden ve işletmelerden bahsedebiliriz. Dolaşım sistemi bir başka, beslenme yönetimi bir başkadır. Sindirim sistemi anlatılırken başka şeylerden bahsedilirken beslenme alışkanlıkları bir başka şekilde izah edilmektedir. İşletme mantığı ve yaklaşımı beslenme alışkanlıklarımıza uygulandığı zaman daha iyi anlar duruma geliriz kendimizi ve irade bu işletim yapısına daha bilinçli bir şekilde hükmedebilir.
VİZYON-STRATEJİ-POLİTİKA :
Allah bizi yarattı ve zaman içinde peygamberlerle eğitti. Bir düşünce sistemi olarak Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet asırlardır çekişme halinde. Bugün İslamiyet’in son din ve Ahir zaman dini olduğu anlaşıldı. İnsanlar dini hedeflerle dünyayı algıladılar ve kendi hedeflerini belirlediler. Modern toplum özel sektör ve kamu sektörü olarak kurumlaşma yoluna gitti ve medeniyet tohumları atılmış oldu. Gelecek insanlığa gülümsüyor. Bu kapsamda biz kurumların çalışma yöntemlerinin ana hatlarını belirleyerek vizyon-strateji ve politika konularının ana fikrini yazmaya çalışmaktayız.
Her kurumun gelecekte ulaşmak istediği bir hedefi olmalıdır. Bu hedef çalışanların düşünce ufkunu açacak ve onları gelecekteki hedefleri yakalama yönelişine sokacaktır. Bu insanların bulduğu en etkili gelişme formasyonudur. Dolayısıyla zamanın yaratacağı birikimi görebilme bilincine ulaşmak demek bu işlem. İnsanlık son iki yüz yıldır sağladığı teknolojik gelişmeleri insan beyninin zorlanmasıyla kazanmıştır. Demek ki insan kendini zaman boyutunda hedeflendirerek zamanın bereketini sağlayabiliyor. İnsanın sırrı zamanı lehine kullanabilmesidir. İşte vizyon bu sırrı kurumlaştırarak çalışanlarının hedefe ulaşmak için zamanı kurum için birikime dönüştürmesini sağlamayı hedef alır.
Strateji, belirlenen hedefe ulaşmak için izlenecek yol demektir. Bir kurumun seçilen hedefe ulaşmak üzere zaman içindeki faaliyetleri birikimini ve gelişmesini sağlar. O zaman bu hedefe ulaşmak için yapılacak plan ve programın ruhudur. Yani onun hedefe yönelmesini sağlayan becerisidir. Vizyon, gelişmeyi düşündürüyorsa stratejide bu gelişmenin nasıl olacağını düşündürecektir. Böylece insanlar hedeflerini bildikleri gibi geleceği nasıl yöneteceklerini de bilir duruma gelmektedirler.
Politika ise stratejinin hayata geçiriliş biçimidir. Bir tarz bir yöntemdir. Politika bireyleri ve alt birimleri çalışma disiplini sağlamak üzere vardır. Örneğin sabah 9.00 da işe başlayıp akşam 17.00 a kadar insanları çalıştırmak bir politikadır. Her pazartesi haftalık çalışma progarmını belirlemek üzere toplantı yapmak bir politikadır. Politikanın yol göstericisi strateji, stratejinin yol göstericisi vizyondur. Dolayısıyla her kurum bu üç kavramı çok iyi kullanır durumda olmalıdır.
Türkiye’de kurumların verimsiz olmasının sebebi vizyon, strateji ve politika belirleyebilecek beyin güçlerini kendi bünyelerinde bulundurmamalarıdır. Geri kalmışlık aslında bu demektir. Atatürk modern devletin kurumlarını oluşturduğunda yetişmiş insan gücü mü vardı? Kurumlar cahil insanlarla donatıldı. Devlet kadrosuna alınan her bir cahil işgal ettiği noktayı 25 yıl dondurdu. Daha sonra çok partili sistem ile politika cambazları devleti yandaşlarına peşkeş çektiler. Bunlarda cahildi. Bir 25 yıl daha devlet donduruldu mu? İşte 80 yıllık cumhuriyetin öyküsü budur.
Şimdi bundan kurtulmanın yolu şudur. Tohumlama yöntemiyle kurumlar ihtisas elemanlarını vizyon-strateji ve politika bilinciyle yenilemelidirler. Bu yapılanmaya ayak uyduramayanlar kurumlardan ne kadar çabuk ayıklanırsa devlet o kadar çabuk verimli yapıya dönüşebilir.
İnsanın kendini yenilemesi gerektiği anlaşılmalıdır. Devlet kendine 5 yıllığına personel almalı sonrası için yeniden karar vermelidir. Çalışmayan, okumayan, düşünmeyen insanlık müsvettelerinden artık kurtulmalıyız. Sadece Türkiye’nin değil bütün dünyanın böyle yapması gerekir.
Aslında her insanın bir vizyonu, bir stratejisi ve politik yaklaşımı vardır. Bu insan doğasında yer alır. Ancak insan zekası kendi çıkarlarına uygun aktif hale geçirir kendini. Rekabet bu kapsamda en önemli itici unsurdur. Verimliliği arttırmak hedef ise rekabete dayalı sistemler geliştirmeye çalışmalıdır.
ETKİNLİK VE ÖLÇÜLMESİ :
Matematik, olasılık teorisi ve dağılımların yaratmış olduğu sayısal dünya var olan sistemlerin hepsini teorik olarak modelleme ve simüle etme imkanı yaratmaktadır. Böylece sistemler ve işletmeler analiz edilebilmektedir. Bu saha matematik nosyonu kuvvetli mühendisler tarafından öğrenilecek ve yaygın olarak kullanılacaktır. Dünyanın en önemli işi budur. Bunu yapabilecek yetenekli insanlar rasyonalitenin öncüsü olacaklardır. Politika ve siyaset bu değerlere oturtulacak projelerde öncelikli olarak sistem analizi aranılacaktır.
Etkinlik; sistem veya işletmenin becerisini ölçen bir tekniktir. Her sistemin en az bir etkinlik ölçütü olmalıdır. Böylece sistemlerin geliştirilmesi üzerine yeni çalışma sahaları çıkacaktır. Unutulmamalıdır ki etkinlik sistemin anlaşılmasını da sağlayacak böylece etkin sistemler ve fizibıl yatırımlar söz konusu olacaktır.
Ben bu sahayı anlamış ve birkaç tecrübe de kazanmış biri olarak hayatı bu gözle görebilmekten duyduğum mutluluğu anlatamam. Belki de bu yeteneğim sayesinde yapmış olduğum çalışmalarda hep zihnen etkin olabilecek mi sorusuyla muhatap oldum. Böylece tartışılması güç, değiştirilmesi zaman alacak tasarımlar yapabildim. Bugün dünya da yeni bir medeniyet tasarlarken bile hep bu ölçü sistematiği ile çözümleme yaptım. O zaman toplumlar üstün matematik ve zeka kabiliyetine sahip insanlarını bu sahaya yöneltmelidirler. Ve bu saha geliştirilerek toplum kültürü haline getirilmeli. Zira evler ve işler bir işletme olduğuna göre karar veren her birey bu düşünce sistemi ile hareket edebilmelidir.
Vizyon – strateji ve politika etkinlik ölçüsü ile birleştiği zaman mükemmel sistemler ve işletmeler ortaya çıkacaktır. Rasyonel düşünce ve tasarım işte bu yoldan geçmektedir.
Allahın yarattığı tüm sistemlerin mükemmel tasarımlar olduğu doğrudur. Bu mükemmel tasarımların etkinlik bazında analizleriyle ulaşılabilecek sonuçlar bize mükemmellik konusunda bilgi verebilir.
Sistem güvenirliği bir diğer etkinlik benzeri çalışmadır. Bu da çok önemli bir çalışma sahasıdır. Kalite mefhumunun süratle gelişmesine katkı sağlayabilir. Neticede bu sahanında bilim adamlarınca yaygınlaştırılması ve sanayi ile teknoloji sahalarında uygulanması önemli bir konudur. Böylece üretim sahaları kalite alanında son derece başarılı çalışmalar yapabilir.
Amacımız insanlığı ileri teknoloji ve yüksek kaliteyle mutlu ve huzurlu yarınlara götürmektir. Her bilgi ve teknoloji insanlığın malıdır ve her bir insan bu birikimden azami istifade edebilmelidir.
Etkinlik ölçüsü tekniklerinin zamanla insan duygularını ve özellikle mutluluğunu analiz etmede kullanılabileceğini düşünmekteyim. Böylece mutluluk ve diğer duygular ölçülebilir nitelik kazanabilir ve insanın maksimum mutluluk hedefli bir yaşantıyı sürdürmesi sağlanabilir. Bunun zorlukları aşikar olmakla beraber neden olmasın? Belki de uygulamada başka tekniklerde ortaya çıkar veya insanın karar mekanizması, iradesi hakkında ölçülebilir değerler üretilebilmesi mümkün olabilir. Böyle bir durum söz konusu olursa o zaman insanlar daha iyi denetlenebilir hale gelebilir ve toplum organizasyonu çok daha başarılı olabilir.
Etkinlik ölçüsü tekniklerinin eğitim sisteminde kabaca uygulaması vardır. Bunun her bir kişi üzerinde bilgi yoğunluğu ve çözümleme becerisi bazında ölçülmesinde insanı çok etkileyebileceğini ve böylece insan kalitesi kavramının ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.
Burada değindiğim her bir saha zamanla sağlanacak örneklemelerle kendini topluma kabul ettirebilir. Böyle bir başarı Altın Çağın kalitesini çok arttırabilir.
Diğer bir konuda toplumsal değerlerin anketlerle ölçülerek etkinlik teknikleriyle ifade edilmesidir. Bu toplumları bir diğer deyişle milletlerin karakterini analiz etme imkanı doğurur ki bundan daha güzel rekabet yaratıcı bir değer üretilemez.
Ben bu söylediğim konuları çözümlenebilir görmekteyim. Benim kısıtlı tecrübelerim bana bu görüşü verdiğine göre bilgisayar ve matematik elele verdiğinde her sorun anlaşılır hale getirilebilir.
Netice olarak; etkinlik ölçüsü teknikleri hayatın kalite ve ölçüleriyle yaşanmasına olanak kılacak değerli verilerdir. İnsanlık bunları çok rahat kullanabilmeli ve istifade edebilmelidir.
DİN VE AHLAK HAKKINDA :
Din, peygamber tarafından tanrı katından getirilen bilgilerle hayatın tasarımıdır. Tanrı katından dünyaya üç peygamber gelmiştir. Hazreti Musa’nın gelişi Yahudi kavmini ıslah etmiştir. Yahudiler böylece Allahın varlığını öğrenmişler ve gelen sosyal kurallarla dünya hayatını öğrenmişlerdir. Hazreti İsa’nın gelişi tüm insanlığın tek tanrısı olduğunu öğretmiş, cennet ve cehennemin var olduğunu buna göre yaşamak gerektiğini, ayrıca Allahın içimizde ruhtan bir parça olduğunu anlatmıştır. Nihayet son peygamber ve son din olarak Hazreti Muhammet Kuran’ı Kerimi getirmiştir. Bu son din; dünya hayatının bir imtihan olduğunu, dünyadan ahirete gidildiğini ve burada hesap verildiğini, iman edenlerin cennette tekrar doğduğunu, ayrıca ruhun Allah tarafından kontrol edilerek kader denen oluşuma tabi olduğunu öğretmiştir.
Şimdi biliyoruz ki; biz bu dünyaya daha önce yaşadığımız alemlerde hak ettiğimiz bir büyük kaderle doğuyoruz, bu bizim sosyal ve genetik özelliklerimizi belirliyor. Bu dünya hayatını iman ederek Salih Amelle yaşamak zorundayız, ahirette yarattığımız küçük kadere göre cezamızı çekip cennette tekrar doğacağız. İnanmayanlar tekrar yarattıkları küçük kaderle başka bir alemde hak ettikleri büyük kaderi kazanarak tekrar doğmaktadırlar. Hıristiyanlar külliyen cehenneme gitmektedir. Müslümanların ahireti ile, cehennemde dünyada yaşandığı kadar süreyle kalınmakta ve sonra cennette doğulmaktadır.
Cennet insanoğlunun bir dünyasıdır. Bu dünyayı insanlar kendi doğalarına uygun ve bilimin ışığında yaratılan teknolojilerle kendileri kurmaktadır. Çeşitli cennet tipleri vardır. Dünyada kurulacak olan cennet ADN tipi cennettir.
Cennetimizin tasarımı Hazreti Mesih tarafından yapılmıştır. Buna göre yaşam mutluluk ve iyilik üzerine olacaktır. Bu iki özellik Allahın insan ruhu üzerinden Salih Amelle yaşamanın sırrıdır. Yani insan ahirete kendini hazırlarken kendini mutlu etmek ve hayatını iyiliklerle doldurmalıdır. Müslümanların tasarımından farkı bu dünyanın dolu dolu yaşanmasını emretmesidir.
Her insan ruhunun getirdiklerine dayalı bir eğitim mekanizmasından geçer ve hayatın içinde öğrendiği mutluluk yapısı içinde özgür yaşar. Rekabet ve hoşgörü birlikte yaşanır. İnsan alçakgönüllü ve tevazu sahibi olmalıdır. Böylece dünya hayatı toplumsal değerlerin önde olduğu insanın iyilik olarak Allah yolunda katkıları ile kendini sosyalleştirdiği bir ahlak yapısı içinde gerçekleştirilir.
Daha önceki peygamberlerin yasakladığı; kin, kıskançlık, intikam, nefret duyguları bastırılmış ve hatta zaman içinde yok edilmiş olacaktır. Bunların sonucu olarak kimse kimsenin ırzında ve malında en ufak bir düşünce bile yaratmayacak, kimse kimsenin toplumsal kurallarla belirlenen özel hayatına kastetmeyecek ve zarar vermeyecektir. İhtiyaç halinde yardımlaşma ve iyilik çerçevesinde birbirine azami destek verilecektir.
Hazreti Mesih tarafından hazırlanan Devlet ve Salih Amel kitapları tüm dünyada eğitim için okutulacaktır. Müjde kitabı ise her kesin elinin altında olacaktır. İnsanlar böylece gerek dünya hayatını ve gerekse insanların büyük organizasyonunun mantığını ve felsefesini anlayarak yaşayacaklardır. Hiçbir kural bu kurulan mantığın dışında olmayacaktır. Böylece insanlık kurulan cennetin sonsuza dek yaşamasını sağlayacaktır.
Ahlak kuralları tüm insanlığın ortak malıdır. Komşular ve herkes birbirinin gözetimindedir. Böylece kader kardeşliği yaratılacak herkesin tekrar cenneti şereflendirmesi sağlanacaktır.
Teknolojinin zaman içinde getireceği yenilikler dünya hayatını renklendirmeye devam edecektir. Böylece insanlar maksimum mutluluk ilkesini sürekli canlı tutabileceklerdir. Unutulmamalı ki insanoğlu düşünme yeteneği ile hayatını tasarlayabilmekte ve vizyonunu ve stratejisini düşünebilmektedir. İzleyeceği politikalarla Salih Amel çizgisinde mutluluk tasarımlı bir hayatı yaşayacaklardır. Bu düzen ahir zaman olarak adlandırılmış ve bu süreç bu kitabın yayınlanmasıyla başlamıştır.
Allahın müsaadesi ve katkısıyla insanoğlunun tarihinde yaşadıkları bu günü yaratma becerisini oluşturmuştur. Dünyanın bugüne gelmesinde katkıları bulunan tüm insanlar bizim için kutsaldır. Beş tip insan vardır. Doğal lider, peygamber, yarı tanrı, lider ve sıradan insan. Peygamber tanrı katından getirdiği bilgileri insanlığa öğretendir. Din yaratan bu insanlar çok iyi anlaşılmalıdır. Doğal liderler dahilerdir. Yarı tanrı ise ruhu tabiatla iletişim halinde olan insanlardır. Amon ve Spartaküs bunun örnekleridir.
SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ :
Sivil toplum örgütleri halkın devlet politikalarına karşı görüşleri ve uygulama bazındaki problemleri ortaya çıkarmak bakımından çok faydalı demokrasi oluşumlarıdır. Devlet kadrolarında ihtisaslaşmış kişilerin sivil toplum örgütlerini organize edip bilinçlendirmesi ve böylece halkın görünür politikalara dikkat çekilmesi yönüyle son 40 yıldır dünyada yaygınlaşmaya başlayan bu yönelişi çok faydalı bir oluşum olarak gözlemlemekteyim. Böylece halkın kendi yönelişine uygun politikalar izleyen sivil toplum örgütlerini destekleyerek ve faaliyetlerine katılarak daha aktif olarak toplumsal faaliyetlere katılması sağlanabilir. Bunların amaçlarından birisi de yönelişi belli insan yetiştirmek olmalıdır.
Ben halkın birlik ve derneklerle azami sosyal olgusunu geliştirmesinden yanayım. Bunlar devlet politikaları olur, sanatsal aktiviteler olur, spor faaliyetleri olur v.s. İsveç’te dünyanın en sosyal insanı örneği oluşmuştur. Bütün dünya bu yönüyle yarışmalı ve sosyalleşmeyi görüntü olarak maksimum düzeye çıkarmalıdır. Hele Altın Çağ’da belki de hiç çalışmayacak olan insanın bu yönünü güçlendirmek çok önemlidir.
Sivil toplum örgütleri, mutlaka bir eğitsel programa sahip olmalıdır. Politikaları ne kadar açık seçik olursa halk üzerinde o kadar etkileyici olurlar. Demokrasinin ve katılımcılığın en etkili yöntemi olacaklarından hiç kimsenin şüphesi olmamalı. Çalışma program ve faaliyetleri hakkında özellikle internet aracılığıyla tüm dünyaya açık olmaları daha etkili bir durum yaratmaları açısından önemlidir. Siyasi kadroların karar mekanizmalarını etkileyecek en önemli demokrasi platformu bunlardır. Böylece halk kontrol edilen bir demokrasi yaratmanın mutluluğunu yaşayacaktır.
Tabii ki bu oluşumlar parti gibi devlet tarafından desteklenecektir. Hatta politikalarında da devletin geliştirme kanadı etkili olabilir. Unutmamalıdır ki toplumlar ve insan sürekli gelişim halindedirler. İnsanların toplumsal evrimi ancak sağlıklı örgütlenme becerisiyle mümkün olabilir. Artık dinin muhafazakar gelişimi tutan zincirleri de kaldırıldığına göre toplumu gerecek ve birden boşalım sağlayacak birikimler de olmayacaktır.
İnsanlık doğasını öğrendiği hayatın yönetimini ve gelişimini kendi yapabilecektir. Hayat öğrenilmeye devam ederken varlığın her yönü sorgulanmaya devam edecektir. Bizim yaptığımız bu çalışmalar rehber olma mahiyetindedir. Ama insanlık kendi toplu bilinciyle her bir kelimeyi sorgulayarak mükemmeli ve eksiklikleri yakalamaya devam edecektir. Bizler ancak böylece kendimizi sonsuza kadar mutlu yaşatabilecek yolları bulabiliriz. Zaman öyle görülmeli ki bir çok fikir karşı fikirleriyle mücadele ettirilerek oluşacak kanaatler bile kararları etkileyebilir.
Allah insanı risk altında karar aldıran bir ortamda yaşatmaktadır. Cennet bu risklerin daha azaldığı ancak yine de ortaya çıkacak mutluluk tablolarında riskleri yaşayan durumda kalacaktır. Demek ki insanın doğası budur. Tabiatın doğası da kuantum fiziği teorisi olduğuna göre risk alınacak kararlarda her zaman olacak ve yaşam bu yönde ilerleyecektir.
Bilginin ve yorumun sonsuz zenginliği insan dimağının kapasite ve yöneliş zenginliği hayatın bu kadar anlamlı ve güzel olmasını sağlamaktadır. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki belirlilik altında karar veren canlı mekanizma yoktur. Risk hayatın cilvesi ve mutluluğun temelidir. Risk olmasa mutluluk ta olmazdı.
Bu arada insan yönelişlerini organize edecek çalışmalarda rasyonel, etkili ve özendirici olmalıdır. Bunların da faaliyet sahaları bilimsel olarak sistemli ve işletme mantığında geliştirilmelidir.
Netice olarak; kendini görüş ve yönelişleriyle insanlığın alternatif politikalarını toplumun dikkatine sunan sivil toplum örgütleri toplumların politik eğilimlerinin kaynağı gibi görülmeli ve bunlar belki de organizasyon becerimizin geleceğini teşkil etmelidir.
RASYONEL ÜRETKENLİK HAKKINDA :
Rasyonel demek akılcı olarak en iyi demektir. Bu kapsamda tüm dünyada en yeni teknolojinin en az emek ve en az maliyetle kullanılması ve böylece en fazla verimin alınması anlamına gelmektedir. İnsanlık tarih boyunca tarım ve sanayide kullandığı teknikleri geliştirerek gelmektedir. Bilimin gelişmesine bağlı olarak bu teknikler ve kullanılan teknolojiler hala gelişme temayülündedir.
Tarımda genetik bilimin yakın ve uzun vadede getireceği yenilikler çok büyük olmalıdır. Böylece soğuk, sıcak ve kurak üretim sahalarının genişleyebileceği beklenmelidir. Dünyanın büyük bir alanı tarım için elverişsizdir. Öyle zannediyorum ki Hazreti Muhammet’in kıyameti göstermek için söylediği çöllerin meyve ağaçları ile dolacağı sözü doğrudur. İnsanoğlu bunu becerirse dünya nüfusunun belkide 10 milyarlara çıkabileceği gerçeğinde rahatlıkla beslenebilir duruma gelebilir. Bugün bir milyara yakın aç insanın bulunduğu da bir gerçektir. Akılcılık beklenti trentlerini de göz ardı etmese de nüfus artış hızını düşürmek en doğru yaklaşımdır. Bu nedenle nüfus artış hızı yüksek bölgelerde süratle bu kapsamda tedbirler almak gerekir. Zaten bilimde beklenen gelişmeler paralelinde uzayacak olan ömür neticesinde nüfus artış hızı belkide süratle artma temayülünde olacaktır. Benim dünya nüfusu için akılcı ölçüm 4 milyardır. Bilim adamları gelişen teknolojileri de göz önünde tutarak dünyanın imkanlarını incelesinler. Ancak çöllerin üretim alanlarına dönüştürülebilmesi gerçekten mümkün görülüyorsa o zaman 10 milyar nüfus belkide dünyanın doğası olur. Bu konuda Allahın herhangi bir kısıtlaması olmamıştır. Dünyanın varsa bir kapasitesi zaman içinde bilim bunu ortaya koyabilecektir.
İşletmelerin en yeni teknolojileri ve teknikleri uygulaması bence önemlidir. Teknolojinin gelişme trentleri kapsamında bu uygulanmalıdır. Rasyonel kullanım ömrünü doldurmuş işletmelerin yenilenmesi anlamına gelmez. Dünya ortak yuvamız. Her şeyin planlı ve programlı olması yanında toplum bilincinin kabullenebileceği gerçeklikte işletimi göz önünde tutulmalıdır. Her ne kadar insan aklı zaten bunu yapacaksa da milliyetçilik ve gelecek endişesi gibi saplantılarla dünyanın paylaşımcılığını azaltmasını önlemek için buraya yazılmıştır.
Robotların yaygınlaşmasının beklendiği 2050 yılları dünyanın rasyonel yapılanma için maksimum hacme ulaşacağı yıllar olduğu sanılmaktadır. Bu tarihe kadar insan yoğun çalışmanın tüm dünyada yeterince sürdürülmesi hedef alınmalıdır. Böylece tüm dünyanın alt yapı ve eğitim yeterlilikleri olması gereken seviyeye ulaştırılmış olacaktır.
Zaman önemli olmamakla beraber bilim adamlarının beklentilerini ben böyle algılamaktayım. Sorun insanları istenen yaşam şartlarına uyduracak olan eğitimdedir. Dünyada çok değişik lisan kullanılması bir diğer handikaptır. Bilimsel çalışmalarda ortak lisanın diplomaside kullanılan İngilizcenin olması uygundur. Zaman içinde yapı farklılıkları üzerinde yapılacak çalışmalarla İngilizceye belki değişik kabiliyetler ilave edilebilir. Böyle olması gerektiğinden değil anlaşılabilirliğini arttırmak bakımından bu gerekli olabilir. Bu konuda ki düşüncem 1 milyondan çok insanın kullandığı lisanların kullanılmaya ve yaşatılmaya devam edilmesinin en doğru yol olduğudur. Bu husus dünya insanının renkliliğini idame ettirmesi anlamı taşımaktadır.
Erozyon dünya için önemli tehdittir. Bu kapsamda Türkiye gibi erozyon açısından tehdit altındaki ülkelerde orman alanlarının geliştirilmesi üzerinde durulmalıdır. Her ne kadar bu kapsamda genetik teknolojiden beklentilerim yüksekse de mevcut haliyle bile insanlık bunu çözmeye çalışmalıdır.
Netice olarak; rasyonellik yani akılcılık teknolojide son merhalelere gelininceye kadar hatta daha sonrasında bile insanlık için araştırma sahası olmalıdır. Daha ileri teknikler belkide her zaman olacaktır. Bunları bulmak ve uygulamak insanlık yararınadır.
AFETLER VE KORUNMA YÖNTEMLERİ :
Dünyada en çok rastlanan ve en fazla zayiata neden olan afet depremdir. Bundan sonra sele rastlanmaktadır. Bugünkü dünya yerleşimi itibarıyla bu afetler en çok geri kalmış ülkeleri etkilemektedir. Demek ki zenginlik arttıkça ve teknoloji ilerledikçe afetlerden etkilenme düzeyi düşmektedir.
O halde dünya afetlerden korunma bilincini geliştirmektedir. Depremlerin oluşumu ile ilgili bilgilerin toplanma tekniklerindeki gelişmeler gelecek için ümit verici görülmektedir. Ancak yinede bu bilgiler maddi hasar verebileceğinden korunma yöntemi olarak bunları önleyici tedbirler olmalıdır. Japonya en çok deprem gören ülke olmasına rağmen depremlerdeki zayiat oldukça düşüktür. Bu gösteriyor ki yapılaşma teknikleri bakımından Japonların uyguladığı tedbirler yeterlidir. Depremlerin olduğu bölgelerde bilindiğine göre bu teknikler süratle dünyanın bu bölgelerine kaydırılacak ve tedbirler alınmaya başlayacaktır.
Sel felaketine gelince. Bu biraz daha farklı bir karakter göstermektedir. Bu gelişmiş ülkeleri de etkileyebilen bir karaktere sahiptir. Dünya iklim şartlarındaki son yıllara ait gözlemler bu etkinin büyüyerek dünyayı etkileyeceğini göstermektedir. Aslında her şey dönüp dolaşıp soğuk füzyona dayanmaktadır. Soğuk füzyon atmosferin sera etkisi yaratan karbon dioksit yüklenmesini önleyecek tek çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. İnşallah insanlık bu sorunu çözümleme kabiliyetine ulaşabilir. Aksi takdirde dünyayı afetlerin bollaştığı bir süreç beklemektedir.
Doğal afetlerin Allahın bir takdiri olduğunu düşünmek hem doğru hem de yanlıştır. Allahın takdiri olması doğrudur, zira oluşan bütün olayların Allahın yönetimi ile bağıntısı vardır. Ama unutmamak gerekir ki Hazreti Allah insanı acınılacak varlık olarak görmemektedir. Onun için önemli olan insanlık soyunun alemdeki varlığı ve becerisidir. Zira biliniyor ki hayat bir sınav iken ölüm ise son değildir. Büyük tasarım bunların ne anlama geldiğini daha iyi bilir. İnsanlık afetlerden dolayı sorumludur. Zira istatistikler gösteriyor ki bu afetlerde dünya milletleri değişik imkanlara sahiptir. Bunları paylaşmamaktan üzüntü duymak gerekir.
Afetlerden sonra ortaya çıkan durum insanlığa değişik tecrübeler yaratmaktadır. Bu tecrübelerin başında kısıtlı imkanlarla afetin üstesinden gelme becerisi kazanılmaktadır. Böyle bir tecrübe simüle edilerek kazanılamaz. Aynı zamanda afetle ortaya çıkan güvenlik tedbirlerindeki azalma toplumun olgunluk seviyesi hakkında bilgi vermektedir. Yağmacılık ve buna tevessül eden insanlar bünyesinde barındıran toplum ne kadar zavallıdır. Devletlerin afet sonrası imkanlarını seferber etmesi de ayrı bir dayanışma örneği ortaya koymakta ve toplumları eğiten ve olgunlaştıran bir sonuç doğurmaktadır.
Afetler kayıt altına alınmış zaman içinde ve bunları ortaya koyan etkenleri anlayabilme becerisiyle istatistik olarak incelenebilmektedir ve gelecek için olasılıklardan söz edilebilmektedir. Bunlar alınacak tedbirleri belirlemek açısından önemli verilerdir. Toplumlar maddi ve manevi kayıplarını engelleyecekleri bir strateji ile örgütlenmelidir. Dünya ekonomisi öncelikle bu durumu düzeltmeye yönelmelidir.
Afetlerin ortaya çıkardığı durumları yönetmekte bir beceri ister. Bu konuda örgütlenmek ve hayal gücünü geliştirerek tedbirler almak gerekir. Böyle bir tecrübe her zaman kazanılmaz. İnsanların teyakkuz halinde zor şartlarda yaşama mücadelesi ve zor şartlarda düzeni kurma girişim becerisi önemli kazanımlardır.
Unutulmamalıdır ki dünya acı çekmek için yaratılmış bir alan değildir. Dolayısıyla para denen insanlık bulması bu dünyayı insanlığa zehir eden bir özellik taşır hale gelmiştir. Zenginliği süratle dünyanın her yerine yaymak ve bu kapsamda insanlığın olgunluğunu sağlayan eğitim mekanizmalarını harekete geçirmek büyük önem taşımaktadır. Kader kardeşliği ve dünyanın varlığının temeli budur. Bunu insanlık bilinci haline getirmek esastır.
Hayat akıp giderken sorunları çözmek üzere örgütlenmiş olan insanlık doğal afetlerle yara almayı sürdürmemelidir. Alınacak olan tedbirler çok büyük değildir. Nasıl tıpta sağlanan gelişmeler tüm insanlığa hizmet verecek şekilde uygulanıyorsa doğal afetlere karşı tedbirlerde insanlığın ortak malı olarak görülmelidir. Bunu ancak böyle görebilirsek insanlığın yaşaması için ihtiyaç duyduğumuz olasılıkları arttırabiliriz. Bir diğer deyişle Allahın lutfuna mazhar oluruz.
TURİZM VE HEDEFLERİ :
Turizm insanların hareketliliğinin göstergesidir. İnsanlar ne kadar çok değişik yeri gezer ve görürse o kadar kendini ve kendi toplumunu tanıma fırsatı bulur ve o kadar kendini sakinleştirir. Bu nedenle toplumun bütün insanlarının hareketliliği hedef alınarak turizm geliştirilmelidir. Tabii ki bu gelişim özellikle bugün için fosil kökenli yakıtlara bağlı olduğundan hareketliliği bu denli teşvik etmemek gerekir. Sonraki yakıt dönemi başlar ve dünya kirliliği açısından sorun teşkil etmezse bu konu öncelikli olarak değerlendirilmelidir.
Benim turizm açısından ailelerinde turistlerle kaynaştırıldığı bir yapının daha hızlı bir kültürel alışverişi sağlayacağı yönüyle faydalı olacağı görüşüm var. Aileler turistleri yatılı veya yatısız hiç olmazsa yemeğe alabilmelidir. Böylece turizm renklendirilebilir. Düşünsenize o zaman turizm yerel kültürün daha iyi tanınmasını sağlamaz mı? Böyle bir gelişme halkın daha çabuk gelişmesini sağlamaz mı? Hem zenginlik yaratılır hem de hayat renklenmiş olur. Aynı işlem yerli turistler içinde yapılabilir.
Turizm aynı zamanda ekonomi demek olduğundan hem sosyal hem kültürel katkılarını bir arada değerlendirmek gerekir. Turizm hizmet sektörünü geliştirdiği gibi hareketliliği sağlayacak olan ulaşım sektörünü de geliştirecektir.
Turizme standartlar ve çeşitlilik getirmeye çalışılmalıdır. Nasıl şimdi yıldızlarla ifade edilen otel işletmeciliği tanımları varsa turistin geçireceği zamanın renkliliği de ölçülebilmelidir. Bu uygulanacak anketlerle yaratılabilir. Böylece daha fazla zevk veren turistik yerler gelişir. Bu şekilde insanların hoşlandığı yapılanmaya gidilebilir.
Her yörenin turisti çekecek özelliklerle donatılması bir tasarım becerisidir. Böyle bir yöneliş dünya hayatını renkli kılar. Bizimde aradığımız zaten budur. Dünyayı insanlar için renkli hale getirmek. Tasarım mutluluğu arayacağından insan doğasına uygun olmalı ve yöre kültüründen yararlanmalıdır.
Her yörenin tarihi bir geçmişi vardır. Bu tarihi geçmişi yaşatmaya çalışmak turizmin renkliliğini ve özendiriciliğini arttırabilir. Örneğin tarihi kalıntılar restore edilip canlı hale getirilerek o günün yaşam verileri insanlığa sergilenebilir. Bu hem arkeolojinin ürettiklerini tasarıma dönüştürür hem de geniş kitleleri etkileyen bir sonuç yaratabilir. Bunun örnekleri ortaya çıkmaya başladığına göre zamanla çok yaygınlaşacak demektir. Unutmayalım bugünde zamanı geldiğinde tarih olacaktır. Bu da göz önünde tutulmalıdır.
Turizmin yaratacağı ekonomik hareketlilik zenginlik demek olacağından halklar kısa sürede geliştirilebilir. Turizmden beklenen ana hedeflerden biri yerel halkların geliştirilmesidir. Yatırımların önceliklerini geri kalmış bölgelere kaydırmak ve yaratıcı insanların bu bölgeleri renklendirmesi belkide dünyayı geliştirmenin en etkili yoludur.
Turizm sadece yaşam renkliliği değil aynı zamanda insanların manevi dünyalarının paylaşılabilmesine olanak sağlamalıdır. Bu durum ikili temas niteliğinde olabileceği için turistik bölgelerde özellikle yazar, şair ve ressamların eserlerini turistlerle paylaşması için sosyal girişimler oluşturulmalıdır. Bu uygulama da yöre halkının sosyalleşmesini sağlayacak bir sonuç doğurabilir.
Ayrıca turistik hareketliliğin sağlandığı bölgelerde halkla turistleri kaynaştıracak festivaller tertiplenmelidir. Festivaller halkla turistleri kaynaştıracak özelliklere büründürülmelidir. Böyle renklilikler insanların unutamayacağı değerlerle donatılmasını sağlayabilir.
Diğer yandan kültür düzeyini arttırmak amacıyla halkın turistlere bilgi aktarabilecekleri örgütlenmeler, hatta birey bazında ihtisas ve özellikler üzerinde tartışma yaratabilecek uygulamalar ortaya konulabilir. İnsanlar boş oturacaklarına turistlerin misafiri olarak onlara rehberlik hizmeti sunabilir. Rehberlik hizmeti olarak yörenin turistik yerlerinin gezdirilmesi düşünülmemektedir. Kültürün, duyguların, insan becerilerinin paylaşılmasından söz edilmektedir.
Netice olarak, dünya problemlerini çözdüğü süreçte turizm çok renklendirici bir duruma gelecektir. Benim burada ortaya koymaya çalıştığım hususlar da düşünülürse ne kadar önemli ve ne kadar güzel bir saha olduğu anlaşılacaktır.
SPOR ETKİNLİKLERİNİN YÖNETİMİ HAKKINDA :
İnsan vücudunun ihtiyaç duyduğu hareketliliği iki temel noktada görmeliyiz. Birincisi vücudun ihtiyaç duyduğu gelişim, ikincisi vücudun ihtiyaç duyduğu süreklilik ve sağlık.
Ben kendi görebildiğim kadarıyla spor yaparak vücudun ihtiyacı olarak görülen kalbin geliştirilmesinden bahsetmek istiyorum. Belli bir tempoyla koşan kişinin nabzı 110’un üzerinde atmaya başlar. Bu ve üzerindeki nabız durumu kalbin kuvvetlenmesini ve büyüyerek daha az atışla ihtiyaç duyduğu kan ve oksijen ihtiyacını karşılamaya çalıştığını düşünüyorum. Böylece kuvvetlenen kalp, sağlıklı bir vücudun yaşam boyu sürdürülmesine olanak vermektedir. Kalp krizi riski azalırken yüksek tansiyon riski de hemen hemen sıfıra inmektedir. Yani sporu sadece vücudun kasları ve eklem yerleri için düşünmemiz lazım. Tabii onlarda kuvvetlenecek ve sağlam bir vücut yapısı ortaya çıkacaktır. Benim tespitlerim arasında insan için en önemlisi bu.
İnsan vücudu spor aktivitesi ile istenen kas yapısına ulaştırılabilmektedir. Güçlü bir vücut psikolojik ve fizyolojik olarak kuvvetli bir durum kazanmış demektir.
Kazanılan bu özelliklerin günlük aktivite olarak sürdürülmesine gelince. Bu anlamda vücudun terlemesi ile mikropları kandan atmak mümkündür. Zindelik ve temizlik yanında, sağlıklı bir gündelik yaşam sunmaktadır bu alışkanlık. Bir diğer noktada şudur; 30 dakika kadar sportif aktivite yapan birinde mutluluk hormonu salgılanmaktadır. Böylece insan kendini daha mutlu hissedecektir.
Spor etkinliklerinin bireyden topluma yayılmasıyla hem arkadaşlıklar ortaya çıkacak hem de rekabet doğacaktır. Bizde pek yaygın olmayan vücut geliştirme müsabakalarının çok önemli bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Emek vererek vücudunda belli bir değişim sağlamayı beceren kişinin mutluluğu başka kimde olabilir. İnsanlar kendi karakter ve kişilik yapılarına uygun bir çok spor etkinliğinden birini yapabilir.
Bunların dışında spor etkinlikleri yarışma halinde toplumun ilgisine yöneltilebilir. Çeşitli taktiklerle halkın bu aktiviteleri desteklemesi sağlanabilir. Özellikle güzel havalarda insanlar spor etkinlikleri ile uygun şekilde meşgul edilebilir. Böylece boş geçirilecek zaman yerini renkli bir zamana bırakabilir.
Okul periyodunda çocukların vücut gelişimi için gerekli spor aktivitelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Okullara alınacak birkaç spor hocasının öğrencileri motive ederek spor etkinliklerini arttırabileceği düşünülebilir. Sporun yaşam boyu yapılabilmesi de önemli bir yaklaşımdır. Şehirlerde spor etkinlikleri merkezleri oluşturulmalı böylece insanlara hem meşguliyet hem de sağlık olarak görebilecekleri bir hayat tarzı empoze edilmelidir.
Futbol organizasyonlarının toplumu çok etkilemekte olduğunu değerlendiriyorum. Toplumsal yaşam için son derece faydalı olan bu durumun sönümlendirilmeden geliştirilerek sürdürülmesi taraftarıyım.
Olimpiyat oyunlarına renklilik katacak buluşlara ihtiyaç vardır. Olimpiyat fikrine her bireyin teknik olarak yaklaşabilmesi için okul yaşantısında atletizm olarak faaliyetlerdeki becerisini kişiye göstermek gerekir. Böylece olimpiyatları insanlığın becerisi olarak görmek gerekir. Ayrıca olimpiyat oyunları benzerlerini şehirlerde özellikle küçük şehirlerde organize etmek çok faydalı olur kanaatindeyim. Hem insanlara renkli zaman geçirtir, hem de bireysel bazdaki yetenekler kolayca tespit edilebilir.
Unutulmamalıdır ki spor etkinliği insanlığın tarih boyunca toplumsal etkinlik olarak bulabileceği en güzel sonuçtur. Bu sonuçla bireysel ihtiyaçları insanlığa göstermek ve insanlara hayatı sevdirmek önem kazanmaktadır.
Spor faaliyetlerinin ihtiyaç duyduğu finansman kaynaklarını objektif düşünerek geliştirmek gerekir. Ben her aktivitenin ekonomik bir ortam içinde mütalaa edilmesinden yanayım. Böyle olunca gerek bireysel ihtiyaçlar ve yönelişler, gerekse toplumsal faaliyetler belli bir alt yapı gereksinimini ortaya koyacaktır.
Şehirler hatta mahalleler dizayn edilirken insanların spor gereksinimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Temiz hava, bol gıda ile sporun insanlara hayatı sevdireceğini ve güçlü insanın hayata daha pozitif bakabileceğinin incelenmesi faydalı bir konu olduğu kanaatindeyim.
KUTLAMALAR, BAYRAMLAR, FESTİVALLER :
Öncelikle bireyi ilgilendiren kutlamaları sıralamak gerekir. Bireyin doğum günü, evlenme yıldönümü ve diğer önemli olayları kapsayan bir senelik takip etmesi gereken günler vardır. Bu günler mutlaka kutlanmalıdır. Böylece birey kendini zaman boyutu içinde mutlu hissetmelidir. Bireyi tek başına düşünmek belkide yanlış olur. Ailesi ve çevresiyle bu kutlamaları yapmaya çalışmalıdır.
Bayramlar konusunda Batı’nın geliştirdiği yapı çok uygundur. Zira düşünülerek anlam kazandırılmış bir uygulamadır. Üç peygamberin doğum günleri olarak tespit edilmiş günler mutlaka kutlanmalıdır. Bu üç günde oruç tutulabilir ve 2 rekat namaz kılınabilir. Bu uygulamanın maksadı insanlığın çektiği meşakkati hatırlamak ve Müslümanlığın yaşadığı süreci yaşamaktır. Duaları herkes kendi hazırlayacak ve uygulayacaktır. Namaz kılma şekli önemli değildir. Herkes kendine göre bunu seçebilir.
Yılbaşı 1 Mart’a alınacak böylece ilkbahar gelişi kutlanacaktır. Bu kutlama 28 Şubat akşamı yapılacak, 4 yılda bir 28-29 akşamları şeklinde uygulanacaktır. Kutlamaların daha anlamlı olabilmesi için ilave tatil verilmemelidir.
Hazreti İsa’nın sembolü tek mum olacak, Hazreti Musa 7 mumla anılacaktır. Hazreti Muhammet’in sembolü ise güldür. Peygamberler arasında Hazreti İsa ve Hazreti Muhammet bir tutulacaktır. Hazreti Musa bu iki peygamberden sonra gelecektir. Ancak insanlık için üç peygamberinde getirdikleri her zaman hatırlanacaktır.
Allahın hatırlanması için Şükran günü ABD’de uygulanan tarihte uygulanacaktır. Bu günde herkes en iyi kıyafetlerini giyecek ve en anlamlı şekilde Allahın varlığı ve şükran duygularımız olarak kutlama yapılacaktır.
Şehirlerin-kasaba ve köylerin geçmişte saygınlık kazanmış günleri ve önemli kişilerinin anıldığı günler tespit edilip kutlamalar yapılabilir.
Festivallere gelince; bu konu üzerinde çok çalışılmalıdır. Her yörenin eğlence ve karnaval düzenleyeceği fırsatlar çoğaltılmalıdır. Böylece halk kendi yöresinin aktiviteleri hakkında bilinçlenecek ve hem yörenin güzelliklerini tanıyacak hem de eğlenecektir.
Festivallerin diğer bir faydası da turizm için sağlayacakları imkanlardır. Festival demek ki farklılık olarak algılanmalıdır. Nasıl bugün Rio karnavalı dünyaca meşhursa bunlar çoğaltılacak ayrıca küçük yerlerde kendi aralarında festival yapmaya özenecektir.
Bayramlar ve kutlamalar toplumsal bilinç yaratmayı amaçlamalıdır. Ben bu şekilde düşünüyorum. Her yaşayan insanın dünyaya bir katkısı mutlaka olmuştur. Ancak biliyoruz ki Atatürk ve Spartaküs dünyaca önemli düşüncelere neden olmuş insanlardır. Bu ikisinin de özel günleri olması ve insanlık tarihi boyunca hatırlanması arzuya şayandır.
İnsanlık yaşamaya devam edeceğine göre onların mutluluğu için yaşam şartları zaman içinde değiştirilebilecektir. Amaç insanın doğasına uygun olarak ve mutlaka mutlu insan imajı için değişim yapılmalıdır. Bayramlar ve kutlamalar bireylere o günün anlam ve önemi itibarıyla hatırlatmalar yapmak için konulmuştur. Bu nedenle insanlık tarihinde mutlaka önemli olaylar vardır. Ama bunların belkide hiçbiri tüm insanlığı ilgilendirmemektedir. Zaman içinde tüm insanlık etkilense de bunları milletler belirlemelidir.
Bayram günleri için özellikle şarkı ve marş bazında yarışmalar yapılması ve bunların sözlerinin anlamları üzerinde tüm insanlığın düşünmesinin sağlanması kutlamaları renklendirebilir ve farklılık yaratabilir. Geçmişle bağlantılı olarak yapılacak yarışma sonucu en güzel marşın veya şarkının geleceğe taşınması sağlanabilir. Bunları da size bir fikir versin diye yazıyorum.
Netice olarak ; gelecek bizimdir. Yapılan çalışma ve organizasyon mantığı büyük değişim için hazırdır. Bize düşen anlayarak yavaş yavaş değişmektir.
TRAFİK VE ULAŞIMIN MANTIĞI :
Arabanın keşfi hareketlendirdi insanı. Bugün gelişmiş ülkelerde insanların hareket kabiliyeti geçiriyor günün büyük zamanını yolda. Özellikle ABD’de çok yoğun bir hareket var. Nitekim tüketiyor dünyada üretilen petrolün önemli bölümünü. Bu kadar hareketlilik nedir, anlamak mümkün değil. Analiz edilmeli ve öğrenilmeli.
Paris’te gördüğüm hızlı tren projesini bir harika olarak değerlendirmiştim. Şehir o kadar trafikten kırılmıyordu, insanlar sakin sakin hızlı trenle gidecekleri yere gidiyordu. Buna harika olarak yaklaşmaktayım. İnsanlar tren beklemiyorlar, 10-15 dakikada bir, bir tren hareket ediyor. Sürati muazzam, böylece intikal süresi minimuma iniyor. O zaman şimdi düşünüyorum da her şehir çevresiyle böyle irtibatlanmalı. Belki biraz pahalı ve zaman alacak, ama unutmayalım en doğrusu ne ise onu yapalım.
ABD’de geniş geniş yerleşim insanları araba yoğun yaşama alıştırmış. Yaşam yolda geçirilecek zamanmış gibi insanlar ilişkilerini dallandırmış. Dikkat edelim bu zor bir tercih, biz her şeye karışmayalım. Evet insanlar seyahatte edecek, belkide arabayla gidecek ama gerektiğinde böyle olmalı. İnsanlar yalnızlıktan zamanlarını yollara dökmemeli yaşamalı.
Ben derim ki toplu ulaşım maksimum cevaplamaya çalışsın ulaşım ihtiyacını. Madem ki yeraltına trenler döşenebiliyor. O halde yaygınlaştıralım. Bunda insanların evlerine ayrılmış yalnızlıklarını ortadan kaldıran bir özellik var. Trenlerde sohbetler, görüşmeler ilişkileri renklendirebilir. Böylece sosyalleşme hızı genişleyebilir. Unutmayalım teknoloji insanın elinde, parada bizim için, ne duruyoruz kolaylaştıralım çevremizi, ama doğru olsun istediğimize ulaşsın.
Ben İstanbul’u hızlı tren projesiyle görmek isterim. O kadar geniş bir yerleşim alanına ancak bu yakışır. Metro sistemleriyle bağlanmış ağlar kurulmalı, böylece trafik sorunu ortadan kalkmalı. Zaman havadan ulaşımı arttırır mı bilemem. Umut vardır belkide söyleyemem. Eğer böyle olursa değişecek uygulamalar, zaman insana kalacak. Benim itirazım arabada yalnız başına seyahatin zorlukları. Ama çaresizlik ne yapalım.
Trafik bir hareketliliğin ölçüsüdür. Kuralları ve düzenidir. Böylece hareket hedef bulur, rahatlar ve kazalar ortadan kalkar. Dünya ne kadar güzel gelişmiş kuralları ve hepsi benziyor birbirine. Demek ki doğru aklın yolu bir olmalı. Trafik ölçülebiliyor, bilimsel olarak incelenebiliyor. O zaman maksimum verimlilik düşünülebilmeli ve hedefler buna yönelmeli. Bilgisayar imkanları sensorlar ve iletişim ortamı sürekli genişlemede. İnsanlar kendi hayatları için hareketlilik esas tercihlerde bulunmalı, böylece doğrular yerine oturmalı.
Ben şehirlerdeki park yeri sorunlarının önemli olduğunu düşünüyorum. Buralarda kiralık arabalar yaygınlaşmalı ve böylece park yeri sorunu azalmalı. Ben demiyorum ki tek çözüm yolu bu, ama denenebilecek bir yol diyorum sadece. İnsanlar bulabilirlerse tanıdıklarını her yerde o zaman belkide en uygun çözüm yolu.
Arabalar sağlam ve dayanıklı yapılınca onarım sorunları azaldı, böylece insanlar rahatladı. Ama yine de bakım ve idame gerekli onlara.
Deniz ulaşımı özendirilmeli insanlara sakin ve güvenli olarak. Böylece insan hem atmosferi değiştirecek hem de zamanı değerlendirecek. İletişimdeki gelişen imkanlar gereksiz kılacak insanların bu denli hareketini. Zaman değişiyor görelim, geleceği biz değil insanların yönelişleri belirliyor.
Dünya nüfusunun hareketi dengelenmeli zamanla. Zira dünya değişik fırsatlar sunuyor insana. İnsanlar değerlenecek eğitilerek yörelerinde, ama bunlar dünyayı gezecek, özenilen şekliyle. Turizmin gelişme hızı gösteriyor ki insanlar meraklı harekete. Böyle olunca çoğalacak trafik yıllarca. Hava ulaşımında gelecek neler vaat ediyor bilemiyorum. Ama ben gene de deniz yolunu öneriyorum. Gemilerde süre uzun olabilir. Ama renkli bir yaşam kesiti insanları neşelendirebilir.
Hayat madem ki renklenecek sevilenleri yaşamakla, o zaman hayatı görelim bu bakışla. Zaman insanın zevkle yaşadığı şekle dönüşünce mutluluk gelişecek tüm gücüyle.
Netice olarak; trafik insanların yönelişlerini disipline edince harekette, gelişme trentleri gözlenecek alimlerce, hayat kolaylaştırılacak yeni yeni düzgün projelerle. Hayatın akışı renkli olmalı, gereksiz hareket ortadan kalkmalı.
ÖLÜM VE CENAZE FELSEFESİ :
Ölüm, yaradılışından bu yana insanlığın kabullenmeyi beceremediği bir gerçektir. Dünyasını değiştiren insanın bu dünyada bıraktıkları heyecanlanmaktadırlar. Yaşlanarak yalnızlığa dönüşmüş ve etkisiz bir hayatın terki kolay olabilir. Ancak gençliğinde yeni evli ve çocuğu olan bir insanın ölümü büyük perişanlıktır. Dünyada bugün özellikle gelişmiş ülkelerde bu risk aileyi sigorta ile kapsam altına alabilmektedir. Belkide hayatın böyle bir desteğe ihtiyacı var. Zira devrilen bir ağaç geriye bıraktıklarında çok acı ve hüsran yaratabilmektedir. Toplum bu yönüyle mutlaka örgütlenmeli ve kaybı destekler bir özellik kazanmalıdır.
Ölüm mukadderat olunca, geri kalan insanlar ve onların hayatlarına etkisi bazında bir takım alışkanlıklar doğmuştur toplumda. Bazı yerlerde çok doğal olarak karşılanmasına rağmen bazı yerlerde günlerce arkasından ağıtlar yakılır. Bunların hepsi olağan toplumsal duygu tezahürleridir. Bunları olduğu gibi muhafaza etmek ancak gerçeklere uygun örgütlenme içine girmek en doğrusudur.
Törenden başlamak istiyorum. Cenaze töreni güzel bir şey. İnsanlar son yolculuğu bir törene çevirmişlerdir. Hazırlıklar, zamanlama ve cemaatin tavrı. Hepsi güzeldir. Ama bilinmelidir ki ölü bunların hiçbirinden nasibini alamamaktadır. Ruh bedenden ayrılır ayrılmaz ahirete intikal etmekte ve buradaki süreci başlatmaktadır. Ölümün ne şekilde meydana gelmesi hiç önemli değildir. Can bedenden çıkınca ruh ahirete intikal etmektedir. İslamiyette bu bilindiği halde sanki Allah kandırılacakmış gibi törenin şekillendirilmesi yanlıştır. Bu geride kalan insanların Allaha karşı samimiyetlerini etkileyebilir. Dolayısıyla tören tabii ki ciddi olmalı ama burada kalan insanlar için olduğunu unutmamalıdır.
Törenin temel göstergesi rahmetliyi tanıyanların onun vefatı gerçeğini kabul etmelerini sağlamaktır. Böylece geri kalanlara ait düşünceler oluşmakta ve hiçbir örgütlü destek yaratılamamaktadır. Vefatın ardından ortaya çıkan boşluğun doldurulma şeklinin irdelenmesi gereğine inanılmaktadır. Cenaze töreni arkasından taziyelerin kabulü de bu kapsama yöneltilmeli. İnsanlar madem ki iyilik yapacaklar iyilik işte burada organize edilmeye başlanmalı. En büyük yara olan vefat aileyi çok zor durumda bırakabilir. Ailenin diğer çevresi bu kapsamda görüş ve destek imkanlarını ortaya koyarak dengeli bir toplumsal olguya dönüşümü sağlanmalıdır.
Cenazenin vefatı müteakip en kısa sürede defni uygulaması güzeldir. Burada dikkat edilecek husus meftanın çirkinliğini gizlemek ve bir an önce ortadan kaldırmaktır. Diğer hususların hiçbir gerçek manada değeri yoktur.
Benim kanaatim şudur ki; cenazeyi gömmek, yakmak yada başka daha sonra ortaya çıkabilecek şekli uygulamak arasında hiçbir fark yoktur. Yahudilerin başlattığı ve Hıristiyan Aleminin yaygınlaştırdığı mezarlık sistemi değişik faydalar sağlamaktadır. Bir kere aile değişik zamanlarda meftayı ziyaret ederek kendisine ilişkin duygularını yaşayabilme fırsatı yaratmaktadır. Mezar bir yakınlık tesis eden yer olmaktadır. Böylece dökülen göz yaşları veya sevgi bir anlam kazanabilmektedir. Senelik hatırlamalar gibi törenlerde yapılabildiğinden manevi bir makam görevi görmektedir. Bunların faydalı ancak anlamsız olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Bu faydalar ve meftanın çürümesi gerçeği ışığında konu bilimsel olarak irdelenmelidir. Bir kere mezardan medet ummak son derece yanlıştır. Türbeler ve diğer yerler süratle ortadan kaldırılmalıdır. İnsanlar istiyorlarsa evlerine bir resim asarak kendilerini yakın hissettikleri insanlara dualarını okuyabilirler. Ancak bunu toplumsal bir hareket haline getirmek gerçeklerden uzaktır. Bunları manevi değer olarak görmek te bence cehalettir. Manevi değer insanın sevgi ve saygısını kazanmış gerçek varlıklar olmalıdır. Tesadüflere dayalı gerçekler gerçek olarak görülmemelidir.
Netice olarak; ben meftanın tabiat için en faydalı bir şekilde yok edilmesini düşünüyorum. Bunu toplumlar değerlendirsin. Mezarlık uygulanmayacaktır. Beş yıl içinde tüm mezarlıklar yok edilmelidir. böylece insanlar bu dünyada doğmayacaklarını anlamalıdır.
19 Mayıs 2009 Salı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
